Bizimle iletişime geçin

Stres

Mevsimsel Depresyon Önlenebilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Mevsimsel Depresyon

Soğuk havalar beslenme ve uyku düzenimizi etkiler. Sürekli kanepede uyuklamak depresyon ve kilo artışına sebep olur. Kışın nar tüketmek hem bağışıklığı güçlendirir, hem de anksiyeteyi önler.

Kışın, soğuk havalarda tükettiğimiz gıdalar, mevsimsel ruh hali değişikliklerini önlemek veya yatıştırmak için yememiz gerekenlerden biraz farklıdır.Mevsimsel depresyon, yaza göre kışın insanları daha fazla etkiler.Soğuk hava, insanları evlerinde ve kanepelerine yatırarak halsiz ve mutsuz hale getirebilir. Amerikalılar’ın yaklaşık yüzde 5’i mevsimsel afektif bozukluktan (SAD) muzdarip ve yüzde 10-20’si daha hafif bir formda kış depresyonuyla karşılaşıyor. Bu durum ülkemizde de sıklıkla görülür. SAD, genellikle kışın daha az güneş ışığı olduğunda vücudunuzun iç saatini ve dolayısıyla ruh halinizi bozabilecek bir depresyon biçimidir. Kışın başlayan SAD’ın yan etkileri; özellikle tatlı veya nişastalı gıda tüketimi, aşırı uyku, kilo alımı, konsantrasyon zorluğunu içerir.

İSTENMEYEN KİLO ARTIŞI OLUR

SAD veya diğer depresif rahatsızlıklar yaşayan kişiler, karbonhidrat açısından zengin gıdalara özlem duyarlar.
Çünkü bu gıdalar ruh halini etkileyen bir nörotransmitter olan serotoninin üretimini teşvik eder. Bununla birlikte, bu gıdaları tüketmek sağlıksız sonuçlar doğurabilir. Zamanla ekmek, makarna, kurabiye ve kraker gibi bazı gıdalara istek duyulması; eklenen kalorilerin ve istenmeyen kilo artışının nedenidir. Bu gıdalar ayrıca kan şekeri dalgalanmalarına katkıda bulunarak ruhsal değişimleri tetikler. İyi haberse, aşağıdaki sağlıklı gıdaların; özellikle de egzersiz, yeterli uyku (yedi-sekiz saat arasında) ile birleştirildiğinde, mevsimsel depresyonu önleyebileceği yönünde…

SOMON

Somon gibi yağlı balıklar sağlıklı besinler ile doludur ve depresyon sıklığını azalttığı gösterilmiştir. Somon, orkinos ve alabalık büyük miktarda D vitamini ve omega-3 yağ asidi kaynağıdır ve bunlar ruh halini olumlu etkileyebilir.
Sadece 3 gramlık somon, günlük D vitamini ihtiyacını sağlar. Hem D vitamini, hem de omega-3 yağ asitleri, serotonin üretiminde ve işlevinde rol oynar. Eksiklikleri de depresif belirtilere neden olur.

Somonu bu tarif ile deneyin: Somonları limon dilimleriyle kaplayın, ancak diğer kış turunçgilleri de güzel bir fikir olabilir! Filetonuzu turuncu dilimler ve biberiye ile veya greyfurt dilimleri ve limon suyu ile pişirmeyi deneyebilirsiniz. Böylece bu sağlıklı besini daha sağlıklı hale getirebilirsiniz.

YEŞİL YAPRAKLI BESİNLER

Kışın sıcak sandöviç ya da makarna yemeye karşı koymak zor olsa da, en azından her öğünde yeşilliklerle tabağınızın yarısını doldurun. Ispanak, mercimek ve brokoli gibi yeşil yapraklı besinler, özellikle sinir sisteminin işleyişinde rol oynayan folat bakımından zengindir.
Folat ayrıca beynin pozitif ödül merkezindeki aktiviteyi artıran dopaminin üretimine yardımcı olur. Bu nedenle folat eksikliğinin depresyon geçiren insanlarda nispeten yaygın olduğu düşünülüyor.

TAM TAHILLAR

Kış aylarında, rafine edilmiş karbonhidratlarla doldurulmuş çok fazla gıdadan kaçınmanız gerekirken, tam tahıllı karbonhidratlar aslında mevsimsel afektif bozukluk belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir. Makarnalar, ekmekler ve pirinç gibi pek çok tahıl ürünü, yapraklıyeşillerdeki aynı yararlı B vitamini folatı ile kuvvetlendirilir.
Tam tahıllar, kan şekerini dengeler ve karbonhidratlar ve şeker bakımından zengin gıdalar tükettikten sonra hissettiğimiz şeker çökmeleriyle mücadeleye yardımcıdır.

FINDIK

Enerjiniz azaldığında kapalı avuç içiniz kadar fındık tüketmeniz sadece ara öğünlerde size takviye sağlamaz, aynı zamanda kışın sizi daha mutlu hissettirir.
Fındık, serotonin düzeylerini artırır ve duygu durum düzenleyicileri gibi davranabilir.
Amerikan Kimya Derneği Dergisi’nde yayımlanan araştırmada, araştırmacılar 12 hafta boyunca günde bir porsiyon fındık tüketilmesinin, üst düzey ruh hali artırıcı serotonin ile bağlantılı olduğunu buldular.

GREYFURT

Greyfurt kış aylarında kilo vermenize yardımcı besinlerdendir. Beslenme ve Metabolizma’da yayınlanan bir araştırmada, obez yetişkinler 12 hafta boyunca yemekten önce yarım greyfurt yediklerinde, vücut ağırlıklarının ortalama yüzde 7’sini kaybettiler. Bu meyvede bulunan yüksek suya ek olarak greyfurt; egzersiz sırasında yağ yakımını sağlayabilecek C vitamini kaynağıdır.

NAR

Soğuk kış aylarında hem bağışıklığınızı güçlendirecek, hem de kilo vermenize yardımcı olacak narı mutfağınızdan eksik etmeyin. Narda bulunan kırmızı, mücevher gibi tohumlar, oldukça düşük kalorilidir. Karnınızı tok tutar ve kan şekerinizi sabit tutmak için lif miktarı yüksektir. Nar tohumlarından günde yarım bardak tüketmeniz, vücudunuzun ihtiyacı olan lifin yaklaşık yüzde 15’ini karşılar.

MUZ

Muz, potasyum ve B6 vitamini için harika bir kaynaktır ve ruh halini düzenleyen amino asit triptofan sağlar. Stres, depresif semptomlarla bağlantılı olan potasyum düzeyinizi bozar. B6 vitamini, normal beyin fonksiyonu ve nörotransmitterlerin serotonin ve norepinefrin üretiminin yanı sıra melatonin hormonu (hepsi ruh halinize fayda sağlayabilir) için gereklidir. Bu arada triptofan, vücudun serotonin haline dönüştürdüğü bitki ve hayvan proteinlerinde doğal olarak bulunan önemli bir amino asittir.

KIRMIZI BİBER

Kırmızı biber, metabolizmanıza küçük bir destek verebilen bir fitokimyasal olan kapsaisin içerir. Araştırmalara göre, kapsaisin kahverengi yağları uyaran reseptörleri aktive edebilir, vücudunuzun metabolizma hızını artırır. Mutfağınızdan kırmızı pul piperi eksik etmeyin. Günün erken saatlerinde yediğiniz kırmızı pul biber, sizi tok tutacak ve günün kalan saatlerinde yiyeceğiniz yemek miktarını azaltacaktır.

Depresyonun dikkat edilmesi gereken bir durum olduğunu anlattığımız bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Stres ile başa çıkmanın yolları;  gün içerisinde otobüsü kaçırmak, işe geç kalmak, sınavlar, girdiğimiz çeşitli tartışmalar ve bunun gibi birçok olay bizi strese sürükleyebiliyor. Peki strese en iyi gelen şeyin temizlik olduğunu söylesem?

Günümüzde stres, neredeyse yaşantımızın bir parçası oldu. Yaşanılan birçok olay kimi zaman farkında olarak kimi zaman farkında olmadan strese sebep olabiliyor. Çoğu insan stresli bir hayatı kabul ederek hayatlarına bu şekilde devam ederken bazı insanlarsa stresin önüne geçmek için ya da stres anında buna bir dur demek için önlemler alıyor.
Çeşitli masajlar, çaylar ve sosyal etkinlikler stresin önüne geçerken, son zamanlarda yapılan araştırmalar, stres altında olan insanların temizlik yaparak kendilerini rahatlattıklarını ortaya koyuyor. Temizlikle beraber sadece temizlik yapılan ortam değil beyin de temizleniyor. Temizlik iyileştirici bir özellik taşıyor. Stresli ya da kaygılı olduğumuz zamanlarda içinde bulunduğumuz ortamın dağınık ve pis olması bizi daha da strese sokup kaygılandırırken, etrafın temiz ve toplu olduğu bir ortamda bulunmak ruh halini sakinleştirerek, duygu durumunu düzene sokar.
Stresli olduğumuz zamanlarda kafamız ve duygularımız karmaşık bir durumda olur. Bulunduğumuz alanın temiz olması sakinleşme ve refah duygusu gibi olumlu duygulara yol açabilir.
Yapılan bazı araştırmalar, evi dağınık olan bir kadınlarda stres hormonunun daha yüksek olduğunu tespit etmiştir. İnsan stresliyken kafasını kurcalayan, meşgul eden endişeler vardır bu yüzden de ek olarak gözle görülen bir düzensizliğe tahammül edemez. Örneğin; bulaşık yıkamak, kireç temizlemek gibi rutin temizlik işlemleri yaşadığımız günlük stresin önüne geçerek kafamızı dağıtır.

Meditasyon yapmak stresin önüne geçiyor

Gün içerisinde yaşanan yoğunluk ve stresi, gün sonunda atıp rahatlamak sağlıklı bir yaşam için oldukça önem taşır. Zihnimizi boşaltmak rahatlatır ve stresin önüne geçer. Düzenli ve temiz bir alan daha rahatlatıcı ve sağlıklı bir ortam sunarken, dağınık ve karmaşık ortamlar dikkat dağınıklığını ve stresi arttırır. Temiz bir ortamda meditasyon yapmak zihni boşaltmaya ve rahatlamaya yardımcı olur.

Kaygılarınız Sizi Strese Sürüklüyor

Hayata dair kaygılarınız, gerek iş hayatı, gerek özel hayatınızla ilgili olsun sizi strese sürükleyerek, içinden çıkılmaz bir kısır döngüye sokabilir. Kaygı yaşadığınız konuların üstüne giderek onları çözebilir, kaygılarınızdan uzaklaşarak stresi hayatınızdan çıkartabilirsiniz.Stres Sizi Değil, Siz Stresinizi Yönetin

Siz farkında olmadan stres iç huzurunuzu bozarak, yavaş yavaş sizi tüketir. Gün içerisinde yaşadığınız birçok olay siz farkında olmadan bilinçaltınıza girip sizi yönlendirir.
Çeşitli nefes egzersizleri ve meditasyonlarla zihninizi boşaltmak ve rahatlamak mümkün!

Beslenmeniz ve sosyal aktivitelerle stresin önüne geçebilirsiniz

Yediğiniz besinler, girdiğiniz sosyal ortamlar veya sosyal aktiviteleriniz de stres düzeyinizde önemli bir rol oynarken, stresinizin önüne geçmeye yardımcı olmaktadır.
Sizi rahatlatacak çaylar içip, nefes alıp vermenizi kontrol altına almanız vücudunuzun sakinleşmesine ve stresten uzaklaşmanıza yardımcı olmaktadır.

Stresiniz Sizi Tüketebilir!

Stresli olduğunuz zamanlarda kendinizi tükenmişlik sendromuna yakalanmış gibi hissedebilirsiniz. Bu tür durumlarda bahsettiğim rahatlama yollarıyla kendinizi rahatlatın. Stresinizi kontrol altına almak için iyi beslenmeyi öğrenmeli, sizi strese sokacak durumları tespit edip uzak durmalı ve kaygılarınızı kontrol altında tutmalısınız.

Stresin Üstüne Giderek Ondan Kurtulun

Stresi reddetmek çare değildir. Önce stresi tanımamız, kabul etmemiz ve sonra onun nedenlerini bulup sorunu çözmeliyiz.
Stres yaşantımızı tehdit niteliği taşımaktadır. Yapmamız gereken şey olayların iyi yönünden bakmak ve stresi çözümlemeye çalışmaktır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Haberler

Depresyonun Belirtileri Nelerdir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

depresyonun belirtileri

Depresyon, hayat tarzlarımızın değişmesiyle birlikte artık hemen hemen her yaş grubunda sıklıkla görünen bir rahatsızlık olmaya başladı. Yaşam kalitesine önemli ölçüde darbe vurabilen bu rahatsızlıkla mücadele etmek için uzman yardımı almak, egzersiz yapmak, arkadaş çevresi ile sıkıntıları paylaşmak ve sosyal hayattan kopmamak önemli. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Ercan Abay, depresyonun belirtileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Her 5 kişiden 1’i yaşamının bir döneminde depresyon ile karşılaşıyor

Derin üzüntüler, stres, sıkıntı, yaşam şartları, ekonomik sorunlar… Bu liste daha da uzayabilmektedir. Her insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği bu tür problemler, başa çıkılamaz hale geldiğinde ruh halinde sorunlara neden olabilir. Ancak üzüntü ve keder halinin günlük aktiviteleri engelleyecek bir hal alarak, uzun sürmesi ve işlevselliği bozması depresyon gelişiminin belirtisi olabilmektedir.  Depresyon tanısının koyulabilmesi için kişideki bazı özellikler sorgulanmalıdır.

  1. Çökkün Duygudurum: Kişide çökkün, kederli, kasvetli ve sıkıntılı bir duygudurum hakimdir.
  2. Yorgunluk:Fiziksel enerjide azalma ortaya çıkar.
  3. Uyku bozuklukları: Bu durumda uyku durumuna geçememe, sık sık uyanma, sabah erken uyanma ya da uyku halinin artması gibi tablolar gözlenebilir. Depresyondaki kişiler uyumadıkları halde yatmaya eğilimlidir ki bu da söz konusu rahatsızlığın sürmesinde dikkat çekici bir özelliktir.
  4. İştah sorunları: Kişi kilo kaybedebilir. Son bir ayda diyet yapmadan ortalama kilonun %5’i kadar, en az 4-5kg. verilebilir. Bazı depresif kişilerde de kilo artışı olabilmektedir.
  5. Psikomotor huzursuzluk ya da retardasyon: Depresyon tablosu kişide ajitasyon hali ya da psikolojik fonksiyonlarda azalmaya yol açar.
  6. Yaşamı tehdit eden düşünceler: Kişide ölüm düşünceleri, eğilimleri ya da girişimleri yani intihara yatkınlık görülebilir.
  7. Suçluluk-değersizlik düşünceleri: Yaşanan olaylardan suçluluk duyulabildiği gibi kişinin kendini değersiz hissetmesine de rastlanabilir.
  8. Konsantrasyon güçlüğü: Depresyon halinde kişide dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü görülür.
  9. İlgisizlik:Önceden severek yapılan günlük etkinliklere (okumak, egzersiz yapmak, TV seyretmek gibi) ilginin azalabilir.

Son 15 gündür, yaşamınızın rutin akışınızı bozacak derecede bu belirtilerin en az 5’ini kendinizde fark ediyorsanız, bu durum majör depresyonla karşı karşıya olduğunuz ve psikiyatrik yardım almanız gerektiği anlamına gelebilir.

 İlaçların bağımlılık yaptığı inanışı doğru değil

Depresyon; hafif, orta ve ağır olmak üzere derecelendirilmektedir. Depresyon ile mücadelede psikoterapi ve ilaç tedavisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte kişinin egzersiz yapması ve beslenme düzenine dikkat etmesi de önem taşımaktadır. Depresyon halinin hafif ve orta derecede olması halinde sık seanslarla psikoterapi tek başına yeterli olabilir, ancak ağır depresyonlarda ilaç tedavisi önceliklidir ve depresyon şiddeti hafiflemeye başlayınca psikoterapi de eklenebilir. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair toplumda yanlış bir inanış bulunmaktadır. Bu tür ilaçların bazı yan etkileri bazı kişilerde görülebilse de, bunlar 1-2 hafta içinde geçmektedir. 3 hafta içinde  kişi ilaç tedavisinden yarar görebilmektedir. Ancak bu ilaç tek başına yeterli gelmeyebilir. Kişinin hayata bakışını düzenleyen, olumsuz otomatik düşüncelerin yerine olumlu alternatif düşüncelerin geçmesini sağlayan bilişsel yapılandırma gibi teknikleri içeren ve depresif nöbetlerin ortaya çıkmasını da önleyebilecek bilişsel-davranışçı terapi de alınması önemlidir.

Sosyalleşmekten vazgeçmeyin ve bol bol yürüyüş yapın

Depresyon durumunda kişinin kendi başına çare aramaktan ya da kötü alışkanlıklardan kaçınması önemlidir. Ruh sağlığını güçlendirmek için ise mümkün olduğunca sosyal olmak, dost bilinen kişilerle sorunların paylaşılması gerekir. Ruh sağlığı uzmanlarından kaçınmamak, bu konuda aile hekimlerine danışmak ve yardım almak da önem taşımaktadır. Fiziksel aktivitenin, özellikle de tempolu yürüyüşün antidepresan etkisinin olduğu bilinmektedir. Akşam yemek öncesi gün batmadan yapılacak 30 – 40 dakikalık tempolu yürüyüşün uykuya geçişi kolaylaştırdığı ve antidepresan etkisi olduğu unutulmamalıdır

Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi ve alkolden uzak durulması faydalı olabilir. Ayrıca kişinin intihara eğilimi, bu tür düşünceleri varsa yakınları tarafından mutlaka bir uzmana yönlendirilmesi gerekir.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Mutlu Olmanın Sırları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Mutlu olmanın sırları

Yapılan araştırmalar, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, daha mutlu olduklarını gösterdi. Şükretmek, hayattan şikayet etmeyi de azaltıyor.

Geçtiğimiz günlerde kutlanan, ilk olarak 2012 yılında BM tarafından kabul edilen ‘Dünya Mutluluk Günü’nü geride bıraktık. Peki, mutlu olmak mümkün mü? Mutlu olmanın sırları nelerdir? Sosyal medya bizi mutlu etmeye yeter mi? Ya da tam tersi; mutluluğumuzu elimizden mi alır? Gerçek sevgiyi bulmak gibi, gerçekten mutlu olabilmek de çoğu zaman zor olabilir. Öncelikle mutluluğun her insana göre değişen bir tanım olduğunu bilmek gerekir. Yani sizin için mutluluk verici bir olay, bir başkası için pek de bir anlam ifade etmeyebilir. Peki mutlu olmak için neler yapmalıyız? Araştırmalara göre; mutluluk için çabalamak, tam aksi yönde bir etki sağlayarak mutsuzluğa neden olabilir. Bizleri gerçekten neler mutlu eder? Mutluluğun nedeni diye bildiklerimiz, aslında mutsuz olmamıza mı neden oluyor? Bu haftaki yazımda tüm bu soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

FAZLA SEÇENEK MUTLU ETMİYOR

Çoğu zaman iyi ya da kötü olması fark etmeden elimizde fazla seçenek olmasının bizi daha fazla mutlu edeceğini düşünürüz. Ancak araştırmalar gösteriyor ki; daha fazla seçenek aslında bizi mutlu etmiyor, aksine kararsız kalmamızı sağlayarak daha fazla strese girip mutsuz olmamıza neden olabiliyor. Örneğin, internetten bir alışveriş esnasında fazla seçenek arasında kaldınız. Bu durum tercihte zorlanmanıza ve karar vermede güçlük çekmenizi sağlar. Ayrıca daha fazla seçenek arasında kalmak hem verimliliğimizi düşürür, hem de daha fazla yorulmamızı sağlar; dolayısıyla mutlu etmek yerine mutsuzluğa neden olur.

MUTLULUK SİZİ BULSUN

Emotion Dergisi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, mutlu olmaya çok fazla önem vermek sizi mutsuz edebilir. Araştırmacılar, bir grup insana ‘Mutlu olmak benim için son derece önemli’ ifadesinin ne anlama geldiğini sordu. Daha sonra bireylerden, stresli olaylardan oluşan bir günlük tutmaları ve duygularını kaydetmelerini istediler. Araştırmacılar, mutluluğa ulaşmanın çok önemli olduğunu söyleyenlerin, stres zamanlarında yalnız hissetme olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. Bu durum, mutluluk için bile aşırıya kaçmanın aslında mutsuzluğa neden olabileceğini ifade ediyor.

MUTLU OLMANIN SIRRI ŞÜKRETMEK

Birçok insan, mutlu insanların çok daha minnettar olduklarını varsayar, bu varsayım doğrudur da. Bir dizi araştırmada, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, güçlükleri veya şikayetleri karşısında neşe, mutluluk ve genel olarak iyi olma duygularını önemli ölçüde artırdıklarını bulmuşlardır. Minnettarlık duyan çalışma katılımcıları; daha sağlıklı bir şekilde uyuduklarını, başkalarına karşı kendilerini daha fazla bağlı hissettiklerini, başkalarına daha fazla duygusal destek vermeyi önerdiklerini ve daha iyimser hissettiklerini söyledi. Hatta başka bir gruba kıyasla ağrı skorlarında yüzde 8’lik bir düşüş bile yaşadılar.

MUTLULUK ÖMRÜ UZATIR MI?

Araştırmalara göre, mutlu olmak hayatınızı uzatmayacaktır. Öte yandan yapılan diğer araştırmalar, olumlu bir bakış açısının insanların diyabet gibi kronik hastalıkları yönetmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor. Hayatınıza pozitif düşünceyi dahil etmenizi istememiz işte bu sebepten…

PARA MUTLULUĞU ALAMAZ

Zenginlik, herkes için mutlak bir gereklilik olmasa da, bazı durumlarda gülümsemenizin nedeni olabilir. Harvard Business School’da yapılan bir çalışmada, katılımcılardan giyim gibi önemli bir maddeye 40 dolar para harcaması istendi. Bir sonraki hafta sonu, aynı katılımcılardan, zaman kazandıran bir hizmet için para harcaması istendi. Hizmet satın alındıktan sonra katılımcılar, daha az kaygı ve zamanla ilgili daha az stres duyduklarını bildirdiler. Yani para, ancak size zaman kazandırarak mutlu edebilir.

SOSYAL MEDYA MUTLU EDER Mİ?

Sosyal medya, tabiri caizse hayatımızın hemen her yerinde. Öyle ki; sabah kalktığımızda ilk iş Instagram hesabımızı kontrol ediyor, Twitter’dan haberlere bir göz atıyor, arkadaşlarımızın doğum günlerini takip etmek için bile günlük olarak Facebook hesabımızı kurcalıyoruz. Peki sizce sosyal medya bizi gerçekten mutlu ediyor mu? Yoksa aslında gerçekte öyle olmasa dahi herkesin hayatının sosyal medyada ne kadar mükemmel göründüğünü görmek bizi sersemletebilir mi? İşte bu noktada araştırmalar imdadımıza yetişiyor. Araştırma için kurulan ekip, iki farklı Facebook kullanıcısı grubunu analiz etti. Bir grup, sosyal mecralara bir hafta ara verdi; diğer grup ise mesajları kontrol etmekte ve sosyal medyaya girmekte serbestti. Araştırma sonunda Facebook’tan kaçan grubun, kendini kontrol grubundan daha az stresli hissettiği ortaya çıktı.

SOSYAL MEDYA DİYETİNE NE DERSİNİZ?

Sosyal medyada gereğinden fazla zaman geçirmek bizi yalnızlaştırarak, mutsuz olmamıza neden olabilir. Öyle ki, sanal arkadaşlıklardan ve mesajlarınızdan kısa süreli uzaklaşmak bile size huzur sağlayabilir. Mesajlaşmanın, sosyal ağların ve yeni medya araçlarının birbirimizle etkileşimde bulunma, iş yapma ve hayatlarımızı yaşama biçimimizi değiştirmesinde aslında hiçbir sorun yok diyebiliriz. Ancak bu durum sağlığınızı ve psikolojinizi nasıl etkiliyor? Sosyal medyanın aşırı kullanımı yönetim kurulu üyesi olduğum Yeşilay’ın bağımlılıkla ilgili başlıklarında da yer alan teknoloji bağımlılığını kapsamaktadır.

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız fayda olduğu şüphesiz. Ancak kişinin teknoloji kullanımında aşırıya kaçarak kontrolünü kaybetmesi ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı; diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu konuya ulaşamadığında yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır. Yeşilay’ın uluslararası hakemli, akademik dergisi olan Addicta’da (The Turkish Journal on Addictions) yer alan araştırmaya göre; Türkiye’de 12-18 yaş aralığındaki ergenlerin yüzde 3.6’sının internet ve teknoloji bağımlısı olduğu, ergenlerin yüzde 21.8’inin ise bağımlılık sınırında olduğu ifade ediliyor. Bu durumun hayatınızı ele geçirip sizi mutsuzluğa sürüklememesi için yapmanız gereken şey sosyal medya diyetidir.

İLK ŞEY SINIRLARI BELİRLEMEK

Facebook’u kapatmadan önce bir-iki dakika geçirin. 15 dakika boyunca bir alarm kurun ve alarm bittiğinde birkaç dakika daha oturum açın. Yavaş yavaş, alarm zamanınızı 15 dakikadan 20-30 dakika arasında artırın. Bu sınırlar, daha az endişeli hissetmenize yardımcı olacaktır.

MOLA VERİN

Küçük bir kahve molası, beyninizi sakinleştirir. Sürekli Facebook’u kontrol etmek yerine, kısa bir yürüyüş veya en sevdiğiniz şarkıları dinleme gibi sakinleştirici aktiviteleri tercih edin.

ARKADAŞ LİSTENİZE BİR BAKIN

Facebook hesabınızda 1000’e yakın arkadaşınız varsa, günde bir ton mesaj ve yazı okuyorsunuz demektir. En iyisi, arkadaş listenizi gözden geçirip eleme yapın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo web tasarım