Bizimle iletişime geçin

Genel

Probiyotikler ile Sağlığınıza Destek Olun

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Probiyotikler ile Sağlığınıza Destek Olun

Probiyotikler ile sağlığınıza destek olun; bakteri denildiğinde akla ilk gelen şey kötü bakterilerdir. Ama sağlığımıza destek veren iyi bakteriler de vardır. Bu bakteriler probiyotiklerdir. Probiyotik, bağırsakları düzenleyen ve bağışıklığı güçlendiren mikroorganizmalara verilen addır. Probiyotikler, bağırsağın doğal florasının hastalığa neden olan hemen her türlü düşman organizmaya karşı birer bariyer oluşturmasına yardımcı olmaktadır.Probiyotikler alerji, artrit, astım, kanser, depresyon, kalp hastalığı ve gastrointestinal problemleri de dahil olmak üzere birçok hastalığın tedavisinde yardımcı rol oynar.

Vücudumuza Yarar Sağlayan Probiyotikler

-Bağırsak sağlığında etkilidir.
-Kadınlar ve bebeklerin sağlığında önemli rol oynar.
-Herhangi bir hastalıkta daha hızlı iyileşmenizi sağlar.
-Kilo vermemize yardımcı olur.
Araştırmalara göre; bağırsaklarımızdaki probiyotiklerin bakterilerin alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının önüne geçilmesine yardımcı olduğu sonucuna varılmıştır.Kalın bağırsağımızla ilgili yaşadığımız problemlere, aldığımız probiyotiklerle engel olabiliriz. Probiyotiklerin düzenli olarak kullanılmasıyla daha kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek mümkün. Aynı zamanda vücudumuzdaki bakteri dengesini de iyi yönde değiştirmektedir. Probiyotikler, vücudumuzdaki iyi bakterilerin sayısı arttırırken, kötü bakterilerin de çoğalmasını engeller. Probiyotik açıdan zengin besinleri beslenmenize dahil etmenizi öneririm.Bağırsaklarımızda iyi bakteriler kötü bakterilere göre daha fazladır. Probiyotikler kötü bakterilere karşı fiziksel bir duvar örerek bağırsakta faydalı bakteri görevi üstlenmektedirler.

Probiyotiklerle Kilonuzu Kontrol Altına Alın

Probiyotikler kilonuzu kontrol altına almanıza da yardımcı olur. Probiyotikleri doğal gıdalarla ve lifli gıdalarla vücudumuza alırız. Probiyotiklerin vücudunuzdaki sayısını arttırmak kilo vermenize yardımcı olacaktır.
Yediğimiz çeşitli şekerler ve karbonhidratlar vücudumuzdaki iyi bakterileri yok etmektedir. Aldığımız probiyotikler sayesinde karbonhidrat ve şeker gibi ihtiyaçlarımızın önüne geçmekteyiz.
Antibiyotiğin Çaresi Probiyotikte
Antibiyotik almak vücudumuzdaki bakteri sayısında dengesizliğe yol açmaktadır. Probiyotikler bu durumun dengelenmesine yardımcı olabilir. Antibiyotikler kötü bakterileri öldürmekle görevlidir. Ama kötü bakterileri öldürürken iyi bakterileri de öldürür. Bu da gaz, kramp, kolit ve ishal gibi durumlara yol açar. Probiyotikler bu rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasına yardımcı olur.
Peki düzenli probiyotik alımının vücudumuzda yarattığı olumlu etkileri nelerdir?
-Besin öğelerinin emilimini sağlar.
-Patojen bakterilerin (iyi yıkanmamış gıdalarla bulaşabilen bakteri) üremesini engeller.
-Bağırsak mikroflorası bağışıklık sistemine iyi geldiğinden, cilt sorunlarını düzeltmede de yardımcı olur.
-Bağırsak mikrobiyotasının yeterli olması sonucuyla inflamatuar gıda alımı sonucu oluşan inflamasyonu azaltmada yardımcı olur.
-Vücut direncinizi artırarak sizi hastalıklara karşı korur ve sürekli olarak soğuk algınlığıyla ilgili bir problem yaşıyorsanız hastalığın süresini azaltmaya yardımcı olur.

Zengin Probiyotik Kaynakları

Kalsiyum Kaynağı Yoğurt; B vitamini ve kalsiyum ve potasyum içerir. Kemikleri güçlendirir.
Lahana Turşusu; Doğal olarak fermente edilmiş besinler probiyotik bakımından zengindir. Aynı zamanda lif, B ve C vitaminlerini içerir.
Salatalık Turşusu; Salatalık turşusu da tıpkı lahana gibi çok iyi bir probiyotik kaynağıdır.
Yoğurt, ayran, keçi sütü, şalgam, turşu vb. gibi fermente gıdalar, probiyotik açısından zengindir. Ancak sağlıklı sindirim sistemine kavuşmak; tek gecelik yoğurt yemeyle gelen mutluluğun ötesinde düzenli olarak fermente gıdaların tüketimi ile gerçekleşir. Probiyotikleri doğal yollarla almayı unutmayın…

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Gluten Yiyelim mi? Yemeyelim mi?

Avatar

Düzenleyen

on

Doç. Dr. Halit Yerebakan son zamanlarda hakkında çok şey duyduğumuz gluten hakkında önemli bilgiler veriyor…

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bu Eksikliklere Dikkat!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Bu Eksikliklere Dikkat!

Bu eksikliklere dikkat; yorgunluk hemen hemen hepimizi mutsuz eden, hayat kalitemizi negatif etkileyen yaygın bir sorun. Psikolojik nedenli olabileceği gibi fiziksel kaynaklı yorgunluklar da var. Özellikle, uzun süreler dinlendiğiniz halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedenini mutlaka araştırın…
Günümüzde kişiler arasında artan en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk… Özellikle mevsim geçişlerinde herkes biranda kendini yorgun, bitkin hissediyor. Yoğun fiziksel aktiviteler sonrası yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkması normal ancak böyle bir durum yaşamadığınız halde yorgunluğunuz geçmiyorsa nedeni aşağıdaki eksiklikler olabilir!

B12 Eksikliği

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.
Demir Eksikliği
Demir eksikliğinin en çok görülen belirtileri arasında kişinin kendisini sürekli olarak güçsüz ve yorgun hissetmesi yer almaktadır. Bu durumun nedeni, vücutta yeterli hemoglobinin bulunmamasıdır. Çünkü hemoglobin, kandaki oksijenin dokulara ve kaslara taşınmasına yardımcı olur. Hemoglobin yetersizliği ise enerji seviyesinin düşmesine neden olmaktadır.

Magnezyum Eksikliği

Magnezyum hücrelerinizin içindeki diğer enzimler ile takım halinde enerji üretmek için çalışarak sizin uyanık ve daha dinç hissetmenize yardımcı olmaktadır. Eksiklikler ve yetersiz alımlar genellikle fark edilmemektedir. Bu durum, aşırı yorgunluktan şikayet eden kişilerin aslında hücrelerindeki magnezyum yoğunluğunun yeterli miktarda olmamasından kaynaklı olabilir.

D Vitamini Eksikliği

Son yıllarda popüler olan D vitamini eksikliği halsizlik ve yorgunluk duygusunun sorumlularındandır. D vitamini eksikliğinde görülen yorgunluk hissi özellikle kas yorgunluğu şeklinde ortaya çıkar. Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 60 yaşındaki yetişkinlere D vitamini takviyesi yapıldığında kas yorgunluğunda %20 oranında düşüş olduğu görülmüştür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Fazla Kafein Tüketimi Yorgunluğa Neden Olabilir…

Kahve ve çayın ne kadar sağlıklı içecekler olduğuna dair görüşümü her fırsatta belirtiyorum. Ancak aşırı kafein tüketimi yorgunluğa sebep olur. Sinirlilik, uykusuzluk, kalp atım hızının artması da cabası…

Karbonhidrat Tüketimi Enerjinizi Düşürmesin

Karbonhidratların hızlı enerji kaynağı olduğu bir gerçek. Yalnız araştırmalar öğünlerinizde işlenmiş karbonhidratı azaltarak, enerji seviyelerini yükseltebileceğinizi söylüyor. Peki bu durumun sebebi nedir? İşlenmiş karbonhidrat tüketimi kan şekerinde hızlı bir yükselmeye neden olduğundan olur. Bu yükselme de yorgunluğu beraberinde getirir. Karbonhidrat yerine lifli gıdaları tüketerek yorgunluğunuzun önüne geçebilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Genel

Balık Yağı Yerine, Balığın Kendisini Tüketin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Balık Yağı Yerine, Balığın Kendisini Tüketin

Balık yağı yerine, balığın kendisini tüketin; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) haftada 1-2 porsiyon balık tüketilmesini öneriyor. Bunun en önemli nedeni, balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin, çeşitli hastalıklara karşı vücudumuzu koruyor olması… Diğer yandan sık sık balık yeme imkanı bulamayanlar ya da balık tüketmeyi sevmeyen kişiler, omega-3 depolamak için çareyi balık yağından yana kullanıyor. Peki bu durum ne kadar doğru?
Her fırsatta söylediğim gibi benim için vazgeçilmez bir besin kaynağı olan balık, yağ oranı düşük, protein oranı yüksek, çok iyi bir D vitamini ve selenyum kaynağı mucize besinlerden birisidir. Özellikle yağlı balıkların çok güçlü bir omega-3 deposu olduğunu neredeyse artık hepimiz biliyoruz. Küçük ya da büyük fark etmez tüm balıkların sağlığımıza oldukça faydası var. Benim tercihim olan; Omega-3 zengini Karadeniz balıklarından özellikle lüfer, istavrit, palamut ve hamsiyi hazır mevsimi geliyorken sofralarınızdan eksik etmemenizi öneririm. Amerikan Kalp Derneği’nin, deniz ürünlerinin sağlığa yararlarıyla ilgili yakın tarihli yaptığı bilimsel bir çalışmada, haftada en az bir kez yağlı balıkların tüketilmesinin kalp krizi ve diğer ciddi kardiyovasküler problemleri önlemeye yardımcı olabildiğini ortaya çıkardı.

Araştırmalar Başka Ne Diyor?

Journal of Internal Medicine’ın yaptığı bir çalışmaya göre araştırmacılar, 16 yıl boyunca 240 bin erkek ve 180 bin kadının beslenmesini izledi. Deneye katılan kişilerden her gün az miktarda balık tüketilmesi istendi. Düzenli olarak balık tüketen katılımcı erkeklerde % 10 oranında daha az vasküler ve % 37 oranında da karaciğer hastalıklarına kapıldığı görüldü. Araştırmanın bir diğer sonucu da düzenli olarak balık tüketen katılımcı kadınların Alzheimer hastalığına kapılma riskinin % 38 oranında azalmış olmasıydı. Araştırmacılar, düzenli olarak balık tüketilmesinin kanser ve akut solunum yolu hastalıklarından kaynaklanan ölüm riskini de azalttığını ortaya çıkardı.

Omega-3 Neden Bu Kadar Önemli?

Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığına yakalanma riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur. Omega 3 aynı zamanda göz sağlığına olumlu etkide bulunarak göz sinirlerinin gelişimini sağlar. Araştırmalar, omega 3 yağ asitlerinin göz kuruluğunu azalttığını ortaya koymuştur. Omega-3 yağlarına bir başka sağlık yararı da eklenebilir: Kolesterolü düşürme. Loma Linda Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, doymuş yağları omega-3 ile değiştirmek (somon, sardalya ve ringa balığı) iyi kolesterolü % 4 gibi bir oranda artırabilir.

Balık Yağı Sanıldığı Gibi Kalp Hastalığını Önlemiyor

Araştırmacılar, omega 3 takviyesi alan 77 bin kişi üzerinde yürütülen 10 farklı araştırmayı analiz etti. Sonuç oldukça şaşırtıcı! Kandaki omega-3 seviyeleri açısından balık yağı takviyesi alan kişilerde almayanlar arasında ciddi bir fark bulunmadığı…
Balığın Kendisini Tüketin
Son olarak şunu bilmenizde yarar var. Düzenli olarak haftada iki kez 100-200 gram yağlı balık tüketirseniz omega 3 depolarınız hızlıca dolacaktır. Ayrıca balık tüketen bireylerin bağışıklık sistemi daha güçlü olur. Mevsimlik balık çinko, iyot ve iyi oranda esansiyal amino asit içerir. Bu özelliği ile grip, nezle, kalp ve diyabet hastalığına yakalanma riskini azaltır. Balık yağı almak yerine balığın kendisini tüketin.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar