Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Patlıcanın Sağlığa Olan 10 Faydası

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Patlıcanın Sağlığa Olan 10 Faydası

Patlıcanı sevmeyen yoktur herhalde… Özellikle yaz mevsiminde sofralarımızın baş tacı olan bu sebzenin birçok organa şifa dağıttığını biliyor muydunuz? Patlıcanın sağlığa olan 10 faydası hakkında tüm detayları yazımda bulabilirsiniz.

Patlıcan, kimine göre sebze kimine göre meyve olarak adlandırılır ancak esas ait olduğu Hindistan alt kıtasında çok yönlülük ve fonksiyonel tıbbi etkileri göz önünde bulundurularak sebzelerin kralı denmiş. Peki patlıcan sağlığa gerçekten yararlı mı? Bu mor veya siyah parlak renkteki sebzeler Türk mutfağının olmazsa olmaz sebzesi olup birçok yemekte kullanılır. Patlıcan sadece yemekleri lezzetlendirmez sağlık açısından da çokça faydaları vardır. Patlıcan besin değeri açısından da oldukça zengindir. İçerdiği vitamin ve mineral kaynakları arasında C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, tiamin, niasin, magnezyum, fosfor, folik asit ve potasyum bulunur. Ayrıca neredeyse hiç doymuş yağ içermez.

Patlıcanın Tarihçesi

Patlıcan, yani bilimsel adıyla Solanum melongena, Solanaceae familyasına ait olup, tropik iklimlerde küçük bir ağaç şeklinde büyüyen, ılık iklimlerde tek yıllık olan bir kültür bitkisidir. Patlıcanın ilk yetiştiriciliği M.Ö 5.yy’da Hindistan’da gerçekleştirilmiştir. Patlıcan, Orta Çağ’dan önce Afrika’ya ve daha sonra 14. yüzyılda uzun zamandır ilişkilendirildiği İtalya’ya tanıtıldı. Daha sonra Avrupa ve Orta Doğu’ya yayıldı ve yüzyıllar sonra Avrupalı ​​kaşifler tarafından Batı yarım küreye getirildi. Bugün, İtalya, Türkiye, Mısır, Çin ve Japonya önde gelen patlıcan yetiştiricileridir.

Patlıcan Çeşitleri

Pek çok çeşidi bulunan patlıcan oldukça lezzetli bir sebzedir. Türkiye’de en çok yetiştirilen patlıcan türleri; kemer patlıcan ve halkapınar patlıcanıdır. Bu ikisi dışında genelde bostan patlıcan vardır. Salatalar için en ideal patlıcan bu çeşittir. Türkiye’de yetiştirilen patlıcanların dışında ithal getirilen ve halk tarafından tercih edilen patlıcan türleri de bulunmaktadır.

Son yıllarda popüler olan normal patlıcanın Japonya’da yetişen bir türü olan Japon patlıcanı da sağlığa oldukça faydalıdır. Asya’da yetişen patlıcan türleriyle benzerlik gösteren bu patlıcanın en önemli özelliği kabuğunun ince olması ve tatlı bir aromaya sahip olmasıdır. Ayrıca Japon patlıcanının 200 gramında yalnızca 20 kalori vardır. Sodyum oranı açısından da oldukça düşüktür.

İşte patlıcanın sağlığımıza olan faydaları…

Lif Yönünden Oldukça Zengindir

Lif (Posa) yalnızca meyvelerde, sebzelerde ve tahıllarda bulunan, yeterli miktarda alınan sıvı ile besinlerin kolayca sindirilmesinde yardımcıdır ve bağırsaklarımızın daha mutlu olmasını sağlar. Patlıcan lif açısından oldukça zengin bir besindir. Patlıcanlar az miktarda yağ veya kolesterol içerdiğinden, kilo vermeye çalışan veya obezite sorunları yaşayan insanlar için çok sağlıklı bir seçenek olacaktır. Ayrıca lif yönünden zengin bir besin olması grelin salınımını engeller. Bu hormon bize acıktığımızı söyleyen hormondur. Yani patlıcan iştahımızı azaltarak, aşırı yemek yeme isteğimizi büyük ölçüde azaltır. Böylece kilo vermenize yardımcı olur.

Antioksidan Kaynağı

Patlıcan çeşitli vitamin ve mineralleri içermesine ek olarak, çok sayıda antioksidan içerir. Antioksidanlar, bedeni serbest radikaller olarak bilinen zararlı maddelerin neden olduğu hasarlardan korumaya yardımcı olan maddelerdir. Çalışmalar, antioksidanların, kalp hastalığı ve kanser gibi birçok kronik hastalığın önlenmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir. Patlıcanlar özellikle canlı renklerinden sorumlu olan antioksidan özelliklere sahip bir tür pigment olan antosiyaninler açısından zengindir. Özellikle, nasunin olarak adlandırılan patlıcandaki bir antosiyanin sağlığa faydalısı oldukça fazladır.

Kan Şekerinizi Kontrol Altında Tutmanızı Sağlar

Bunun en önemli nedeni patlıcanların lif yönünden zengin bir besin olmasıdır. Lif, vücuttaki sindirim ve emilim hızını yavaşlatarak kan şekerini düşürebilir. Daha yavaş emilim, kan şekeri düzeylerini sabit tutar. Diğer araştırmalar, patlıcan gibi gıdalarda bulunan polifenollerin, kan şekerinin düşmesine yardımcı olabilecek şekerin emilimini ve insülin sekresyonunu azaltabileceğini göstermektedir.

Kansere Karşı Vücudunuzu Korur

Patlıcandaki polifenollerin anti-kanser etkilerine sahip olduğu gösterilmiştir. Antosiyaninler ve klorojenik asit hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasara karşı vücudu korur. Tümör büyümesini ve kanser hücrelerinin yayılmasını ve yayılmasını önler. Ayrıca patlıcanlar, beyaz kan hücrelerinin üretimini uyardığından, bağışıklık sisteminin olmazsa olmaz bir parçası olan C vitamini yönünden de güçlü bir kaynaktır.

Patlıcan Düşük Kalorili, Diyet Dostu Bir Besindir

Patlıcanı diyetinize kolayca ekleyebilirsiniz. Fırında, ızgarada pişirilebilir veya sotelenebilir, zeytinyağı ve baharatla kolayca tatlandırılabilirsiniz. Patlıcan, karbonhidrat ve kalori alımınızı azaltabilir, bunların hepsi de yemeğinizin lif ve besin içeriğini arttıracaktır.

Folik Asit Kaynağı

Folik asit özellikle kadınların hamile kalmadan önce başlaması gerektiği önerilen ve yine özellikle rahim ve akciğer kanserine dönüşecek hücreleri düzelten süper bir B vitamini üyesidir. Vücutta depolanma sorunu olmadığından düzenli olarak alınabilir. Patlıcan, folat açısından zengin bir besindir. Folik asit doğmamış bebekte doğum kusurları riskini önlemeye yardımcı olur ayrıca nöral tüp defekti ve diğer doğum kusurlarının gelişme riskini azaltır.

Kalp Sağlığınız İçin Patlıcanı Beslenme Listenize Ekleyin

Antioksidan içerikleri sayesinde, bazı çalışmalar patlıcanların kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bir çalışmada yüksek kolesterolü olan tavşanlara, iki hafta boyunca günde 10 ml. patlıcan suyu verildi. Çalışmanın sonunda, LDL kolesterol ve trigliserit düzeylerinin daha düşük olduğu bulundu. Diğer çalışmalarda, patlıcanların kalbe koruyucu bir etkisi olabileceğini göstermiştir. Patlıcanın kolesterol düzeyini büyük ölçüde dengelediği bilinmektedir. Ayrıca kan basıncı seviyesini de sağlıklı bir seviyede tutar. İçerdiği potasyum sayesinde bu duruma neden olur.

Beyin Sağlığını Korur

Hayvan çalışmalarından elde edilen bulgular patlıcan kabuğundaki antosiyanin olan nasuninin beyin hücresi zarlarını serbest radikal hasarından koruyan güçlü bir antioksidan olduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırmalar antosiyaninlerin, nöroinflamasyonun önlenmesine ve beyne kan akışını kolaylaştırmaya yardımcı olduğunu göstermiştir. Bu durum hafıza geliştirmeye ve yaşla ilgili ruhsal bozuklukları önlemeye yardımcı olabilir. Patlıcan beyinde meydana gelen hasarlı hücrelerin onarımına ve hücrelerin korunmasına da yardımcı olur.

Kemik Sağlığınız İçin Patlıcan Tüketin

Patlıcanlar, kemik sağlığına, kemik degradasyonu ve osteoporoz riskinin yüksek olduğu insanlara oldukça faydalıdır. Patlıcandaki fenolik bileşikler, düşük osteoporoz bulguları, daha güçlü kemikler ve artan kemik mineral yoğunluğu ile bağlantılıdır. Ayrıca patlıcanda kemik sağlığı için çok önemli olan demir ve kalsiyum da ciddi oranda bulunmaktadır. Patlıcandaki potasyum, kalsiyum alımını artırır. Böylece bu besin kemik sağlığı için oldukça faydalı bir besin haline gelir.

Cilt ve Saç Sağlığınız İçinde Patlıcan Oldukça Faydalı

Patlıcanın tüm bu sağlığa faydalarının yanı sıra cilt ve saç sağlığı için de oldukça önemli bir besin kaynağıdır. Cilt sağlığını içerdiği bol miktardaki diyet lifleri ve farklı vitaminler sayesinde korur. Patlıcan cildi serbest radikaller ve ölü hücrelerden temizleyerek, cildin temiz kalmasını sağlar.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Güçlü Bir Hafıza için Zerdeçal Tüketin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Güçlü Bir Hafıza için Zerdeçal Tüketin

Stres, hava kirliliği, kötü beslenme gibi etmenlerden beynimiz olumsuz etkilenebiliyor, hafızamız zayıflayabiliyor ya da bir işe odaklanmamız güçleşebiliyor. Öncelikle güçlü bir hafıza için zerdeçal tüketin. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, güçlü bir beyin ve hafıza için antioksidanlardan, vitamin ve minerallerden zengin, sağlıklı yağlar içeren dengeli bir beslenmenin önemine dikkat çekiyor. İçerdikleri besin öğelerinden dolayı onları birer beyin dostu yapan 8 besini ise şu şekilde sıralıyor.

Zerdeçal

“Kurkumin” adı verilen etken maddesi ile zerdeçal, güçlü ve doğal bir antioksidan. Tarih boyunca tedavi amaçlı olarak kullanılmış olan bu kök bitkisi, beynin oksijenlenmesine, bilgiyi öğrenmenize ve işlemenize yardımcı oluyor. Zerdeçalda bulunan kurkuminden tam olarak faydalanmak içinse zerdeçalı yağ içinde hafif ısıya maruz bırakmak gerekiyor. Sebze veya et yemeklerinizi bitkisel yağ ve zerdeçalla sote etmek bunun için çok ideal bir yöntem. Kurkumin içeren bir gıda takviyesi kullanımında ise emilimi yüksek ve standartlara uygun olanları seçmeye özen göstermelisiniz.

Yağlı tohumlar-Kuruyemişler

Yağlı tohumlar “beyin dostu” nitelemesini sonuna kadar hak ediyorlar. Sağlıklı yağ asitleri, antioksidanlar, mineraller ve vitaminler açısından oldukça zengin olan ceviz, badem, fındık, keten tohumu ve çörek otu özellikle yüksek oranda vitamin E içeriyorlar. Antioksidan kapasitesi yüksek olan vitamin E, hücre zarlarını serbest radikallerden koruyor ve zihinsel gerilemeyi yavaşlatıyor. Beyin sağlığı için gerekli yüksek Omega-3 içeriğiyle cevizin bir adım öne çıktığı yağlı tohumları günde 1 avuç içi kadar ve çiğ olarak tüketmenizde sayısız fayda var.

Yeşil yapraklı sebzeler

A ve K vitaminlerinden zengin ıspanak, karalahana, pazı, brokoli, roka, dereotu, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler posa ve yüksek antioksidan içerikleriyle sadece beyni değil ‘ikinci beyin’ olarak nitelenen bağırsakları da destekleyen harika besinler. Aynı zamanda C vitamini deposu ve lif kaynağı olan yeşil yapraklı sebzeler anti-inflamatuar özellikleriyle beyni hasarlara karşı korumaya da yardımcı oluyorlar. 1 kase yeşil yapraklı sebze tavsiye edilen günlük C ve K vitamini alımının tamamını karşılıyorlar. Yeşil yapraklı sebzeleri çiğ ya da hafif pişirerek – örneğin buharda tüketmenin vitamin kaybını önleyeceği ise unutulmamalı.

Yaban mersini

Yaban mersini ve diğer koyu renkli çileksi meyveler, tıpkı yeşil yapraklı sebzeler gibi anti-inflamatuar ve antioksidan etkilerinin oldukça güçlü besinler. Antioksidanlar beynin yaşlanmasına ve nörodejeneratif hastalıklara zemin hazırlayan oksidatif strese karşı savaş açarlar. Özellikle yaban mersininin, içindeki antioksidanlarla beyin hücreleri arasındaki sinyal iletimini geliştirebileceği gösterilmiştir. Yaban mersini aynı zamanda hafızayı iyileştirmeye ve kısa süreli hafıza kaybını geciktirmeye de yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, “Mevsiminde taze yemenizin önerildiği koyu renkli çileksi meyvelerden, mevsimi dışında dondurulmuş ya da kurutulmuş olarak tüketerek de faydalanabilirsiniz” diyor.

Kakao

Kakao ve çikolatanın mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin üretimini arttığı biliniyor. Aynı zamanda beyni ve bilişsel işlevlerini destekleyici flavonoidlerden zengin kakao, özellikle beynin öğrenme ve hafıza işlevlerine ek olarak kısa süreli belleği güçlendirmeye katkı sağlıyor. Araştırmalar, kakaodaki flavonoidlerin hafızayı geliştirmeye ve yaşla ilişkili zihinsel gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Bu özelliklerden faydalanmak için ise beyaz ve sütlü çikolataları bir kenara bırakıp en az yüzde 70 oranında kakao içeren bitter çikolataları ya da kakao tozunun kendisini tercih etmeniz gerekiyor.

Yağlı balıklar

Omega-3 yağ asidi kaynağı yağlı balıklar, hafızayı geliştirmede ve beyin gücünü artırmada en önemli besin öğelerinin belki de başında yer alıyor. Omega-3 yağ asitleri, sinir hücreleri arasındaki elektrik sinyalini teşvik ederek beynin daha iyi ve hızlı şekilde iletişim kurmasını sağlıyor. Ayrıca zihinsel konsantrasyonu ve hafızayı iyileştirmeye yardımcı oluyor. Yeterli Omega-3 alımı için tercihen küçük ve yüzey balıklarını mevsiminde haftada 2 veya 3 defa tüketmek ve yüksek ısıda kızartmadan uzak durmak gerekiyor. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) balık tüketiminin yetersiz olduğu durumlarda ise Omega 3 takviyesi alınmasını öneriyor.

Yumurta sarısı

Yumurta, beyin sağlığı ile ilişkili besin öğelerinin küçük bir kabuk içinde toplandığı mucizevi bir besin. Özellikle yumurta sarısı, beyin fonksiyonlarını ve gelişimini desteklemek ve ruh halini düzenlemek için önemli olan B grubu vitaminleri, folik asit ve kolin açısından zengin bir kaynak. Yumurta, içeriğindeki kolin maddesinin, mutlulukla ilgili hormon üreten bir kimyasal olan betaine parçalanması özelliğiyle de öne çıkıyor.

Kemik suyu

Doğru teknikle hazırlanan kemik suyunun bağışıklık sistemini ve beyin sağlığını destekleyebilecek bir başka besin olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker sözlerine şöyle devam ediyor: “Kolojen ve hyaluronik asit içeriğiyle kemik suyu, oksidatif stresin azalmasına yardımcı oluyor. Prolin ve grisin amino asitleriyle de beynin ve bağ dokunun iyileştirilmesine katkı sağlıyor. İlikli kemiklerin en az 12 saat kısık ateşte kaynatılmasıyla elde edilebilecek besin değeri yüksek kemik suyuna tercihen biberiye, soğan ve sarımsak eklenerek beyin sağlığını desteklemek mümkün. Kemik suyunu 1 hafta kadar buzdolabında, 3 aya kadar ise derin dondurucuda muhafaza ederek tüketebilirsiniz.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Kış Aylarında Kilo Almayı Önlemenin 8 Yolu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kış Aylarında Kilo Almayı Önlemenin 8 Yolu

Kış aylarında hemen hepimizin ortak derdi, kilo almak. Havanın soğumasına paralel olarak pek çok alışkanlığımız değişiyor. Yapılan çalışmalar, havalar soğudukça hareket etme seviyemizin düştüğünü, daha yağlı ve karbonhidrat oranı yüksek besinlere yöneldiğimizi gösteriyor. Ayrıca güneş ışınlarına maruz kalma süremiz de kısalıyor. Tüm bunlar da vücudumuzun biyolojik ritmini ve hormonal dengesini etkileyerek bizi kilo almaya daha yatkın bir hale getiriyor. Aslında soğuk kış aylarını kilo almadan geçirmeniz mümkün. Üstelik bunun için fazla çaba sarf etmemiz de gerekmiyor. Peki kilomuzu korumak için neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız? Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal kış aylarında kilo almayı önlemenin 8 yolu nedir anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Kilo Başına 30 ml Su İçin

Havalar soğudukça terleme oranımız azalıyor. Vücuttan kaybettiğimiz su miktarının azalması da susama refleksimizi yavaşlatıyor. Ancak hücrelerimizin çalışmaları için yeterli düzeyde su alabiliyor olmaları çok önemli. Çünkü su hem vücudumuzun çalışması hem de toksik öğelerden arınması için şart. Bu yüzden pratik olarak aldığınız 1 kkal enerji başına 1 ml su veya kilogram başına 30 ml su içmeye özen gösterin. Örneğin bu değer 70 kg ağırlığında bir kişi için 70 x 30 = 2100 ml oluyor.

Ara Öğünleri Atlamayın

Hepimiz 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek zorunda değiliz. Ancak açlık durumlarında vücudumuzu dinlememiz çok önemli. Özellikle 4 saatten uzun süren açlıklarda, eğer kan şekerimiz düşmüşse, yediğimiz ilk öğünle beraber insülin seviyemiz de hızla yükselebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal artan insülin seviyesinin de özellikle bel ve karın bölgesi yağlanmasıyla sonuçlandığına işaret ederek, “Özellikle öğle ve akşam yemekleri arasında, proteinden zengin (tam buğday ekmeğe beyaz peynirli tost veya meyve ile beraber tüketeceğimiz bir yoğurt) bir ara öğün yapmak hem akşam yemeklerinde fazla enerji alımının önüne geçecek hem de metabolizmanızın çalışmasına destek olacaktır” diyor.

Öğlen Protein, Akşam Sebze Tüketin

Unutmayın; kolay pişen kolay sindirilir. Özellikle amacınız kilo vermek ise kırmızı et, tavuk, balık gibi hayvansal protein kaynaklarını öğlen tüketmeye özen gösterin. Çünkü proteinlerin sindirimi karbonhidratlara göre uzun sürüyor. Akşam saatlerinde ise sebze ağırlıklı beslenmeniz sindirim sisteminizi rahatlatacak ve ertesi güne daha dinlenmiş kalkmanızı sağlayacaktır.

Günde 2 Fincan Yeşil Çay

Özellikle ana öğünlerden sonra içilen yeşil çay, karbonhidrat emilimini yavaşlatarak kan şekerinizin hızla yükselmesinin, dolayısıyla insülin seviyenizin de hızla artmasının önüne geçiyor. Ayrıca içerisindeki antioksidanlar sayesinde vücutta oksidatif stres oluşumunu azaltarak kilo kaybına destek oluyor. Eğer tansiyon probleminiz yoksa günde 2 fincan yeşil çay içmeye gayret edin.

Probiyotikleri İhmal Etmeyin

“Sağlıklı bir bağırsak, sağlıklı bir insan” demektir, bunu unutmayın. Yoğurt ve kefir, içerdikleri yararlı bakteriler sayesinde sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasına destek oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal özellikle zararlı bakterilerin yararlı bakterilere göre daha baskın olduğu bağırsak florasında obezite ve tip 2 diyabet riski arttığı uyarısında bulunarak, “Bu yüzden günde 2 su bardağı kadar yoğurt veya kefir mutlaka tüketmeye çalışın” diyor.

Tuz Yerine Baharat Kullanın

Bazı besinler içerdikleri moleküller sayesinde metabolizmamızın hızlanmasına destek oluyorlar. Özelikle kırmızıbiber içerdiği kapseisin sayesinde yağ yakımına yardımcı oluyor. Ayrıca taze öğütülmüş karabiberin yağ hücrelerinin büyümesini yavaşlattığına dair yapılan çalışmalar da mevcut. Eğer herhangi bir mide probleminiz yoksa, yemeklerinizi tuz ile değil, kırmızı biber, karabiber, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlarla lezzetlendirebilirsiniz. Böylelikle sodyum (tuz) tüketimini kısarak vücutta ödem riskini azaltırsınız. Ayrıca baharatların antioksidan özelliklerinden yararlanarak yemeklerinizin lezzetine de lezzet katmış olursunuz.

Düzenli Uyku Şart

Vücudun hormonal dengesinin düzenlenmesi ve iştah regülasyonunun sağlanması adına uyku en elzem etkenlerden biri. Özellikle uykuda salgıladığımız leptin hormonu, gün içinde tokluk merkezimizi uyararak gereğinden fazla enerji alımının önüne geçebiliyor. Uyku ihtiyacı yaşa ve bireysel özelliklere göre değişse de, günde ortalama 7-8 saat kadar uyumaya özen gösterin.

Egzersiz Yapın

Vücudu çalıştıran ve metabolizmamızı hızlandıran ana etken, kas oranımızın yüksek olması. Kas; vücudun enerji harcamasını arttırarak kilo alımının önüne geçebiliyor. Eğer hipotiroid gibi hormonal bir hastalığınız yoksa kas oranınızı arttırarak bazal metabolizma hızınızı arttırmaz mümkün. Bu yüzden kaslarınızı çalıştırmak için mutlaka düzenli olarak egzersiz yapmalısınız.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Balığın Sağlığa Faydaları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

balığın sağlığa faydaları

Sağlıklı bir yaşamın olmazsa olmazlarından biri olan balık tüketiminde, her ne kadar dünya genelinin gerisinde kalsak ta üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz balık çeşitliliği konusunda oldukça zengin. Peki biz doktorların her fırsatta söylediği balık tüketimi sağlığınız için neden bu kadar önemli? İşte balığın sağlığa faydaları…

Bir Karadenizli olarak benim için vazgeçilmez bir besin kaynağı olan balık, iyi bir protein kaynağı olması sebebiyle tok kalma süresini uzatır. Küçük ya da büyük fark etmez tüm balıkların sağlığımıza oldukça faydası var. İnsan vücudunda üretilmeyen Omega 3 yağ asidi vücudumuz için oldukça gerekli. Öyle ki, omega 3 yağ asidi bizi kalp- damar hastalığı risklerine karşı korur…

Balık Tüketimi Kalp Sağlığını Korur

Amerikan Kalp Derneği’nin, deniz ürünlerinin sağlığa yararlarıyla ilgili yakın tarihli yaptığı bilimsel bir çalışmada, haftada en az bir kez somon, ton balığı ya da uskumru gibi yağlı balıkların tüketilmesinin kalp krizi ve diğer ciddi kardiyovasküler problemleri önlemeye yardımcı olabildiğini ortaya çıkardı.

Yapılan diğer çalışmalara göre, yağlı balık yiyen kişilerin, balık yemeyen kişilere oranla % 22 daha düşük koroner arter hastalığına yakalanma riski bulunuyor. İşte balığın kalp sağlığı dışında sağlığımıza olan diğer faydaları.

Balığın Sağlığa Olan Faydaları

  1. Araştırmalar, antioksidanların egzersizin vücudunuza koyduğu iltihabı ve stresin azalmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Gücünüzü tamamen artırabilmek için, yediğiniz balığın yeterince iyi yağ içerdiğinden emin olun. Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi omega-3 yönünden zengin balıkları tüketin.
  2. Balık tüketmek çocuk sahibi olma şansınızı arttırabilir! Özellikle omega 3 yağ asitleri açısından çok zengin olan somon balığı kadınların yumurta kalitesini artırıyor.
  3. Balık tüketimi erkeklerde de sperm kalitesini arttırarak baba olma şansını arttırıyor. Bu etkisini arttırabilmek için yağlı balıklar olan somon, uskumru gibi omega 3 zengini balıkları haftada 2 kez tüketebilirsiniz.
  4. Haftada 2 kez balık tüketen bireylerin bağışıklık sistemi daha güçlü olur. Mevsimlik balık çinko, iyot ve iyi oranda esansiyal amino asit içeriyor. Bu özelliği ile grip, nezle, kalp ve diyabet hastalığına yakalanma riskini azaltır.
  5. Meme kanserinden korunmak için omega 3 zengini yağlı balıkları haftada 2 kez tüketin. Araştırmalar, yeterli miktarda omega 3 yağ asidi alan kadınların daha az meme kanseri riski taşıdığı göstermiştir.
  6. Omega 3 aynı zamanda göz sağlığına olumlu etkide bulunarak göz sinirlerinin gelişimini sağlar. Araştırmalar, omega 3 yağ asitlerinin göz kuruluğunu azalttığını ortaya koymuştur.
  7. Balık tüketerek tansiyonunuzu düşürebilirsiniz. Somon gibi soğuk su balıkları, yüksek tansiyonu düşürmeye ve kalp krizi riskini azaltmaya yardımcı olan Omega-3 yağ asitleri bakımından oldukça zengindir.
  8. Somon; yağsız protein, omega-3 yağ asitleri ve B vitaminlerinin kaynağıdır. Araştırmalara göre, bir porsiyon somonda sıfır karbonhidrat vardır.
  9. Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığına yakalanma riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur.
  10. Omega-3 yağlarına bir başka sağlık yararı da eklenebilir: Kolesterolü düşürme. Loma Linda Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, doymuş yağları omega-3 ile değiştirmek (somon, sardalya ve ringa balığı) iyi kolesterolü % 4 gibi bir oranda artırabilir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar