Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Oruç Tutmanın Sakıncalı Olduğu Durumlar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Oruç Tutmanın Sakıncalı Olduğu Durumlar

Oruç tutmanın sağlığa faydalarına dair bir çok bilimsel çalışma yer alıyor ancak son yıllarda ramazanın yaza denk gelmesi insanların zorlanmasına ve sağlıklarının bazı durumlarda bozulmasına neden olabilir. Özellikle reflü, gastrit gibi mide hastalıkları olan kişilerin ekstra dikkat etmesi gerekli noktalar bulunuyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, kronik hastalıkları olan kişilerde oruç tutmanın sakıncalı olduğu durumlar ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Eğer Bu Hastalıkları Geçirdiyseniz Dikkat!

Mide ve sindirim sistemi sorunları yaşayan insanların oruç tutarken bazı noktalara dikkat etmeleri gerekmektedir. Belli saatler dahilinde aç kalmanın metabolik olarak dinlendirici bir özelliği bulunmaktadır. Fakat uzun saatler boyunca tutulan oruçlar sonucunda sindirim sistemi ve metabolizma yavaşlamaktadır. Bu kadar uzun süre aç kaldıktan sonra beslenme şekli ve tüketilen yiyecekler sağlığı etkilemektedir. Geçtiğimiz yıllarda hep yaz aylarına denk gelen ramazanda havalar çok sıcak ve oruç saatleri çok uzun olmuştur. Bu yıl belki sıcaklıklar daha bölgesel olabilir ama yine uzun saatler oruç tutulacaktır. Risk grubundaki kişilerin doktor kontrolünden geçmesi ve onay almaları gerekmektedir. Diyabet hastası ama şekeri çok yüksek olmayan ve ilaçla kontrol altında tutabilen kişiler doktor kontrolünde oruç tutabilir veya tutmayı deneyebilir. Ama günde 3- 4 defa insülin kullanan, beraberinde kalp hastalığı olan, kan şekeri 200-300’ler de seyreden bir insanın oruç tutması önerilmemektedir. Kronik mide sorunları olan hastalar bu dönemde çok dikkat etmeliler.

  • Ayrıca yakın zamanda felç ya da iskemik atak geçirmiş, beyne ya da akciğerine pıhtı atmış,
  • Son 6 ay içerisinde kalp krizi geçirmiş,
  • Ciddi kontrolsüz diyabeti olan,

Ciddi kronik mide sorunları olan yakın zamanda mide kanaması geçirmiş ya da endoskopiyle teşhis koyulmuş bir ülseri olan kişilerin uzun süre aç kalmamaları gerekmektedir. Diyabet ve mide hastalarının sık ve ara öğünlü beslenmeler önerilmektedir.

50 Yaş Üzeri Herkes Oruç Tutmadan Doktor Kontrolünden Geçmeli

Kalp hastalarının da düzenli ilaç kullanmaları gerektiğinden oruç tutmaları önerilmemektedir. Kalp krizi geçireli 6 aydan daha uzun süre olmuş tedavisi yapılmış ve stent takılmış kişiler diyabet veya eşlik eden başka hastalığı yoksa doktor kontrolünde oruç tutabilirler. Burada hastalıklar karşısında bireysel farklılıklar olabilmektedir. Bu tarz kronik rahatsızlıkları olan kişiler oruç tutmak istiyorlarsa öncesinde bir doktor kontrolünden geçmeli ve doktorun tavsiyesi doğrultusunda bu duruma karar vermelidir. Oruç tutmadan önce özellikle 50 yaşın üzerindeki kişilerin küçük bir check- up yaptırmalarında faydalı olmaktadır. Aile hikayesinde kalp krizi olan kişilerin özellikle dikkatli olması gerekmektedir. Bu risk faktörünün yanında kişi iyi beslenmiyorsa, sigara içiyorsa, bel çevresi kalınsa ve stresli bir işi varsa kalple ilgili testlerin mutlaka yapılması gerekmektedir.

Bu Önerilere Mutlaka Uyun

Gastrit toplumun yüzde 25-30’unda vardır ve yaygın olarak görülmektedir. Mide sorunları olan kişiler mide koruyucu ve asit azaltıcı ilaçlarını kullandıkları takdirde oruç tutmalarında sakınca yoktur. İftarda ve sahurda yenilen besinlere çok dikkat edilmelidir. Fakat açlığa hiç tahammül edemeyen hemen midesi ağrıyan ve yakın zamanda mide kanaması geçirmiş kişilerin oruç tutması sakıncalıdır. Reflü hastası bir kişinin iftarda hızlı yemek yememesi, sahur da ise yemek yiyip hemen yatmaması gerekmektedir. Yemek yerken dik oturulmalı ve yemek yedikten sonra hemen uyunmamalı ve uzanılmamalıdır. İftar da yemeklerin hafif olması ve yavaş yenmesi önerilmektedir. Gece yatarken yastıklarını yüksekte tutmalarında fayda vardır. Bel bölgesini çok sıkan kıyafetlerden uzak durulmalıdır. Reflüyü yani mide suyunun yemek borusuna çıkışını engelleyen bazı şuruplar ve asit dengeleyici haplar bulunmaktadır. Oruç tutmak isteyen reflü hastaları iftar ve sahurlardan sonra bu ilaçları kullanarak ve aşağıdaki önerilere dikkat ederek ramazan ayını rahat geçirebilirler;

  • Mide hastaları mide asidini artıran asitli içecekler tüketmemelidir.
  • Özellikle sahurda yağlı, kızarmış, çok acılı ve baharatlı yemeklerden uzak durulmalıdır.
  • Tatlı olarak şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü ve meyveli hafif tatlılar tercih edilmelidir.
  • Yemeğe çorbayla başlayıp yavaş bir şekilde devam edilmelidir.
  • Sahurda zeytin, sucuk gibi mideyi rahatsız eden gıdalardan kaçınmaları gerekmektedir.
  • Fırından yeni çıkmış sıcak beyaz ekmek tüketmekten kaçınılmalıdır.
  • Demli çay ve çok kahve tüketimi yine mide şikayetlerini artırabilmektedir
  • Kan şekerini çabuk yükselten gıdalardan uzak durun.

Beyaz ekmek yerine esmer ekmek tüketmeleri daha faydalıdır. Sadece mide hastalarının değil, insülin direnci olan hastalarında esmer ekmeklerden tam tahıllı, çavdar gibi ekmekler tercih etmesi gerekmektedir. Uzun süre tok kalmak isteyen herkes buna dikkat etmelidir. Beyaz ekmek, pirinç pilavı, şerbetli tatlılar glisemik indeksi yüksek yani kan şekerini çabuk yükselten gıdalardır. Bütün gün aç kalacağım düşüncesiyle bu gıdalar çok tüketilmektedir. Tok tutma özelliği olmayan bu gıdalar bir de üzerine şekeri, mide hastalarında ise mide asidini yükseltmekte, şeker hastalığına ve reflüye sebep olmaktadır. Pirinç pilavı yerine bulgur tercih edilmeli, sahurda ise yemek yerine kahvaltı türü yiyecekler tüketilmelidir. Yumurta özellikle sahurda çok önemlidir. Tok tutar, şekeri yükseltmez ve mideyi rahatsız edici etkisi yoktur. Mide sorunları olan insanlar sahurdan ve iftardan sonra koruyucu ve asit düzenleyici ilaçlarını kullanarak, ramazanı kolay bir şekilde geçirebilirler.

Zeytinyağlı Yemekler Ve Bol Sıvı Tüketin

Bağırsak sistemi yemek yemekle de uyarılan bir sistemdir. Uzun süre aç kalmayla bu uyarılma olmayacağından bu durum kabızlıklara yol açabilmektedir. Kabızlık sorunu çekmeyen bir kişi ramazan da bu düzenin bozulması sonucu kabızlık şikayeti yaşayabilmektedir. İftar ve sahur arasında zeytinyağlı yemekler, bol sıvı tüketilmesi kabızlık sorunu yaşayanlara fayda sağlamaktadır. Ciddi kabızlık problemi yaşayan insanlar sahurda laksatif olarak adlandırılan bağırsağı yumuşatan yeni nesil ilaçları kullanabilirler.

Ramazanla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar