Bizimle iletişime geçin

Yaşlılığa Karşı

Sağlıklı Yaşlanmak İçin Gençken Önleminizi Alın

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Sağlıklı Yaşlanmak İçin Gençken Önleminizi Alın

Ülkemizde en yaygın ölüm nedenlerinden biri olan kalp ve damar hastalıklarının önüne geçmek ve sağlıklı yaşlanmak için gençken önleminizi alın.

Uzun yıllar sağlam bir kalp ile mutlu yaşamanın yolu, genç yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı ve dengeli beslenmek, kontrolsüz kilo almaktan kaçınmak ve stresten uzak durmaktan geçer. Ayrıca sigara ve alkol gibi alışkanlıklardan uzak durmalı, bu tür bir bağımlılığınız var ise gerekirse kurtulmak için yardım alınmalıdır.

Ancak yüksek tansiyon ve kolesterol, genetik kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı olan kişilerin kendilerine daha çok dikkat etmeleri gerektiğinin altını da çizmemiz gerekir. Kalp ve damar hastalığının 40’lı yaşlarda oluştuğu düşüncesi toplumda yaygın olmasına rağmen, günümüz yaşam koşullarında kişilerin iş ve ev arasında mekik dokuyan yaşamları, giderek asosyal olma, spordan uzak bir hayat; özellikle gençlerin bilgisayar başında gereğinden fazla vakit geçirmesi ve sağlıksız beslenmeleri obezite ve bazı metabolik hastalıklara neden olmaktadır. Yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi kalp sağlığı yönünden riskli durumların görülme oranı gençlerde de artmaktadır.

Stresten Uzak Durun

Yoga ve müzik dinlemenin endorfin arttırıcı etkisinin olduğunu biliyor muydunuz?

Modern toplumun hastalığı olarak tanımlanan stres aslında hayatın gerçeklerinden biri ve bizim stresten maalesef kaçışımız oldukça zor. Ancak madem stresten kaçamıyoruz, o halde stresle başa çıkabilmeyi öğrenmemiz gerekli. Stres altındaki kişilerde genelde kan basıncında artış, kalp atışında hızlanma ve damarlarda sertleşme görülür. Yalnızca kalp rahatsızlıkları değil, hemen hemen bütün hastalıkların temelinde yatan sebeplerinden biri olan stresin yanında sigara ve alkol tüketimi de mevcut durumun daha kötü bir hal almasını sağlar.

Kalbinizle Dost Olun ve Sağlıklı Beslenin

Bunun için hazır gıdalardan, trans yağ ve yüksek şeker tüketiminden uzak durup, doğru yağları tercih etmekle başlayabilirsiniz.  Kalp ve damar hastalıkları sağlıklı beslenme ile birlikte, yaşam tarzındaki değişiklikler ve doktorunuz tarafından belirlenen tedavi ile önlenebilir. Kalbiniz için daha çok sebze ve meyve tercih edin, posa tüketiminizi arttırın, proteini dozunda ve kaliteli alın, kolesterole sınır belirleyin. Beyaz ekmek yerine, tam tahıllı besinleri gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.

 Trans Yağdan Uzak Durun

 Margarin ve kızartmalarda bulunan trans yağlar iyi kolesterolünüzü düşürürken, kötü kolesterolünüzü yükseltir. Bu da kalp rahatsızlıklarına davetiye çıkartır. Zeytinyağı, fındık yağı gibi sağlıklı yağlardan yana tercihlerinizi yaparken, market alışverişlerinizde mutlaka ürün ambalajlarını trans yağ içerip içermediği konusunda kontrol edin.

Kahkaha Atın 

Gülmek, aslında yapılabilecek en basit egzersizdir. Ayrıca yapılan araştırmalar, 10-15 dakika boyunca gülerek 50 kalori yakılabileceğini gösterdi. Gülmenin faydalarını araştıran benzer araştırmalar; gülme esnasında stres hormonu seviyesinin düştüğünü, iyi kolesterol (HDL) seviyesinin arttığını gösterdi.

 Düzenli Spor Yapın

Beslenme uzmanlarının tavsiye ettiği düşük kalorili Akdeniz diyeti içerisinde yer alan gıdalara destek olarak kalbiniz için en iyi olanı tercih edin ve haftada en az 3 gün spor yapın ya da günde 30 dakikalık yürüyüşlerle kalp sağlığınıza olumlu yönde fayda sağlayın.

Bilinen bir gerçek var ki, metabolizmanız 40 yaşından sonra yavaşlamaya başlar ve bu da kilo artışlarını, özellikle bel çevrenizdeki yağlanmayı beraberinde getirir. Çok geç olmadan siz de gençken önleminizi alın ve sağlıklı beslenmenin yanında düzenli egzersiz programı ile kilo artışlarına savaş açın. Ancak unutulmamalıdır ki, diyet ve egzersiz programı öncesi uzman görüşü almak, vücudunuzu çok iyi tanımak, aslında nelere ihtiyacı olduğunu bilmek çok önemlidir. Ancak belli bir yaştan sonra yapılan aşırı yoğun egzersizler kalbi yorabilir ve hatta bu ağır egzersizler kalp rahatsızlıklarının altında yatan sorunları tetikleyebileceğinden kalp sorunlarını ortaya çıkarabilir.

Hayatı Yavaşlatın

 Uzun ömürlü olmak için kalbinizi fazla yormamanız, yoğun stres ve koşuşturmadan uzak kalmanız lazım. Yaşam temponuzu olduğundan birkaç ölçü kadar yavaşlatmanız gerekiyor. Nabız atışını hızlandıracak etkilerden uzak durun. En önemlisi de doğru nefes alın! Doğru nefes kalbinizi yormaz, dinlendirir. Bu noktada kendinize vereceğiniz en önemli hediye yogaya başlamak olabilir.

Sigaraya Hayır

Sigara içenlerde kalbi besleyen damarlarda daralma görülür, kandaki akışkanlığı azaltarak, pıhtılaşmanın oluşumunu arttırır. Ayrıca kan damarlarının esnekliğini kaybetmesi sonucu kan basıncı dengelenemez ve hipertansyon (yüksek tansiyon) ile yüzleşirsiniz. Unutmayın sigarayı bırakmak şüphesiz kalbinizi korumak adına atabileceğiniz en önemli adım. Sigaradan uzak durun ve sigaradan ne kadar erken vazgeçebilirseniz yaşam kalitenizi o kadar arttıracağınızı unutmayın.

Sosyalleşin

Araştırmalar gösteriyor ki, yalnız kalmak, asosyal olmak kalp sağlığı açısından olumsuz etkiler yaratıyor. Ruh ve beden sağlığınızı koruyarak kalbinizin de sağlıklı atmasını sağlarsınız.     

Sağlıklı Bir Kalp İçin Aşık Olun! 

Aşık olmak mutluluk hormonu endorfin salgılanmasını sağlar ve kalbinize iyi gelir. Aşık olduğumuzda beynimiz kalp atışımızı hızlandıran ve bize oldukça keyiflendiren “phenylethylamin”i üretir.  

Cinsel İlişkinin Kalp Sağlığına Faydaları

Bazıları için yeni ve şaşırtıcı bir bilgi olsa da yapılan araştırmalar gösteriyor ki kaliteli bir cinsel yaşam sadece partnerinizle aranızda güçlü bir bağ kuran keyifli bir yol olmakla beraber, aynı zamanda kalp sağlığınızı da iyileştirir.

Siz De Cinsel İlişkinin Sağlığa Olan Faydalarını Merak Ediyor Musunuz?

  • Kaliteli bir cinsel aktivite, kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan ve stresi azaltan endorfin hormonu başta olmak üzere pek çok kimyasalın üretimini arttırıyor. Bu da kişinin rahatlamasını, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışması sağlıyor ve kişinin kardiyovasküler sağlığı için oldukça faydalı oluyor.
  • Düzenli bir cinsel hayat ile bağışıklığınızı koruyan bazı maddeler daha fazla salgılanıyor. Daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürmenize yardımcı olmakla birlikte, yapılan araştırmalar gösteriyor ki cinsel hayatları düzenli çiftler oldukça dinç ve daha genç gösteriyor. Karşılıklı beğeni ile de psikolojik yönden özgüveninizin artmasını sağlıyor.
  • Cinsel ilişki, oldukça etkili bir kardiyo egzersizi olarak kabul edilir ve 20 dakika yaklaşık 1 km yürüyüşe eşit sayılır. Kapalı spor saatlerinde saatlerce vakit geçirmek sizin için sıkıcı ise, partnerinizle baş başa biraz vakit geçirebilirsiniz. Çünkü cinsel ilişki, diğer egzersizler gibi kan basıncınızı düşürmeye, diyabet riskinizi azaltmaya ve kalbinizi güçlendirmeye yardımcı olur.
  • Düzenli ve sağlıklı bir cinsel hayat kalp krizini azaltıyor. Yapılan bir çalışmada orta yaştaki erkeklerin uzun dönemdeki cinsel aktiviteleri takip edilmiş ve haftada iki veya daha fazla cinsel ilişkiye girenlerin kalp krizi geçirme riskinin ayda bir ya da daha az girenlere oranla daha düşük olduğu belirlenmiştir.
  • Cinsellik ile salgılanan ve kendinizi iyi hissettiren kimyasallar zihninizle birlikte vücudunuzu da rahatlatır ve kaliteli, güzel bir gece uykusu çekmenizi sağlar. Avustralya’da yapılan bir çalışmaya göre, partnerlerin yüzde 64’ünün orgazmdan sonra daha huzurlu uyudukları belirlenmiştir.
  • Düzensiz uyku, obezite, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon ile yakından bağlantılıdır.
  • Yalnızlık, kalp rahatsızlığında bilinen bir risk faktörüdür. Partnerler arasındaki yakınlaşma ile bağlılık hormonu salgılanır ve bağlanma hissi kalbinize iyi gelir.

Sağlıklı yaşamla ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Anılarınızı zihinsel egzersizlerle koruyun

Avatar

Düzenleyen

on

Yıllar önce yaşadıklarınızı hatırlamak, kimi zaman yüzünüze bir tebessüm kondurur, kimi zaman da kaşlarınızın çatılmasına ya da üzülmenize neden olur. Yaşadıklarınız size ne hissettirirse hissettirsin geçmişi hatırlamak, benliğinizi korumanızla, deneyimlerinizden öğrendiklerinizi gelecekte kullanmakla ilgilidir.

Geçmişte yaşadığımız olayları, gördüğümüz yüzleri, duyduğumuz sesleri ve daha birçok duyusal ve duygusal durumları beynimiz kaydeder. Tüm bu kayıtlar epizodik yani anısal bellekte saklanır. Kişisel yaşantınızla ilgili her şey, mesela çocukken aldığınız en güzel hediye, en iyi arkadaşınızla tanıştığınız gün ya da hayatınızda en çok üzüldüğünüz an gibi olaylar ve durumlar anısal bellektedir. Anısal bellek sadece uzun yıllar önceki anıları içermiyor, haftalar ya da dakikalar önceki anılarınızı da burada buluyorsunuz.

Yaş ilerledikçe geçmişi hatırlamak zorlaşabilir. Daha önce kullandığınız kestirme bir yolu hatırlayamayabilirsiniz. Okulda yan yana oturduğunuz sıra arkadaşınızın adını unutursunuz. Bu durum belli bir noktaya kadar ilerleyen yaştan kaynaklansa da asıl sorunun beynin en büyük ve karmaşık sistemi olan anısal bellekteki bir bozulma olduğunu söyleyebilirim.


Anısal bellek zamanla azalmaya meyilli olur. Beyin fonksiyonlarını canlı tutmak için sürekli yeni bilgiler edinmeniz gerekir. Zayıf bir frontal lob söz konusu olduğunda, geçmiş deneyimlerden ders alamaz, hayati bilgileri hatırlayamaz ya da yaptığınız bir hatayı tekrar edersiniz.

Yaşlanmanın hafıza üzerindeki etkilerini tersine çevirmek mümkün olmasa da anısal belleğinizin daha iyi çalışmasını sağlayabilirsiniz. Bunu da en iyi yeni bilgiler öğrenip saklayarak yapabilirsiniz. Anısal belleğinizi güçlendirmek için işte size bazı ipuçları.

Odaklanın

İlk kez duyduğunuz bir bilgiyi saklamakta sorun yaşıyorsanız dikkatli farkındalık uygulayın. Mesela ilk kez duyduğunuz ya da okuduğunuz bir terimin seslerine odaklanın hecelerine dikkat edin, E-Pİ-ZO-DİK. Eğer ilk karşılaştığınızda bilgiye odaklanmak için çaba harcarsanız, bu çaba bilgiyi daha iyi korumanıza yardımcı olur.

Balık, yumurta, yoğurt, kabak çekirdeği, ceviz, tam tahıllar, ıspanak, tarçın, domates, bitter çikolata

İpucu ile bağdaştırın

Bazen bir anının sadece bir bölümünü hatırlayabilirsiniz. Bu durumda zihinsel bir ipucu veya sinyal kullanmak daha fazla ayrıntıyı tetikleyebilir. Mesela bir arkadaşınızın adresini hatırlayamadınız. İşi, hobileri, rutinleri gibi onun hakkında bildiğiniz her şeyi düşünün. Ayrıca bulunduğunuz ildeki ilçeleri veya semtleri düşünerek, arkadaşınızın adresiyle eşleştirip eşleştiremeyeceğinize bakabilirsiniz. Bu yöntemi başka durumlar için de rahatlıkla kullanabilirsiniz. Yaptığınız bu tarz beyinsel çalışmalar, bir daha ki sefere bilgileri daha kolay hatırlamanıza yardımcı olacak.

Görsel bağlantı kurun

Yeni bir bilgi edindiniz ve biliyorsunuz ki bu bilgiyi kullanacaksınız. O zaman ihtiyacınız olduğunda bu bilgiyi geri çağırabilmek için bilgiyi öğrendiğinizde zihinsel bağlantı kurun.

Mesela okuduğunuz bu yazıyı tekrar hatırlamak istiyorsunuz. Başlıktaki bir anahtar kelimeye, kelime öbeğine ya da içeriğe uygun bir resme odaklanabilirsiniz. Bu yazı anısal bellek ile ilgili, yani bir beyin ya da içinde bilgilerin olduğu bir depo hayal edebilirsiniz.

Bu yöntemleri düzenli olarak hayatınıza dâhil ettiğinizde on yıl sonra benim bu yazımı hatırlayacaksınız.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sindirim Problemleri Çözümsüz Değil

Avatar

Düzenleyen

on

Düzensiz sindirim sistemi günümüzde pek çok kişinin ortak problemi. Hareketsizlik, düzensiz ve yetersiz beslenme, hazır gıda tüketimi gibi farklı nedenleri olabiliyor. Hele bir de yaşınız ilerlediyse, sindirim sisteminiz daha da düzensiz hale gelebilir.

İnsan vücudu sürekli bir değişim ve gelişim halindedir. Bu değişimlerden en çok sindirim sistemi nasibini alır. Böyle sürekli değişim geçiren bir sistem söz konuyken, ortaya yeni sorunlar çıkması şaşırtıcı değil.

Kullandığınız elektronik eşyaların belli bir ömrü vardır. Tamamen bozulmadan önce, eski performansını kaybetmeye başlar. Zamanla bazı işlevleri, tuşları komutlara cevap vermez olur. Vücudumuz için de aynı durum söz konusu. Yaş ilerledikçe sinirler ve kaslar eskisi gibi çalışamaz. Bu işlev bozukluğu en çok sindirim sistemini etkiler. Yaşlılıkta ilaç kullanımı yaygın olduğu için yan etkiler sindirim sisteminde görülebilir, ya da bazı yiyeceklere karşı daha az toleranslı olunabilir. Bu tür etkilerin sonucu olarak, sindirim sisteminde gaz, şişkinlik, kabızlık ve kramplar görülebilir.

Sindirim sisteminde zamanla meydana gelen değişiklikler çözümsüz değil. Sindirimin sağlıklı ve düzenli çalışmasına yardımcı olacak ayarlamalar yapabilirsiniz.

Yediklerinizin takibini yapın

Gençlikte yapılan birçok şeyi yaşlılıkta yapmak pek mümkün olmuyor. Yaşı ilerlemiş okuyucularım ne demek istediğimi anlayacak. Mesela eskiden yediğiniz gibi yiyemezsiniz. Sindirim sisteminiz eskisi gibi çalışmadığı için birçok gıdaya duyarlılık geliştirebilir. Laktoza karşı görülen duyarlılık da en yaygın olanıdır.

İnce bağırsaklarda laktozu parçalamaya yardımcı olan laktaz enzimi yaş ilerledikçe azalır ve sonuç olarak kişide laktoz intoleransı ortaya çıkar. Yani şeker tamamen sindirilemez ve kalın bağırsağa ulaştığında ise şişkinlik, gaz ve kramplara neden olur.

Laktoz intoleransı olan kişiler, genellikle hiçbir süt ürünü tüketemeyeceklerini düşünür. Süt içtikten sonra şişkinlik ve gaz gibi problemler yaşayanlar peynir yediğinde de aynı problemleri yaşayacak diye bir kural yok. Vücudunuzu en iyi siz tanıyabilirsiniz. Yediklerinizin türlerini ve miktarlarını takip ederseniz, vücudunuzun hangi gıdayı ne miktarda tükettiğinizde tepki gösterdiğini ortaya çıkarabilir ve beslenmenizi bu kurallara göre şekillendirebilirsiniz.

Bu yöntem tüm yiyecekler için geçerli. Sindirim sisteminizdeki problemi hangi yiyeceklerin tetiklediğini bulana kadar denemekten yorulmayın.

Yaş ilerlediğinde ortaya çıkan can sıkıcı sindirim problemlerinden biri de kabızlık. Gıda atıkları kolondan geçerken su emilir. Kolonun çalışma hızı yavaşladığında gıda atıkları daha uzun süre kolonda kalır ve atıktaki su daha fazla emilir. Sonuç olarak kolonda sert, kuru ve ilerlemesi zor atık kalır ki buna da kabızlık denir.

Kabızlığı önlemenin en önemli yolu lif alımına özen göstermekten geçer. Lif, suyu bağırsakta tutarak atıklardan fazla su emilimini engeller. Doğal olarak kabızlık problemi de ortadan kalkar. Tabi bu problemden kurtulmak için birden çok fazla lif tüketmeyin, aksi halde bu kez de şişkinlik problemi yaşayabilirsiniz. Lifli gıdaları yavaş yavaş beslenmenize ekleyin.

Bir de, bol su içmeyi unutmayın.

Asitli ve baharatlı gıdalardan uzak durun

Yine yaşlılık nedeniyle yemek borusu ve mide arasındaki kaslar zayıflayabilir. Böyle bir durumda da asit mideden kaçarak yemek borusuna gider. Sonuç, berbat hissettiren mide ekşimesi olur. Bu durum sindirimi doğrudan etkilemese de, bütün olarak sindirim sistemindeki bir arızanın habercisidir.

Reflü ve mide ekşimesinden kaçınmak için; tıpkı laktoz duyarlılığında önerdiğim gibi ne yediğinizi, yediklerinizin miktarını, yediğiniz vakti takip ederek beslenmenizi düzenleyebilirsiniz. Asitli ve baharatlı gıdalardan özellikle uzak durmanız problemin azalmasına yardımcı olabilir. Eğer sürekli olarak reflü veya mide ekşimesi problemi yaşıyorsanız, doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Uzun Yaşamın Sırrı DNA ve Yaşam Tarzında Gizli

Avatar

Düzenleyen

on

Hem uzun hem de sağlıklı yaşamak mümkün mü? Bilim insanları yaptıkları çalışmalarla bu sorunun cevabına her geçen gün daha da yaklaşıyor. Şimdiden DNA ve yaşam tarzında gizlenen küçük ipuçlarına ulaştılar.

Uzun yaşamanın sırrı hep merak edildi. Çünkü yaşama arzusu insanın doğasında bulunan en güçlü arzulardan biri. Hatta tarihte insanı ölümsüzleştirecek yaşam iksirinin arandığı yaklaşık 1300 yıllık ‘iyatrokimya’ adı verilen bir dönem bile var.  Bilim insanları bu arzu için yüzyıllar boyunca sayısız çalışma yaptı. Yaşlanmayı geciktirmeye, ölümü yenmeye çalıştılar. Bugün geldiğimiz noktada ise insanları dondurup yıllar, hatta yüzyıllar sonra yeniden uyandırma düşüncesine yoğunlaşılmış durumda.

Dondurulmuş halde bekleyen yüzlerce bedenin akıbeti ne olur bilemem ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki yaşam süresinin ortalamanın üzerine çıkması hem DNA hem de yaşam tarzıyla ilişkili.

Yaşlılığa bağlı hastalıklar önlenebilir

Vücuttaki doğal kimyasalların her birinin üretimi DNA’nın kontrolündedir. DNA, kimyasalın şeklini, etkinliğini ve ne kadar üretildiğini kontrol edebiliyorsa, yaşam süresini etkilemesi de şaşırtıcı değil. Bilim insanları 2000’li yılların başından bu yana yaptıkları çalışmalarla, yaşlanma sürecini kontrol eden vücut kimyasını anlama yolunda epey ilerleme kaydetti. Hatta elde edilen veriler hayvanlar üzerinde denendi ve başarılı oldu.

Uzun yaşamayı herkes ister, tabi sağlıklı kalarak. Uzun yaşamak ayrı, yaşlılığın uzaması ayrı. Harvard Tıp Okulu’nun bir çalışması, daha uzun yaşamla ilişkili genlerin yaşa bağlı hastalıklara karşı da koruyabileceği düşüncesini ortaya çıkardı. Uzun ömürlü genler taşıyan fareler üzerinde uygulanan ve gen terapisi denilen bir çalışmada da sonuçlar umut verici oldu. Özelleştirilen genler fareleri, tip 2 diyabet ve kalp yetmezliği, belirli bir tip böbrek yetmezliği ve obezite gibi hastalıklardan korudu.

Gen terapisi çalışması henüz insanlar üzerinde uygulanmadı, aynı tepkiyi verip vermeyeceği bilinmiyor. Ancak şöyle bir gerçek var ki yapılan çalışma sadece ömrü uzatmak için değil, aynı zamanda yaşa bağlı hastalıkları önlemek için de umut ışığı oldu.

Egzersiz, sağlıklı yaşlanmayı sağlayabilir

Sağlıklı yaşamak için beslenme ve egzersizin önemini her fırsatta vurguluyorum. Nasıl ki sağlıksız alışkanlıkların vücudu olumsuz etkilediğini biliyorsak, sağlıklı bir beslenme alışkanlığının vücut kimyasını olumlu yönde değiştirdiğini biliyoruz.

Sağlıklı beslenmenin yanı sıra egzersizin de vücut kimyasını nasıl etkilediği bilim insanlarınca araştırılmaya devam ediyor. Yaklaşık son 50 yıldır, solucanlar üzerinde bu konuda çalışmalar yapılıyor ve bu da insanlar üzerinde doğrulanıyor.

Bu çalışmalardan birinde yaşamlarının erken dönemlerinde aşırıya kaçmadan egzersiz yaptırılan solucanların, metabolizmalarının geliştiği, kaslarının ve bağırsaklarının daha iyi çalıştığı, daha uzun yaşadıkları ve Alzheimer hastalığının solucan versiyonuna karşı korundukları ortaya çıktı. Bilim insanlarının bir sonraki adımı ise solucanın vücut kimyasındaki hangi değişikliklerin bu faydalara neden olduğunu çözmek.

Kısacası, dondurulup yüzyıllar sonra uyandırılmak gibi bilim kurgu filmlerini aratmayan senaryolar nasıl sonuçlanır bilemem ama yapılan çalışmalara ve elde edilen bulgulara bakılırsa yakın gelecekte yaşam süresini sağlıklı kalarak uzatmak mümkün olabilir.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar