Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Patlıcanın Sağlığa Olan 10 Faydası

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Patlıcanın Sağlığa Olan 10 Faydası

Patlıcanı sevmeyen yoktur herhalde… Özellikle yaz mevsiminde sofralarımızın baş tacı olan bu sebzenin birçok organa şifa dağıttığını biliyor muydunuz? Patlıcanın sağlığa olan 10 faydası hakkında tüm detayları yazımda bulabilirsiniz.

Patlıcan, kimine göre sebze kimine göre meyve olarak adlandırılır ancak esas ait olduğu Hindistan alt kıtasında çok yönlülük ve fonksiyonel tıbbi etkileri göz önünde bulundurularak sebzelerin kralı denmiş. Peki patlıcan sağlığa gerçekten yararlı mı? Bu mor veya siyah parlak renkteki sebzeler Türk mutfağının olmazsa olmaz sebzesi olup birçok yemekte kullanılır. Patlıcan sadece yemekleri lezzetlendirmez sağlık açısından da çokça faydaları vardır. Patlıcan besin değeri açısından da oldukça zengindir. İçerdiği vitamin ve mineral kaynakları arasında C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, tiamin, niasin, magnezyum, fosfor, folik asit ve potasyum bulunur. Ayrıca neredeyse hiç doymuş yağ içermez.

Patlıcanın Tarihçesi

Patlıcan, yani bilimsel adıyla Solanum melongena, Solanaceae familyasına ait olup, tropik iklimlerde küçük bir ağaç şeklinde büyüyen, ılık iklimlerde tek yıllık olan bir kültür bitkisidir. Patlıcanın ilk yetiştiriciliği M.Ö 5.yy’da Hindistan’da gerçekleştirilmiştir. Patlıcan, Orta Çağ’dan önce Afrika’ya ve daha sonra 14. yüzyılda uzun zamandır ilişkilendirildiği İtalya’ya tanıtıldı. Daha sonra Avrupa ve Orta Doğu’ya yayıldı ve yüzyıllar sonra Avrupalı ​​kaşifler tarafından Batı yarım küreye getirildi. Bugün, İtalya, Türkiye, Mısır, Çin ve Japonya önde gelen patlıcan yetiştiricileridir.

Patlıcan Çeşitleri

Pek çok çeşidi bulunan patlıcan oldukça lezzetli bir sebzedir. Türkiye’de en çok yetiştirilen patlıcan türleri; kemer patlıcan ve halkapınar patlıcanıdır. Bu ikisi dışında genelde bostan patlıcan vardır. Salatalar için en ideal patlıcan bu çeşittir. Türkiye’de yetiştirilen patlıcanların dışında ithal getirilen ve halk tarafından tercih edilen patlıcan türleri de bulunmaktadır.

Son yıllarda popüler olan normal patlıcanın Japonya’da yetişen bir türü olan Japon patlıcanı da sağlığa oldukça faydalıdır. Asya’da yetişen patlıcan türleriyle benzerlik gösteren bu patlıcanın en önemli özelliği kabuğunun ince olması ve tatlı bir aromaya sahip olmasıdır. Ayrıca Japon patlıcanının 200 gramında yalnızca 20 kalori vardır. Sodyum oranı açısından da oldukça düşüktür.

İşte patlıcanın sağlığımıza olan faydaları…

Lif Yönünden Oldukça Zengindir

Lif (Posa) yalnızca meyvelerde, sebzelerde ve tahıllarda bulunan, yeterli miktarda alınan sıvı ile besinlerin kolayca sindirilmesinde yardımcıdır ve bağırsaklarımızın daha mutlu olmasını sağlar. Patlıcan lif açısından oldukça zengin bir besindir. Patlıcanlar az miktarda yağ veya kolesterol içerdiğinden, kilo vermeye çalışan veya obezite sorunları yaşayan insanlar için çok sağlıklı bir seçenek olacaktır. Ayrıca lif yönünden zengin bir besin olması grelin salınımını engeller. Bu hormon bize acıktığımızı söyleyen hormondur. Yani patlıcan iştahımızı azaltarak, aşırı yemek yeme isteğimizi büyük ölçüde azaltır. Böylece kilo vermenize yardımcı olur.

Antioksidan Kaynağı

Patlıcan çeşitli vitamin ve mineralleri içermesine ek olarak, çok sayıda antioksidan içerir. Antioksidanlar, bedeni serbest radikaller olarak bilinen zararlı maddelerin neden olduğu hasarlardan korumaya yardımcı olan maddelerdir. Çalışmalar, antioksidanların, kalp hastalığı ve kanser gibi birçok kronik hastalığın önlenmesine yardımcı olabileceğini göstermiştir. Patlıcanlar özellikle canlı renklerinden sorumlu olan antioksidan özelliklere sahip bir tür pigment olan antosiyaninler açısından zengindir. Özellikle, nasunin olarak adlandırılan patlıcandaki bir antosiyanin sağlığa faydalısı oldukça fazladır.

Kan Şekerinizi Kontrol Altında Tutmanızı Sağlar

Bunun en önemli nedeni patlıcanların lif yönünden zengin bir besin olmasıdır. Lif, vücuttaki sindirim ve emilim hızını yavaşlatarak kan şekerini düşürebilir. Daha yavaş emilim, kan şekeri düzeylerini sabit tutar. Diğer araştırmalar, patlıcan gibi gıdalarda bulunan polifenollerin, kan şekerinin düşmesine yardımcı olabilecek şekerin emilimini ve insülin sekresyonunu azaltabileceğini göstermektedir.

Kansere Karşı Vücudunuzu Korur

Patlıcandaki polifenollerin anti-kanser etkilerine sahip olduğu gösterilmiştir. Antosiyaninler ve klorojenik asit hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasara karşı vücudu korur. Tümör büyümesini ve kanser hücrelerinin yayılmasını ve yayılmasını önler. Ayrıca patlıcanlar, beyaz kan hücrelerinin üretimini uyardığından, bağışıklık sisteminin olmazsa olmaz bir parçası olan C vitamini yönünden de güçlü bir kaynaktır.

Patlıcan Düşük Kalorili, Diyet Dostu Bir Besindir

Patlıcanı diyetinize kolayca ekleyebilirsiniz. Fırında, ızgarada pişirilebilir veya sotelenebilir, zeytinyağı ve baharatla kolayca tatlandırılabilirsiniz. Patlıcan, karbonhidrat ve kalori alımınızı azaltabilir, bunların hepsi de yemeğinizin lif ve besin içeriğini arttıracaktır.

Folik Asit Kaynağı

Folik asit özellikle kadınların hamile kalmadan önce başlaması gerektiği önerilen ve yine özellikle rahim ve akciğer kanserine dönüşecek hücreleri düzelten süper bir B vitamini üyesidir. Vücutta depolanma sorunu olmadığından düzenli olarak alınabilir. Patlıcan, folat açısından zengin bir besindir. Folik asit doğmamış bebekte doğum kusurları riskini önlemeye yardımcı olur ayrıca nöral tüp defekti ve diğer doğum kusurlarının gelişme riskini azaltır.

Kalp Sağlığınız İçin Patlıcanı Beslenme Listenize Ekleyin

Antioksidan içerikleri sayesinde, bazı çalışmalar patlıcanların kalp hastalığı riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir. Bir çalışmada yüksek kolesterolü olan tavşanlara, iki hafta boyunca günde 10 ml. patlıcan suyu verildi. Çalışmanın sonunda, LDL kolesterol ve trigliserit düzeylerinin daha düşük olduğu bulundu. Diğer çalışmalarda, patlıcanların kalbe koruyucu bir etkisi olabileceğini göstermiştir. Patlıcanın kolesterol düzeyini büyük ölçüde dengelediği bilinmektedir. Ayrıca kan basıncı seviyesini de sağlıklı bir seviyede tutar. İçerdiği potasyum sayesinde bu duruma neden olur.

Beyin Sağlığını Korur

Hayvan çalışmalarından elde edilen bulgular patlıcan kabuğundaki antosiyanin olan nasuninin beyin hücresi zarlarını serbest radikal hasarından koruyan güçlü bir antioksidan olduğunu göstermektedir. Ayrıca araştırmalar antosiyaninlerin, nöroinflamasyonun önlenmesine ve beyne kan akışını kolaylaştırmaya yardımcı olduğunu göstermiştir. Bu durum hafıza geliştirmeye ve yaşla ilgili ruhsal bozuklukları önlemeye yardımcı olabilir. Patlıcan beyinde meydana gelen hasarlı hücrelerin onarımına ve hücrelerin korunmasına da yardımcı olur.

Kemik Sağlığınız İçin Patlıcan Tüketin

Patlıcanlar, kemik sağlığına, kemik degradasyonu ve osteoporoz riskinin yüksek olduğu insanlara oldukça faydalıdır. Patlıcandaki fenolik bileşikler, düşük osteoporoz bulguları, daha güçlü kemikler ve artan kemik mineral yoğunluğu ile bağlantılıdır. Ayrıca patlıcanda kemik sağlığı için çok önemli olan demir ve kalsiyum da ciddi oranda bulunmaktadır. Patlıcandaki potasyum, kalsiyum alımını artırır. Böylece bu besin kemik sağlığı için oldukça faydalı bir besin haline gelir.

Cilt ve Saç Sağlığınız İçinde Patlıcan Oldukça Faydalı

Patlıcanın tüm bu sağlığa faydalarının yanı sıra cilt ve saç sağlığı için de oldukça önemli bir besin kaynağıdır. Cilt sağlığını içerdiği bol miktardaki diyet lifleri ve farklı vitaminler sayesinde korur. Patlıcan cildi serbest radikaller ve ölü hücrelerden temizleyerek, cildin temiz kalmasını sağlar.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Kolon kanserini akdeniz diyetiyle önleyin; sebze ve meyvenin bol tüketildiği, kırmızı etin oldukça azaltıldığı, balık ve zeytinyağına ağırlık verildiği “Akdeniz Diyeti”nin başta kolon kanseri olmak üzere birçok kanser türünün gelişimini önlediği bilimsel çalışmalarla kanıtlanıyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Meltem Ergün, ABD, İngiltere ve İspanya’da yapılan uzun takipli araştırmaların sonucunda kolon kanseri gelişimini önleyen diyet tipinin Akdeniz tipi beslenme olduğunun saptandığını vurguladı.

Bol sebze ve meyvenin antioksidan yapısıyla kanser gelişimini azaltmaya yardımcı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Meltem Ergün şu bilgileri verdi: “Akdeniz mutfağında tereyağı ve margarin kullanılmaz, zeytinyağı oldukça fazla tüketilir; tuz yerine de baharat kullanılır. Her gün bol miktarda çiğ ve pişirilmiş sebze ile meyveler yenir. Haftada 5-6 porsiyon balık ve tavuk tüketilir. Kırmızı et ise ayda birkaç kez tüketilir.”

 TARAMAYA 45 YAŞINDAN İTİBAREN BAŞLANMALI

Yeni bilimsel yayınların kolonoskopi taramalarının 45 yaştan itibaren yapılmasını önerdiğini söyleyen Doç. Dr. Meltem Ergün, şu bilgileri aktardı: “Kalın barsak kanserinden korunmanın diğer bir yolu da düzenli kontrollerimizi yaptırmaktır. Hiçbir şikayeti olmayan bireylerde 45 yaşında tarama başlamalı. Ailesinde kalın barsak kanseri olanlarda ise hastalık ortaya çıkış yaşından 10 yıl önce tarama başlamalıdır. Örneğin hastanın babasında kalın barsak kanseri tanısı 50 yaşında konmuşsa, oğluna 40 yaşında kolonoskopi yapılmalıdır. Ayrıca dışkıda karışık kan bulunması, tuvalet alışkanlığında değişme, istemsiz kilo kaybı ve sebebi bilinmeyen kansızlık alarm belirtileridir ve hemen kolonoskopi yapılmasını gerektirir.”

Tarama amaçlı kolonoskopi, kolonda kanser öncülü olarak bulunan poliplerin (et benleri) saptanması ve bunların çıkarılması amacıyla yapılıyor. Zira bu poliplerin çıkarılmadığı takdirde 5-10 yıl içinde kalın barsak kanserine dönüşme ihtimalinin bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Meltem Ergün, “Polipler çıkarılınca risk sıfırlanmış olur. Polip saptanmazsa 10 yıl tekrar kolonoskopi yapılması gerekmez. Ancak polip saptanan hastalar yeni polip çıkma ihtimaline karşın 2-3 yılda bir kolonoskopik takibe devam etmelidir” diye konuştu.

Kolon kanserinden korunmak için…

  • Akdeniz tipi beslenme uygulayın
  • Fiziksel aktivitenizi artırın (günde yarım saat hafifçe terleten spor)
  • Bol su için (günde 2-3 litre)
  • Sigaradan ve alkolden uzak durun
  • 45 yaşından itibaren düzenli tarama yaptırın (kolonoskopi)

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Hindistan Cevizi Yağının 5 Faydası

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

hindistan cevizi yağının 5 faydası
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞININ 5  FAYDASI:

Hindistan cevizi yağı , son yılların mucize besini olarak adlandırılan besinlerden birisi. İçeriğindeki yağ asitleri bileşimleri ile sağlık üzerinde olumlu etkilerinden bahsediliyor. Yapılan araştırmalardan derlediğimiz hindistan cevizi yağının 5 faydası nelermiş bir göz atalım.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo web tasarım