Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Ödemi Azaltmanın 8 Yolu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Ödemi Azaltmanın 8 Yolu

Vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla oluşan ödemin ortaya çıkması birçok nedene bağlı olabilir. Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, ödemi azaltmanın 8 yolu hakkında bilgi verdi.

Ödem, hemen herkesin az ya da çok tanıştığı bir sorun. Sabah uyanır uyanmaz yüzünüzün şiştiğini, yüzüğünüzün dar geldiğini ya da ayakkabılarınızı zor giydiğinizi fark ettiğinizde aklınıza ilk gelen neden, ödem oluyor… Vücut ağırlığının artması, yüzük ve ayakkabıların sıkması, çorapların iz bırakması, yüzün şişmesi, kollarda ve bacak cildinde gerginlik ve sertlik, ödemin belirtileri olarak sıralanıyor. Bu belirtiler, vücudunuzda en az 4-5 litre fazla su olduğu anlamına gelebiliyor. Vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla ödemin ortaya çıktığını belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, ödemin önlenemez bir durum olmadığını, bazen basit yaşam şekli değişiklikleriyle ödemin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. İşte ödeme karşı alabileceğiniz basit ama etkili önlemler…

Tuzu Azaltın

Fazla tuz tüketimi ödeme neden olabiliyor. Ayrıca yüksek tansiyona ve dolayısıyla kalp, böbrek ve beyinle ilgili ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ülkemizde yapılan çalışmalar normal tüketilmesi gerekenden neredeyse 3 kat fazla tuz tükettiğimizi gösteriyor. Bu nedenle günlük tüketim alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Tuzu azaltın. Azaltırken yalnızca yemeklere doğrudan döktüğünüz tuzu dikkate almayın, ayrıca yüksek tuz içeren gıdalar hazır gıdalar, soslar, cips ve çerezlerden uzak durmaya çalışın.

Hareketinizi Arttırın

Lenf sistemi, vücuttaki fazla sıvıların atılmasında son derece önemli. Uzun süre hareketsiz kalınması lenf dolaşımını azaltarak ödeme neden oluyor. Düzenli spor yapılması ise ödemi azaltıyor.

İlaçlarınızı Gözden Geçirin

Bazı romatizma ilaçları ve tansiyon ilaçları ödeme neden olabiliyor. Romatizma ilaçları ve ağrı kesiciler gerekliyse mutlaka kullanılmalı. Ama burada dikkat edilecek nokta, uzun süre sürekli kullanılmaması. Zira bu ilaçların sürekli kullanılması da ödemi arttırıyor. Tansiyon ilacına bağlı ödem oluştuysa doktorunuza danışarak ilacın değiştirilip değiştirilmeyeceğini öğrenebilirsiniz.

Karbonhidratı Azaltın

Fazla karbonhidrat aldığınızda, vücudunuz bunu sindirebilmek için fazla su tutuyor. Bu durum da ödeme neden olabiliyor. Bunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav gibi besinlerin tüketimini azaltın.

Adet Dönemlerinize Dikkat Edin

Kadınlarda özellikle adet öncesi ve sırasında ödem artıyor. Bunun nedeni de vücudunuzda hormonların farklılaşması. Özellikle bu dönemde tuzlu ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durulmasında fayda var.

Bazı Gıdalara Ağırlık Verin

Kiraz, ananas, kayısı, maydanoz ve salatalık vücuttan su atıcı özelliği olan besinler. Ödeminiz olduğunda bu tür gıdaları daha fazla tüketerek su atıcı özelliklerinden faydalanabilirsiniz.

O İçeceklerden Uzak Durun

Ödemin atılmasında normal su tüketimi önemli. Günlük en az 2.5 litre su içmelisiniz. Ama alkol, kola, şekerli meyve suları gibi ödemi arttırabilecek içeceklerden olduğu için uzak durmanızda yarar var.

Yoğurt Tüketin

Yoğurt vücuttan ödemi atan besinler arasında kabul ediliyor. Kalsiyumdan zengin olan bu gıdalar vücutta mineral dengesini sağlayarak ödem oluşumunu önleyebiliyor.

Ödem Neden Artar?

  • Fazla tuz tüketimi
  • Hareketsizlik
  • Hastalıklar: Böbrek, Karaciğer, Kalp, Tiroid bezi hastalıkları ödeme neden olabilen hastalıklardır.
  • Bazı ilaçlar (tansiyon ilaçları, hormon içeren ilaçlar, ağrı kesici ve romatizma ilaçları) ödeme neden olabilirler.
  • Kadınlarda adet öncesi ve sırasında yaşanan hormon değişiklikleri

Şişkinlik giderici çay tarifi için burayı tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Kış Yorgunluğu Için Bitkisel Ürünlere Yönelmeyin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kış Yorgunluğu Için Bitkisel Ürünlere Yönelmeyin

Kış yorgunluğu için bitkisel ürünlere yönelmeyin; güneşin kendini daha az gösterdiği kış günlerinde, vücudumuzun daha az seratonin salgılaması, kış yorgunluğunu da beraberinde getiriyor. Güneş ışınlarının azalması ve D vitamini düzeyinin düşmesiyle birlikte, hem fiziksel hem de psikolojik sorunlar ortaya çıkabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, kış yorgunluğundan etkilenmemek için öneriler verdi.

Mutluluk hormonu olarak bilinen seratonin, oksijen ve güneş ışığıyla birleştiğinde, kişinin kendini daha mutlu ve enerjik hissetmesini sağlıyor. Ancak kış aylarında güneşli günlerin azalması, artan hava kirliliği, oksijen seviyemizin azalmasıyla birlikte, serotonin salgısı da azalıyor; yorgunluk artıyor. Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Bu durum bağışıklığın da zayıflamasına ve daha kolay hastalanmaya neden oluyor” dedi.

Bu Besinler Seratonin Sentezini Artırıyor

Seratoninin, mide bağırsak ve sindirim sisteminin doğru çalışabilmesi için önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci, en büyük desteğin doğru beslenme olduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kış aylarında özellikle taze sebze ve meyvelerin tüketimi çok önemlidir. Çünkü seratonin, triptofan denilen bir madde tarafından sentezleniyor. Vücutta yapılamayan bu maddenin en önemli kaynağı, et, süt ve süt ürünleri ile kış sebzeleri ve meyveleridir. Özellikle, brokoli, lahana, ıspanak, patates gibi sebzeler de triptofan açısından zengindir. Bununla birlikte, bakliyatları ve özellikle kaju, ceviz, fındık, antep fıstığı, badem gibi besinleri yeterli miktarda tüketerek vücudumuzda seratonin salgısını artırmak mümkün.”

Sabahları Zor Uyanmak Serotonin Eksikliğinin Belirtisi Olabilir

Serotonin seviyesi düşük kişilerde, depresyon daha fazla ortaya çıkabiliyor. Günümüzde kullanılan birçok antidepresan ilacın vücuttaki seratonin yıkımını engellemek veya geciktirmek için kullanıldığını hatırlatan Doç. Dr. Hakan Terekeci,  “Ancak seratonin eksikliğinde yerine koyma şansımız bulunmuyor. Bu nedenle seratonin salgısını attıracak gıdaları yoğun olarak tüketerek, güneşli günlerde açık havada yürüyüşler yaparak eksilen seratonini tamamlamak mümkün olabiliyor. Sabahları yorgun uyanmak, gün içerisinde enerji sorunu yaşamak, serotonin eksikliğinin belirtisi olabilir. Bir kişinin vücudunda serotonin eksikliğini ancak laboratuvar testleriyle anlaşılabilir. Dolayısıyla bu şikayetleri yaşayanların mutlaka doktor kontrolünden geçmeli. Eksik olan vitaminleri tespit ederek yerine koymak, doğru beslenmeye ve spora yöneltmek hastayı oldukça rahatlatacaktır” diye paylaşıyor.

Bitkisel destekler hekim kontrolü olmadan kullanılmamalı

Doç. Dr. Hakan Terekeci, soğuk kış günlerinde hem bağışıklığı güçlendirmek, hem de yorgunluğu gidermek için kullanılabilecek bitkisel alternatifleri şöyle sıralıyor: “Yeşil çay içeriğindeki kafein nedeniyle zihinsel algılamayı artırır. Kış yorgunluğunun hafifletilmesinde Gingo Bloba stresi azaltan, canlılık ve enerji veren özelliği nedeniyle tercih edilebilir. Özellikle akşam yemeğinden sonra bir bardak papatya çayı içmek günün gerginliği almasının yanında, hem sindirimi kolaylaştırır hem de yorgunluğunun giderilmesini destekler. Soğuk su balıklarında bulunan Omega 3’ün ve zeytinyağında bulunan Omega 9’un depresyon önleyici, dinçlik veren, sakinleştirici etkisinden yararlanılabilin. Ginseng de uyarıcı ve canlandırıcı etkisi ve vücuttaki regülatör yani dengeleyici özelliği nedeniyle, kan şekeri ve tansiyonu dengelemekte kullanılabilir.”
Yaşanan şikayetleri gidermek için  kullanılan bitkisel desteklerden mutlaka hekim kontrolünde yararlanılması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Hakan Terekeci, sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü asıl neden, B12, folik asit eksikliği ya da kansızlık olabileceği gibi altta yatan farklı bir hastalığın da yansıması olabilir. Genel bir muayene ile birlikte testlerin değerlendirilmesi çok daha doğru olacaktır. Kişinin test sonuçları normalse, fiziksel bir problemi yoksa ve herhangi bir ilaç ile etkileşim göstermeyecekse bazı destek tedavileri kullanılabilir.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Hindistan Cevizi Yağının 5 Faydası

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

hindistan cevizi yağının 5 faydası
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞININ 5  FAYDASI:

Hindistan cevizi yağı , son yılların mucize besini olarak adlandırılan besinlerden birisi. İçeriğindeki yağ asitleri bileşimleri ile sağlık üzerinde olumlu etkilerinden bahsediliyor. Yapılan araştırmalardan derlediğimiz hindistan cevizi yağının 5 faydası nelermiş bir göz atalım.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen