Sosyal Medya

Beslenme

Narenciye C Vitamininden Daha Fazlasını İçeriyor

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
narenciye

Kendinizi doğal takviyelerle kuvvetlendirmeli ve hastalıklarla turuncu meyvelerle savaşmalısınız. C vitamini yönünden zengin narenciyeleri bol bol tüketin.

Bu sene kış, öncekilere göre çok daha soğuk geçiyor. Bir taraftan devam eden günlük rutinlere yetişebilmek için kendimize her zamankinden çok daha iyi bakmalı ve doğal takviyelerle kuvvetlenmeliyiz. Eminim birçoğunuz turuncu renkteki bu meyveleri, yüksek C vitamini kaynağı olmaları sebebiyle kış ayları boyunca grip ve benzer hastalıklardan korunmak için tüketiyorsunuz. Oysa narenciyelerin; kanserden korumak, kalp hastalıkları riskini azaltmak ve tansiyonu düşürmek gibi bilinenin dışında faydaları da var. Portakal, limon, greyfurt ve mandalina gibi narenciye sınıfına giren meyveler, ilk olarak Güney-Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yetiştirilmeye başlanmış. Şimdilerde hem faydalı, hem de lezzetli oluşları sebebiyle tüm dünya genelinde (Türkiye de dahil) üretiliyor. En çok tüketilen narenciyelerden biri de portakal. Dünya genelinde sadece bir yılda ortalama 70 milyon ton portakal üretiliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki narenciyeler, içerdikleri flovonoid ve fitokimyasallar sayesinde kanser oluşumunu önleyici etkiye sahipler. (Fitokimyasallar; meyve ve sebzelerde bulunan bioaktif kimyasal maddelere verilen ortak addır.)

TOPLANMA ZAMANI

Fitokimyasallar, meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan ve biyolojik olarak aktif bileşiklerdir. Bulunduğu meyve ve sebzelere renk, aroma ve tat verirler. Bugüne kadar yaklaşık 4 bin fitokimyasal keşfedilmiştir. Tek bir çeşit meyve veya sebzede 100’den fazla fitokimyasal bulunabilir. Örneğin konumuz olan portakalın tek bir adedinde, 170 fitokimyasal ve 60’dan fazla flovonoid bulunur. Tüm sebze ve meyvelerde olduğu gibi narenciyelerde de yetiştirilme ve toplanma zamanları son derece önemlidir. Narenciyeler, toplandıkları andan itibaren sahip oldukları su ve vitaminleri kaybetmeye başlarlar. Dolayısıyla mevsimi olan kış aylarında ve hemen tüketilmeleri, içerdikleri maddelerden yeteri kadar faydalanmak için son derece önemlidir. Tüketilme süresi uzadıkça su kaybına uğrayan tüm meyveler gibi portakal da zaman geçtikçe ilk andaki taze ve canlı görüntüsünü kaybetmeye başlar.

Market raflarına ulaşana kadar geçen sürede suyunu kaybetmeye başlayan portakal, rafta bekleme süresini de hesaba katacak olursak, son tüketici için cazibesini kaybetmeye başlar. Hemen hemen hepimiz önce gözümüze hitap eden meyve ve sebzeleri almak isteriz değil mi? Bu durumu fark eden üreticiler, toplanan portakalları ısıl işlemden geçirerek balmumu ile kaplayıp ilk anki görüntüsünü koruma yoluna gidiyorlar. Uygulanan bu ısıl işlem, meyvenin sahip olduğu faydalı vitaminleri çok daha hızlı kaybetmesine sebep oluyor! Özellikle portakal alırken, mükemmel görünümde olmayanları seçmeye özen gösterin. Yüzeyini elinizle kontrol etmek de doğal olup olmadığını anlamanızda size yardımcı olacaktır. Aldığınız portakal ve benzer narenciyeleri evde nasıl muhafaza ettiğiniz de önemli. Buzdolabında ya da güneş ışığına direkt maruz kalmayacağı şekilde oda sıcaklığında bekletmek, uygulayabileceğiniz en doğru yöntem olacaktır. Aldığınız portakalları, naylon poşetlerinden çıkararak açık şekilde muhafaza etmek de, küflenmelerini önleyeceğinden yapmanız gerekenlerin başında geliyor.

GÖREBİLECEĞİNİZ YERE KOYUN

Meyve yemeyi çok sevmeyenlerdenseniz, kendinizi buna teşvik etmenin yollarından biri de meyveleri devamlı görebileceğiniz bir yerde tutmaktır. Bunun için işe mutfak masanızda dekorasyon amacıyla tuttuğunuz plastik meyveleri kaldırıp yerine gerçeklerini koymakla başlayabilirsiniz! Onlarca portakal çeşidi arasından hangisini alacağınıza karar veremiyorsanız, içerdikleri faydalı meddeler açısından birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını bilmenizde fayda var. Narenciye seçerken damak zevkiniz öncelikli tercih sebebiniz olabilir.

TANSİYONU DÜŞÜRÜCÜ ETKİYE SAHİP

Son yıllarda yapılan araştırmalar, portakal ve benzer narenciyelerin içerdiği fitokimyasallar sayesinde bazı hastalıklar için daha önce hiç duymadığımız faydalar sağladığını gösterdi. Narenciyelerde bulunan hesperetin, naringenin, antosiyanin ve hidroksisinnamik asit gibi flovonoidler, faydası keşfedilen fitokimyasallardan bazılarıdır.

HASTALIKLARDAN KORUYOR

Araştırmalar, bu kimyasallar arasında yer alan hesperetin ve naringenin adlı maddelerin; antioksidan etkileri sebebiyle, tansiyonu düşürücü etki gösterdiklerini ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL oranında düşüşe sebep olduklarını gösterdi.

PORTAKALIN BEYAZ KISMI KOLESTEROLÜ DÜŞÜRMEYE YARDIMCI

Portakalın kolesterol düşürücü etkisi, diğer faydalarının yanında en çok dikkat çekeni. Amerikalı ve Kanadalı bilim adamları konu hakkında ortak bir çalışma yapmışlar. Journal of Agricultural and Food Chemistry adlı dergide yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, portakalın kabuğunun hemen altında ve meyve yüzeyinde yer alan beyaz kısmın içerdiği vitamin ve mineraller, kötü kolesterolü düşürmede ilaçlar kadar etkili!

ARAŞTIRMALAR DEVAM EDECEK

Bahsedilen araştırmada, seçilen hayvanlar belirlenen bir süre dahilinde narenciyeden zengin beslenmişler ve VLDL ve LDL (iki tip kötü kolesterol) seviyelerinde ciddi oranda düşüş gözlemlenmiş. Portakalın genellikle çöpe attığımız beyaz kısmının sahip olduğu mucizevi etkiler, hem ilaçlara harcadığınız paranın cebinizde kalmasına, hem de doğal yollarla şifa bulmanıza yardımcı olacaktır. Son yıllarda keşfedilen bu beyaz mucize hakkındaki araştırmaların artarak devam edeceğinden hiç şüphem yok.

C VİTAMİNİ TABLETLERİ YERİNE PORTAKALIN KENDİSİNİ YİYİN

Portakalın suyunu içmeyi, direkt kendisini yemeğe tercih edenler için güzel bir haberim var. İtalyan bilim adamları tarafından yapılan ve British Journal of Nutrition’da yayınlanan bir araştırmanın sonucuna göre; bir bardak portakal suyundaki C vitamini oranı C vitamini tabletlerinin içerdiğinden daha yüksek! Piyasada satılan C vitamini tabletlerindense portakalın kendisini yemek yahut suyunu içmek çok daha sağlıklı bir alternatif. Portakal başta olmak üzere tüm narenciyelerin insan sağlığı üzerindeki yadsınamaz faydalarından bahsetmeye çalıştım. Bu yazımda detaylıca yer veremediğim faydaları arasında, kalp hastalıklarından ve kanserden korunmaya yardımcı etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Tam da narenciye mevsiminde olduğumuz bu soğuk kış günlerinde, mutfağınızı güçlendirmenin tam zamanı!

Beslenme

Kabızlığa Önlemler

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Kabızlığa Önlemler

Olgunlaşmış muzlar, kabızlıktan kurtulmaya yardımcı olabilecek iyi bir lif ve potasyum kaynağıdır. Ancak yeşil muz; şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olabilir

Hemen hemen herkeste görülen şişkinlik ve kabızlık en büyük sağlık sorunlarımızdan birisidir. Sabahları rahatlıkla giyebildiğiniz kıyafetlerinizin, akşama doğru sizi sıkmaya başladığı oluyor mu? Cevabınız evetse, kabızlığın neden olduğu komplikasyonların günlük yaşam kalitenizi düşürmesine izin vermeyin. Bu haftaki önerilerime kulak verip kabızlığa önlemler alabilirsiniz.

Hazır gıdalara son!

Her fırsatta hazır gıdaların sağlığınıza ne gibi zararları olduğundan bahsediyorum. Bağırsaklarınızın sorunsuz çalışması için de doğru bir beslenme programına sahip olmanız gerekir. Hazır gıdalar, yağ oranları yüksek olduğu için sindirim sisteminizi yavaşlatır ve kabızlığa neden olur. Bu durumun en büyük nedeni ise hazır gıdaların raf ömrünü uzatan ancak doğal sindirim süreçlerimizi maalesef yok eden fruktanlar ve karbonhidratlarla dolu olmasıdır. Fruktanlar; ekmek, makarna ve krakerler gibi gıdalarda bulunur ve şişkinlik, kabızlık, ishal ve gaz gibi belirtilere neden olur. Hazır gıdalar yerine lif oranı yüksek olan meyveler, sebzeler, fasulye, fıstık, kahverengi pirinç, buğday ve yulaf gibi gıdaları beslenme listenize ekleyin. Uzmanlar, kabızlık problemi yaşamamak için günde 25 ile 30 gram arasında lif alınmasını öneriyor.

İKİ BARDAĞI GEÇMEYİN

Kafeinli içeceklerle vedalaşın

Kafein ve alkol; vücudunuzu, düzgün bir bağırsak hareketi yapmasını sağlayan hidrasyondan alıkoyabilir. Kabızlığın en sık görülme nedeni kişinin çok az miktarda su tüketmesinden kaynaklıdır. Fazla alkol ve kafeinli içecekler vücuttan suyu çektiği için kabızlığa neden olur. Alkol, anti-diüretik hormonu (ADH) engeller ve bunu yaparken de kişinin sık idrara çıkmasına neden olur. Kafein de bazı kişilerde ishale tam tersi etki yapabilecek bir uyarıcıdır. Yeterli su tüketilmemesinden kaynaklanan kabızlığı engellemek için günlük 2 litre su tüketmeye çalışılması gerekir.

Süt ve süt ürünlerinin fazlası zarar 

Süt ve süt ürünleri tüketiminde zaman zaman aşırıya kaçılması da kabızlığa neden olan bir başka etkendir. Araştırmalarda günlük olarak 1 litre veya üzeri süt tüketen kişilerde kabızlık vakaları ile karşılaşılmıştır. Bu durumun nedeni İmmunoglobin G (IgG) isimli, kabızlığa neden olan bir süt proteini türüdür. Bu nedenle günlük iki bardağı geçmeyecek şekilde süt içmekte, aşırıya kaçmamakta fayda var.

Hareketsiz yaşam olumsuz etkiliyor 

Egzersiz yapmanın vücudu düzenleyici bir etkisi olduğunu biliyorsunuz. Tam tersi hareketsizlik ise birçok olumsuz duruma neden olur; kabızlık da bu durumlardan birisi. Az miktarda fiziksel aktivite kabızlık için büyük bir risk faktörüdür. Bağırsak hareketinin azalması, bağırsakta daha az kan akımı ile ilgilidir. Egzersiz, sindirim sistemi de dahil olmak üzere vücudun hayati organlarına olan kan akışını artırır ve metabolizmayı artırır. Yaşlılar, genç insanlara kıyasla daha sakin bir yaşama eğilimi gösterirler ve bu nedenle kabızlık riski daha yüksektir. Fiziksel açıdan aktif insanların, aktif olmayan insanlara göre kabızlığa yakalanma olasılıkları daha düşüktür. Yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme ve yoga gibi herhangi bir egzersiz türü, kabızlıklarla mücadelede size yardımcı olacaktır.

Yeterli miktarda su için 

Eğer kabızlıktan muzdaripseniz, daha fazla sıvı içmek bu durumu rahatlatmayabilir. Bununla birlikte düzenli olarak bol miktarda su içmek kabızlık riskini azaltır. Birçok gazlı içecek, dehidrasyona neden olan ve kabızlığı kötüleştirebilen kafeini içerir.

Doktorunuza danışın 

Demir ve kalsiyum takviyeleri kabızlığa neden olabilir çünkü bu takviyeler sindirim sisteminin kasılmalarını yavaşlatabilirler. Ancak bu tip vitaminleri alırken dikkat etmek gereklidir. Takviyeler, doktorlar tarafından belirli bir eksiklik varsa önerilir. Bu nedenle eğer bu takviyeleri almanızı gerektiren tıbbi bir durumunuz varsa ve bağırsakta herhangi bir yan etki oluşturduysa, doktorunuzdan alternatif seçenek isteyebilirsiniz.

Yeşil muz kabızlığın nedeni 

Olgunlaşmış muzlar, kabızlıktan kurtulmaya yardımcı olabilecek iyi bir lif ve potasyum kaynağıdır. Ancak olgunlaşmamış muzlar ise tam tersi kabızlığa neden olabilir. Yeşil muz, genel olarak sağlıklı kabul edilmekle birlikte bazı kişilerde şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Bunun nedeni ise yeşil muzda kabızlık riskini artırabilen nişastanın bol miktardabulunmasıdır.

KAHVERENGİSİNİ TERCİH EDİN

Pastadan uzak durun 

Hamur işleri ve pastalar, yağ oranı yüksek, lif oranı ve sıvı miktarı düşük seçeneklerdir. Bu nedenle her ne kadar görünümleri size oldukça cazip gelse de pastalar ve hamur işi ürünler yüksek oranda işlenmiş gıdalar içerir ve kabızlığa davetiye çıkarır.

Pirinç sindirim sistemini zorlar 

Karbonhidratlar çoğunlukla bağırsak sağlığınız için iyidir ancak beyaz pirinç, kahverengi pirince göre lif açısından yoksundur. İkisi arasında bir seçim yapmanız gerekirse, daha sağlıklı bir bağırsak için kahverengi pirinci tercih edin.

Kabızlıkla ilgili bilmeniz gerekenler

 Kabızlık genellikle yiyeceklerden çok fazla su absorbe edildiğinde ortaya çıkar.
 Kabızlığın sebepleri arasında fiziksel hareketsizlik, bazı ilaçlar ve yaşlanma bulunur.
 Bazı durumlarda kabızlık yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir.
 Müshil gibi ilaçlar kabızlığa son çare olarak kullanılmalıdır.

Kabızlığın belirtileri

Kabızlığın ana semptomları, haftada iki defa dışkılama, dışkının yumrulu veya sert şekilde olmasıdır. Diğer semptomlar ise şöyledir:
 Karın ağrısı
 Karın krampları
 Şişkinlik ve mide bulantısı
 İştah kaybı

Tedavisi için…

Çoğu vakada, kabızlık herhangi bir tedavi veya sağlık riski olmadan kendiliğinden çözülür. Ancak tekrarlanan kabızlıkların tedavisi, daha fazla egzersiz yapma, lif tüketme ve yeterli miktarda su içme gibi yaşam tarzı değişikliklerini içerebilir. Genellikle, müshil gibi ilaçlar çoğu kabızlığı başarılı bir şekilde tedavi etse de yalnızca gerektiğinde kullanılmalıdır. Daha ciddi durumlarda, kişinin reçeteyle satılan bir ilaca ihtiyacı olabilir. Kabızlığın altında yatan nedeni anlamak önemlidir.

Kabızlık için doğal çözümler konulu videomuzu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Beslenme

Yavaş Yemek Obezite Riskini Azaltıyor

Yayınlanma:

,

Yazar:

Yavaş yemek

Bilim adamları, yemeği yavaş yavaş yemenin obezite riskini azalttığını belirledi.

Guardian gazetesinde yer alan habere göre, Japonya’da şeker hastalığı üzerine yapılan bir araştırma, düzenli ve yavaş yemek yiyen kişilerde bel bölgesindeki kilolanmanın ve genel vücut kitle endeksinin daha az olduğunu ortaya koydu.

7 SORUYA YANIT VERİLDİ

Araştırmada Japonya’da 2008-2013 yılları arasında sağlık sigortası kapsamında düzenli kontrol yaptıran Tip 2 diabet hastası 59 bin 700 yetişkin kişiye yemek yeme alışkanlıklarıyla ilgili sorular soruldu. Katılımcılar, günde kaç öğün yedikleri, ne hızda yedikleri, kahvaltı edip etmedikleri ve yatmadan önce yemek yiyip yemediklerine dair 7 soruya yanıt verdi.

Sonuçlar, yemek yeme hızı arttıkça obezite riskinin arttığını gösterdi. Yavaş yemek yiyen katılımcıların yalnızca yüzde 21,5’i obezken, normal hızda yemek yiyenlerin yüzde 30’unun, hızlı yemek yiyenlerin ise yüzde 45’inin obez olduğu görüldü.

HIZLI VE YAVAŞ YEMEK VÜCUT KİTLE ENDEKSİNİ ETKİLİYOR

Vücut kitle endeksi ortlaması yavaş yemek yiyenlerde 22’den biraz fazla iken, normal yiyenlerde 23,5, hızlı yiyenlerde ise 25 civarında olduğu tespit edildi. Bel çevresindeki kilolanmanın da yemek yeme hızıyla birlikte arttığı gözlemlendi. Bulgular, yavaş ve düzenli öğünlerle yemek yiyen, kahvaltıları kaçırmayıp, gece yatmadan önce yemek yemekten kaçınan kişilerin obez olma riskinin azaldığına işaret ediyor.

Öte yandan ikinci kontrollerde yemek yeme alışkanlıklarını değiştiren katılımcıların vücut kitle endekslerinin azaldığı görüldü. Araştırmanın sonuçları “BMJ Open” bilim dergisinde yayımlandı.

Haberimizin kaynağı, ensonhaber.com sitesinde bunun gibi diğer sağlık haberlerine ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Obezite ile mücadele hakkındaki bir başka yazımızı okumak için ise buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Beslenme

Bitkisel Kaynaklar da Protein içerir

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

bitkisel kaynaklar da protein içerir

Sadece hayvansal gıdalardan protein alabileceğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Brokoli, patates gibi bitkisel kaynaklar da protein içerir.

Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel besin maddeleri söz konusu olduğunda, protein listenin başında gelir. Kasların onarılmasından bağışıklığı güçlendirmeye ve hatta vücutta enerji üretimine kadar sizi güçlü tutmanın anahtarı belki de bu besin maddesinde saklı.
Proteinler, hücrelerimizin düzgün çalışmasını sağlayan en önemli moleküllerden biridir. Proteinler, amino asitlerden oluşur. Vücudumuzun yapısı ve işlevi proteinlere bağlıdır. Vücudun hücreleri, dokuları ve organlarının düzenlenmesi protein olmadan gerçekleşemez. Proteinler hemen hemen her biyolojik süreçte rol oynar ve işlevleri çok çeşitlidir. Vücuttaki proteinlerin temel işlevleri; dokuları inşa etmek, güçlendirmek, onarmak ve yerine koymaktır. Kas dokusunun kendini yenileyebilmesi ve gelişebilmesi için de vücudun proteine ihtiyacı vardır.

NEREDEN ALACAĞIZ?

İnsanlar amino asitler içeren gıdalar yediğinde, bu amino asitler vücudun proteinleri üretmesine veya sentezlemesine olanak tanır. Bazı amino asitleri tüketmiyorsak, vücudumuzun düzgün çalışması için yeterli miktarda protein sentezi yapamayız. Ayrıca insan vücudunun üretmediği dokuz temel amino asit vardır, bu nedenle bu amino asitler beslenmeden gelmelidir.
İnsan vücudunun kendisinin üretemediği dokuz amino asit şunlardır: Histidin, izolösin, lösin, lisin, metiyonin, fenilalanin, treonin, triptofan ve valin. Bu dokuz temel asidi kabaca eşit oranlarda içeren gıdalara, komple proteinler denir. Komple proteinler; esas olarak süt, et ve yumurta gibi hayvansal kaynaklardan gelir.
Soya ve kinoa ise komple protein olarak adlandırabileceğimiz sebze kaynaklarıdır. Kırmızı fasulye, mercimek, kepekli pirinç ve fıstık ezmesi de komple protein sağlar. Yapılan araştırmalar, vücudun her öğünde gerekli amino asitlerin hepsinin alınmasını gerektirmediğini gösteriyor. Çünkü komple protein üretmek için son yemeklerden alınan amino asitlerden yararlanılıyor. Yani önerilen besin proteindir ancak gerçekten ihtiyacımız olan şey amino asitlerdir.

NE KADAR PROTEİN TÜKETİLMELİ?

Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi’ne göre, ortalama olarak kahvaltı sırasında protein (13 gram) aldığımız gibi, akşam yemeği sırasında neredeyse üç kat fazla protein tüketiyoruz (38 gram).
Peki günlük ne kadar proteine ihtiyacımız var? Aslında uzmanlar kesin miktarların önerilmesinin zor olduğunu, çünkü bu durumun yaş, cinsiyet ve kiloya bağlı olarak değiştiğini söylüyor. Ancak bir genelleme yapılacak olursa uzmanlar, sağlıklı yetişkinlerin vücut ağırlığı başına 0.75 gram proteine ihtiyaç duyduğunu belirtiyor. Örneğin, 140 kilo ağırlığınız varsa, günde yaklaşık 105 gram protein almanız gerekir. Yüksek proteinli diyetlerin son zamanlarda popüler olması, bazı kişilerin protein alımını aşırıya çekmesine yol açtı. Ama fazla protein tüketiminin hiçbir soruna çözüm olmadığını unutmayın
Sadece hayvansal gıdalardan protein alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, bitkisel kaynaklardan da protein alabileceğinizi hemen söyleyelim. Bitkiler, hücresel yapı bakımından hayvanlar kadar canlıdır, bu nedenle de protein içeriği vardır. Özellikle baklagiller, protein açısından zengin bir bitki kaynağıdır. Daha farklı hangi gıdalar yüksek protein içerir, bir göz atalım…

NOHUT

İster bu lezzetli baklagili bir humus olarak tüketin, isterseniz çorbanızın içine katın. Nohut, mükemmel bir protein ve lif kaynağıdır. Ayrıca nohutta protein ve lifin yanı sıra demir, çinko, vitamin ve mineraller de bulunur.

CHİA TOHUMLARI

Chia tohumu, yüksek miktarda lif ve protein içerir. Karbonhidrat da içerir ama yüksek oranda lif olduğu için kana yavaş karışır. Böylece doygunluk hissi oluşur ve de uzun süre tok kalmanızı sağlar.

PATATES

Her ne kadar besin değeriyle ilgili kötü bir üne sahip olsa da, orta büyüklükteki bir patates 4 gr. protein içerir. Bunun yanında günlük potasyum alımının yaklaşık yüzde 20’sini karşılar.

SOMON

Protein ihtiyaçlarının kişiye göre farklılık gösterdiğini söylemiştik. Bu bağlamda, 1.5 kiloluk somon filetosu yaklaşık 40 gram protein içerir. Somon, metabolizmayı zenginleştiren omega-3’lerden de zengindir.

BROKOLİ

Brokoli sadece müthiş bir lif kaynağı değil, aynı zamanda protein içeriği ile de şaşırtıcı bir sebzedir. Pişirilmiş yarım bardak brokolide yaklaşık 2 gr. protein bulunur.

SÜZME PEYNİR

Süzme peynir, birçok uzmanın protein tavsiyelerinin başında gelir. Çünkü sadece yarım bardak süzme peynirde 14 gram protein vardır.

BADEM KRAMPLARA İYİ GELİYOR

Badem; yüksek miktarda protein içermesinin yanında, C vitamini açısından da oldukça zengindir. Bu da cildinizin ve saçlarınızın sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca badem, günlük önerilen magnezyum alımının yüzde 61’ini sağlar; bu da şeker isteğini azaltmaya, Premenstrüal Sendrom–PMS (adet öncesi sendromu) ile ilgili krampları yatıştırmaya, kemik sağlığını iyileştirmeye, kas ağrısını ve spazmlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

KİNOA ENERJİ VERİR

Kinoa’nın pirinç ve buğday gibi tahıllarla kıyaslandığında daha kaliteli ve yüksek protein içerdiği bilinir. Pişmiş kinoa, besin veri tabanına göre fincan başına yaklaşık 8 gram protein içeriyor. Ayrıca vejetaryenler için mükemmel birkaç proteinden biridir diyebiliriz. Yani vücudunuzun ihtiyaç duyduğu dokuz temel amino asidi içerir. Bu nedenle size, ağırlık kaldırma ve uzun toplantılar için enerji verecektir.

KABAK ÇEKİRDEĞİ TOK TUTAR

Bir avuç kabak çekirdeğinde yaklaşık 5 gram protein bulunur ve bu miktar günlük protein ihtiyacının yüzde 10’unu oluşturur. Kabak çekirdeği, diğer protein değeri yüksek besinler gibi sizi uzun süre tok tutabilir. Kabak çekirdeği, lif, mineral ve magnezyum deposudur. Kasları rahatlatan ve hava dalgalarını açmaya yardımcı olan bir mineraldir. Böylece daha kolay nefes alabilirsiniz. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar, magnezyum eksikliğinin histamin düzeyleri üzerinde olumsuz etkilere neden olduğunu belirtmektedir.

Baklagillerin faydalarından bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.