Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Potasyum Eksikliği Nasıl Anlaşılır?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kas ve sinir sisteminin doğru çalışmasından yüksek kan basıncı riskini azaltmaya, diyabet ve katarakttan korunmaya kadar birçok fayda sağlayan potasyumun eksikliğinde kalp-damar sistemi yorulup yıpranıyor.

Yaşamayı seven herkes, sınırlı vaktini en iyi şekilde geçirmek için daha sağlıklı olmanın yollarını arar. Bunun için yedikleriniz kadar yaptıklarınız da önemlidir ve bu iki ana etken, toplam sonucu direkt etkileyen faktörlerin toplamından oluşur. Bu konuda hassas olanlarınız, sıklıkla kontrole giderek tabiri caizse içeride neler olup bittiğini anlamak ister ve kan tahlili yaptırarak eksik ya da fazla olanları tespit etmeye çalışır. Demir, kalsiyum ve benzer mineraller kontrol esnasında ilk akla gelenlerdir. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar; potasyumun da son derece önemli olduğunu gösteriyor. Yapılan araştırmalar, potasyumun, bedenimizin pH değeri üzerinde etkili olduğunu söylüyor. Kas ve sinir sisteminin doğru çalışmasından yüksek kan basıncı riskini azaltmaya, diyabet ve katarakttan korunmaya kadar birçok fayda sağlayan potasyumun yüzde 95’i hücrelerimizde depolanıyor. Haliyle potasyum eksikliği önemli bir sorun.

Clinical Journel of American Society of Nephrology’de yayınlanan bir araştırmaya göre, yeterli miktarda potasyum almak kişiyi kalp ve böbrek hastalıklarından koruyor. Peki bahsettiğim bu faydaları sağlaması için günlük potasyum ihtiyacımız ne kadar dersiniz? The İnstitute of Medicine’in tavsiye ettiği günlük potasyum ihtiyacı (yetişkinler için) 4700 miligram. Ancak yapılan araştırmalar, normal bir planla beslenen yetişkinlerin neredeyse yarısının, bu miktardan çok daha az potasyum aldığını gösteriyor. Bir kötü haberim daha var. Günümüzde uygulanan test yöntemleri, bedenimizin sahip olduğu potasyum miktarı hakkında gerekli veriyi vermeye yetmiyor. Yani potasyum eksikliği, eldeki yöntemlerle tam olarak tespit edilemiyor. Bu durumda iş bedenin sahibine yani size düşüyor. İnsan bedeni, dahilinde olup bitenler hakkında uyarılar gönderir. Bedenini dinlemeyi bilenler, bu mesajları vaktinde alır ve erken teşhis şansını yakalar. Potasyum eksikliğinin en sık karşılaşılan belirtileri arasında; kaslarda güçsüzlük, kalp atışlarında düzensizlik, çabuk yorulma ve yorgunluk sayılabilir. Bedenimiz, potasyum eksikliğimiz olduğunu da çeşitli sinyallerle bize duyurmaya çalışır. Peki nedir bu erken uyarı sinyalleri?

UYKUSUZ MU HİSSEDİYORSUNUZ?

Eğer kendinizi uykusuz ve yorgun hissediyorsanız ve bu durumunuzun, o güne özel bir sebebi yoksa yani bu hal, artık rutininiz olduysa dikkat! Potasyum eksikliğiniz olabilir. Gün boyu ihtiyacınız olan enerjiye yedikleriniz sayesinde ulaşırsınız. Potasyum, pek çok besinde bulunan bir mineraldir. Bu sebeple özen göstermeden aldığımız faydalılar arasında sayılabilir. Ancak ihtiyacımız olan potasyum miktarı; yoğun fiziksel aktivite, aşırı terleme, ishal, idrar söktürücü ilaçlar ve az su tüketimi gibi nedenlere bağlı olarak artabilir. Patates, fasulye, ıspanak, mercimek, mantar, pancar, kuru kayısı, yağsız yoğurt, kavun, domates, kivi, muz, kırmızı biber, brokoli, kinoa, avokado ve havuç; potasyum bakımından zengin gıda maddeleri arasında sayılabilir.

YÜKSEK TANSİYON ÖNEMLİ

Yüksek tansiyon, hayati önem taşıyan hastalıklardan biridir ve genetik miras, aşırı kilo ve fazla tuz tüketimi gibi sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ancak son yıllarda potasyumun yüksek tansiyon riski üzerindeki etkisini inceleyen bilim adamları, potasyum eksikliğini de bu listeye dahil ettiler. ABD’de bulunan Brigham Kadın Hastalıkları Hastanesinde görevli doktorlar, deney farelerini belirli bir süre boyunca düşük potasyumlu bir diyetle beslemişler ve sürenin sonunda, farelerin büyük kısmında yüksek tansiyona rastlanmış.

KRAMP MI GİRİYOR?

Eğer bacaklarınıza sıklıkla ağrılı kramplar giriyorsa, dikkat: Potasyum eksikliğiniz olabilir. Sporcular üzerinde yapılan bir araştırmada, aşırı fiziksel aktivite ve terlemeye bağlı olarak potasyum eksikliğine uğradıkları ve bu durumun kas sistemleri üzerinde olumsuz etkilere sebep olarak kramp yaşadıkları gösterildi.

KALP ÇARPINTILARINA DİKKAT!

Kalp ritminizin bozulduğunu, normalden hızlı ya da yavaş olduğunu hissediyorsanız; potasyum eksikliğiniz olabilir. Kalp ritminizdeki değişiklikler, farklı hastalıkların da habercisi olabilir. Bu nedenle çok daha dikkatli olmalı ve sorunun kaynağına inmeye çalışmalısınız. Yapılan araştırmalar, az miktarda potasyum eksikliğinin kalp çarpıntılarına sebep olmadığını, bunun için ciddi anlamda potasyum eksikliğiniz bulunması gerektiğini belirtiyor.

SÜREKLİ UNUTUYOR MUSUNUZ?

Bu sorun özellikle yoğun tempoda yaşayanlar için sıklıkla karşılaşılan bir durum. Henüz saniyeler önce aklınızdayken ve sizi harekete geçirmişken bir anda uçup gidenler, hayatınızı zorlaştırıyor olabilir. Oldukça kötü hissetmenize sebep olan bu durumun farklı sebepleri olabilir. Potasyum eksikliği bunlardan sadece biri. Yapılan araştırmalar, potasyumun beyne oksijen göndermede fayda sağlayarak, net düşünmemize yardımcı olduğunu belirtiyorlar. Uzun vadeli çalışmalara göre potasyum beynin yaşlanmasını önlemede de önemli rol oynadığını gösteriyor. Özellikle okul çağındaki çocuklarınızın potasyumdan zengin beslenmelerini sağlayarak daha başarılı olmalarına yardımcı olabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

D Vitamini COVID-19’dan Koruyor Mu?

Avatar

Düzenleyen

on

Yapılan bazı çalışmalarda, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğu görüldü.

COVID-19’un kış ayında ortaya çıkması ve yine bu aylarda yoğun yayılım göstermesi, o zamanlardan beri ‘havalar ısındığında virüs gidecek mi?’ sorusunu hep merak ettirdi.  Uzmanların bu konudaki ilk görüşleri virüsün tamamen yok olmayacağı yönündeydi. Artık havalar ısındı ve virüsün yayılımı da yavaşlamaya başladı. Şimdi merak edilen soru ise bu bir tesadüf mü yoksa virüs gerçekten yaz aylarında yok mu olacak?

Coronavirüsün tamamen yok olmasını sağlayacak olan sıcaklığın 70 derece civarı olduğunu biliyoruz. Coronavirüs bu sıcaklıkta yaşayamıyor ve yok oluyor. Yaz aylarında ise böyle bir sıcaklığa ulaşılmıyor, dolayısıyla da COVID-19 yaz aylarında yok olacak demek pek de mümkün değil. Ancak Rusya İnsan Sağlığı Kurumu’nun yaptığı bir çalışma ile yeni tip coronavirüsün 30 derece ve üzeri sıcaklıklarda bulaşıcılığını kaybettiği gözlendi. Yani coronavirüsün güneş ışığını sevmediği aşikâr. Ayrıca güneş ışığına bir de düşük nem oranı eklendiğinde virüsün yapısı bozulmaya uğruyor ve etkisi kayboluyor.

Araştırmacılara göre her şey yolunda giderse COVID-19’un SARS ve diğer tip coronavirüsleri gibi davranması ve sıcak havalarda yok olup kış aylarında diğer grip, nezle salgınları gibi rutin bir döngüye girmesi olasılık dâhilinde. Elbette henüz COVID-19 bu rutin döngüye dahil olan bir virüs mü kesin bir şey söylemek zor.

D Vitamini yüksek olan hastalar COVID-19’dan kurtulabiliyor

Hava sıcaklıkları arttığında virüs yok olacak mı olmayacak mı diye araştırmalar yapılırken ortaya güneşin bir başka açıdan virüs üzerinde etkili olabileceği sonucu çıktı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; D vitamini COVID-19 hastalarındaki ciddi komplikasyonları azaltmaya yardımcı oluyor. 20 yıldan fazla süredir D vitamini hakkında araştırma yapan uzmanlar, D vitamini seviyeleri ile COVID-19 ölüm oranları arasındaki ilişkiyi inceledi ve en yüksek enfeksiyon ve ölüm oranlarının D vitamini seviyesi düşük olanlar arasında görüldüğü ortaya çıktı. Araştırmacılar D vitamininin COVID-19 sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini kesin olarak söyleyemese de düşük D vitamini ile COVID-19 ölümleri arasındaki bağlantıyı inkar etmiyorlar.

Bazı ülkeler coronavirüs tedavisinde uygulanan destekleyici yöntemlere D vitamini takviyesi eklemeye ve vatandaşlarını takviye D vitamini almaları konusunda yönlendirmeye başladı. Yapılan çalışma, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte Amerika’daki Northwestern Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma da, ciddi D vitamini eksikliği olan hastaların coronavirüs ile ilgili ciddi sağlık sorunları yaşama olasılığının iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Sitokin fırtınası ile D vitamini seviyesi bağlantılı

Coronavirüs ile D vitamini arasındaki ilişkiyi inceleyen uzmanlar, bazı coronavirüs hastalarında görülen düşük D vitamini seviyeleri ile, aşırı aktif bir bağışıklık sisteminin neden olduğu hiper-inflamatuar bir durum olan sitokin fırtına tepkisi arasında güçlü bir bağlantı olduğunu keşfetti. Sitokin fırtınası akciğerlere ciddi şekilde zarar verebiliyor ve akut solunum sıkıntısı sendromuna yol açabiliyor. Bu durum da COVID-19 hastalarını ölüme götürüyor gibi görünüyor.

Gıdalardan da D vitamini alabilirsiniz

D vitamininin en büyük kaynağı güneştir. Güneşe maruz kalındığında ciltte üretilen D vitamini daha sonra karaciğere taşınır. Buradan da, bağırsaklardaki yiyeceklerden kalsiyum taşınmasını arttıran ve kalsiyumun iskeleti güçlü tutmak için yeterli olmasını sağlayan aktif bir hormona dönüştürüldüğü böbreklere taşınır. Gün içinde 30 dakika güneşe maruz kalmak D vitamini almanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca somon balığı, mantar, takviye eklenmiş gıdalar ve vitamin tabletleri de D vitamini almanızı sağlar.

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Oruç Tutmak Tüm Vücuda İyi Geliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Oruç tutmak, artık sağlık ve kilo kaybı konularında sıkça duyulan sözcükler olmaya başladı. Her ne kadar farklı yöntemlerle denense de aç kalmak üzerine kurulu bir sistem. Özellikle kilo vermek isteyenler arasında oldukça popüler. 2016 yılında Journal of Translational Tıp dergisinde yapılan bir araştırma 8 hafta boyunca aralıklı oruç tutanların, diğer kontrol grubuna göre daha fazla vücut yağı kaybettiğini ortaya koydu. Obesity dergisinin 2018’de yaptığı bir başka çalışmaya göre ise oruç tutmak, kalori kısıtlamaları olan düzenli bir diyete göre daha fazla kilo ve yağ kaybı sağlıyor. Ancak oruç tutmanın faydaları araştırıldıkça artık daha çok uzman tarafından sadece kilo kaybı için değil, sağlık için de önerilir hale geldi. Üstelik oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.


Cilt

Serbest radikallere maruz kalmak cilt hücrelerine zarar vererek kırışıklıklara, lekelere ve ince çizgilere neden olabilir. Oruç tutmak, hücreleri daha dayanıklı hale getirir, cildin daha pürüzsüz ve daha sıkı kalmasını sağlayan oksidatif stresin neden olduğu hasara dayanmalarına yardımcı olur.

Kaslar

Kilo verirken daima kasları ve yağ dokularını kaybedersiniz. Ancak oruç tutmak yağ yakımını arttırır. Bu nedenle diğer diyetlerden daha fazla ve daha az kas kütlesi kaybedersiniz. Daha yağsız kas kütlesi de metabolizmayı hızlandırır.

Beyin

Oruç bilişsel işlevi arttırır, yeni beyin hücrelerinin büyümesini teşvik eder hatta ruh halinizi daha olumlu hale getirebilir. Periyodik olarak kalori kısıtlaması beyne bağlantılarını güçlendiren koruyucu proteinler üretmesi için sinyal verir.

Kalp

Oruç tutmak kötü kolesterol seviyesini yüzde 32’ye, trigliseritleri yüzde 42’ye kadar düşürebilir ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde kalp hastalığı riskiniz önemli ölçüde azalır.

Pankreas

Bir yemeğin ardından yiyeceklerden glikozu emmek ve enerji için kullanmak üzere pankreas insülin salgılar. Oruç tutmak vücudu insüline daha duyarlı hale getirir bu nedenle glikozu işlemek için daha az glikoza ihtiyaç duyulur. Bu da daha düzenli kan şekeri sevilerini teşvik eder ve tip 2 diyabete karşı korur.

Karaciğer

Yapılan bazı araştırmalar oruç tutmanın karaciğer yağlanmasıyla savaşabileceğini düşündürüyor. Oruç tutmak karaciğerin yağ asitlerini emmesini ve aşırı yağın orada depolanmasını önleyen proteinlerin üretimini teşvik eder.

Karın

12-14 saat arası oruç tutmak, inatçı karın yağları da dahil olmak üzere vücudun enerji için yağ yakmaya başlamasını sağlar. Bir çalışmaya göre bir gün 500 kalori ve diğer gün normal beslenme düzenini sürdürenler, yani aralıklı oruç tutanların, geleneksel diyet yapanlar kadar kilo verdiği görüldü.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Ramazanda Su Tüketimi Önemli

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmanın faydalarını, sağlık üzerindeki olumlu etkilerini artık biliyorsunuz. Peki ya oruç tutmanın ömrü uzattığını da biliyor musunuz?

İnsanın uzun yaşama arzusu hemen her alanda olduğu gibi aralıklı oruç çalışmalarında da kendini gösterdi. Aralıklı orucun sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin yanında yaşlanma ve yaşam süresi üzerindeki etkileri de detaylı bir şekilde ele alındı. Yüz yıllık bir araştırmanın ardından ortaya çıkan genel sonuç, kısıtlı gıda tüketiminin yaşam süresini önemli ölçüde arttırdığı oldu.

Yapılan en eski çalışmaların birinde, genç yetişkin olduklarında alternatif-gün beslenme rejimi uygulanan sıçanların ortalama ömürlerinin yüzde 80’e kadar arttığı görüldü. 1934’ten 2012’ye kadar yapılan çalışmaların meta analizine göre sıçanlarda ortalama yaşam süresinin yüzde 45’e, farelerde ise yüzde 27’ye kadar arttığı belirlendi.

Aralıklı açlık kalori kısıtlamasından daha etkin

İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda aralıklı orucun obezite, insülin direnci, dislipidemi, hipertansiyon ve iltihabı iyileştirdiği görüldü. Yapılan bir denemede 16 sağlıklı katılımcı 22 gün boyunca aralıklı açlık rejimine tabi tutuldu. Katılımcılar başlangıç ağırlıklarının yüzde 2.5’ini ve yağ kütlelerinin yüzde 4’ünü kaybetti. Bununla birlikte katılımcıların açlık insülin seviyelerinde yüzde 57’lik bir azalma oldu. Diğer bir çalışmada aşırı kilolu yaklaşık 200 kadın iki gruba ayrılarak incelendi. İlk gruba aralıklı açlık rejimi, ikinci gruba da yüzde 25’lik kalori alımı kısıtlaması uygulandı. 6 ay sonra her iki gruptaki kadınlar yaklaşık olarak aynı miktarlarda kilo verdiler ancak, aralıklı açlık rejimi uygulayan gruptaki kadınlarda insülin duyarlılığında daha fazla artış ve bel çevresinde daha fazla incelme olduğu görüldü.

İftar ve sahur arasında bol su tüketin

Vücudun yüzde 60’ı sudan oluşuyor ve düzgün çalışabilmesi için de suya ihtiyacı var. Bu nedenle gün boyunca bol su içmek oldukça önemli. Ramazan ayında ise su içmeden geçirilen 16 saati telafi etmek için iftar ve sahur arasında bol su içmek gerekiyor. Ancak kısıtlı zamanda günlük ihtiyacı karşılayacak kadar su içmek herkes için kolay değil. Bu sebeple işte size iftar ve sahur arasında su alımınızı arttırabilmeniz için birkaç öneri.

 

 

 

 

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar