Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Mutlu Olmanın Sırları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Mutlu olmanın sırları

Yapılan araştırmalar, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, daha mutlu olduklarını gösterdi. Şükretmek, hayattan şikayet etmeyi de azaltıyor.

Geçtiğimiz günlerde kutlanan, ilk olarak 2012 yılında BM tarafından kabul edilen ‘Dünya Mutluluk Günü’nü geride bıraktık. Peki, mutlu olmak mümkün mü? Mutlu olmanın sırları nelerdir? Sosyal medya bizi mutlu etmeye yeter mi? Ya da tam tersi; mutluluğumuzu elimizden mi alır? Gerçek sevgiyi bulmak gibi, gerçekten mutlu olabilmek de çoğu zaman zor olabilir. Öncelikle mutluluğun her insana göre değişen bir tanım olduğunu bilmek gerekir. Yani sizin için mutluluk verici bir olay, bir başkası için pek de bir anlam ifade etmeyebilir. Peki mutlu olmak için neler yapmalıyız? Araştırmalara göre; mutluluk için çabalamak, tam aksi yönde bir etki sağlayarak mutsuzluğa neden olabilir. Bizleri gerçekten neler mutlu eder? Mutluluğun nedeni diye bildiklerimiz, aslında mutsuz olmamıza mı neden oluyor? Bu haftaki yazımda tüm bu soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

FAZLA SEÇENEK MUTLU ETMİYOR

Çoğu zaman iyi ya da kötü olması fark etmeden elimizde fazla seçenek olmasının bizi daha fazla mutlu edeceğini düşünürüz. Ancak araştırmalar gösteriyor ki; daha fazla seçenek aslında bizi mutlu etmiyor, aksine kararsız kalmamızı sağlayarak daha fazla strese girip mutsuz olmamıza neden olabiliyor. Örneğin, internetten bir alışveriş esnasında fazla seçenek arasında kaldınız. Bu durum tercihte zorlanmanıza ve karar vermede güçlük çekmenizi sağlar. Ayrıca daha fazla seçenek arasında kalmak hem verimliliğimizi düşürür, hem de daha fazla yorulmamızı sağlar; dolayısıyla mutlu etmek yerine mutsuzluğa neden olur.

MUTLULUK SİZİ BULSUN

Emotion Dergisi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, mutlu olmaya çok fazla önem vermek sizi mutsuz edebilir. Araştırmacılar, bir grup insana ‘Mutlu olmak benim için son derece önemli’ ifadesinin ne anlama geldiğini sordu. Daha sonra bireylerden, stresli olaylardan oluşan bir günlük tutmaları ve duygularını kaydetmelerini istediler. Araştırmacılar, mutluluğa ulaşmanın çok önemli olduğunu söyleyenlerin, stres zamanlarında yalnız hissetme olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. Bu durum, mutluluk için bile aşırıya kaçmanın aslında mutsuzluğa neden olabileceğini ifade ediyor.

MUTLU OLMANIN SIRRI ŞÜKRETMEK

Birçok insan, mutlu insanların çok daha minnettar olduklarını varsayar, bu varsayım doğrudur da. Bir dizi araştırmada, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, güçlükleri veya şikayetleri karşısında neşe, mutluluk ve genel olarak iyi olma duygularını önemli ölçüde artırdıklarını bulmuşlardır. Minnettarlık duyan çalışma katılımcıları; daha sağlıklı bir şekilde uyuduklarını, başkalarına karşı kendilerini daha fazla bağlı hissettiklerini, başkalarına daha fazla duygusal destek vermeyi önerdiklerini ve daha iyimser hissettiklerini söyledi. Hatta başka bir gruba kıyasla ağrı skorlarında yüzde 8’lik bir düşüş bile yaşadılar.

MUTLULUK ÖMRÜ UZATIR MI?

Araştırmalara göre, mutlu olmak hayatınızı uzatmayacaktır. Öte yandan yapılan diğer araştırmalar, olumlu bir bakış açısının insanların diyabet gibi kronik hastalıkları yönetmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor. Hayatınıza pozitif düşünceyi dahil etmenizi istememiz işte bu sebepten…

PARA MUTLULUĞU ALAMAZ

Zenginlik, herkes için mutlak bir gereklilik olmasa da, bazı durumlarda gülümsemenizin nedeni olabilir. Harvard Business School’da yapılan bir çalışmada, katılımcılardan giyim gibi önemli bir maddeye 40 dolar para harcaması istendi. Bir sonraki hafta sonu, aynı katılımcılardan, zaman kazandıran bir hizmet için para harcaması istendi. Hizmet satın alındıktan sonra katılımcılar, daha az kaygı ve zamanla ilgili daha az stres duyduklarını bildirdiler. Yani para, ancak size zaman kazandırarak mutlu edebilir.

SOSYAL MEDYA MUTLU EDER Mİ?

Sosyal medya, tabiri caizse hayatımızın hemen her yerinde. Öyle ki; sabah kalktığımızda ilk iş Instagram hesabımızı kontrol ediyor, Twitter’dan haberlere bir göz atıyor, arkadaşlarımızın doğum günlerini takip etmek için bile günlük olarak Facebook hesabımızı kurcalıyoruz. Peki sizce sosyal medya bizi gerçekten mutlu ediyor mu? Yoksa aslında gerçekte öyle olmasa dahi herkesin hayatının sosyal medyada ne kadar mükemmel göründüğünü görmek bizi sersemletebilir mi? İşte bu noktada araştırmalar imdadımıza yetişiyor. Araştırma için kurulan ekip, iki farklı Facebook kullanıcısı grubunu analiz etti. Bir grup, sosyal mecralara bir hafta ara verdi; diğer grup ise mesajları kontrol etmekte ve sosyal medyaya girmekte serbestti. Araştırma sonunda Facebook’tan kaçan grubun, kendini kontrol grubundan daha az stresli hissettiği ortaya çıktı.

SOSYAL MEDYA DİYETİNE NE DERSİNİZ?

Sosyal medyada gereğinden fazla zaman geçirmek bizi yalnızlaştırarak, mutsuz olmamıza neden olabilir. Öyle ki, sanal arkadaşlıklardan ve mesajlarınızdan kısa süreli uzaklaşmak bile size huzur sağlayabilir. Mesajlaşmanın, sosyal ağların ve yeni medya araçlarının birbirimizle etkileşimde bulunma, iş yapma ve hayatlarımızı yaşama biçimimizi değiştirmesinde aslında hiçbir sorun yok diyebiliriz. Ancak bu durum sağlığınızı ve psikolojinizi nasıl etkiliyor? Sosyal medyanın aşırı kullanımı yönetim kurulu üyesi olduğum Yeşilay’ın bağımlılıkla ilgili başlıklarında da yer alan teknoloji bağımlılığını kapsamaktadır.

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız fayda olduğu şüphesiz. Ancak kişinin teknoloji kullanımında aşırıya kaçarak kontrolünü kaybetmesi ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı; diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu konuya ulaşamadığında yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır. Yeşilay’ın uluslararası hakemli, akademik dergisi olan Addicta’da (The Turkish Journal on Addictions) yer alan araştırmaya göre; Türkiye’de 12-18 yaş aralığındaki ergenlerin yüzde 3.6’sının internet ve teknoloji bağımlısı olduğu, ergenlerin yüzde 21.8’inin ise bağımlılık sınırında olduğu ifade ediliyor. Bu durumun hayatınızı ele geçirip sizi mutsuzluğa sürüklememesi için yapmanız gereken şey sosyal medya diyetidir.

İLK ŞEY SINIRLARI BELİRLEMEK

Facebook’u kapatmadan önce bir-iki dakika geçirin. 15 dakika boyunca bir alarm kurun ve alarm bittiğinde birkaç dakika daha oturum açın. Yavaş yavaş, alarm zamanınızı 15 dakikadan 20-30 dakika arasında artırın. Bu sınırlar, daha az endişeli hissetmenize yardımcı olacaktır.

MOLA VERİN

Küçük bir kahve molası, beyninizi sakinleştirir. Sürekli Facebook’u kontrol etmek yerine, kısa bir yürüyüş veya en sevdiğiniz şarkıları dinleme gibi sakinleştirici aktiviteleri tercih edin.

ARKADAŞ LİSTENİZE BİR BAKIN

Facebook hesabınızda 1000’e yakın arkadaşınız varsa, günde bir ton mesaj ve yazı okuyorsunuz demektir. En iyisi, arkadaş listenizi gözden geçirip eleme yapın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Hangi Hastalık Neyin Habercisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hangi Hastalık Neyin Habercisi

Vücudumuzda küçük veya büyük her aksaklık bir sağlık sorununa işaret ediyor olabilir. Habertürk’ten Ceyda Erenoğlu’nun haberine göre; bu belirtilerin asla görmezden gelinmemesi gerektiğine dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, hayat kurtaran açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Küçükardalı, her bir şikayeti, olası hastalıklarla açıkladı. Bu şikayetler, illa hasta olduğunuz anlamına gelmiyor ancak belirtileri gözden kaçırmamak ve tıbbi destek almak hayati önem taşıyor.

BU BELİRTİLERE DİKKAT!

* Başın ön bölgesinde basınç hissi

Genellikle sinüziti akla getirir. Ancak göz tansiyonu, kafa içinde ön kısımda yer işgal eden lezyon, bazı migren çeşitlerinde de bu his olabilir.

* Ensede ağrı ve basınç

Öncelikle tansiyon yüksekliği, sonra boyun omurgalarında kireçlenme, sinir basıları, kas spazmları gibi patolojileri düşündürür.

* Şakaklarda ağrı ve basınç duygusu

Gerilim tipi baş ağrıları, çene ekleminde kireçlenme olması, kulak önündeki tükürük bezinin hastalıkları, şakak bölgesindeki damarın mikropsuz iltihaplanması en sık rastlanılan sebeplerdir.

* Başta basınç hissiyle beraber görmede bulanıklık

Göz tansiyonu, gözün arka tabakalarında kanama, yırtılma olması.

HANGİ KANSER HANGİ BELİRTİLERLE GELİYOR?

* Görmede bulanıklık

Katarakt, gözün optik sisteminde bozukluk (miyop, hipermetrop, astigma) olması, şeker ve tansiyon hastalığına bağlı göz damarlarında hasarlanma olması, göz sinirinin hastalıkları, gözün saydam tabakasının (kornea) hastalıkları, kafa içinde görme merkezinin hastalığı durumlarındaki yakınmadır.

* Göz kararması

Tansiyon düşmesi veya yükselmesi, kan şekerinin düşmesi veya yükselmesi, tuz dengesinin bozulması.

* Cisimleri bir perdenin ardında görüyormuş hissi

Katarakt, miyop, hipermetrop, astigma gibi optik sistem ile ilgili hastalıklar.

* Görüntüye odaklanamama

Mercek sisteminde olan bozukluklar, görme sinirinin hastalıkları.

* Baş dönmesi

Tansiyon yükselmesi veya düşmesi, iç kulaktaki denge organının hastalıkları, sıvı noksanlığı, kansızlık, tuz dengesi bozuklukları, vitamin noksanlıkları, kafa içinde basınç artışı olması, görme bozuklukları, beyin sapının hastalıkları gibi durumlarda olur.

* Burun kanaması

Pıhtılaşma sistemi hastalıkları, kandaki pulcukların (trombosit) sayısının ve fonksiyonunun az olması, tansiyon yüksekliği, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi, burun içinde kılcal damar yumağının olması, ileri dönem karaciğer ve böbrek hastalığı olması, burun içinde infeksiyon olması.

* Burun tıkanıklığı

Gribal infeksiyonlar, burun allerjisi olması, burunda deviasyon, polip olması.

* Baş dönmesiyle beraber görülen burun kanaması

İlk akla gelmesi gereken tansiyon yüksekliğidir.

* Ani işitme kaybı

Kulak zarında travma ya da infeksiyona bağlı delinme olması, işitme sinirine toksik etkisi olan ilaçların kullanılması (aminoglikozit grubu antibiyotikler, aspirinin yüksek dozda kullanılması), yüksek desibelde sese maruz kalma (ses travması), Multipl Skleroz (MS) denilen hastalığın işitme sinirine zarar vermesi, işitme sinirinin tümör ya da başka nedenlere bağlı basıya maruz kalması gibi durumlar düşünülmelidir.

* Kulak çınlaması

İç kulakta bulunan kemikçiklerin kireçlenmesi, kalbin hızlı veya düzensiz çalışması, tansiyon yüksekliği, menier hastalığı durumlarında olabilir. Bazen de bütün araştırmalara rağmen nedeni ortaya konamayabilir.

* Diş eti kanaması

Ağız hijyeninin kötü olması, diş eti infeksiyonları, diş taşları, vitamin noksanlıkları (özellikle C ve K vitamini), pıhtılaşma sistemi hastalıkları, pıhtılaşma hücrelerinin sayısının veya fonksiyonunun az olması, karaciğer ve böbrek hastalıkları, nadiren kan kanserine bağlı pıhtılaşma sisteminin bozulması, kan sulandırıcı ilaçların yan etkisi.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Geçmeyen Baş Ağrısına Dikkat

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Geçmeyen Baş Ağrısına Dikkat

Vücudumuzun bütün hormonal dengesini sağlayan en önemli organ hipofiz bezidir. Hipofiz bezinden köken alan en önemli hastalık ise hipofiz tümörleridir. Hipofiz hastalıklarının önemli bir kısmında belirtiler çok hafif olabilir, bu sebeple hastalığın tanısında sıklıkla zaman kaybı olur. Özellikle geçmeyen baş ağrısına dikkat çeken Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, ‘ayrıntılı araştırmalara rağmen baş ağrısının sebebi bulunamıyorsa hipofiz tümörü de düşünülmelidir” dedi.

Hipofiz bezinde ortaya çıkan tümörler, tümörün tipine göre aşırı miktarda hormon salgılanmasına neden olabilir. Ve buna bağlı olarak değişik hastalık tablolarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Ayrıca, nadir olmayarak tümör kitlesinin basısına bağlı olarak hipofiz hormonları yetersiz salgılanabilirler. Hipofiz hastalıkları baş ağrısı, adet düzensizliği, kilo artışı, kadınlarda meme başından süt gelmesi vb. belirtiler gösterir. Nadiren erkeklerde de meme başından süt gelmesi, saç dökülmesi, halsizlik, yorgunluk gibi çok çeşitli belirtilerle kendini gösterebilir. Hipofiz tümörlerinin çok büyük bir kısmı iyi huyludur ve kanser olma ihtimali çok çok azdır. Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Koordinatörü ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, hipofiz hastalıklarına bağlı şikayetlerin önemli bir kısmı hakkında bilgi verdi. Bir çok hipofiz dışı hastalıkta da görülebileceği için hastaların tanı konuluncaya kadar zaman kaybedebileceğini söyledi.

Hipofiz Bezi, Vücudun Gelişmesi İçin En Önemli Organ

Hipofiz bezini bir, orkestra şefine benzeten Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, “Bezelye büyüklüğündeki bu önemli organ kafa kaidesinde, burun kökünün hemen arkasında yer alır. Kadınlarda gebelik esnasında biraz daha büyüyebilir. Hipofiz bezi, kendisine gelen uyarılar doğrultusunda vücudun ihtiyacı olan hormonları salgılar. Ayrıca kan dolaşımındaki hormonların düzeyini de göz önüne alarak hangi hormonu, ne zaman ne kadar salgılayacağına karar verir. Hipofiz bezi salgıladığı bu hormonlarla vücudumuzun gelişmesi, organların çalışması ve enerji dengesinin sağlanması konusunda organizmadaki en önemli organdır” dedi.

Görmede Daralma Önemli Bir İşaret

Hormonların aşırı ve fazla salgılanmasının sonucunda farklı hastalık tablolarının ortaya çıkabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, bununla birlikte tümörün boyutuna bağlı olarak da sorunların görülebileceğini hatırlattı. Tedaviye rağmen geçmeyen kronik baş ağrılarında hipofiz bezi tümörünün de düşünülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, sözlerine şöyle devam etti:

“Hipofiz tümörü yukarıya doğru büyüdükçe görme sinirine bası yaparak görme alanında daralmaya ve nihayet görme kaybına yol açabilir, yanlara doğru büyümeye bağlı olarak da çift görme veya göz kapağında düşüklük gibi bulgular ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bazı hastalar ilk olarak göz hastalıkları uzmanına müracaat edebilirler. Bu gibi görme bozuklukları olduğunda hipofiz tümörleri mutlaka düşünülmelidir.”

Boy Kısalığının En Önemli Nedeni

Boy uzamasından sorumlu olan büyüme hormonu hipofiz bezinden salgılandığını hatırlatan Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur sözlerine şöyle devam etti:

“Boy kısalığının en önemli nedeni büyüme hormonu eksikliğidir. Buna karşılık, büyüme plaklarının henüz kapanmadığı çocukluk döneminde büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda aşırı boy uzaması veya devlik (jigantizm) meydana gelir. Yetişkin yaşta büyüme hormonunun fazla salgılanması durumunda ise akromegali adı verilen hastalık ortaya çıkar. İç organlarda, yüzde, ellerde veya ayaklarda büyüme görülür. Bu kişiler, ayaklardaki büyüme nedeniyle ayakkabılarının olmadığını, parmakların kalınlaşması sonucu yüzüklerini takamadıklarını belirtirler. Ayrıca, burun ucu büyür, alın öne çıkar, çene ve dil büyür ve yüz kabalaşır. Fiziksel problemlerin yanı sıra hastalarda sıklıkla metabolik ve psikolojik bozukluklara da rastlanır.”

Saç Dökülmesi Varsa Dikkat

Tiroid bezinin, vücudun enerji dengesini sağladığını kaydeden Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, “Tiroid bezinin çalışması da hipofiz bezinden salgılanan TSH adlı bir hormonun kontrolü altında olur. Eğer TSH eksikliği olursa tiroid bezi yetmezliği (sekonder hipotiroidi) meydana gelir. Bu hastalarda üşüme, halsizlik, çabuk yorulma, iştah azalması olmasına rağmen kilo alma ve uykuya eğilim gibi bulgular görülür. TSH fazlalığında (sekonder hipertiroidi) ise tiroid bezinden aşırı miktarda tiroid homonu salgılanır ve zayıflama, ellerde titreme, çarpıntı, saç dökülmesi, uykusuzluk gibi bulgular ortaya çıkar” dedi.

Her şeye Rağmen Kilo Veremeyenlerin Kortizol Dengesi Kontrol Edilmeli

Bazı hipofiz bezi tümörlerinde normalden fazla ACTH hormonu salgılanır ve artmış ACTH böbrek üstü bezinden aşırı miktarda kortizol hormonu salgılanmasına neden olur, buna Cushing hastalığı denir. Tedaviye ve yaşam değişikliğine rağmen kilo veremeyen ve kan şekeri kontrol altına alınamayan hastalarda mutlaka kortizol fazlalığının araştırılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, sözlerine şöyle devam etti: Cushing hastalığında karın bölgesinde yağlanma ve kilo artışı buna karşılık kollarda ve bacaklarda incelme meydana gelir. Deri incelir ve bunun sonucu olarak basit çarpmalarda bile morarmalar görülür. Kadınlarda aşırı kıllanma veya saç dökülmesi, karın veya üst kol bölgesinde menekşe renginde çatlaklar ve kadınlarda adet düzensizliği de diğer belirtiler arasında yer alır. Bu hastaların ömür boyu izlenmeleri gerekir.”

“ACTH hormonun yetersiz salgılanmasının sonucu olarak böbreküstü bezi yeteri kadar kortizol yapamaz. Vücut strese özellikle infeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız kalır. Halsizlik, yorgunluk, kendini iyi hissetmeme, tansiyon düşüklüğü, kan şekeri düşüklüğü, zayıflık gibi bulgular ortaya çıkar. Bazı hastalar koma halinde hastaneye getirilirler.

En sık rastlanan hipofiz tümörü prolaktin slgılayan tümörlerdir. Kadınlarda daha çok görülür. Prolaktin hormonu doğumdan sonraki dönemde süt oluşumundan sorumlu olan hormondur. Emzirme dönemi dışında meme başından kendiliğinden veya sıkmakla süt gelmesi durumunda prolaktin salgılayan hipofiz tümörü düşünülmelidir. Nadiren erkeklerde de bu bulguya rastlanabilir. Bazı hipofiz tümörlerinde hiçbir hormonal bozukluk olmayabilir.

“Tedavi Altta Yatan Nedene Göre Belirleniyor”

Gerek hipofiz tümörlerinin gerekse diğer hipofiz hastalıklarının genellikle yavaş ve sinsi bir şekilde ilerlediğini, bu nedenle tanının geciktiğini dile getiren Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi:

“Hastalığın kesin tanısı, hastanın dikkatli bir muayenesi, laboratuvar testleri ve görüntüleme yöntemleriyle konulur. Hastalığın türüne göre de ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ve ışın tedavisi uygulanır. Eğer tıbbi ya da cerrahi tedavi ile hormon fazlalığı ve tümörün büyümesi durdurulamıyorsa ışın tedavisine başvurulabilir. Hipofiz tümörlerinin önemli bir kısmında cerrahi tedavi ilk planda yer alır. Hipofiz hastalıkları konusunda deneyimli bir endokrinoloji uzmanı, beyin cerrahı ve yeterli teknolojik altyapıyla hipofiz tümöründen tamamen kurtulmak mümkün olabilir. Bununla birlikte günümüzde ilaç tedavisi de, elde edilen başarılı sonuçlara paralel olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Prolaktin hormonu salgılayan hipofiz tümörlerinin büyük bir kısmında ilk tedavi ilaç tedavisidir. Işın tedavisini ise günümüzde eski yıllara göre daha nadir kullanıyoruz.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Kulak Çınlamasının Nedenleri

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

kulak çınlamasının nedenleri

Yaş ya da cinsiyet ayrımı gözetmeden herkeste ortaya çıkabilen kulak çınlamasının tedavi edilebilen bir sorun olduğunu söyleyen KBB Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, çınlamanın karakterinin altta yatan hastalığa göre değiştiğini söyledi.

“Ortamda ses olmadığı halde ses varmış gibi algılamak” olarak tanımlanan kulak çınlaması, basit bir kulak kiri, sistemik hastalıklar, tiroit problemleri, nörolojik bir takım rahatsızlıklardan da kaynaklanabiliyor. İç kulakta, sesi algıladığımız bölgede bulunan tüylü hücrelerin, hasar görmesi sonucu iç kulak ses üretiyor.  İşte kulak çınlaması da bu sesin algılanması sonucu ortaya çıkıyor. Kulak çınlamasının günümüzde geliştirilen pek çok yöntem sayesinde tedavi edildiğini ve hastanın hayat kalitesinin artırıldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi KBB Uzmanı Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, tedavi süreçlerine yönelik açıklamalar yaptı.

Hastalar Çaresiz Değil

Çınlamanın iletişim kurmayı da engelleyebildiğini paylaşan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Kulağında çınlama duygusu olan kişi, dış ortamdan gelen sesleri rahat algılayamıyor. Bu ses sürekli olunca, birtakım rahatsızlıklara, kaygıya, depresyona sebep olabiliyor. Sinirlilik hali oluşabiliyor, baş ağrısı da yapabiliyor” diye konuştu. Özellikle ileri yaşlarda 60 yaş üstü kişilerde, çalıştığı ortamda gürültüye maruz kalanlarda, gürültülü ortamda müzik dinleyenlerde daha fazla gözleniyor. Bu şikayeti olan hastaların çaresiz olmadığını aktaran Prof. Dr. Tatlıpınar, “Hastaların hekimlerine danışması, sağlıklı sonuçlar getiriyor” ifadelerini kullandı.

“Hastalıklara Göre Çınlamanın Karakteri Değişiyor”

Kulak çınlamasının karakterinin, altında yatan hastalıklara göre değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Tatlıpınar, şu bilgileri verdi: “Hastalar, ‘kulağımda zil çalıyor, deniz sesi geliyor’ diyebiliyor.  Hastalığa göre çınlamanın şeklinin değiştiğini görüyoruz. Örneğin, tümör varsa, yüksek frekanslı bir çınlama görülebiliyor. Üfürüm şeklinde görülen çınlamalar ise, damar kaynaklı bir sorunun varlığını gösterirken, zil sesi tarzında çınlama iç kulakla ilgili olabiliyor. Dolayısıyla ayırıcı tanıda, çınlamanın ne zaman başladığı, süresi ve karakteri son derece önem taşıyor. Altta yatan neden tespit edilerek tedavi edildiğinde, çınlama da ortadan kalkıyor” diye konuştu.

Vitamin Eksikliğine Dikkat!

Demir eksikliğinin kulak çınlaması yaptığını söyleyen Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Tükettiğimiz gıdaların demir yönünden zengin olmasına dikkat etmeliyiz. Bu gıdalar, yeşil yapraklı sebzeler, etler, kuru üzüm gibi gıdalar olmalı. Yapılan incelemeler sonucunda demir eksikliği anemisi tespit edilen kişilere, hekim kontrolünde replasman tedavisi de uygulanıyor” diye konuştu.

“Sigara ve Alkol de Çınlamaya Neden Olabilir”

Çınlamada, etkene yönelik tedavi önerdiklerinin altını çizen Prof. Dr. Tatlıpınar, “Burada en önemli faktörlerden bir tanesi, çınlamaya neden olan etkenleri ortadan kaldırmak ya da en azından azaltmak. Gürültülü ortamlarda çalışılıyorsa mutlaka kulaklık kullanılmalı. Gürültülü ortamlardan mümkünse tamamen uzak durmak, yüksek sesle müzik dinlenmemek de alınabilecek tedbirler arasında yer alıyor. Ayrıca çınlamayı tetiklediği için sigara ve alkolden uzak durulmalı. Kafeinli içecekler azaltılmalı.

Tedavi Yöntemleri Kişiye Göre Değişiyor

Eğer kişide ileri yaşa bağlı bir işitme kaybı varsa, buna çınlama da eşlik edebiliyor. Bu durumda, işitme cihazlarının yanı sıra, iç kulaktan gelen sesi maskeleyebilmek için deniz, yağmur, müzik sesi gibi bazı ses üreten, beyaz gürültü dediğimiz cihazlar da kullanabiliyoruz.” dedi.

Kişiye özel tedavi yöntemleri uyguladıklarını paylaşan Prof. Dr. Arzu Tatlıpınar, “Çınlama hastayı çok fazla etkiliyorsa, ilaç ve vitamin de kullanılabiliyor.” diye ekledi.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım beyaz eşya servisi endüstriyel mutfak