Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıklara neyin sebep olduğu kesin olarak bulunamasa da genetik mirasınız bu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olabilir. Otoimmün hastalıklar vücudun farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. İşte konuyla ilgili diğer detaylar…

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminizin vücudunuza yanlışlıkla saldırdığı bir durumdur. Bağışıklık sistemi normalde bakteriler ve virüsler gibi mikroplara karşı vücuda koruma sağlar. Bu yabancı işgalcileri algıladığında, onlara saldırmak için bir savaşçı hücresi ordusu gönderir. Normalde, bağışıklık sistemi yabancı hücreler ve kendi hücrelerin arasındaki farkı söyleyebilir. Bir otoimmün hastalıkta, bağışıklık sistemi vücudunuzun bir kısmını (eklemleriniz veya cildiniz gibi) yabancı olarak algılar. Sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar adı verilen proteinleri salgılar. Bazı otoimmün hastalıklar sadece bir organı hedef alır. Tip 1 diyabet pankreasa zarar verir. Lupus gibi diğer hastalıklar tüm vücudu etkiler.

Bağışıklık Sistemi Aslında Nedir ve Ne İşe Yarar?

En basit ve akılda kalıcı tarifiyle bağışıklık sistemi, savunmadan sorumlu askeri birliktir. Bedeni tehdit altında hissettiği anda uygun silahlarla silahlanarak ‘düşmanla’ mücadeleye girer ve onu alt etmeye çalışır. Tüm canlıların bedeninde yaradılış itibariyle var olan (normal şartlarda) bağışıklık sistemi, bedeni tüm hastalık tehditlerine karşı korumakla görevlidir. Bu mükemmel sistem, doğum anından itibaren çalışmaya başlar. En önemli görevi; hastalıklara sebep olabilecek virüs, patojen ve yabancı maddeleri tanıyarak onlarla mücadele yollarını belirlemektir. Görevinin zorluğu da burada başlar. Tabiri caizse, dostu düşmanı en doğru şekilde ayırması gerekir. Aksi halde sağlıklı doku hücrelerini yok etmeye girişebilir.

Bağışıklık sisteminin muazzam bir işleyişi vardır. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder. Bu muazzam sistemin en önemli özelliği hafızasının olmasıdır. Bu özelliği sebebiyle daha önce mücadele ettiği düşmanı kolayca tanır ve gereken önlemi hızlıca alır. Bağışıklık sistemi mükemmel olmasıyla doğru orantılı olarak karmaşıktır. Sistemin temel öğeleri; hormonlar, lenf sistemi, akyuvarlar, kemik iliği ve bazı proteinlerdir. Bademciklerimiz, burun kıllarımız, mide asidimiz, hatta gözyaşımız bile bu sistemin birer parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, kalıtsal özellikler taşır. Doku, hormon ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklık türüdür. Bir de sonradan kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi vardır. Aşılanma, hastalığı geçirme, sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi ve serum takviyesi gibi durumlar, edinilmiş bağışıklık sisteminin örnekleri arasında yer alır.

Bağışıklık Sistemi Neden Vücuda Saldırır?

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla otoimmün hastalıklara yakalanma eğilimindedir. Kadınlar, erkeklere kıyasla yaklaşık 2 katı fazla otoimmün hastalıklara sahiptir. Çoğu zaman hastalık bir kadının doğurganlık yıllarında başlar (18-44 yaş arası).

Bazı otoimmün hastalıklar etnik gruplarda daha yaygındır. Örneğin, lupus Kafkasyalılardan daha fazla Afrikalı-Amerikalı ve İspanyolları etkiler. Multipl skleroz ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar genetik olarak görülebilir. Her aile üyesi mutlaka aynı hastalığa sahip olmayacaktır, ancak otoimmün duruma karşı bir yatkınlık geçirebilirler.

Otoimmün Hastalık Belirtileri

En az 80 farklı otoimmün hastalık vardır. Her biri birbirinden benzersiz olsa da, kızarıklık, baş dönmesi, düşük dereceli ateş gibi birçok belirleyici özellik belirtisi vardır.

İşte otoimmün hastalıkların erken belirtileri;

  • Yorgunluk
  • Kas Ağrıları
  • Şişlik Vve Kızarıklık
  • Düşük Dereceli Ateş
  • Odaklanmada Zorluk
  • Ellerde ve Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma
  • Saç Dökülmesi
  • Deri Döküntüleri

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıkları erken yakalamak, ilerlemelerini yavaşlatmanın en iyi yoludur, ancak öncelikle neye bakacağınızı iyi bilmeniz gerekir. En sık görülen çeşitleri ise;

Romatoid Artrit:

Artrit ve Romatizma’da yayınlanan bir çalışmaya göre, kadınların yaklaşık yüzde 4’ü yaşamları boyunca romatoid artrit hastalığıyla karşı karşıya gelecektir. Hastalık, eller, parmaklar, dirsekler, dizler ve kalçalar dahil olmak üzere vücutta iltihaplı eklem semptomları oluşturur.

Romatoid Artrit, eklemlerinizdeki aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkan ortak bir dejeneratif durum olan osteoartrit’ten farklı şekillerde kendini gösterir. Yorgunluk, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi hastalık belirtileri, zamanla yavaş yavaş gelişmek yerine haftalar içinde hızla ve ani kötüleşmeye eğilimlidir. Romatoid Artrit de simetrik semptomlar üretir, yani vücudun her iki tarafı da etkilenir.

Hastalığın tedavileri arasında doktorunuzun kontrolündeki ilaç tedavisinin yanı sıra egzersiz, kilo yönetimi ve genel sağlıklı alışkanlıklar gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir.

Tip 1 Diyabet:

Pankreas, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olan hormon insülini üretir. Tip 1 diyabet hastalığı ise, immün sistem ve pankreasın insülin üreten hücrelerin yok eder. Yüksek kan şekeri, kan damarları olumsuz etkilediği gibi ayrıca kalp, böbrek, göz ve sinir gibi organlara da zarar verebilir.

Lupus:

2015 yılında lupus hastası olduğunu açıklayan ABD’li ünlü şarkıcı ve oyuncu Selena Gomez ile beraber gündeme gelen lupus hastalığı, 10 kişiden 9’u kadın olan tahmini 1.5 milyon insanı etkileyen ve eklemlere, deriye, böbreklere, kalbe, akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine zarar verebilen bir hastalıktır.

Lupus, birçok farklı organı etkileyebileceğinden, çoğu zaman tanısı zor hale getirebilecek çok çeşitli semptomları içerir. Semptomları; aşırı yorgunluk, baş ağrısı, ağrılı veya şişmiş eklemler, ateş, anemi, ayaklarda, bacaklarda, ellerde veya göz çevresinde şişlik; derin nefes alma esnasında göğüs ağrısı, döküntü, güneş veya ışık duyarlılığı, saç dökülmesi, anormal kan pıhtılaşması…

Tedavi genellikle inflamasyonu azaltmak, bağışıklık sistemini baskılamak ve organların zarar görmesini en aza indirmek için verilen ilaçları içerir.

Haşimoto Tiroiditi

Haşimoto, 14 milyon Amerikalıyı etkileyerek en yaygın tiroid bozukluğu tipini oluşturuyor. Tiroid hormonu üretimi yavaşlatır. Semptomlar kilo alımı, soğuğa karşı duyarlılık, yorgunluk, saç dökülmesi ve tiroid şişmesidir.

Sedef Hastalığı

Cilt hücrelerinin çok hızlı büyümesine neden olan kronik bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülen tek otoimmün hastalıktır diyebiliriz. En sık görülen tip olan plak psoriazisi, ölü cilt hücrelerinin simli beyaz hali ile kaplanmış, kabarık, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar. Sıklıkla kaşıntılı ve ağrılı olan ve çatlama ve kanama olan bu plaklar çoğunlukla kafa derisi, diz, dirsek ve alt sırtta görülür.

Sedef hastalığının hafif formları genellikle özel nemlendiriciler ve şampuanlarla tedavi edilebilir, ancak orta ile ağır vakalarda genellikle topikal tedaviler, ışık tedavisi ve biyolojik de dahil olmak üzere ilaçların bir kombinasyonu gerekir.

Sjögren Sendromu

 Sjögren sendromu ile bağışıklık sisteminiz gözyaşı ve tükürük yapan bezlere saldırır. Bu, salgılarının miktar ve kalitesinde bir azalmaya neden olur ve kuru gözler, vajinal kuruluk ve ağız kuruluğu gibi semptomlara yol açar. Bu durum eklem ağrılarına ve yorgunluğa da neden olabilir. Dört milyon insan Sjögren sendromuna sahiptir ve hastalığın ortalama başlangıç ​​yaşı 40’ların sonudur.

Tedavi vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlıdır. Örneğin, kuru gözler ise göz damlası veya merhemler ile tedavi edilebilir.

www.sabah.com.tr’de yazımızın orjinal halini bulabilirsiniz. Okumak için tıklayın.

Bağışıklık

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, aralık ayının ikinci haftası itibariyle grip salgını başladı. Grip aşısı için hiçbir zaman geç olmadığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Risk grubundaki kişilerin aşılanmasında fayda var” dedi.

Domuz gribi, gergedan virüsü gibi farklı isimlerle duyurulan salgınlar şu günlerde birçok kişiyi olumsuz etkiliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Domuz gribi salgınının ortaya çıktığı 2009 yılında, dünyada ve Türkiye’de her zamankinden daha fazla hasta gördük. Bugün artık, domuz gribi virüsüne karşı insanlarda bir bağışıklık gelişti. Ayrıca grip aşılarının içerisinde domuz gribinin virüsü var. Hastalığın eskisi kadar yaşamı tehdit etmediğini söyleyebilirim” diye konuştu.

Peki Kimler Tehlike Altında?

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Tehlike yaratan bir grup var. Onlar bağışıklığı iyi çalışmayan, 65 yaş üzerindeki kişiler, KOAH gibi akciğer hastalığı olanlar, solumum yetmezliği olan hastalar, kanser tedavisi gören kişiler ve gebeler. Bağışıklık sistemi iyi çalışmadığından bu grupta yaşamı tehdit etme riski daha yüksek. Sağlıklı kişilerde ise artık çok fazla tehlike arz etmiyor” ifadelerini kullandı.

Hamilelerin Özellikle Daha Dikkatli Olması Gerekiyor

Risk grubundaki kişilerin aşılanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu şöyle devam etti:

“İdeal olan, salgın başlamadan eylül, ekim aylarında aşılanmaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, aşı için  geç değil. Çünkü mart ayı sonuna kadar salgın azala azala devam eder. Şu an yapılacak aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Hamileleri özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü düşük ve erken doğum riskiyle karşı karşıyalar. Grip buna neden olabiliyor. Hastalık, gebelerde yaşamı da tehdit edebiliyor. Gebeliğini kış aylarında geçirecek kişilerin aşılanmasında fayda var. Gebeleri ve yeni doğum yapmışları aşılıyoruz.”

“Proteinden Zengin Beslenin”

Bağışıklık sistemini koruyan en etkili yöntemin yeterli uyku ve beslenme olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sönmezoğlu, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Bunun için öncelikle uykuya ve beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Mutlaka, soğuktan korunarak, açık havada vakit geçirilmeli,  stresten mümkün olduğunca uzak durulmalı. C vitaminden zengin narenciye tüketmek, hapşıran-öksüren kişilerden uzak durmak  ve elleri sık sık yıkamak gibi hijyen önlemleri de almak önem taşıyor. Ayrıca, proteinden zengin beslenmeli. Yumurta, süt ürünleri, yoğurt, et, sebzeler ve meyveleri özellikle kış aylarında hiç ihmal etmemeli” dedi.

Her Sabah Yarım Limon, Zerdeçal ve Zencefil

Enfeksiyonlara karşı koruyucu bir formül olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sönmezoğlu, şunları söyledi:

“Ilık su içine atılacak zencefil, limon suyu, zerdeçal son derece etkin. Hastalığın başladığını hissettiğiniz an bu karışımı kullanabilirsiniz. Her gün sabah kalktığınızda ılık bir bardak suyun içine taze sıkılmış yarım limon, 1 çay kaşığı zencefil, 1 çay kaşığı kadar zerdeçal koyarak içmek koruyucu etki yaratıyor. Aynı zamanda kuşburnu, ıhlamur, nane-limon son derece etkilidir.

Gergedan Virüsü Nezle

Son zamanlarda Gergedan Virüsü olarak adlandırılan virüsün, nezle virüsü olduğunu söyleyen Sönmezoğlu, “Bu yeni bir virüs değildir. Bu birkaç günlük burun akıntısı, hafif baş ağrısı, kuru öksürükle geçer. Eğer burun kanalları açık tutulmazsa daha sonra sinüzite dönebilir. O nedenle bu enfeksiyona yakalanmış kişiler burnun açık olmasına dikkat etmelidir. Burun açıcı tuzlu sular burnun tıkanmasını engelleyecektir” dedi.

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle oluşur ve antibiyotikler onlara etki etmez. Ama ne yazık ki biz, ülke olarak antibiyotiklere çok güvendiğimiz ve onlardan çok şey beklediğimiz için, virüs olduğunu bilsek bile kullanıyoruz. Bu vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürüyor, ekosistemi bozuyor” diyerek antibiyotikler konusunda da uyardı.

Konuyla ilgili farklı bir içeriğe burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmadığını belirterek, “Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece bakterilerin oluşturduğu enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.” dedi.

Prof. Dr. Büke, yaptığı açıklamada, kışın kendini göstermeye başladığı bu günlerde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığının gözlendiğini, bu noktada yapılan en büyük yanlışlardan birinin de  belirtiler başlar başlamaz antibiyotiklere yönelmek olduğunu aktardı.

Özellikle sonbahar ve kış aylarında en sık görülen sağlık sorunları olarak ön plana çıkan soğuk algınlığı ve grip gibi boğaz ağrısı ile seyreden hastalıklara karşı yapılabilecekler konusunda bilgi de veren Büke, soğuk algınlığı ve nezlenin genellikle grip ile karıştırıldığına ancak aralarında belirgin farklılıkların olduğuna dikkati çekti.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

“Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı yok”

Büke, influenza virüslerine bağlı gelişen gripte ise hastalığın boğaz ağrısı ile başladığını, buna karşın 38,5 ve üzeri derecelerde ateş, şiddetli kas ağrısı, baş ağrısı ve hatta eklem ağrısıyla seyrettiğini söyledi.

Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı olmadığının altını çizerek, gereksiz kullanıldıklarında vücutta bulunan yararlı flora bakterilerinde direnç gelişmesine yol açacağına dikkati çeken Prof. Dr.  Büke, şunları kaydetti:

“Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor.  Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece  bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Soğuk algınlığı ve risk grubu dışındaki kişilerde gelişen grip 5-7 günde kendiliğinden iyileşir. Belki de doğal tedavi yöntemlerinin yakınmaları hafiflettiği ve daha hızlı iyileşme sağladığı hastalıkların en başında soğuk algınlığı ve risk grubu  dışındaki kişilerde gelişen grip gelmektedir. Hekim tarafından soğuk algınlığı ya da grip tanısı alan kişilerde destek amacıyla yeterli istirahat, beslenme ve yeterli sıvı alınması yanı sıra bazı doğal ürünler de kullanılabilir. Ayrıca doğal ürünlerin çeşitli ilaçlarla etkileşimlerinin olabileceği unutulmamalı ve özellikle kronik hastalıkları nedeniyle çeşitli ilaçlar kullanan bireylerin bu konuda mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor.”

 “Sarımsak soğuk algınlığında da etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün”

 Prof. Dr. Büke, sarımsağın da soğuk algınlığında etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün olduğunu, düzenli kullanıldığında hastalık sıklığını ve sayısını azaltabildiğini aktararak, bu tür durumlarda iyileşmeyi hızlandırabildiğini ifade etti.

Ekinezyanın da viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında etkili doğal bir bitki olduğunu vurgulayan Büke, bu amaçla çeşitli şekillerde kullanılabildiğini belirtti.

Büke, ayrıca C vitamininin de kış aylarından önceki süreçte kullanılmasının nezle ve soğuk algınlığı gelişme riskini azaltabildiğini vurgulayarak, vücutta eser miktarda ancak bütün hücrelerde bulunan çinkonun da hücre çoğalmasında, bağışık yanıtta, nörolojik fonksiyonlarda önemli rol oynadığını, bu nedenle soğuk algınlığı yakınmaları başlar başlamaz kullanılması durumunda hastalığın süresini ve şiddetini azaltabildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Büke, çinkoyu besinlerle de almanın mümkün olduğuna dikkati çekerek, kabuklu deniz ürünleri, sakatat, baklagiller ve buğday tohumunda yoğun şekilde bulunduğunu söyledi.

“Boğaz ağrısı yakınmalarını hafifletmek için limonlu ballı su”

Boğaz ağrısının, soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların seyri sırasında görülebileceği gibi, bakterilerin, özellikle de A grubu beta hemolitik streptokokların oluşturduğu anjin durumunda da ortaya çıkabildiğini dile getiren Büke, bu bakterinin özellikle 5-15 yaş grubundaki çocuklarda kalp kapaklarında kardit ve böbrekte nefrite neden olabileceğini belirtti.

Büke, boğaz ağrısı, soğuk algınlığı gibi durumlarda tanı ve tedavi için mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurgulayarak, boğaz ağrısı yakınmasını hafifletmek için uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:

“250 mililitre sıcak su içine 1 kahve kaşığı bal ve bir yarım limon suyunun karıştırılarak içilmesiyle boğaz ağrısı yakınması hafifletilebilmektedir.  Bu karışımın antioksidan etkisi sayesinde boğazda enflamasyon da hafiflemektedir.  Tuzlu ya da bikarbonatlı su ile yapılan gargara da bu süreçte uygulanabilir.  Ayrıca ballı soğan şurubu ve okaliptus suyu da yakınmaları hafifletmeye yardımcı olabilir.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Gergedan Virüsü Soğuk Algınlığına Neden Oluyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gergedan virüsü soğuk algınlığına neden oluyor

Çoğunlukla ilkbahar ve sonbaharda grip benzeri belirtilerle kendini gösteren, akut solunum yolu hastalığının en sık nedeni olan gergedan virüsü bu yıl da kendini gösterdi. Sağlık Bakanlığı tarafından 21 ilden gelen örneklerin incelenmesinde Kasım-Aralık aylarında, grip dışındaki virüslerin, yüzde 41.4’ünün gergedan virüsü olduğu bildirdi. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, virüsün hastalığın bitiminde farklı hastalıklara da zemin hazırladığını ve bu nedenle özellikle risk grubundakilerin dikkatli olması gerektiğini söylüyor. Ve ekliyor: gergedan virüsü soğuk algınlığına neden oluyor.

Mevsimsel grip ülkemizde ve dünyada her yıl milyonlarca insanı etkiliyor.  Çok sayıda kişinin hastaneye yatmasına, hatta yaşam kayıplarına varan sonuçlara neden olabiliyor. Bu yıl Kasım-Aralık aylarında hastalıklara grip dışındaki virüslerin neden olduğu görülüyor. Havalar soğuduğunda mevsimsel grip virüsünün (influenza) neden olduğu yaygın hastalıktan önce gergedan virüsü hasta ediyor. Gergedan virüsünün, grip benzeri akut solunum yolu hastalığının en sık nedeni olduğunu hatırlatan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, belirtilerin gribi andırdığı için karıştırılabileceğini söylüyor.

Solunum yoluyla bulaşıyor

Hastalığı geçiren kişilerin öksürmesi, hapşırması sırasında ortama yaydıkları görünmeyecek kadar küçük solunum zerreciklerinin içindeki virüs solunum yoluyla bulaşıyor. Dolayısıyla hastanın yakınındaki kişilerin bu havaya solumasıyla burun ve boğazdan giriyor ve solunum yolu epiteline tutunuyor. 12-72 saat arasındaki kuluçka süresi sonrasında kişide hastalığın belirtilerinin görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, akut başlayan belirtileri şöyle sıralıyor:

  • İlk belirtiler, burun kuruması ve karıncalanma.
  • En sık rastlanan ve rahatsız eden belirti, boğaz ağrısı ve boğazda karıncalanma
  • Burun akıntısı, burunda dolgunluk, tıkanma ve hapşırma, 2-3 gün içinde artarak devam eder
  • Baş ağrısı
  • Yüzde ve kulaklarda basınç hissi
  • Tat ve koku hissinde azalma
  • Öksürük  (yüzde 30 hastada görülür)
  • Boğuk ses ve boğuk öksürük  (yüzde 20)
  • Öksürük sonrası kusma
  • Rahatsızlık hissi, halsizlik

Gergedan virüsü başka hastalıklara da zemin hazırlayabiliyor

Gergedan virüsünün, neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanısıra, hastalığın bitiminde başka hastalıklara da zemin hazırladığı için ayrı bir önemi olduğunu anlatan Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, bu virüsün sinüzitin de en sık nedeni olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, orta kulak iltihabı, kronik bronşit ve KOAH’ın da alevlenmesinde etkili olduğundan özellikle risk grubundaki kişilerin dikkatli olması gerekiyor.

Bu virüs her yaşta görülmesine karşın belirtiler yaşa göre farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Bir yaşından küçüklerde yüksek ateşe neden olurken okul çağındaki çocuklarda kuru öksürük ve sulu burun akıntısı en sık belirtidir. İleri yaşlarda var olan KOAH hastalığını alevlendirir ve zatürreye neden olabilir” diyor.

Bulaşmasını engellemek için

Gergedan virüs enfeksiyonlarının genellikle hafif olduğunu ve kendi kendine geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezolu, “Bu nedenle tedavi, belirtileri azaltma ve hafifletmeye yöneliktir. Ancak çevreye bulaşı ve komplikasyonları önlemeye yönelik tedbirlerin de alınması gerekir. Bunlar; hasta mutlaka dinlenmeli,  mümkün olduğunca sıvı almaya çalışılmalı, hekim kontrolünde antihistaminikler, burun açıcı ilaçlar ve damlalar kullanılmalı. Bunun yanısıra, çevreye bulaşı önlemek için hastanın bulunduğu alan alkol bazlı dezenfektan ile silinmeli, elleri sık sık yıkanmalı, burun ve boğazın kurumasını önlemek için ortamın ısı ve nemi ayarlamalı ve kesinlikte sigara, alkol kullanılmamalı” diye konuşuyor.

Gergedan virüsünden korunmak için neler yapılmalı?

  • Hasta kişiler ile yakın temastan kaçının.
  • Grip benzeri bir hastalık geçirildiğinde evde istirahat edin.
  • Hastayken, hastalığı bulaştırmamak için mümkün olduğunca diğer insanlarla teması sınırlandırın.
  • Aksırma ve öksürme sırasında burun ve ağzınızı kâğıt ve mendille kapatın.  Kullandığınız kağıt mendili çöp kutusuna atın.
  • Ellerinizi sabun ve su ile sık sık yıkayın.
  • Ağız, burun ve gözlerinize kirli ellerle temas etmeyin.
  • Yüzeyleri sık sık temizleyin.
  • Bulunduğunuz alanları havalandırın.

Soğuk algınlığıyla ilgili farklı bir konuya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar