Sosyal Medya

Kadın Sağlığı

Pedikür Tırnak Batmasına Çare Olabilir Mi?

Yayınlanma:

,

Hatalı ve derinden kesilen tırnaklar, dar, sivri burunlu ve küçük ayakkabılar giymek, tırnak köşesine alınan darbeler; tırnak batmasının en bilinen sebepleri arasında yer alır. Başlangıç aşamasında olan tırnak batmasında günde iki-üç kez yapacağınız ılık su banyosu olumlu sonuç verebilir

Bundan birkaç yıl öncesine kadar el ve ayak bakımı, daha çok kadınların önemsediği bir gereklilikti. Artık durum farklı; erkekler de en az kadınlar kadar el ve ayak bakımlarını önemsemeye başladılar. Bilmiyorum fark ettiniz mi ama son yıllarda güzellik salonlarının konseptleri bile değişti. Kadın ve erkekler için ortak hizmet veren salonlar gün geçtikçe çoğalıyor. Özellikle manikür ve pedikür gibi bakımlar, erkekler için de birer rutin halini aldı. Peki daha bakımlı olmak için yaptırdığınız manikür ve pedikürün sağlığınız için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı hakkında bir fikriniz var mı?

KANAMA HASTALIK SEBEBİ
Manikür, el tırnaklarını çevreleyen ince et tabakasının kesilerek temizlenmesi ve tırnağın estetik bir şekle kavuşturulması işlemidir. Pedikür ise aynı işlemin ayak tırnakları üzerine uygulanmasıdır. Ciltte oluşan yara ve kesikler, vücutta açılan kapılar gibidir. Yani sağlığınızı tehdit edebilecek mikrop ve bakteriler, açılan bu kapıdan kolayca geçerek bedeninize giriş yapabilir. Manikür ve pedikür işlemi esnasında uygulanan yanlış teknikler, kanamaya sebep olabilir (hastalık bulaştıran ilk ve en önemli sebeptir). Güzellik salonlarında kullanılan manikür ve pedikür aletleri, ortak kullanılır. Bu sebeple temizliğinden emin olmadığınız hiçbir merkezde işlem yaptırmamanız gerekir. Güzellik merkezlerinin büyük bölümü sterilizasyon makinaları kullanır. Ancak yoğunluk ve ihmal gibi sebeplerle pens ve makas gibi aletlerin gerektiği kadar dezenfekte edilmediği de malum.

BAŞKASININ DİŞ FIRÇASI GİBİ …
Uzmanlar ortak pens ve makas kullanımını; ortak diş fırçası kullanmaya benzetiyor. Kaç kişi hiç tanımadığı insanlarla ortak diş fırçası kullanmak ister ki? Yapılan araştırmalar, hijyen açısından ortak diş fırçası ve ortak manikür-pedikür aletleri kullanmanın teknik açıdan bir farkı olmadığını gösteriyor. Uzmanlar, ortak manikür-pedikür aletlerinin kullanımının, kan yoluyla bulaşan tüm hastalıkların bulaşmasına sebep olabildiğini söylüyor. Başta Hepatit olmak üzere tırnak mantarı ve bakteriyelviral enfeksiyonların hemen hemen tamamı, bu yolla kişiden kişiye bulaşabiliyor. Ayrıca hastalıkların bulaşması için kanama oluşması da şart değil.

HİJYENİK MANİKÜR VE PEDİKÜR YAPTIR MANIN ALTIN KURALARI
İlk kuralı, kendinize ait aletler edinmeniz ve işlem esnasında sadece onların kullanılmasına izin vermenizdir.
Unutmayın; mikrop ve bakteriler sadece başkalarının ellerinde bulunmazlar. İşleme başlamadan önce mutlaka el ve ayaklarınızı temizleyin. Böylece üzerinizde taşıdığınız mikroplar, birazdan açılacak giriş kapısından geçemeden kaybolup giderler.
Yapılan araştırmalar, oje ve parlatıcıların üç ayda bir yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. İçerdikleri maddeler sebebiyle ürünün kendisi ve uygulama fırçaları, mikropların yerleşip çoğalması için uygun ortamlardır. Özellikle sık kullandığınız oje ve parlatıcılardan edinin ve manikür-pedikür için yanınızda götürün.
Zamansızlık ve ihmal, sürdüğünüz oje ve parlatıcıların uzun zaman tırnağınızda kalmasına neden oluyor. Oysa uzmanlar, haftada en az iki kez tırnakların ojeden arındırılarak bir kaç saat de olsa hava ile temasının sağlanması gerektiğini söylüyor. Tırnaklarda oluşan sararmaların başlıca sebeplerinden biri yeterince hava alamamalarıdır. Unutulmamalıdır ki oje, bakterilerin yerleşip çoğalması için uygun bir yüzey oluşturur ve sıklıkla temizlenerek yenilenmesi, sağlığınız açısından son derece önemlidir.
Size manikür yapacak kişinin ellerinin de temiz olduğundan emin olmanız gerekir. Uzmanın tek kullanımlık eldiven kullanmasını sağlamak alınabilecek en iyi tedbirdir.

TIRNAK BATMASI EN ÇOK AYAK BAŞ PARMAĞINDA GÖRÜLÜR
Tırnak, deri altında bulunan germinal matriks adı verilen bölgede oluşur ve buradan büyümeye başlar. Bazen tırnaklar uzarken derinin altına girer ve yoluna orada devam eder. Bu, iki tarafta olabileceği gibi tek tarafta da meydana gelebilir.
Deri altına giren tırnak tabakası, cilt tarafından yabancı madde olarak algılanır ve reaksiyon başlar. Şişme ve şiddetli ağrı en bilinen belirtileridir. Tırnak batması esnasında yaşanan ağrılar dayanılamaz hale gelebilir ki bu durumda muhakkak müdahale etmek gerekir. Tüm parmaklarda görülebilen tırnak batması en sık ayak baş parmağında görülür.
Hatalı ve derinden kesilen tırnaklar (tırnakları düz hatta küt yapıda kesmek ve çok kısaltmamak doğrudur), dar, sivri burunlu ve küçük ayakkabılar giymek, tırnak köşesine alınan darbeler, aşırı kilo ve mantar enfeksiyonu; tırnak batmasının en bilinen sebepleri arasında yer alır.
Kişiye dayanılmaz ağrılar veren tırnak batması, ilerlediğinde cerrahi müdahale gerektirebilir. Henüz başlangıç aşamasında olan tırnak batmasında (şişlik ve enfeksiyon yok ya da çok az miktarda iken); günde iki-üç kez tekrar edilen ılık su banyoları, antiseptiklerle batan kısmın sıklıkla temizlenmesi ve antibiyotikli krem uygulanması olumlu sonuç verebilir. Ilık suda yumuşatılan tırnak ile deri arasına pamuk sıkıştırmak da uygulanan yöntemler arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise cerrahi müdahale şarttır.
Uzmanlar, bir kez batık tırnak ile karşılaşmanızın durumun kronikleşmesi için yeterli olduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalara göre, tedavi edilen batık tırnağın tekrar etme ihtimali yüzde 80-90’dır. Bu durumda bir kez iyileştirdiğiniz tırnağınızı korumak çok önemlidir.

Kadın Sağlığı

Hamilelik Sonrası Depresif mi Hissediyorsunuz ?

Yayınlanma:

,

Bütün anneler doğum sonrası yaşadıkları mutluktan bahseder . Toplum baskısı mı gelenekçilik mi bilinmez anne olmaktan sızlanan bir anne gördünüz mü? Anneler için doğumla birlikte gelen mutluluğun arkasında a’dan z’ye değişen hatta birazcık da karmaşık hale gelen yeni bir hayat başlar aslında. Bu yeni hayat, bebekle birlikte gelen yeni sorumlulukları, hayatı yeniden gözden geçirme güdüsünü, yetememe korkusunu da  beraberinde getirir. Buda annelerde bir takım duygusal travmalara yol açar.

2016 yılında Journal of Affective Disorders ‘da yayınlanan bir çalışmada tıbbi olarak Postpartum depresyon olarak adlandırılan doğum sonrası depresyon doğum ile ilişkili en yaygın duygu durum bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Yine aynı dergide 2015 yılında yayınlanan başka bir çalışmada ise doğum sonrası depresyon görülme oranının , doğum sonrası ilk 12 ayda % 0.5 ile% 60.8 arasında olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte postpartum depresyon oranı,  gelişmekte olan ülkelerde% 1.9’dan-  % 82.1’e , gelişmiş ülkelerde ise % 5.2’den % 74.0 gibi geniş bir aralıkta değişmektedir. Bu çalışmada doğum sonrası depresyon nedenleri ise doğum öncesi depresyon ve kaygı düzeyi , önceki psikiyatrik hastalık öyküsü , kötü evlilik , stresli yaşam , gebeliğe karşı olumsuz tutum ve sosyal desteğin olmaması ile ilişkilendirilmiştir. 2017 yılında American İndian and Alaska Native Mental Health Research ‘de yayınlanan çalışmada Amerikan Hintli /Alaskalı yerli annelerde 3-24 ay içinde stresli yaşam olayları ve doğum sonrası depresif belirtiler araştırılmış; Partnere bağlı ve travmatik stresli yaşam olayları ile postpartum depresif belirtiler riskindeki artış arasında anlamlı şekilde ilişki bulunmuştur.

2016 yılında yapılan Journal of Central South University ‘de yayınlanan çalışma ise oldukça ilginç; Bu çalışma özellikle çoklu doymamış yağ asitleri, D vitamini ve homosistein dahil birkaç besin maddesinin anormal konsantrasyonunun postpartum popülasyonda, depresyon ile ilişkili olduğuna yönelik kanıtlar gösterilmiştir.

Hormonlar da doğum sonrası depresyon üzerinde önemli rol oynamaktadır. Tüm gebelik süreci boyunca vücuttaki hormon salınımlarında değişiklikler olur. Kiminin salınımı artarken kiminin azaldığı farklı bir dönem gebelik. Bu dönemde her zamankinden daha aktif çalışan hipofiz bezi ise son dönemde artık iflas bayrağını çekebilir. Hatta bazen doğum sancılarını başlatacak kadar bile enerjisi kalmaz. Bunun yanı sıra süt bezlerini de aktive edemez ve süt ya bebeğe yetmeyecek kadar az üretilir ya da hiç olmaz. Bununla birlikte uykusuzluk, cinsel isteksizlik, yorgunluk ve hatta bulantı-kusmalar, soğuğa dayanıksızlık oluşur ve doğum sonrası depresyonun bulguları ortaya çıkar.

Nedeni ne olursa olsun doğum sonrası depresyon mutlaka tedavi edilmelidir. Bu durum hem anneyi hem bebeği hem de aile hayatını olumsuz etkileyen bir süreç yaratır. Ve birçok anne bu sürecin aslında bir depresyon olduğunu ve tedavi edilebileceğini bile bilmez. Peki tedavide neler yapılabilir?

En basit yöntem 2017 yılında Birth’da yayınlanan bir çalışmada gösteriliyor aslında. Bu çalışma daha iyi psikolojik düzey ve doğum sonrası depresif belirtileri azaltmak için hamilelik döneminde ve doğum sonrasında yapılan  EGZERSİZİN güvenli bir strateji olduğundan bahsediyor. 2017 yılında Journal of Exercise Rehabilitation’da  yayınlanan başka bir çalışmada  ise  koşu bandında yapılan egzersizin  SEROTONİN seviyesini arttırarak doğum sonrası depresyonu  çok etkili bir şekilde iyileştirdiği yönünde.

Bununla birlikte birkaç küçük dokunuşla doğum sonrası depresyonu tamamen ortadan kaldırmak  da mümkün. Bu dokunuşun adı ise  REFLEKS TERAPİ. Hem kendinizi kuş gibi hissetmenizi sağlayan hem de doğal yollarla doğum sonrası depresyonu  tedavi eden bir yöntem. Bu yöntem doğum sonrası depresyon tedavi edilirken, hipofiz bezi tekrar uyarılarak hormon salgısının rejenerasyonu hatta sütü kesilmiş annelerin yeniden sütünün gelmesi bile sağlanabiliyor.

Hayat mucizelerle dolu, ne getireceği hiç belli olmaz. Belki de doğum sonrası hem kendinize hem bebeğinize hem de ailenize yapacağınız en büyük iyilik Refleks Terapi ile tanışmaktır.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Manikür ve Pedikür Aletleri Size Özel Olmalı!

Yayınlanma:

,

Uzmanlar ortak pens ve makas kullanımını, ortak diş fırçası kullanmaya benzetiyor. Aletleriniz kendinize ait olmalı, manikürü yapan eldiven kullanmalı

Manikür, el tırnaklarını çevreleyen (tırnağın parmağa yerleştiği yerdeki sınır çizgisi gibi düşünülebilir) ince et tabakasının kesilerek temizlenmesi ve tırnağın estetik bir şekle kavuşturulması işlemidir. Pedikür ise aynı işlemin ayak tırnakları üzerine uygulanmasıdır. Ciltte oluşan yara ve kesikler, vücutta açılan kapılar gibidir. Yani sağlığınızı tehdit edebilecek mikrop ve bakteriler, açılan bu kapıdan kolayca geçerek bedeninize giriş yapabilir. Manikür ve pedikür işlemi esansında uygulanan yanlış teknikler, kanamaya sebep olabilir. (Hastalık bulaştıran ilk ve en önemli sebeptir) Güzellik salonlarında kullanılan manikür ve pedikür aletleri, ortak kullanılır. Uzmanlar; ortak pens ve makas kullanımını, ortak diş fırçası kullanmaya benzetiyorlar.

OJELERİ ÜÇ AYDA BİR YENİLEYİN
Uzmanlar, ortak manikür-pedikür aletlerinin kullanımının, kan yoluyla bulaşan tüm hastalıkların bulaşmasına sebep olabildiğini söylüyorlar. Başta Hepatit olmak üzere tırnak mantarı ve bakteriyel-viral enfeksiyonların hemen hemen tamamı, bu yolla kişiden kişiye bulaşabiliyor. Ayrıca hastalıkların bulaşması için kanama oluşması da şart değil. Hijyenik manikür-pedikür yaptırmak için şu kurallara dikkat etmelisiniz:
İlk kural, kendinize ait aletler edinmeniz ve işlem esnasında sadece onların kullanılmasına izin vermenizdir.
Unutmayın, mikrop ve bakteriler sadece başkalarının ellerinde bulunmazlar. İşleme başlamadan önce mutlaka el ve ayaklarınızı temizleyin. Böylece üzerinizde taşıdığınız mikroplar, birazdan açılacak giriş kapısından geçemeden kaybolup giderler.
Yapılan araştırmalar, oje ve parlatıcıların üç ayda bir yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. İçerdikleri maddeler sebebiyle ürünün kendisi ve uygulama fırçaları, mikropların yerleşip çoğalması için uygun ortamlardır. Bu sebeple, özellikle sık kullandığınız oje ve parlatıcılardan edinin ve yanınızda götürün.

TIRNAKLARINIZ HAVA ALMALI
Zamansızlık ve ihmal, sürdüğünüz parlatıcıların uzun zaman tırnağınızda kalmasına neden oluyor. Oysa uzmanlar, haftada en az iki kez tırnakların ojeden arındırılarak birkaç saat de olsa hava ile temasının sağlanması gerektiğini söylüyorlar. Tırnaklarda oluşan sararmaların başlıca sebeplerinden biri, yeterince hava almıyor olmasıdır. Unutulmamalıdır ki; oje, yapı itibariyle bakterilerin yerleşip çoğalması için uygun bir yüzey oluşturur ve sıklıkla temizlenerek yenilenmesi sağlığınız açısından son derece önemlidir.
Manikür yapan kişinin temizliğine dikkat edin. Size manikür yapacak kişinin ellerinin de temiz olduğundan emin olmanız gerekir. Uzmanın tek kullanımlık eldiven kullanmasını sağlamak alınabilecek en iyi tedbirdir.

TIRNAK BATMASI GELİŞİR
Tırnak, deri altında bulunan germinal matriks adı verilen bölgede oluşur ve buradan büyümeye başlar. Bazen tırnaklar uzarken derinin altına girer ve yoluna orada devam eder. Bu, iki tarafta olabileceği gibi tek tarafta da meydana gelebilir. Deri altına giren tırnak tabakası, cilt tarafından yabancı madde olarak algılanır ve reaksiyon başlar. Şişme ve şiddetli ağrı en bilinen belirtileridir. Tırnak batması esnasında yaşanan ağrılar dayanılamaz hale gelebilir, bu durumda muhakkak müdahale etmek gerekir. Tüm parmaklarda görülebilen tırnak batması en sık ayak baş parmağında görülür.

ILIK SU BANYOSU İYİ GELİR
Hatalı ve derinden kesilen tırnaklar (tırnakları düz hatta küt yapıda kesmek ve çok kısaltmamak doğrudur), dar, sivri burunlu ve küçük ayakkabılar giymek, tırnak köşesine alınan darbeler, aşırı kilo ve mantar enfeksiyonu, tırnak batmasının en bilinen sebepleri arasında yer alır. Kişiye dayanılmaz ağrılar veren tırnak batması, ilerlediğinde cerrahi müdahale gerektirebilir. Henüz başlangıç aşamasında olan tırnak batmasında, günde iki-üç kez tekrar edilen ılık su banyoları, antiseptiklerle batan kısmın sıklıkla temizlenmesi ve antibiyotikli krem uygulanması olumlu sonuç verebilir. Ilık suda yumuşatılan tırnak ile deri arasına pamuk sıkıştırmak da uygulanan yöntemler arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise cerrahi müdahale şarttır.

ESKİMEDİ DİYE KÜÇÜK AYAKKABI GİYDİRMEYİN!
Genetik veya yapısal bozukluklar dışında bilinen en önemli ayak ağrısı sebebi, hatalı ayakkabı seçimidir. Yanlış ve aşırı egzersiz, ikinci sırada yer alır. Milimetrik ölçülerde dahi olsa küçük ayakkabı giymek, ciddi problemlere neden olabilir. Özellikle gelişme çağındaki çocuklar, ayakkabılarını eskitemeden değiştirmek zorunda kalırlar. Eskimedi diye küçülen ayakkabıyı giydirmekte ısrar etmeyin.
Aynı şekilde ayağınıza büyük gelen ayakkabı giymek de topuk yaralanmalarına sebep olur. Eğer topuğunuz ve ayakkabınız arasında sürtünmeye sebep olacak kadar boşluk varsa topuğunuz kolayca su toplayabilir.
Eğer uzun yürüyüşler yapıyorsanız spor ayakkabılarınızı altı-dokuz ayda bir yenilemelisiniz. Yapılan araştırmalar, aynı ayakkabı ile haftada 16 km. yürüyorsanız 9-12 ayda bir, bunun iki katı yol kat ediyorsanız dört-altı ayda bir yeni bir spor ayakkabı almanız gerektiğini söylüyor.
Yüksek topuklu ayakkabı giymek, en sık yapılan yanlışlardan biridir. Ancak çok düz tabanlı ayakkabı giymek de en az yüksek topuklu ayakkabı giymek kadar zararlıdır. Ayağınızın formunu ve konforunuzu bozmadan, hafif topuklu bir ayakkabı tercih etmelisiniz. Bilinen fiziksel bozukluklarınız varsa, mutlaka uzman bir hekim tarafından tavsiye edilen ölçülere uygun özel yapım ayakkabılar tercih etmeniz gerekir.

Devamını Oku...

Beslenme

Hamilelik ve Emzirme Döneminde Omega-3’ten Zengin Beslenin

Yayınlanma:

,

Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer

Hamilelik dönemi hem, anne hem de bebeğin geleceği için son derece önemli bir zaman dilimidir. Dokuz aylık bu süreçte sadece bebeği düşünmek gerekli ancak yetersiz bir tavır olacaktır.
Bu dönemde tamamen anneden beslenen bebek kadar, tabiri caizse rezervini adeta bebeğe adayan anneyi de düşünmek gerekir.
Hamilelik döneminde annenin vitamin ve besin ihtiyacı da otomatik olarak artar.
Yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde doğru beslenmenin; doğum sonrası annede gelişmesi muhtemel kronik hastalıklar ve doğum sonrası depresyonunun önüne geçebildiğini gösteriyor.
Son yıllarda hamilelik dönemi boyunca alınan folik asit takviyesini duymayan yoktur. Hatta folik asit alımı planlı hamileliklerde gebelikten önce dahi alınmaya başlanıyor. Peki folik asit takviyesi neden gerekli? Folik asit, bebekte oluşabilecek sinir sistemi problemlerinin önüne geçmek için son derece gereklidir.
Ayrıca folik asit, kan yapımında önemli rol oynar ki bu da bebeğin iyi besleneceği anlamına gelir.

D VİTAMİNİ TAKVİYESİ ÖNEMLİ
Hamilelik dönemi, anne açısında -gelecekte- kemik erimesi riskini de beraberinde getirir. Bu sebeple gebelik döneminde D vitamini takviyesi de önemlidir. Ancak bu gibi takviyeler, muhakkak takip eden doktorunuza danışarak alınmalıdır.
Gebelik döneminde hekimler tarafından omega 3’ten zengin beslenilmesi gerektiği ısrarla tavsiye edilir. Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer. Bu ve benzer takviyeleri, gıdalardan almak en doğru ve doğal olanıdır. Folik asidin koyu yeşil sebzelerde, kalsiyum ve proteinin süt ürünü gıdalarda, D vitamininin doğal kaynağı güneşin yanı sıra yumurta, süt ve balıkta, omega 3’ün ise somon gibi yağlı balıklar, ceviz ve bademde bulunduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.
Gebelik dönemi, iştahın son derece açık ve kontrolünün zor olduğu bir dönemdir.
Bu yan etkiye bir de anne yedikçe bebeğin de iyi beslendiği inancı eklenince, anneler için durum oldukça zor bir hal alıyor.
Evet, bebeğin beslenmesi için annenin yemesi gerekir ama neyi? İşte kritik soru budur.
Şekerden zengin ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme, annenin gereksiz kilo almasına sebep olur. Bu tip beslenmekdense bebeğe faydası kesin olan ihtiyaçları tamamlamak çok daha elzemdir.
Her insan gibi her hamilelik de farklıdır.
Anne adayları, temel kurallar ışığında kendi bedenindeki eksiklere göre beslenmeli ve ihtiyacını tamamlamalıdır.
Bu sebeple gebelik döneminin başında yapılan kan testleri rezerv kontrolü için çok önemlidir.
Hamilelik dönemi, annenin sıvı ihtiyacının da arttığı bir dönemdir. Özellikle su, bol miktarda içilmelidir. Asitli gazlı içeceklerden, diyet içeceklerden uzak durulmalıdır.
Annelik, ömür boyu devam eden bir serüvendir. Bebeğinizin ihtiyaçlarını bedeninizden ayrıldıktan sonra da karşılamaya devam etmeniz gerekir. İlk zamanlar bunun en iyi yolu anne sütü vermektir.
Bebeğinizin ihtiyacına göre hal değiştiren bu harikulade sıvı, bilim adamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış. Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır. Peki nedir bu anne sütü ve nelerden oluşur?

ALTIN SUYU DA DENİLİR
Anne sütünün içeriği, verildiği döneme, annenin beslenme durumuna ve bebeğin doğum zamanına göre değişiklik gösterir.
Prematüre doğan bir bebeğin ihtiyaçları vaktinde doğan bir bebekten farklıdır ve yapılan araştırmalar, prematüre doğan bebeklerin annelerinden gelen sütün diğer annelerinkinden farklı olduğunu gösteriyor.
Bu gibi misaller, anne sütünün nasıl bir mucize olduğunu bir kez daha ifade ediyor.
İlk yedi gün anne memesinden gelen süte, kolostrum adı verilir.
‘Altın suyu’ olarak da tanımlanan sarımsı renkte ve koyu kıvamdaki bu süt özellikle protein, mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sarımsı renk, yüksek beta karoten düzeyinden kaynaklanmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre, kolostrumdaki proteinler, bebeği hastalıklara karşı koruyucu antikorlar (özellikle IgA) ve bağırsak epitelinin direncini artırıcı maddeler içerir. Doğumdan hemen sonra yeni doğana ilk besin olarak kolostrumun verilmesi, bebeğin dış ortamdaki patojen bakterilere karşı korunmasını sağlar. Doğumdan sonra damla damla çok az miktarda gelen bu sütün miktarı, bebek emdikçe artmaktadır.
Halk arasında ağız sütü olarak tanımlanan kolostrumun enerji içeriği 67 kcal/100 ml’dir.
Özellikle ilk altı aylık dönemde başka hiçbir takviyeye ihtiyaç duymadan bebeğin beslenmesi için anne sütü tek başına yeterlidir.
Su da bu takviyelerden biridir ve özel durumlar ya da doktor tavsiyesi dışında verilmesine gerek yoktur.

ANNE SÜTÜNÜN İÇİNDE NELER VAR?
Proteinler : Anne sütünde dokuz protein fraksiyonu bulunur ve protein yapı taşları, yani aminoasitler yüksek orandadır.
Karbonhidratlar : Anne sütündeki karbonhidrat; süt şekeri, yani laktozdur.
Laktoz, bebeğin kan şekerinin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Ayrıca kalsiyum emilimini kuvvetlendirici etkisi vardır. Laktozun galaktoz kısmı, yağlarla bileşik yapıp bebeğin beyin dokusu gelişimini sağlar. Laktoz aynı zamanda bağırsaktaki zararlı olmayan mikroorganizmaların çoğalmasına neden olur (prebiyotik etki).
Bu da bağırsak enfeksiyonlarını, belirgin oranda azaltır.
Yağlar : Yağlar, yeni doğan bebekler için enerji kaynağıdır.
Beyin gelişimi için yağ asidine ihtiyacı olan bebekler bu yağ asitlerini anne sütünden temin ederler. Bebekler için yağ, oldukça önemlidir.
Beyin ve sinir sistemi gelişimi dışında gözde retina fonksiyonları için gerekli olan doymamış yağ asitleri de anne sütünde bulunur.
Mineraler : Anne sütünde, potasyum, sodyum, kalsiyum ve çinko bulunur. Bu minerallerin tamamı bebeğin ihtiyacına göre şekillenir ve gelişim sürecindeki yerini alır.
Enzimler : Anne sütünde sindirime yardım eden 20’den fazla enzim vardır.
Bu maddelerin bir kısmı bebekte sindirimi kolaylaştırırken bir kısmı hücresel düzeyde, mikropların vücutta etkisiz hale getirilmesi sırasında destek sağlar.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.