Sosyal Medya

Featured

Sağlıklı Bir Hamilelik İçin Değişiklik Şart!

Yayınlanma:

,

Hamilelik dönemini sağlıklı geçirmek için dikkat etmeniz gereken çok basit kurallar var. Öncelikle sigara kullanıyorsanız bırakmalı, hatta içilen yerlerde bile bulunmamalısınız.

Yapılan araştırmalar, gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinin plansız gerçekleştiğini gösteriyor. Hiç beklemediği bir anda hamile kaldığını öğrenen biri için bu dönemi sağlıklı geçirmek, planlı gebelik yaşayan birine göre çok daha zor. Uzmanlar, tedbirli davranmaktan yana. Doğurganlık yaşınızdaysanız ve güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyorsanız, her an hamile kalabilirsiniz demektir. Bu gruptaki kadınlar, sağlıklı bir yaşam planı oluşturmalı ve buna uymalıdır. Böylece plansız bir hamilelikle karşılaşıldığında bu dönemi sağlıklı geçirmek hem anne, hem de bebek için mümkün olabilir. Sağlıklı yaşam planı, sandığınız gibi diyet listelerine uymak ya da düzenli egzersiz yapmak demek değildir. Sağlıklı yaşam planı, çevresel etkilerin zararlarından kurtulmak üzere oluşturulacak bir yaşam planıdır.

SİGARAYI DERHAL BIRAKIN

İlk yapmanız gereken, varsa zararlı alışkanlıklarınızı terk etmektir. Sigara ve alkol kullanımı bunların başında gelirken, kullandığınız ilaçların bir kısmına da veda etmeniz gerekir. Sigara kullanımı, bireysel tüketiminiz dışında da size zarar verebilir. Eminim hepiniz, sigara dumanında yüzlerce zararlı kimyasal bulunduğunu ve bu kimyasalların kansere sebep olduğunu biliyorsunuz. Bu sebeple sadece sigara içmemeniz yetmez, içilen ortamlardan da uzaklaşmanız gerekir. Özellikle plansız gebe kalan kadınlar, hamilelik döneminde bebeklerini gerçek anlamda hissedemediklerinden korunmak için gerekli gayreti sarf etmekte yetersiz kalıyorlar. Mesela bu durumdaki biri, sigara içilen bir ortamda vakit geçirmekten çekinmiyor. Oysa yüzlerce toksik madde barındıran sigara dumanı, solunduğunda kana karışır. Böylece kan yoluyla beslenen bebek, sigara dumanının zararlı etkilerine maruz kalır. Sigara ve benzer zararlı maddelerden uzak durmak, diğer tehlikelerden uzaklaşmaktan daha kolaydır. Bir de günlük yaşantımızda kolayca fark edemediğimiz tehlikeler vardır ki; en az sigara dumanı kadar zararlıdır. Bunların başında, tüketilen gıdaların içine nüfuz etmiş bakteri ve zararlı kimyasallar gelir. Genellikle hayvansal gıdaların tüketilmesi yoluyla anneye, oradan da bebeğe geçen toksoplazma; hem anne, hem de bebek için ciddi bir tehlikedir. Toksoplazma, Gondii adı verilen parazitin vücuda girmesiyle oluşan bir hastalıktır. Parazit bazı hayvanların vücutlarında bulunur ve bu hayvanların etlerinin pişirilmeden ya da az pişmiş yenmesiyle insana geçebilir. Toksoplazma anne adayından plasenta yoluyla bebeğine geçtiğinde bebekte göz enfeksiyonlarına (koryoretinit) ve buna bağlı şaşılığa ya da körlüğe neden olabileceği gibi, beyin dokusu enfeksiyonu oluşursa, doğumdan yıllar sonra ortaya çıkan sara hastalığının ve/veya zeka geriliğinin nedeni olabilmektedir. Doğmadan önce enfeksiyon geçiren bebeklerde doğumda sarılık, gelişme geriliği, çok sayıda lenf bezinin büyümesi, karaciğer ve dalakta büyüme, havale, beyin dokusunda kalsifikasyon (kireçlenme), hidrosefali (beyinde su toplanması), göz enfeksiyonu, mikrosefali (kafanın ufak olması), nörolojik gelişim kusurları gibi belirti ve bulgular gözlenebilmektedir. Yapılan araştırmalar, gelişmiş ülkelerde meydana gelen doğumların binde birinde bu duruma rastlandığını gösteriyor. Ancak hijyene dikkat edilmeyen az gelişmiş ülkelerde bu rakam kolayca yükselebiliyor.

RİSK ARTIYOR

Az pişmiş et ve soğuk şarküteri ürünleri, toksoplazma taşıyıcılığı bakımından yüksek risk grubuna giren gıda maddeleridir. Uzmanlar, hiçbir et ve et ürününe yüzde 100 güvenemeyeceğimizi söylüyor. Yapılan araştırmalar, az pişmiş bir dana etindeki toksoplazma barındırma ihtimalinin pişmiş dana etine oranla 5.5 kat, az pişmiş bir kuzu etinin toksoplazma barındırma ihtimalininse pişmiş kuzu etine oranla üç kat fazla olduğunu belirtiyorlar. Toksoplazma hastalığından korunmanın tek yolu, yediğiniz ete dikkat etmekten ibaret değildir. Son derece kötü sonuçlar doğurabilen bu hastalık, iyi yıkanmamış sebze ve meyveden, kedi vb. evcil hayvan kumundan ve bahçe toprağından da bulaşabilir! Toksoplazma hastalığının en yüksek seviyelerde görüldüğü Fransa’da yapılan bir araştırma, evcil hayvan (genelde kedi) beslemenin hastalığa yakalanma riskini 4.5 kat artırdığını gösterdi. Uzmanlar, iyi yıkanmamış çiğ sebze yemenin de, tıpkı az pişmiş kuzu etindeki gibi hastalığa yakalanma riskini üç kat artırdığını söylüyor.

BEBEK ODASININ BOYASINA DİKKAT EDİN

Bebeğinizi kucağınıza almadan önce evinizi zararlı toksinlerden arındırmanız gerekir. Bebeğiniz aranıza katılmadan önce evde yapılan ilk şey, bebek odası hazırlıklarına başlamaktır. İşte bu aşamada dikkat edilmesi gerekenlerin başında duvar boyaları geliyor. Duvar renginden önce hangi cins boyayı tercih edeceğinize karar vermeniz gerekir. Alternatifler arasında lateks, akrilik ve sprey boyalar bulunur. Solvent bazlı boyalar, özellikle uygulandığı ilk günlerde ortama koku yayarlar. Yağlı boya ve sprey boya, yoğun solvent içeren boyalardır. Anne adayı da diğer herkes gibi boyaların içerdiği zararlı kimyasalları solumak suretiyle bünyesine alır. Bu tip boyalardan biri tercih edildiyse zararlı etkilerden korunmanın en iyi yolu, kokunun etkisi bitene kadar yeni boyanan ortamdan uzak durmaktır. Akrilik ve lateks boyalar, hamilelik süresinde kullanıma uygundur. Ancak ne olursa olsun onların da kokuları vardır.

BPA, HORMONAL SİSTEME ZARAR VEREBİLİR

Bisfenol , halk arasında bilinen adıyla BPA, fitalat ve PCBs gibi zararlı maddeler; hem hamilelik süresince, hem de sonrasında uzak durulması gereken zararlı maddeler arasında yer alır. Son yıllarda gelişen teknoloji ve tüketici bilincindeki artış sebebiyle BPA free yani BPA içermeyen ürünler üretilmeye başlandı. BPA, plastik maddelere pürüzsüz ve şeffaf bir doku vermek için kullanılan kanserojen bir kimyasaldır. BPA kullanımı o kadar yaygındır ki, nerelerde olduğunu tahmin bile edemezsiniz. İnsan sağlığına ciddi zararları olan bu madde, cilt teması ya da ağız yoluyla kolaylıkla alınır. BPA, vücuda girdiğinde hormonal sistem üzerinde olumsuz etkiler göstererek gelişmekte olan cenine direkt zarar verebilir. Hormonal sistem, son derece hassas bir düzenle işler. Düzeni bozan en ufak bir etki tahmininizden çok daha ciddi sonuçlara sebep olur.

PLASTİKLERİ MİKRODALGADA KULLANMAYIN

Hayatımızın adeta merkezinde bulunan plastik ürünlerden tamamen uzaklaşmak elbette mümkün değil. Bunun yerine hangilerini kullanabileceğimizi bilmek çok daha efektiftir. Kullandığınız plastik ürünlerde bakmanız gereken ilk şey, geri dönüşüm manasına gelen şeklin ortasında yazan rakamdır. Bu rakamlar bize ne cins bir plastikle karşı karşıya olduğumuz hakkında bilgi verir. BPA’dan uzak durmak istiyorsanız 2 ve 4 rakamlarının yazılı olduğu ürünleri tercih etmeniz gerekir. 1 rakamı da tercih edilebileceği anlamına gelir. , yine plastik maddelerde sıklıkla kullanılan zararlı bir kimyasaldır ve kolaylıkla içinde taşıdığı gıdalara sızabilir. Mikrodalga fırınlarda plastik kap kullanmak son derece tehlikelidir. Bu tip fırınlar için özel üretilen plastikler dışında bir plastik kap kullandığınızda, kabın içerdiği fitalat ısıtmak istediğiniz gıdalara geçer.

Aile Sağlığı

Çocuklarla Tatile Çıkmaya Hazır Mısınız?

Yayınlanma:

,

Yazar:

Çocuklarla seyahate birkaç hafta öncesinden hazırlanmak gerekir. Gittiğiniz yerin hava durumundan seyahat esnasındaki beslenme ve uyku düzenine kadar tüm ayrıntı planlanmalı

Çocuklarla tatile çıkmak çoğu ebeveyn için zorlu görünebilir. Özellikle 15 yaş altındaki çocuklarla tatile çıkmadan önce ebeveynlerin birkaç hususta hazırlıklı olması gerekebilir. 15 yaşın altındaki yaş grupları, tatil beldelerinin küçük fakat önemli bir gezgin grubunu oluştururlar. Bu yaş grubuna kadar vücudun gelişimini devam ettiriyor olması bağışıklık sistemini dış etkenlere karşı savunmasız hale getirebilir. Dolayısıyla bu yaş grubu ve altındaki çocuklarla seyahat etmek birtakım sağlık ihtiyaçlarına neden olabilir.

Çocuklarla seyahat ederken göz önünde bulundurulması gereken birçok husus vardır. Özellikle sık hastalanan ve bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarla tatile çıkmadan önce, yazının devamını okumanız faydalı olacaktır…

HAVA DURUMUNA HAZIRLIKLI OLUN

Tatil planlarınızı yaptıktan sonra hazırlık önceliğini çocuklara vermek gerekebilir. Yolculuğunuzun kaç saat süreceğini hesaplayın ve mola verip veremeyeceğinize bakın. Özellikle bebekler seyahat etmenin zorluklarını kavrayamadığından, onlar için tuvalet ve yiyecek planlaması yapmalısınız.

Gideceğiniz yerin hava durumuna bir hafta önceden bakın. Tatil hazırlıklarında gidilecek ülke veya şehrin iklim şartlarına uygun giysiler hazırlamanız doğru olacaktır. Hem kendiniz, hem çocuğunuz için en az 30 faktör güneş kremi, güneş gözlüğü ve şapka almayı unutmayın.

BEBEKLERİN HİJYENİNE DİKKAT!

0-3 yaş grubu bebekler için yedek biberon, bebek bezi, oyuncak ve termometre almayı unutmayın. Bebeğiniz için kullandığınız temizlik bezlerini ve steril eşyalarını yolculuğunuz sırasında yanınızda bulundurmanız yolculuğunuzu rahat geçirmenizi sağlar. Koku ve hijyen açısından kabinde ya da otobüs içerisinde bebeğinizin altını değiştirmemeli, dinlenme yerlerindeki tuvaletler yeteri kadar steril değilse kullanmamalısınız. Uçak yolculukları daha kısa sürdüğünden bu yaş grubundaki bebekler ile seyahatiniz daha kolay geçecektir. Bazı doğumlardan sonra bebeğin, yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye hava yolu ile nakledilmesi gerekebilir.

Yani zorunlu durumlarda bebekler doğar doğmaz uçabilirler. Ancak uçuş konforu ve risklerin en aza indirilebilmesi için sağlıklı bir bebeğin ilk ayını doldurduktan sonra uçması önerilir.

YİYECEK VE SU BULUNDURUN

Uzun yolculuklarda sürekli olarak huzursuz olan çocuklar, yolculuk sırasında verdiğiniz yiyecek ve içecekleri reddedebilir. Bu nedenle vücudun susuz kalması anlamına gelen dehidrasyon tablosu gelişebilir.

Özellikle bebeklerin sık sık emzirilmeleri, büyük çocukların da her zaman severek içtikleri içeceklerin yanlarında bulundurulması bu durumu önlemeye yardımcı olur. Sıvı tüketimi ayrıca çocukların yolculuk şartlarına uyum sağlaması açısından önem taşır. Çocuklarla yolculuğu kolaylaştıracak diğer bir ipucu; yolculuk sırasında doğabilecek ihtiyaçlara hazır bulunmanızdır. Çocuğunuz 0-6 yaş grubuna dahilse yanınızda mutlaka birkaç çeşit meyve ve ısıtmanıza gerek kalmayacak aperatif gıdalar bulunmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; plastik şişeler yerine taze ve cam şişelerde su bulundurmak olacaktır.

AŞI ÇİZELGESİNİ KONTROL EDİN

Bebeğinizin dünyaya geldiği aydan itibaren olası enfeksiyonlara karşı aşı çizelgesi oluşturulur. Bebeğin doğumunda ve birinci ayında uygulanan Hepatit A aşısını takiben; diğer aylarda kızamık, suçiçeği, difteri, tetanoz gibi aşılar yapılır. Diğer aşılar ilk öğretim birinci ve sekizinci sınıflarda uygulanır. Yurt dışı seyahatine çıkıyorsanız dünyanın bazı ülkelerinde tetanoz, difteri, kızamık gibi hastalıkların devam ettiğini ve bu hastalıklara tatil dönüşü de maruz kalabileceğinizi unutmamanız gerekir. Bu nedenle seyahat öncesinde hem sizin, hem çocuğunuzun ülke takvimine uygun olarak aşılarını yaptırmaları çok önemlidir. Az evvel belirttiğim çocuklukta yapılan aşıların pek çoğu hayat boyu koruma sağlamaz. Dolayısıyla belirli zaman aralıklarında ek aşı dozlarına ihtiyaç duyulur. Herhangi bir yere tatile gitmeden önce mutlaka eksik aşılarınız varsa tamamlamalı, özellikle bebeğiniz hiç aşılanmadı ise aşıları en az bir hafta öncesinden yapılmalıdır. Aktif enfeksiyonu olan çocuklar hem kendileri için, hem de diğer yolculara da enfeksiyon bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar seyahate çıkmamalıdır.

ALERJİK HASTALIKLARA KARŞI TÜYOLAR

Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da tatil planlarınızı ertelemenize neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Özellikle yolculuk sırasında çocuğunuzun rahatsızlanması hem sizin, hem de diğer yolcuların seyahatini olumsuz etkiler. Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz seyahatlerde öncesinde gerekli önlemleri alarak zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Birkaç ipucuyla çocuğunuz için konforlu bir yolculuk geçirmenizi sağlayabilirsiniz:

  • Öncelikle çocuğunuzu seyahatiniz öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca yine seyahat öncesinde gideceğiniz ülkedeki konumunuza yakın hastanelere göz atmanızda da fayda var.
  • Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa evden ayrılmadan önce bir yemek listesi planlamak, seyahatiniz sırasında kolaylık sağlayacaktır. Bu listede çocuğunuzun alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır.
  • Çocuğunuzun alerjik rahatsızlığını seyahat öncesi kabin görevlilerine bildirin.
  • Çocuğunuzun rahat ve keyifli seyahat etmesi için en önemli görevin size ait olduğunu unutmayın. Olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçların yanınızda olduğundan emin olun.
  • Çocuğunuzun kendisine ait yastık ve battaniyesi var ise bunları uçuş sırasında yanınızda hazır bulundurmaya özen gösterin.
  • Çocuğunuz koltuğuna oturmadan önce koltuğunu ve koltuk dayanaklarını sterilize edin. Ayrıca mola sırasında tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yeterince dezenfekte ettiğinden emin olun.

UYKU DÜZENİNİ ÖNCESİNDE AYARLAMANIZ GEREKEBİLİR

Bebekler yetişkin çocuklara oranla daha fazla uyuduğundan önceliği onların uyku düzenine vermelisiniz. Burada dikkat edeceğiniz en önemli unsur; yolculuk saatinizin kaçta olduğu ve yolculuğunuzun ortalama kaç saat süreceğidir.

Yapılan araştırmalar 10 yaş üzerindeki çocukların yolculuğa daha hızlı adapte olduğunu gösterirken bu grubun altındaki çocuklarda olumsuz psikolojik bulgular ortaya koymuştur. Bu bulguların temelinde ise uyku düzeninin bozulması yer alır. Bebeğinizin uyku saatini değiştirme konusunda acele etmemeli ve en az 14 gün öncesinden hazırlanmalısınız. 0-3 yaş üstü çocuklarda ise gündüz uykuları yolculuk saatine göre ötelenebilir.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Kış Hastalıklarından Korunmanın Yolları

Yayınlanma:

,

Kış hastalıklarından korunmanın en basit yolu el hijyeni! Hastalık taşıyan kişinin hapşırık yoluyla ‘kirlettiği’ eli, virüslerin taşınmasına sebep oluyor

Mevsimlerden kış olunca grip ve soğuk algınlığı hakkında her hafta yazsam yetmeyecektir. Özellikle okul çağında çocuğu olanlar, devamlı virüslü ortamlarda bulunan çocuklarını korumak için her yolu deniyorlar. Grip ve soğuk algınlığından korunmanın ilk kuralı, virüsü kendimizden uzak tutmayı başarmaktır. Toplumda yaygın bir inanış var; grip olan biriyle aynı ortamda bulunduğunuzda hastalığın size de geçeceği söylenir. Peki hastalık taşıyan virüsler hava yoluyla insandan insana geçebilir mi? Bu sorunun cevabı; belki! Hasta bir kimseyle aynı ortamı paylaşmak, -zaman zaman- taşınan virüsün kişiden kişiye geçmesine sebep olabilir. Sıklıkla soğuk algınlığına sebep olan virüsler, rhinovirüs olarak adlandırılırlar ve bu tip virüsler, temas yoluyla kişiden kişiye geçebilirler. Bahsedilen temas, illa kişilerin birbirine dokunması değildir. Hastalık taşıyan bireyin hapşırık veya öksürük yoluyla ‘kirlettiği’ eli ve dezenfekte etmeden dokunduğu eşyalara temas etmek, rihibovirüslerin kişiler arasında dolaşmasına sebep olur. El dezenfektasyonu, bu sebeple çok önemlidir. Bir şekilde ‘kirlenen’ elimizi ağız ya da burnumuza götürdüğümüzde bu tip virüslerin vücudumuza girebileceği yolu da açmış oluruz. Aslında kişiden kişiye hastalık geçmesinin öncelikli suçlusu, soğuk algınlığı virüslerini taşıyan mukoza kaplı ellerimizdir.

SOĞUK ALGINLIĞI İLE KARIŞIYOR
Bu konuda yapılan çalışmalar, soğuk algınlığı geçiren kişilerin taşıdıkları virüsleri, farklı yollarla da ortamlara bırakabildiğini gösteriyor. Aerosolized adı verilen virüsler, hapşırık vb. yollarla havaya bırakılarak minik -sıvı- damlacıklar halinde ortama yayılabiliyor. Bu tip bir yayılma söz konusu olduğunda hapşıran kişinin tükürüğüne, ağız ya da burnunuza temas edecek kadar yakın duruyorsanız, risk altındasınız demektir. Soğuk algınlığının gripten en önemli farkı, daha hafif semptomlar gösteriyor olmasıdır. Yani grip olduğunuzda işinize dahi gidemezken soğuk algınlığı yaşadığınızda hayatınıza devam edebilirsiniz. Bir diğer fark ise yüksek ateştir. Grip, yüksek ateşi de beraberinde getirir. Bu sebeple antibiyotik kullanımı grip vakalarında daha sık görülür. Ancak antibiyotik kullanımı söz konusu olduğunda en güvenilir merci, doktorunuz olmalıdır. Bulaşıcılığı sebebiyle girdiği ortamda bulunanları adeta sırayla etkisi altına alan gripten korunmanın yollarını bilmek ve okul gibi kontrolün zor olduğu ortamlarda kendilerini koruyabilmeleri için çocuklarınıza öğretmek gerekir.

GRİP AŞISI OLUN
Özellikle son yıllarda sıklıkla tartışılan bir konu olan grip aşısı, önerilerini araştırmalara dayandıran modern doktorlar tarafından tavsiye edilmeye devam ediyor. Grip aşıları virüsü taklit etme konusunda elbette her zaman kusursuz değil ancak bu durumda bile hastalığı olması gerekenden çok daha hafif atlatmanıza yardımcı oluyor. Elbette kesinlikle herkesin aşı olması gerekir diyemeyiz. Hangi grupta olduğunuzu, doktorunuza danışarak öğrenin ve aşı olmasında sakınca olmayan grupta iseniz mutlaka aşı yaptırın. Unutmayın, grip sebebiyle yaşanan ölümler, son derece ciddi bir konudur.

ELLERİNİZİ YIKAYIN!
Tüm bulaşıcı hastalıklardan korunmanın ilk ve altın kuralı ellerinizi temiz tutmaktan geçer. Bu konuda yapılan araştırmalar, kadınların ellerini erkeklerden daha fazla yıkadıklarını ancak her iki cinsin de aslında bu konuda yetersiz olduğunu gösteriyor. Buna göre, tuvaletten çıkan kadınların yaklaşık yüzde 78’i, erkeklerinse yüzde 50’si ellerini su ve sabunla yıkıyor. Bu, oldukça düşündürücü bir rakam. Ellerinizi yıkamak kadar doğru yıkıyor olmak da önemli. Yapılan araştırmalar, ellerinizi yeterince dezenfekte etmenin yolunun en az 30 saniye yıkamaktan geçtiğini gösterdi. Ellerini yıkadıklarını söyleyenler üzerinde yapılan bir diğer araştırmada, su ve sabunun sadece parmak uçlarına temas ettiği gösterildi. Bu araştırma esnasında en çok da baş parmağın yıkanmadığı ve mikrop yükünün en fazla bu parmakta olduğu tespit edildi.

BOL SU İÇİN
Su içmek, hemen hemen tüm hastalıkların tedavisinde tavsiye edilen bir davranıştır. Bedenin tamamı incelendiğinde cilt dışında tüm organların ıslak bir tabaka ile kaplı olduğu görülür. Bu ıslak tabaka, vücutta adeta bir kalkan vazifesi görür ve dışarıdan sızmaya çalışan her türlü istilacının içeri girmesini engellemeye yardımcıdır. Yapılan araştırmalar yeter miktarda su içmeyenlerin, enfeksiyonlara çok daha açık olduklarını gösterdi.

DOĞRU BESLENİN
Yedikleriniz, tüm vücut sağlığınızı korumak için son derece önemlidir. Doğru beslenmek, ihtiyaç duyulan vitamin ve mineralleri almak anlamına gelir. Bağışıklık sisteminizi yani hastalıklara karşı kullandığınız tek silahınızı, ihtiyacı olan vitamin ve minerallerle beslemeniz gerekir. Konu beslenme olduğunda altın kural, çeşitliliktir. Tabağınızda farklı renkte sebze- meyveler bulundurmaya çalışın ve bu karışıma biraz da çiğ kuruyemiş eklemeyi deneyin.

TIRNAKLARINIZI KESİN
Ellerinizi yıkamak, yetmez! Temas ettiğiniz her yüzeye tırnaklarınız da değer ve ellerinizi yıkarken tırnaklarınızı -tam manasıyla- dezenfekte etmeniz nerdeyse imkansızdır. Bu durumda, mikropların kolayca barınabileceği uzun tırnaklardansa ellerinizi yıkarken dahi dezenfekte edebileceğiniz kısa tırnaklarınız olmalı.

ORTAK KULLANILAN YÜZEYLERE DOKUNMAYIN
Uzmanlar, ortak kullanılan yüzeylerin çok kirli olduğunu, başkalarının elle dokunduğu yüzeylere dokunurken dikkat etmeniz gerektiğini söylüyorlar. Kapı açıp kapatırken kıyafetiniz veya kolunuzla ya da kağıt havluyla dokunun. Restoranlarda tepsi gibi servis gereçlerini tutarken peçete kullanın. Başkalarının dokunduğu yüzeylere dokunmaktan ne kadar uzak durursanız hastalıklardan da o kadar uzak durursunuz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bildikleriniz ya Yanlışsa!

Yayınlanma:

,

Hayatınızda bir kere de olsa kulaktan kulağa yayılan şeylere inanmışsınızdır. ‘Saçı kazıtmak gür çıkmasına sebep olur’, ‘Gözünü şaşı yaparsan şaşı kalır’ gibi şeyler hurafeden ibaret

Fısıltı gazetesi diye bir gerçek var ve orada yayılan haberler bir süre sonra herkes tarafından önemsenen ‘bilgilere’ dönüşüyor. Çoğumuz nedenini bilmeden büyüklerimizden duyduğumuz şeylere inanıyor, tavsiyelere harfiyen uyuyoruz. Amerikalı bilim adamları bunu fark ettiklerinde bilgiyi, bilime dayanarak onaylama ya da reddetme yolunu seçmişler ve en yaygın tavsiyelerin gerçekliğini araştırmışlar. Önce saçlarımız hakkında yayılmış meşhur söylentilere bakalım:

KAZITMAK SAÇI GÜRLEŞTİRİR Mİ?
Bu yöntem gerçekte işe yarar mı? Bu sorunun cevabını bundan yıllar önce merak eden bilim adamları bir araştırma yapmışlar. 1928 yılında bir grup gönüllü üzerinde yürütülen araştırmanın sonuçları oldukça ilginç. Gönüllülerin saçlarının bir kısmına hiç dokunulmazken, belirlenen bir kısmı kazınmış. Yeniden uzayanlar ve hiç kazınmamış saçlar eşit şartlarda incelenmiş ve aralarında hiçbir fark görülmemiş. Tek bir araştırmanın sonucuna yüzde 100 itimat etmeyen bilim adamları bu alanda çalışmalar yapmaya devam ettilerse de toplamda beşe ulaşan araştırma sonuçları ilk verileri değiştirememiş. Güneş ışığı ve kimyasal şekillendiriciler saçlarınız üzerinde sandığınızdan çok daha etkilidir. Solgun ve cansız görünümün en önemli sebepleri arasında bu ikisi sayılabilir. Saçlarınız ne kadar uzunsa, bu faktörlerden o kadar etkilenmiş demektir. Özellikle saç uçlarındaki bariz kötüleşmenin sebebi de budur. Eğer söylenenler sizi ikna etmiş ve saçlarınızı kazıtma yolunu seçmişseniz yeniden uzayan saçlarınız bu faktörlerden etkilenmemiş olarak geleceğinden; ilk izleniminiz, söylenenlerin doğru olduğu yönünde olacaktır.

HAMİLELİKTE SAÇ BOYATMAK BEBEĞİ ETKİLER Mİ?
2005 yılında, nevroblast tümör (hamilelikte saç boyatmanın sebep olduğu düşünülen kanser türü) ile doğan bebeklerin anneleri üzerinde bir araştırma yapılmış. Anneleri psikolojik etki altında bırakmamak için gebelikleri boyunca saçlarını boyatıp boyatmadıkları, onlarca farklı sorunun arasına yerleştirilerek sorulmuş. Aynı sorular nevroblast tümör taşımayan bebeklerin annelerine de yönlendirilmiş ve sonuçlar değerlendirilmiş. Her iki grupta da hamileyken saçlarını boyattığını söyleyen annelerin sayısı birbirine çok yakın bulunmuş. Bu durum, hamileyken saç boyatmanın nevroblast tümör ile doğrudan bir bağının olmadığını ispatlar nitelikte görülmüş ve yapılan bu çalışma referans alınmaya başlanmış. Hamile deney hayvanları üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya (fare ve kediler) göre, gebelikleri esnasından birden çok kez saç boyasıyla tüyleri boyanan deneklerin dünyaya getirdikleri yavrularda, hiçbir farklılık ya da hastalık gözlemlenmemiş. Tıp böyle söylüyor olsa da konunun hassasiyetini düşünerek hamileliğiniz esnasında saçlarınızı boyatacak olursanız sizi takip eden doktorunuza muhakkak danışmalısınız. İnsan hayatı, hele de bebekler söz konusu olduğunda küçücük ihtimaller bile büyük tehlikelerdir.

GÖZLERİNİ ŞAŞI YAPARSAN ÖYLE KALIR MI?
Gözlerdeki şaşılık ve oluşma sebepleri hakkında araştırmalar yapan bilim adamları, bilinçli olarak gözleri şaşı yapmanın kalıcı şaşılığa sebep olduğuna dair hiçbir kanıta rastlamamışlar. Ancak araştırmalar sonunda, gözleri uzun süre bu halde tutmanın, ilgili kasları germesi sebebiyle kısa süreli ağrı ve bulanık görmeye sebep olduğu da ispatlanmış. Göz muazzam bir yapıdır. Kusursuz bir makina gibi tasarlanmış olan insan bedeninde görme yeteneğinin verildiği bu organ, birbiriyle uyum içinde çalışan üç çift kas tarafından kontrol edilir. Bu kaslardan biri gözü sağa ve sola, ikincisi yukarı ve aşağı, üçüncüsü ise çapraz konuma getirme görevi görür.

BULANIK GÖRMEYE SEBEP OLABİLİR
Gözlerin çapraz konuma gelebilmesi yani şaşılaştırılabilmesi doğal bir harekettir ve bunun için vazifeli bir kas grubu dahi vardır. Bilinçli olarak şaşı bakmak, gözümüze zarar vermez ancak bu durumu uzatmak, ilgili kası yoracağından kısa süreli ağrı ve bulanık görmeye sebep olabilir. Gözleri şaşı yapmanın öyle kalacağına sebep olacağına inanmak, kolumuzu kaslarımız yardımıyla herhangi bir konuma getirdiğimizde öyle kalacağına inanmak kadar abestir.

KARANLIKTA KİTAP OKUMAK GÖZLERİ BOZAR MI?
Loş ortamlarda bir şeyler okumanın göz üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamları, çeşitli sonuçlar elde etmişler. Bu araştırmalar neticesinde, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumanın; daha fazla odaklanmaya, doğal olarak tekrarladığımız göz kırpma hareketinde fark edilir bir azalmaya, gözlerde kuruluk hissine ve uzun süre gözleri kısmaya sebep olduğu tespit edilmiş.

GÖZLERİ RAHATSIZ EDER
Bu etkilerin kalıcı hale gelmesi yaşam kalitesinde düşmeye sebep olabilir. Bu etkilerin devamlılığını araştıran bilim adamları, tekrar ışıklı bir ortama geçildiğinde bu şikayetlerin ortadan kalktığını tespit etmişler. Karanlıkta bir şeyler okumanın gözlerde kalıcı etki bırakıp bırakmadığına dair yapılan araştırmaları yorumlayan uzmanlar aynı kanıda birleşmişler. Böylece bu davranışın, gözleri zorladığı, rahatsız edici etkiler ortaya çıkardığı ancak kalıcı olmadığı bir kez daha belirtilmiş.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.