Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıklara neyin sebep olduğu kesin olarak bulunamasa da genetik mirasınız bu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olabilir. Otoimmün hastalıklar vücudun farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. İşte konuyla ilgili diğer detaylar…

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminizin vücudunuza yanlışlıkla saldırdığı bir durumdur. Bağışıklık sistemi normalde bakteriler ve virüsler gibi mikroplara karşı vücuda koruma sağlar. Bu yabancı işgalcileri algıladığında, onlara saldırmak için bir savaşçı hücresi ordusu gönderir. Normalde, bağışıklık sistemi yabancı hücreler ve kendi hücrelerin arasındaki farkı söyleyebilir. Bir otoimmün hastalıkta, bağışıklık sistemi vücudunuzun bir kısmını (eklemleriniz veya cildiniz gibi) yabancı olarak algılar. Sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar adı verilen proteinleri salgılar. Bazı otoimmün hastalıklar sadece bir organı hedef alır. Tip 1 diyabet pankreasa zarar verir. Lupus gibi diğer hastalıklar tüm vücudu etkiler.

Bağışıklık Sistemi Aslında Nedir ve Ne İşe Yarar?

En basit ve akılda kalıcı tarifiyle bağışıklık sistemi, savunmadan sorumlu askeri birliktir. Bedeni tehdit altında hissettiği anda uygun silahlarla silahlanarak ‘düşmanla’ mücadeleye girer ve onu alt etmeye çalışır. Tüm canlıların bedeninde yaradılış itibariyle var olan (normal şartlarda) bağışıklık sistemi, bedeni tüm hastalık tehditlerine karşı korumakla görevlidir. Bu mükemmel sistem, doğum anından itibaren çalışmaya başlar. En önemli görevi; hastalıklara sebep olabilecek virüs, patojen ve yabancı maddeleri tanıyarak onlarla mücadele yollarını belirlemektir. Görevinin zorluğu da burada başlar. Tabiri caizse, dostu düşmanı en doğru şekilde ayırması gerekir. Aksi halde sağlıklı doku hücrelerini yok etmeye girişebilir.

Bağışıklık sisteminin muazzam bir işleyişi vardır. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder. Bu muazzam sistemin en önemli özelliği hafızasının olmasıdır. Bu özelliği sebebiyle daha önce mücadele ettiği düşmanı kolayca tanır ve gereken önlemi hızlıca alır. Bağışıklık sistemi mükemmel olmasıyla doğru orantılı olarak karmaşıktır. Sistemin temel öğeleri; hormonlar, lenf sistemi, akyuvarlar, kemik iliği ve bazı proteinlerdir. Bademciklerimiz, burun kıllarımız, mide asidimiz, hatta gözyaşımız bile bu sistemin birer parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, kalıtsal özellikler taşır. Doku, hormon ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklık türüdür. Bir de sonradan kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi vardır. Aşılanma, hastalığı geçirme, sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi ve serum takviyesi gibi durumlar, edinilmiş bağışıklık sisteminin örnekleri arasında yer alır.

Bağışıklık Sistemi Neden Vücuda Saldırır?

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla otoimmün hastalıklara yakalanma eğilimindedir. Kadınlar, erkeklere kıyasla yaklaşık 2 katı fazla otoimmün hastalıklara sahiptir. Çoğu zaman hastalık bir kadının doğurganlık yıllarında başlar (18-44 yaş arası).

Bazı otoimmün hastalıklar etnik gruplarda daha yaygındır. Örneğin, lupus Kafkasyalılardan daha fazla Afrikalı-Amerikalı ve İspanyolları etkiler. Multipl skleroz ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar genetik olarak görülebilir. Her aile üyesi mutlaka aynı hastalığa sahip olmayacaktır, ancak otoimmün duruma karşı bir yatkınlık geçirebilirler.

Otoimmün Hastalık Belirtileri

En az 80 farklı otoimmün hastalık vardır. Her biri birbirinden benzersiz olsa da, kızarıklık, baş dönmesi, düşük dereceli ateş gibi birçok belirleyici özellik belirtisi vardır.

İşte otoimmün hastalıkların erken belirtileri;

  • Yorgunluk
  • Kas Ağrıları
  • Şişlik Vve Kızarıklık
  • Düşük Dereceli Ateş
  • Odaklanmada Zorluk
  • Ellerde ve Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma
  • Saç Dökülmesi
  • Deri Döküntüleri

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıkları erken yakalamak, ilerlemelerini yavaşlatmanın en iyi yoludur, ancak öncelikle neye bakacağınızı iyi bilmeniz gerekir. En sık görülen çeşitleri ise;

Romatoid Artrit:

Artrit ve Romatizma’da yayınlanan bir çalışmaya göre, kadınların yaklaşık yüzde 4’ü yaşamları boyunca romatoid artrit hastalığıyla karşı karşıya gelecektir. Hastalık, eller, parmaklar, dirsekler, dizler ve kalçalar dahil olmak üzere vücutta iltihaplı eklem semptomları oluşturur.

Romatoid Artrit, eklemlerinizdeki aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkan ortak bir dejeneratif durum olan osteoartrit’ten farklı şekillerde kendini gösterir. Yorgunluk, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi hastalık belirtileri, zamanla yavaş yavaş gelişmek yerine haftalar içinde hızla ve ani kötüleşmeye eğilimlidir. Romatoid Artrit de simetrik semptomlar üretir, yani vücudun her iki tarafı da etkilenir.

Hastalığın tedavileri arasında doktorunuzun kontrolündeki ilaç tedavisinin yanı sıra egzersiz, kilo yönetimi ve genel sağlıklı alışkanlıklar gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir.

Tip 1 Diyabet:

Pankreas, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olan hormon insülini üretir. Tip 1 diyabet hastalığı ise, immün sistem ve pankreasın insülin üreten hücrelerin yok eder. Yüksek kan şekeri, kan damarları olumsuz etkilediği gibi ayrıca kalp, böbrek, göz ve sinir gibi organlara da zarar verebilir.

Lupus:

2015 yılında lupus hastası olduğunu açıklayan ABD’li ünlü şarkıcı ve oyuncu Selena Gomez ile beraber gündeme gelen lupus hastalığı, 10 kişiden 9’u kadın olan tahmini 1.5 milyon insanı etkileyen ve eklemlere, deriye, böbreklere, kalbe, akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine zarar verebilen bir hastalıktır.

Lupus, birçok farklı organı etkileyebileceğinden, çoğu zaman tanısı zor hale getirebilecek çok çeşitli semptomları içerir. Semptomları; aşırı yorgunluk, baş ağrısı, ağrılı veya şişmiş eklemler, ateş, anemi, ayaklarda, bacaklarda, ellerde veya göz çevresinde şişlik; derin nefes alma esnasında göğüs ağrısı, döküntü, güneş veya ışık duyarlılığı, saç dökülmesi, anormal kan pıhtılaşması…

Tedavi genellikle inflamasyonu azaltmak, bağışıklık sistemini baskılamak ve organların zarar görmesini en aza indirmek için verilen ilaçları içerir.

Haşimoto Tiroiditi

Haşimoto, 14 milyon Amerikalıyı etkileyerek en yaygın tiroid bozukluğu tipini oluşturuyor. Tiroid hormonu üretimi yavaşlatır. Semptomlar kilo alımı, soğuğa karşı duyarlılık, yorgunluk, saç dökülmesi ve tiroid şişmesidir.

Sedef Hastalığı

Cilt hücrelerinin çok hızlı büyümesine neden olan kronik bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülen tek otoimmün hastalıktır diyebiliriz. En sık görülen tip olan plak psoriazisi, ölü cilt hücrelerinin simli beyaz hali ile kaplanmış, kabarık, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar. Sıklıkla kaşıntılı ve ağrılı olan ve çatlama ve kanama olan bu plaklar çoğunlukla kafa derisi, diz, dirsek ve alt sırtta görülür.

Sedef hastalığının hafif formları genellikle özel nemlendiriciler ve şampuanlarla tedavi edilebilir, ancak orta ile ağır vakalarda genellikle topikal tedaviler, ışık tedavisi ve biyolojik de dahil olmak üzere ilaçların bir kombinasyonu gerekir.

Sjögren Sendromu

 Sjögren sendromu ile bağışıklık sisteminiz gözyaşı ve tükürük yapan bezlere saldırır. Bu, salgılarının miktar ve kalitesinde bir azalmaya neden olur ve kuru gözler, vajinal kuruluk ve ağız kuruluğu gibi semptomlara yol açar. Bu durum eklem ağrılarına ve yorgunluğa da neden olabilir. Dört milyon insan Sjögren sendromuna sahiptir ve hastalığın ortalama başlangıç ​​yaşı 40’ların sonudur.

Tedavi vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlıdır. Örneğin, kuru gözler ise göz damlası veya merhemler ile tedavi edilebilir.

www.sabah.com.tr’de yazımızın orjinal halini bulabilirsiniz. Okumak için tıklayın.

Bağışıklık

Burun Tıkanıklığına Neden Olan 6 Etken

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Burun Tıkanıklığına Neden Olan 6 Etken

Burun tıkanıklığı özellikle kış aylarında oldukça yaygın görülen bir sorun. Burundan nefes alıp vermekte güçlük çeken kişilerin oranı yüzde 20’lere kadar yükseliyor. Burun tıkanıklığı kronikleştiğinde hayat kalitesini düşürmesinin yanı sıra koku ve tat alma bozukluğundan uyku sorunlarına sık sık boğaz enfeksiyonlarına yakalanmaktan ses kalitesinin düşmesine kadar pek çok önemli problemler oluşturabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Elif Aksoy üstelik burun tıkanıklığının önemli bir hastalığın habercisi de olabileceği uyarısında bulunarak, “Dolayısıyla burun tıkandığında geçici çözümler üretmek ve tıkalı burunla yaşamaya devam etmek çok sakıncalı” diyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Elif Aksoy burun tıkanıklığına neden olan 6 etkeni anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Burun Bölmesinde Eğrilik (Septum Deviasyonu)

Erişkinlerde burun tıkanıklığına en sık burun bölmesini oluşturan kıkırdak ve kemik yapıdaki eğrilikler yol açıyor. Çoğunlukla geçirilmiş burun travmalarına bağlı oluşan bu eğrilikler nefes almakta sorun oluşturursa cerrahi olarak düzeltilebiliyor. Burnun orta bölmesi için yapılan müdahalelerde burun şeklinde bir değişiklik olmuyor.

Burun Eti (Konka Hipertrofisi)

Burun içerisinde konka olarak adlandırılan yapılar mevcut. Bu yapılar burun içi yüzey alanını genişleten parmaksı çıkıntılar şeklinde oluyorlar. Nefes aldığımızda burundan geçen havayı, ısı derecesine göre ısıtıyor /soğutuyor ve nemlendiriyorlar. Kan damarlarından zengin olan bu yapılar çeşitli etkenlere bağlı olarak bazen büyüyor bazen de küçülüyorlar. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Elif Aksoy alerjik ve iltihabi hastalıklar oluştuğunda konkaların burun tıkanıklığı yapacak kadar büyüyebildiklerine işaret ederek, “Konka hipertrofisi olarak adlandırılan bu gibi durumlarda ilaç tedavilerine yanıt alınamazsa, radyofrekans yöntemiyle burun etlerinin yakılarak küçültülmesi mümkün olabiliyor” diyor.

Enfeksiyonlar

Nezle gibi gibi sıklıkla virüsler tarafından oluşturulan üst solunum yolu enfeksiyonlarında, burun içini döşeyen mukozalar şişiyor ve sıvı salgılamaları artıyor. Bunun sonucunda da burun tıkanıyor. Bu tür basit viral enfeksiyonların ardından ikincil bakteriyel enfeksiyonların da burunda ve sinüslerde gelişmesi kolaylaşıyor. Genellikle koyu sarı yeşil burun akıntılarının oluşması sinüzite işaret ediyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Elif Aksoy burun tıkanıklığı ve burun akıntısı yapan sinüzit enfeksiyonlarının antibiyotiklerle tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söylüyor: “Sinüs enfeksiyonları ilaç tedavilerine yanıt vermeyen kronik sinüs enfeksiyonları haline gelirse endoskopik sinüs cerrahisi ile tedavi edilebilmeleri mümkün oluyor. Bazı hastalarda sinüslerden polip denilen yapılar da gelişiyor. İlaç tedavileri ve cerrahi, burunda polip olan durumlarda burun tıkanıklığının giderilmesinde tercih edilen yöntemleri oluşturuyor”

Alerjik Nezle

Alerji, bağışıklık sistemimizin polen, ev tozu akarı, hayvan tüyleri ve bazı besinler gibi çeşitli yabancı maddelere karşı reaksiyon göstermesi sonucu gelişen bir durum. Alerjiye hedef olan önemli organlardan biri de burun oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Elif Aksoy alerjik reaksiyon sonucunda burun tıkanıklığı, art arda hapşırıklar ve burun akıntısı gibi sorunların oluştuğunu belirterek, “Alerjiler polenlere bağlı ise mevsimsel gelişebiliyor veya ev tozu gibi bir sebepten oluşuyorsa tüm yıl boyunca da devam edebiliyor. Alerjik nezlede ilk tedavi yöntemi alerji sebebinden uzak durmak. Bu mümkün değilse, hastanın şikayetleri ilaç tedavileriyle büyük ölçüde giderilebiliyor” diyor.

Tümörler

Enfeksiyon ve travma gibi sebepler yoksa, daha önceden olmayıp sonradan gelişen ve özellikle tek taraflı olan veya burun kanamasının da eşlik ettiği burun tıkanıklıkları tümör habercisi olabiliyor. Bu tür burun tıkanıklıklarında zaman kaybetmeden kulak, burun ve boğaz muayenesi olmak gerekiyor. Görüntüleme yöntemleriyle tümörlerin özellikleri ve sınırları belirleniyor. Biyopsi ile kesin tanı konulduktan sonra kalıcı tedavi planlanıyor.

Geniz Eti

Çocuklarda en sık görülen burun tıkanıklığı sebebi geniz eti büyümeleri oluyor. Geniz eti büyümesine bağlı olarak burunda tıkanıklık, horlama ve gece huzursuz uyuma gibi sorunlar oluşabiliyor. Apne denilen, nefessiz kalıp uyanma periyotları yaşanabiliyor. Yüz kemiklerinin gelişiminde bozulma görülüyor, sık sık üst solunum yolu ve orta kulak enfeksiyonları oluşabiliyor. Bu tip sorunlar ortaya çıktığında, geniz etinin cerrahi olarak alınması çocukların hayat kalitelerinde önemli bir iyileşme sağlıyor.

Konuyla ile ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bu Önerilerle Bağışıklığınızı Güçlendirin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bu Önerilerle Bağışıklığınızı Güçlendirin

Sağlıklı bir yaşam için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız çok önemli. Özellikle de soğuk algınlığından gribe, bronşitten faranjite kadar pek çok üst solunum yolu enfeksiyonlarının kapımızı çaldığı sonbahar ile kış aylarında. Bu nedenle hem hastalıklara yakalanmamak hem de eğer yakalanmışsak hastalığı kısa sürede atlatabilmemiz için sağlıklı bir beslenme planı oluşturmalıyız. Peki, yaşam kalitemizi oldukça düşürebilen hastalıklardan korunmak için beslenme alışkanlıklarımızda nelere dikkat etmeliyiz? Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin yollarını anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Kahvaltısız Olmaz

Kaliteli beslenmenin başında, bağışıklığı arttıran besinler kadar, “öğünler” de geliyor. Ve o öğünlerin kralı, kahvaltı! Güne mutlaka kahvaltıyla başlamanız gerekiyor. Kahvaltıyı atladığınızda veya gereken özeni göstermediğinizde, sonraki öğünleri ne kadar güçlü ve sağlıklı yaparsanız yapın, aç kaldığınız süre içinde bağışıklığınız azalıyor.

Sabah “Bitki Çayı” İle Doping Yapın

Bağışıklık sisteminizin zayıfladığını düşünüyorsanız veya çevrenizde çok fazla hasta varsa sabahları yapacağınız bitki çayı karışımıyla vücudunuzu koruma altına alabilirsiniz. Bunun için; 2 yemek kaşığı yeşil çay, 2-3 parça zencefil ve 1 çimdik kırmızı biberi bir demleme kabına koyun. Üzerine sıcak su ekleyerek 10 dakika demleyin. Bitki çayı ılıdığında içine 1 tatlı kaşığı bal ekleyin. Yeşil çay ve kırmızı biberin yapılarında bulunan antioksidanlar, yani bağışıklığı güçlendiren maddeler virüslerin vücuda girerek çoğalmalarını önlerken, zencefilin yapısında bulunan antioksidan maddeler de hem bağışıklığı yüksek tutuyor, hem de vücuda giren virüslerin öldürülmesini sağlıyor.

Tüm Besin Gruplarına Yer Verin

Tüm besin gruplarına günlük beslenmenizde yer verin. Et grubu, süt-yoğurt-peynir grubu, meyve ve sebze grubu ile ekmek grubunda yer alan besinler her gün beslenme listenizde yer alsın. Böylece bağışıklık sisteminizin güçlü kalması için tüm vitamin ve mineralleri besinlerle almış olursunuz. Unutmayın ne kadar karışık beslenirseniz o kadar kaliteli beslenmiş olursunuz.

Kaliteli Protein Kaynakları Şart

Protein vücudumuzun yapıtaşı ve birçok savunma mekanizmasında yer alan bileşiğin ana malzemesi. Dolayısıyla proteinden fakir beslenmek bağışıklığınızı zayıflatabiliyor. Her gün yumurta, et, balık, peynir, süt-yoğurt-kefir, kurubaklagiller gibi kaliteli proteinler tüketmeye özen gösterin. Ancak her şeyde olduğu gibi proteinin fazlasının da zarar olduğunu unutmayın.

Bol Bol Soğan, Sarımsak Tüketin

Soğangiller içeriklerindeki sülfürlü bileşikler sayesinde başlı başına birer antioksidanlar. Bu bileşikler sayesinde toksinler ve oksidan maddelerle savaşıyorlar. Bu grubun içine sarımsak ve pırasa da giriyor. Yapılarında bulunan allisin isimli madde hem antiviral hem de antibakteriyal etki gösteriyor. Mevsim itibariyle de tam zamanında çıkan bu sebzeleri bol bol tüketmeniz, bağışıklığı arttırmada çok yardımcı oluyor. Soğanın ve sarımsağın tazesini de kurusunu da sık sık yemelisiniz. Pırasayı ise hafta 1-2 kez tüketmeniz yeterli gelecektir.

C Vitamini Şart, Ancak…

Portakal, kivi, mandalina, greyfurt, kırmızı biber… C vitamininden zengin olan bu besinleri sonbahar ile kış aylarında sofranızdan eksik etmeyin. Çünkü C vitamini soğuk algınlığına yakalanmamak için en önemli antioksidan vitaminlerden. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan yetişkinlerin bağışıklığı ayakta tutmak için her gün ortalama 100 mg civarında C vitaminini almaları gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun için de 2 orta büyüklükte meyve yemek yeterli olabiliyor. Fakat C vitaminin hassas bir vitamin olduğunu unutmayın. Meyveleri kesip beklettikçe, metal bıçaklarla dilimledikçe ve özellikle suyunu sıktıkça C vitamini azalıyor. Bu nedenle yapmanız gereken en iyi şey, meyveyi iyice yıkadıktan sonra elinize alıp yemek olacak” diyor.

Ekmeğiniz Ekşi Mayalı Olsun

Betaglukan Amerika ve Avrupa’daki gıda denetimi kurumlarından onay almış önemli bir besin öğesi. Yulaf, ekmek mayası ve mantar gibi besinlerin yapılarında bulunan betaglukan, bağışıklık sistemimizin ilk savunmasını yapan makrofajlar (beyaz kan hücreleri) üzerindeki özel yüzeylere bağlanarak bağışıklık sistemini aktive ediyor. Özellikle mantar ve ekmek mayasındaki betaglukan bağışıklığı arttırmada etkili oluyor. Bu nedenle mantarı beslenme listenize eklemenizde ve ekşimayalı ekmek tercih etmenizde fayda var.

Çorbalara Zencefil Katın

Zencefil hem tüm vitamin ve mineralleri yapısında barındırması hem de başka antioksidan özellikler taşıyan bir besin olması sayesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkıda bulunuyor. Taze veya kuru olarak tüketebilirsiniz, ancak çalışmalar taze zencefilin kuru olanına göre enfeksiyonları önlemede çok daha başarılı olduğunu gösteriyor. Taze olarak yoğurt içinde tüketebileceğiniz gibi, çorbaların veya bitki çaylarının içine de katabilirsiniz. Günde içeceğiniz 1-2 bardak zencefilli bitki çayı da bağışıklık sisteminizi güçlendirmeye yardımcı olacaktır.

Şifalı Çaylarla Yudum Yudum Sağlık!

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için şifalı çaylardan da yararlanabileceğinizi söylüyor. Damak tadınıza göre, isterseniz ıhlamur, isterseniz adaçayı ve ekinezya ikilisinden oluşan çayınızı günde 2 kez, yemeklerden yarım saat önce veya 1-2 saat sonra rahatlıkla tüketebilirsiniz.

Ihlamur çayı: Ihlamurun yapısında bulunan bazı maddeler hem boğazda tahriş oluşmasına engel oluyor, hem de tahriş oluşmuşsa dokunun iyileşmesini hızlandırıyorlar. Yeşil çay da yapısında bulunan antioksidan maddeler sayesinde virüslerin vücuda girerek çoğalmalarını önleyebiliyor. Bu iki bitkiyi karıştırarak hazırlayacağınız çay, üst solunum yolunu korumada çok etkili oluyor. Ancak bu bitki çayını kaynatarak değil, demleyerek hazırlamalısınız. Sıcak suda 5 dakika beklettikten sonra hazır olan çayınızı şekersiz içmeye özen gösterin. Şekersiz bitki çayı içemeyenlerdenseniz 1 tatlı kaşığı bal ekleyebilirsiniz.

Adaçayı ve ekinezya: Adaçayı ve ekinezyanın ağız yoluyla alınabilecek virüs ve bakterilere karşı vücudu korumada çok etkili olduğu ciddi çalışmalarla kanıtlanmış. Günde 1-2 kez bu iki bitkiyi beraber veya ayrı ayrı demleme yoluyla tüketerek vücudunuzun hastalıklara karşı savunmasına yardım edebilirsiniz. Demlerken içine tarçın ekleyebilirsiniz.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Boğazın Kurumaması için Bol Su Tüketin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Boğazın Kurumaması için Bol Su Tüketin

Havanın soğumasıyla birlikte kışın davetsiz misafiri boğaz enfeksiyonları da kendini göstermeye başladı. Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, enfeksiyonlardan korunmak için şu önerilerde bulunuyor: “Ellerinizi sık sık yıkayın, toplu taşıma araçlarında korunmaya dikkat edin, bol su ve taze meyve-sebze tüketin.”

“Boğaz enfeksiyonları; akut farenjit, akut tonsilit ve basit üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır” diyen Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, “Boğaz enfeksiyonlarının ilk belirtisi, yutkunma esnasında boğaz ağrısıdır. Bunu takiben bakteriyel enfeksiyonların başlıca semptomları; yüksek ateş, yaygın kas ağrıları, kulak ağrısı, burun tıkanıklığı, genizde akıntı ve vücutta kırgınlıktır” dedi.

Boğazın Kurumaması İçin Bol Su Tüketin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, enfeksiyondan korunmak için almanız gereken önlemleri şöyle anlattı: “Enfeksiyonlardan korunmak için öncelikle vücut direncimizi yüksek tutmalıyız. Yani taze meyve-sebze tüketmeli ve vitamin almalıyız. Boğaz enfeksiyonlarından korunmak için bol su içilmelidir. Boğazın kurulması, boğaz enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Tedavi olarak eğer yüksek ateş yok ise; semptomatik ilaçlar, boğaz spreyleri ve genel soğuk algınlığı ilaçları yeterli olacaktır. Ancak yüksek ateş eşlik ediyorsa, doktorunuzun tavsiye ettiği antibiyotiği kullanmak gerekebilir.”

Bademcikleri Almak Gerekebilir

Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Denizhan Dizdar, boğaz enfeksiyonlarından biri olan beta virüsü ile ilgili de bilgiler verdi: “Halk arasında beta virüsü olarak adlandırılan organizma (beta hemolitik streptokok), bir bakteridir. Genellikle bademciklere yerleşir ve vücut direnci düştüğü zaman tekrarlayan enfeksiyonlar yapabilir. Özellikle çocuk yaşlarda yakalanılan bu enfeksiyonlar, ilerleyen zamanlarda vücutta yayılarak eklemleri ve kalp kapağı gibi başka yerleri etkileyebilir. Tedavi olarak ideal yöntem, penisilin türü bir antibiyotik kullanılmasıdır. Ancak yılda 5-6 kereyi geçen bademcik iltihaplarına dikkat edilmelidir. Eğer vücutta yayılım, eklemlerde veya kalp kapakçıklarında tutulum var ise, bademcikleri almak gerekebilir. Beta virüsünün direkt bulaşıcılığı yoktur. Ancak viral enfeksiyonlar bulaşabilir. Bütün enfeksiyonlarda olduğu gibi el yıkama, toplu alanlarda öksürük-hapşırık gibi durumlarda ağzın kapatılması, taze meyve-sebze tüketilmesi ve bol su içilmesi; olası enfeksiyonları önlemede etkili olacaktır.”

Griple ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar