Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Oruç Tutmak Tüm Vücuda İyi Geliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Oruç tutmak, artık sağlık ve kilo kaybı konularında sıkça duyulan sözcükler olmaya başladı. Her ne kadar farklı yöntemlerle denense de aç kalmak üzerine kurulu bir sistem. Özellikle kilo vermek isteyenler arasında oldukça popüler. 2016 yılında Journal of Translational Tıp dergisinde yapılan bir araştırma 8 hafta boyunca aralıklı oruç tutanların, diğer kontrol grubuna göre daha fazla vücut yağı kaybettiğini ortaya koydu. Obesity dergisinin 2018’de yaptığı bir başka çalışmaya göre ise oruç tutmak, kalori kısıtlamaları olan düzenli bir diyete göre daha fazla kilo ve yağ kaybı sağlıyor. Ancak oruç tutmanın faydaları araştırıldıkça artık daha çok uzman tarafından sadece kilo kaybı için değil, sağlık için de önerilir hale geldi. Üstelik oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.


Cilt

Serbest radikallere maruz kalmak cilt hücrelerine zarar vererek kırışıklıklara, lekelere ve ince çizgilere neden olabilir. Oruç tutmak, hücreleri daha dayanıklı hale getirir, cildin daha pürüzsüz ve daha sıkı kalmasını sağlayan oksidatif stresin neden olduğu hasara dayanmalarına yardımcı olur.

Kaslar

Kilo verirken daima kasları ve yağ dokularını kaybedersiniz. Ancak oruç tutmak yağ yakımını arttırır. Bu nedenle diğer diyetlerden daha fazla ve daha az kas kütlesi kaybedersiniz. Daha yağsız kas kütlesi de metabolizmayı hızlandırır.

Beyin

Oruç bilişsel işlevi arttırır, yeni beyin hücrelerinin büyümesini teşvik eder hatta ruh halinizi daha olumlu hale getirebilir. Periyodik olarak kalori kısıtlaması beyne bağlantılarını güçlendiren koruyucu proteinler üretmesi için sinyal verir.

Kalp

Oruç tutmak kötü kolesterol seviyesini yüzde 32’ye, trigliseritleri yüzde 42’ye kadar düşürebilir ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde kalp hastalığı riskiniz önemli ölçüde azalır.

Pankreas

Bir yemeğin ardından yiyeceklerden glikozu emmek ve enerji için kullanmak üzere pankreas insülin salgılar. Oruç tutmak vücudu insüline daha duyarlı hale getirir bu nedenle glikozu işlemek için daha az glikoza ihtiyaç duyulur. Bu da daha düzenli kan şekeri sevilerini teşvik eder ve tip 2 diyabete karşı korur.

Karaciğer

Yapılan bazı araştırmalar oruç tutmanın karaciğer yağlanmasıyla savaşabileceğini düşündürüyor. Oruç tutmak karaciğerin yağ asitlerini emmesini ve aşırı yağın orada depolanmasını önleyen proteinlerin üretimini teşvik eder.

Karın

12-14 saat arası oruç tutmak, inatçı karın yağları da dahil olmak üzere vücudun enerji için yağ yakmaya başlamasını sağlar. Bir çalışmaya göre bir gün 500 kalori ve diğer gün normal beslenme düzenini sürdürenler, yani aralıklı oruç tutanların, geleneksel diyet yapanlar kadar kilo verdiği görüldü.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Restoranlarda nelere dikkat edilmeli?

Avatar

Düzenleyen

on

Covid-19 sürecinde restoranlarda yemek yerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yeni normal sürecinde restorana gitmeyi düşünüyorsanız, bu 10 ipucunu aklınızdan çıkarmayın.

Sağlıkla kalın…

 

“Açık Alanlarda Dikkat Edin” konulu yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Coronavirüs Hala Etkili

Avatar

Düzenleyen

on

Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun rakamlardan ibaret olmadığının tanığı olmak olur.

Normalleşme sürecine başladığımız Haziran ayının ilk gününden itibaren vaka sayıları yükselmeye başlamıştı. İlk günlerde görülen bu hızlı yükseliş yavaş da olsa yön değiştirmeye başladı. Seyahat kısıtlamasının kalması bazı illerdeki vaka sayılarını yükseltse de ülke genelinde özellikle son bir haftadır düşüş görülebiliyor.

Elbette tablonun dalgalanması normalleşme sürecinin başında, insanların bir anda sokaklara dökülmesi, ardından uyarıların sıklaşması ve vakaların artmaya başlamasıyla önlemlere geri dönülmesi olarak yorumlanabilir. Maske kullanımının önemine yönelik ısrarlı uyarılar ve kullanmayanlara cezai yaptırımlar uygulanacak olması (maalesef buna gerek duyulması) bugün sonuçlarını göstermeye başladı.

Tedavide başarılıyız

Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da açıkladığı gibi salgının başlarında entübe edilen hastaların yüzde 67’si, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 53’ü vefat ediyordu. Covid-19 ile verdiğimiz mücadelede geldiğimiz noktanın başarısı rakamlarla ortaya çıkıyor. Bugün entübe edilen hastaların yüzde 4’ü, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 2’si vefat ediyor. Yine Sayın Koca vefat sayılarının düşme nedeni olarak tedavideki başarıya dikkat çekti. Çünkü virüs etkisini kaybetmiş değil.

Mart ayı başında virüs ile henüz karşılaşmamıştık ve gereken önlemleri alarak hayatımıza devam etmiyorduk. Bugün yine aynı şekilde yaşamaya kalkarsak buna en çok coronavirüsün sevineceği kesin. Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor elbette. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun sadece rakamlardan ibaret olmadığını görmek olur.

Tat ve koku kaybı kalıcı olabilir

Coronavirüsün neden olduğu tat ve koku kaybı hızlıca düzelebilir ya da hiç geri gelmeyebilir.

İngiliz tahtının varisi Prens Charles Nisan ayı başında COVID-19’a yakalandığını duyurmuştu. Prens Charles virüs atlattı ancak üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala yan etkileri ile uğraşıyor. Virüse maruz kaldığında tat ve koku duyularını kaybeden 70 yaşındaki Charles, tat ve koku duyularının geri gelmemesinden mustarip.

Bir şekilde COVID-19 ile enfekte olarak koku ve tat duyusunu kaybetmiş olanlar coronavirüsten arındıklarında koku ve tat duyuları geri geliyor mu?

Aslında bu sorunun bir cevabı yok. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme merkezi tat ve koku kaybını belirti olarak listeliyor ancak kalıcılığı hakkında bilinmezlik hâkim. Bu güne kadar elde edilen verilere göre hastaların yüzde 27’si virüsten kurtulduktan sonra 7-10 gün içinde iyileşebiliyorken bazıları uzun süreler tat ve koku kaybıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Kayıtlar arasında duyularını kısmi olarak geri kazananlar ve hiç iyileşemeyenler de var.

Tat ve koku duyusunu geri kazanmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Bu duyuları geri kazanmak için kullanılabilecek bir ilaç maalesef ki yok. Ancak uzmanlara göre koku eğitimi sürece olumlu etki sağlayabilir. Koku eğitimi güçlü kokulara maruz kalarak koku duyusunu geri getirmeyi hedefler.

Limon, okaliptüs, karanfil ve gül gibi güçlü kokular aralarında dinlenerek yaklaşık 10 saniye boyunca koklanır ve nasıl koktuğu hatırlanmaya çalışılır. Bu eğitimin kısa sürede sonuç vermesini beklemeyin. Aylarca denemeniz gerebilir. Günde en az iki kez uygulanmalı ve birkaç ay sonra kokular değiştirilmeli. Bir sonuca ulaşmak kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

Bu egzersizlerin COVID-19 geçirmiş kişiler üzerinde işe yaradığına dair kesin bir kanıt yoktur.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

COVID-19 Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Geçtiğimiz yılın sonlarında ortaya çıkan ve hızla yayılan coronavirüs, hala tüm dünyayı ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. Her bir bireyin sağlığı ve ekonomisi tehdit altında. Kaçınılmaz olarak bu durum beraberinde zihinsel sorunları da getirdi. Özellikle salgının ilk başladığı zamanlarda hükümetlerin ve medyanın tepkisi korkuya neden olmuştu. Bu virüs hakkında hiçbir şey bilinmiyor ve açıklama yapılamıyordu. Dünya Sağlık Örgütü’nün coronavirüsü ‘pandemi’ olarak duyurması da tuzu biberi oldu. Bir yandan da dünya genelinde her gün yüzlerce kişinin virüs nedeniyle hayatını kaybettiği haberleri izlendi.

Genel olarak insanlarda kaygı, korku, umutsuzluk ve uyku problemleri görülebiliyor. Ancak ekonomik durgunluk, eve kapanma, devam eden salgınla ilgili belirsizlikler ve sosyal mesafe gibi durumlar zihin sağlığının daha derinlerine inebiliyor. Bazı tezlere göre bu durum klinik olarak akıl hastalıklarında artışa neden olabilir.

Küresel zihin sağlığı iyileştirilecek

Ortaya çıkan kanıtlara göre sadece coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Bu olumsuz durumun iyi tarafından bakan bazı bilim insanları pandemiyi, akıl sağlığı bakımını yeniden canlandırmak için tarihi bir fırsat olarak görüyor. 2017 yılında Harvard Üniversitesi’nde başlatılan bir girişim bazı stratejilerle küresel olarak akıl sağlığı sistemlerini dönüştürmeye öncelik veriyor. Bu stratejilerden biri empower; kullanılan dijital araçlarla toplum sağlığı çalışanlarının kanıta dayalı psikososyal terapileri öğrenmesini, yönetmesini ve sunmasını sağlıyor. Bir diğeri champions; kanıta dayalı akıl sağlığı hizmetlerini ölçeklendirmek için liderlik kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor. Countdown olarak adlandırılan strateji yöntemi de ortak parametreler ile akıl sağlığı sistemlerinin performansını değerlendiriyor.

İç içe olan bu üç temel strateji ile küresel toplumun ihtiyaç duyduğu zihinsel sağlık sistemlerinin dönüşümü hedefleniyor.

Diyabet Ölüm Oranlarını Arttırıyor

Büyük Britanya’da yapılan bir analizle coronavirüs nedeniyle hastaneye yatırılan Asya halkının ölme olasılıklarının Avrupalılara göre daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmaya üniversiteler, halk sağlığı kurumları ve hastaneler olmak üzere toplam 520 kurum dâhil edildi ve hastaların hastaneye kabul edildikten sonraki süreci incelendi.

Yaklaşık 35 bin hastayı inceleyen uzmanlar; Güney Asyalıların hastanede COVID-19’dan ölme olasılığının Avrupalılara göre yüzde 20 daha yüksek olduğu ve diğer etnik gruplarda belirgin farklar olmadığını ortaya koydu. Verilere göre, hastanede tedavi gerektiren her bin Avrupalı COVID-19 hastasından 290’ı, her bin Güney Asyalı hastadan ise 350’si hayatını kaybetti.

Asyalı ve Avrupalı hastalar karşılaştırıldığında ise Asyalı COVID-19 hastalarının ortalama 12 yaş daha genç olduğu, bunama, obezite veya akciğer problemlerinin bulunmadığı ancak diyabet seviyelerinin çok yüksek olduğu görüldü. Diyabet enfeksiyon riskini arttırabiliyor ve organlara zarar verebiliyor.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar