Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Menopoz Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler

Kadınlarda görülen her türlü kanama adet döngüsünün dışındaysa ciddiye alınması gerekir. Ancak menopoza giren bir kadında bu kanamalar kansere işaret edebileceği için daha da önemli oluyor. İşte menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler…

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi vajinal kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kıza sürede hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Menopoz her kadın için özel bir süreç. Hem psikolojik hem de fizyolojik olarak etkilendikleri bu dönem hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunması olası risklere karşı hazırlıklı olmak anlamına da geliyor. Gelişmiş ülkelerde ortalama menopoz yaşı 49-50 iken Türkiye’de kadınlar ortalama 47-49 yaş arasında menopoza giriyor. Uzmanlara göre son adetin ardından 6 ay boyunca hiç kanama yaşanmaması durumunda menopoza girilmiş kabul ediliyor. Menopoz sürecinden sonraki kanamalar ise patolojik olarak değerlendiriliyor ve mutlaka altta yatan neden aranıyor. Bu kanamaların günü, süresi ve miktarı da çok önem taşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, kadınların özellikle bu dönem içindeki kanamalarda hala menopoza girmediklerini düşünerek önemsemeyebildiğini söylüyor. Bununla birlikte, örneğin 49 yaşında bir kadın iki ay adet görmeyip takip eden ayda kanama yaşarsa bu zaten menopoz değil, perimenopoz olarak kabul ediliyor.

Altında İyi Ya Da Kötü Huylu Tümör Yatıyor Olabilir!

6 aylık kanamasız bir dönemden sonra oluşan patolojik kanamalar iyi huylu ya da kötü huylu nedenlerden kaynaklanabiliyor. İyi huylu nedenlerden doğan kanamalar iki nedenle oluşabiliyor: Birincisi dışarıdan alınan hormon ve benzeri ilaçlara bağlı kanamalar, ikincisi de iyi huylu hastalıklardan olan kanamalar. Prof. Dr. İlkkan Dünder, menopoz döneminde kanamaya neden olan hastalıkları şöyle sıralıyor: “Vajen dediğimiz haznenin içindeki iyi huylu bir polip ya da vajen kanseri, rahim ağzında gelişen yara ya da kanser, rahim kanalında gelişebilecek herhangi bir iyi huylu veya gelecekte kötüye dönüşebilecek tümörler, yumurtalıkta gelişmiş olan östrojen üreten iyi huylu bir tümör olabileceği gibi yumurtalık kanserine kadar giden geniş bir yelpazedeki yumurtalık tümörleri de kanamaya neden olabiliyor. Bunun dışında genel sistemik hastalıklara bağlı olarak da nadir de olsa kanamalar yaşanabiliyor. Ayrıca menopozun ileri dönemlerinde dokuların atrofisine bağlı iyi huylu kanamalarda olabilmektedir.”

Kanama Olduğu Anda Hekime Başvurulmalı

Şayet bir kadın dışarıdan menopozdaki şikayetlerini gidermek için östorojen (hormon tedavisi) ilaçları kullanmamasına karşın, kanaması varsa altında farklı nedenler aranıyor. Bu nedenle kanama olduğu anda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Başvuran kadınlarda sorunun tespitinde genel muayenenin yanı sıra transvajinal ultrasonografiden de yararlanılıyor. Transvavinal ultrasonografide rahim içi dokusunun kalınlığı önem taşıyor. Östrojen kullanan bir kadından rahim içi kalınlığı belli bir seviyeye kadar kabul edilebiliyor. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmayan kadınlarda 5mm’ye kadar doku kalınlığı normal kabul edilip takip edilirken, 8 mm ve üzerindeki kalınlaşmalarda mutlaka rahim içi biyopsisi yapılması gerekiyor.

Diyabet hastaları, obez kişiler, daha önce hiç doğum yapmamış ya da emzirmemiş kadınlarda rahim içi kanseri riski daha fazla oluyor. Bu nedenle riskli gruptaki kadınlarda kanama daha fazla görülüyor.

Ne Zaman Biyopsi Yapılmalı?

İlaç kullanılmadığı halde, ortaya çıkan kanamalarda miktar ve süreden bağımsız olarak, rahim içi kalınlığının boyutuna bakmadan biyopsi yapmak gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Kadının menopoza girdiği günden itibaren yaşamının sonuna kadar ortaya çıkan tüm kanamalarda; dışarıdan alınmış ilaçlara bağlı değilse yaklaşık yüzde 95’i iyi nedenli kanamalar olmasına karşın, yüzde 5’i kanser kaynaklı olabiliyor. Bunun ideal ayıracı ise biyopsi ile konulabiliyor. Biyopsi çok kısa süren ve korkulmaması gereken basit bir işlemdir. Ancak menopoz dönemindeki kadınlarda rahim küçüldüğü ve kanallar daraldığı için biyopsi işlemi ağrılı olabilir, bu nedenle biyopsinin anestezi altında yapılması tercih ediliyor.”

Jinekolojik kanserli hastalarda vajinal kanama genellikle en erken evrelerde gerçekleşiyor. Bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kısa sürede hekime başvurulması gerekiyor.

 

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Miyomun 8 Sinyali

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Miyomun 8 Sinyali

Rahmin kas dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümörler olarak tanımlanan miyomlar oldukça sık görülüyor. Öyle ki ülkemizde yaklaşık her 4 kadından birinde miyom tespit ediliyor. En sık üreme çağında olan 25-45 yaş grubundaki kadınlarda rastlanıyor. Bunun nedeni ise üreme çağında salgılanan östrojen hormonu. Menopozla birlikte östrojenin vücuttan çekilmesiyle birlikte miyomun büyümesi duruyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci toplumdaki yaygın inanışın aksine her miyomun ameliyat gerektirmediğine ve düzenli takibin yeterli geldiğine dikkat çekerek, “Eğer miyom sadece adet kanamasında artış ve ağrı gibi sorunlara yol açıyorsa bunlara yönelik tedavi yeterli oluyor. Ancak bazı durumlar var ki miyomların mutlaka ameliyatla alınmaları büyük önem taşıyor, çünkü geç kalındığında ameliyatın şekli değişiyor, rahim alınmak zorunda kalınabiliyor” diyor. Peki, miyomlarda cerrahi tedavi ne zaman gündeme geliyor? Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyomların ne zaman alınmaları gerektiğini anlattı, önemli uyarılarda bulundu!

Tehlike Çanları Ne Zaman Çalıyor?

Günümüzde yapılan çalışmalar miyomların oluşum nedenlerini henüz açıklayamıyor. Ancak durağan yaşayan ve şişman kadınlarda daha çok görülmesine karşın atletik kadınlarda daha seyrek ortaya çıkması, miyomlardan korunmada kas aktivitesinin önemli olduğunu düşündürüyor. Her 100 kadından yaklaşık 25’inde çapı ufak veya büyük, az sayıda ya da çok sayıda miyomlara rastlanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyomların büyüklük ve büyüme hızları olarak her kadında farklılık gösterdiğine işaret ederek “Öyle ki miyomlar 1-2 cm’den tüm rahmi kaplayan ve karnı dolduran boyutlara ulaşabiliyor. Tek parça halinde rahmi de büyütebiliyor, birden çok yumrular halinde de görülebiliyor. Miyomların yılda 1-2 cm büyümeleri normal kabul ediliyor, ancak yılda 1.5-2 kat büyürlerse, bu durum kanser (sarkom) gibi önemli bir sorunun habercisi olabiliyor.” diyor.

Her Miyom Ameliyat Gerektirmiyor

“Miyomun varlığı bir ameliyat nedeni değildir. Çünkü miyomun kansere dönüşmesi yüzde 1-1.5 gibi oldukça düşük bir olasılıktır” diyen Prof. Dr. Fuat Demirci, “Ayrıca üreme çağındaki kadınlarda cerrahi operasyonla çıkarılan miyomların menopoz dönemine dek tekrar gelişme riski oluyor. Bu nedenle herhangi bir rahatsızlık vermiyorlarsa ya da başka olumsuzluklara yol açmıyorlarsa, özellikle üreme çağındaki kadınlarda ameliyatla miyomları almak tercih edilmiyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci hemen ameliyat yerine miyomu düzenli olarak takip etmenin ve kanama, adet düzensizliği gibi sorunlar oluşturduysa bunları ilaç ya da diğer yöntemlerle ortadan kaldırmanın daha doğru bir tercih olduğunu söylüyor.

Miyomlar Ne Zaman Alınmalı?

Miyomun varlığı tedavi nedeni olmuyor. Miyomlar ancak bazı durumlarda ameliyatla alınıyor. Bunlar;

Hamileliği önlüyorsa: Herhangi bir başka neden olmamasına karşın miyom varsa ve hasta hamile kalamıyorsa ameliyat kararı alınıyor.

Düşüğe yol açıyorsa: Hasta hamile kaldığı halde düşük ya da düşükler oluşuyorsa alınması gerekiyor.

Hızla büyüyorsa: Miyom yılda 1.5 -2 kat gibi bir hızla büyüyorsa kansere (sarkom) dönüşme riski yüksek oluyor. Bu nedenle bu risk düşünülerek ameliyat kararı alınıyor.

Adet kanamalarında ciddi artışa neden oluyorsa: Adet kanmalarını, yaşam kalitesini düşürecek ya da kansızlık oluşturacak şekilde bozuyorsa, hastanın ameliyat edilmesi gerekiyor.

Çevre organlara bası yapıyorsa: Miyom büyüklüğüne ve bölgesine göre çevresindeki organlara bası yaparak bulgu veriyor. İdrar torbasına baskı oluşturması nedeniyle sık idrara çıkmaya, üretraya bası yaparak idrar torbasını boşaltamamaya, kalın bağırsağa bası yaparak kabızlığa, etraftaki sinirlere bası yaparak ağrıya neden oluyor. Bu durumlarda da ameliyat kararı alınıyor.

Miyomun 8 Sinyali

Miyomlar genellikle belirti vermiyor, çoğu kez jinekolojik muayeneler sırasında rastlantı sonucu tespit ediliyorlar. Ancak büyümeye paralel olarak çeşitli belirtiler de oluşturabiliyorlar. Bunlar;

  • Adet kanamalarında artış,
  • Adet arası dönemde ara kanama,
  • Cinsel ilişki sonrasında kanama,
  • Sık idrara çıkma ya da idrar yapmada zorluk,
  • Karında büyüme veya şişlik,
  • Adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı,
  • Adet döneminde kanamalardaki artışa bağlı olarak kansızlık,
  • Kalın bağırsağın son kısmına bası yapması nedeniyle kabızlık.

Miyom Ameliyatında Rahmin Alınması Şart Değil!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyom eğer çok büyük değilse ameliyatın laparoskopi ile kapalı olarak yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Bunun nedeni ise laparoskopinin hastaya avantajlar sağlaması. Ciltte büyük kesi olmaması, daha az ağrı, daha az kanama ve enfeksiyon riskinin daha az olmasının yanı sıra hastanın hastaneden erken taburcu olup işine erken başlaması laparoskopinin avantajlarını oluşturuyor. Ayrıca laparoskopide yapışıklık az olduğu için hamile kalmayı etkilemiyor” diyor. Prof. Dr. Fuat Demirci miyom ameliyatlarında rahmin alınmasına gerek olmadığına da dikkat çekerek, “Günümüzde artık hasta olmayan organı kesinlikle almıyoruz. Örneğin meme kanserinde eskiden olduğu gibi tüm meme değil yalnızca kanserli bölge alınıyor. Bu bağlamda hastanın yaşından bağımsız olarak rahminin değil sadece miyomlarının alınması yeterli geliyor” diyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Modern çağın korkulu rüyası kanserin tedavisine yönelik bilim dünyasında çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Meme kanseri ise üzerinde en fazla çalışılan kanser çeşidi olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda meme kanseri tedavisinde çok önemli yeniliklerden biri tek doz radyoterapi yöntemi. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi uygulaması sayesinde hastaların 33 seans yerine tek bir seansta tedavi olabilir hale geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Cihan Uras’tan önemli açıklamalar…

Günümüzde her 4 kanser hastasından 3’ünde uygulanan, iyileştirici tedavi yöntemi radyoterapi yönteminde son yıllardaki hızlı gelişmeler umutları artırıyor. Artık gelişmiş radyoterapi teknikleri ile hem vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkün oluyor, hem zamandan kazanılıyor hem de kozmetik açıdan büyük avantajlar sağlanıyor. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras “Meme kanserinin tedavisinde çok önemli yeniliklerden birisi tek doz radyoterapidir. Meme koruyucu cerrahi geçiren kadınlarda normalde ameliyattan sonraki dönemlerde 25 kere tüm memeye, 8 kere de tümörün bulunduğu bölgeye olmak üzere 33 kere radyoterapi yapılır. Gerçi günümüzde gelişen radyoterapi teknikleri ile vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkündür. Ama yine de mutlaka radyasyondan yansımalardan vücut etkilenebilir. Tek doz radyoterapi ise tedaviyi bir seansa indirgiyor ve hastaya pek çok açıdan büyük kazanımlar sağlıyor” diyor.

Aynı Gün İyileşmek Mümkün

Prof. Dr. Cihan Uras bu yeni yöntemi şu sözlerle anlatıyor: “Meme koruyucu cerrahi yaptığımız hastalarda tümörü çıkardıktan sonra yara açıkken radyoterapi yapıyoruz. Özellikle burada en fazla riskli olan bölge, tümörün çevresindeki meme dokusudur. Bu tümör çıktıktan sonra bu çevre dokuyu ameliyat sırasında hazırlıyoruz ve göğüs duvarına, yani vücudumuza girecek radyasyonu engellemek için göğüs duvarına bir kurşun plak yerleştiriyoruz yaranın içinden. Üzerine ışınlamak istediğimiz meme dokusunu getiriyoruz ve daha sonra radyoterapi cihazı gelerek bu bölgeye kenetleniyor. Ve kenetlendikten sonra da buraya bir kere olmak üzere ışın veriyoruz ve bu ışınla bizim 33 kere yaptığımız tedaviyi bir kerede bitirmiş oluyoruz.”

Hastaya Pek Çok Avantaj Sağlıyor

Tek doz radyoterapi yöntemi sayesinde hastanın vücudu radyasyondan hemen hemen hiç etkilenmiyor. Çünkü sadece hedef yer ışınlanıyor, koruyucu bir plak olduğu için arkaya da geçmiyor.

Hastanın işgücü ve zaman kaybı ortadan kalkıyor. Çünkü hastaya ameliyat esnasında radyoterapi uygulandığından, ameliyatla birlikte radyoterapisi de bitiyor ve iki günde toparlanıyor.

Özellikle yurt dışından gelen hastalar için çok büyük kolaylık. Çünkü eskiden radyoterapi nedeniyle kalış süresi uzuyordu. Oysa tek doz radyoterapi ile tedavileri bittiği için kısa sürede bütün tedavileri tamamlanmış olarak ülkelerine dönüyorlar.

Meme cildi hiç etkilenmediği için radyoterapinin meme cildinde oluşturduğu değişiklikler de yaşanmıyor. Meme cildinde herhangi bir bozukluk, deformite olmuyor. Hem meme cildi korunuyor hem de daha iyi bir görüntü elde ediliyor.

Meme dokusunda uzun vadede etkilere bağlı olmak üzere memede küçülme meydana gelebiliyorken, tek doz radyoterapi ile bu sorundan da hasta korunmuş oluyor.

Ameliyat Süresine Sadece 5 Dakika Ekleniyor!

Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi yönteminin herkese uygulanamadığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Bu tedaviyi herkese uygulayamıyoruz. Çünkü belli kriterlerimiz var; tümörün özellikleri bizim için çok önemli. Hastanın yaşı çok önemli, tümörün büyüklüğü –örneğin 2 cm’yi geçmemesi gerekir- ve tümörün biyolojik özellikleri çok önemli. Kriterlere uyan hastalarımıza koruyucu cerrahiyi yaparken ameliyat sırasında tek doz radyoterapiyi uygulayabiliyoruz. Bu işlem ameliyat süresine sadece 5 dakika eklenerek yapılabiliyor.”

Radyasyon Onkoloğu ile Karar Veriliyor

Tek doz radyoterapi yönteminin Radyasyon Onkoloğu ile planlanarak yapıldığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras “Bu uygulama tek başına cerrahın kararıyla olmuyor. Biz genel cerrahi ekibi olarak hastanın bu yönteme uygun olduğunu görürsek radyasyon onkolojisi ekibimize hatta spesifik olarak meme radyasyon onkolojisi ekibimize söylüyoruz. Onlarla kararlaştırıyoruz. Onlar da bu yöntemin hastaya uygun olduğuna karar verirlerse hastalara uyguluyoruz. Yani bu kararı vermede meme cerrahı, meme radyasyon onkoloğu ve patoloğun kararları çok önemli. Üçlü ayak görevi görüyoruz. Üçümüz bir araya gelip uygun hastaya karar veriyoruz” diyor.

“Mucizeyi Yaşadım!”

Kosova’dan Türkiye’ye gelerek bir günde sağlığına kavuşan 53 yaşındaki meme kanseri hastası Fetbordha Krasta “Kosova’daki hekimim ameliyatı sadece Cihan hocaya yaptırmamı tavsiye edince ben de hemen randevu alıp geldim” diyor. Aynı gün biyopsisi ve radyoloji tetkikleri yapılan, yine hemen arkasından patoloji raporu 1 günde çıkan 2 çocuk annesi Krasta şu sözlerle dile getiriyor duygularını: “Korkulacak bir neticeyle gelmiştim ama tek doz radyoterapi sayesinde korkum da kısa sürdü, hemen işimiz bitti. Çok mutluyum. Çok kısa sürede evime dönüyorum. Bu bir mucize, mucizeyi yaşadım. Cihan hocaya minnettarım.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Hamilelik Sürecindeki Psikolojik Değişimler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hamilelik Sürecindeki Psikolojik Değişimler

İçinizde bir bebeğin büyüdüğünü hissetmek, onun için hazırlıklar yapmak anne olmaya hazırlanan tüm kadınların hayallerini süslüyor. Ancak hamileliğin başlamasıyla bazı anne adaylarında psikolojik ve fiziksel olarak büyük bir değişim de başlamış oluyor. Bu değişimin en büyük nedenlerinden biri olan gelecek kaygısı tüm güzel hayallere gölge düşürüyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesinden Uzm. Psk. Dyt. Merve Öz, fizyolojik ve hormonal değişikliklere eklenen bu aşırı kaygı halinin hamilelik sürecindeki psikolojik değişimler yaşanmasına yol açabileceğini ve çözüm yöntemlerini anlatıyor…

Ağlayan çocukların çoğu anne diye ağladığını fark edeceksiniz. Yardıma muhtaç bir canlıyı dünyaya getirme düşüncesi herkeste endişe doğurur. Kararında olan kaygı gayet normaldir. Fakat bazı anne adaylarının endişeleri fazla olabilir. Fizyolojik, hormonal değişikliklere eklenen bu aşırı kaygı hamilelik sürecinde psikolojik problemlere yol açabilir.

Gebelikte Endişe Yaratan Birçok Olay Vardır

Anne adayının hormonal ve fiziksel değişimi bu endişenin kaynağını oluşturabileceği gibi doğum sırası, sonrası ilgili ve bebeğin sağlığı ile ilgili kaygılar anne adayının endişesini artırabilmektedir. Anne adaylarının daha önce bebeğini kaybetmesi, ölü doğum yapması ya da çok yakının da bu durumların yaşanması endişeyi artırabildiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesinden Uzm. Psk. Dyt. Merve Öz, gebelikte ortaya çıkan mide bulantısı, iştah kaybı, halsizlik, yorgunluk gibi ortaya çıkan sağlık sorunlarının anne adayını strese sokabildiğini de sözlerine ekliyor.

Anne adaylarının endişelerini artıran bir diğer problem eşinin artık çekici bulmayacağı düşüncesine kapılmasıdır. Kilo almak ve bu kiloları doğumdan sonra veremeyeceği düşüncesine kapılmak, vücudunun biçimsizleştiğini ve sarktığını düşünmek çok yorucudur. Dolayısıyla endişe yaratır.

Tüm bu endişeler bazı anne adaylarının iyi bir anne olup olamayacağı düşüncesine eşlik edip anne adaylarının endişelerini artırmaktadır. İyi bir anne olup olamayacağı düşüncesi anne adaylarında çok sık görülen ve endişeyi çok artıran bir düşüncedir. Dünyaya küçük bir canlı getirmek ve onun sorumluluğunu almak korkutucudur. Anne adaylarının mükemmel anne olma istekleri onları iyi bir anne olamama endişesine sürükler.

Yalnız Kalmamalısınız

Anne adaylarının gebelik sürecinde yalnız kalmaları süreci olumsuz etkileyebilmektedir. Bu endişelerinizi eşleri ve diğer aile bireyleri ile paylaşmaları önemlidir. Başka bir anne adayı da aynı problemleri deneyimleyeceğinden başka anne adayları ile yapılacak sohbet rahatlamak açısından çok işe yarayacaktır.

İyi bir anne olamayacağı konusunda endişeleri olan anne adayları için konuyla ilgili kurslara katılmak, dergiler okumak endişelerini azaltacaktır. Uyku doğal yatıştırıcıdır. Düzenli uyku uyumaya dikkat edilmelidir. Ayrıca, bir uzman yardımı alınarak yapılacak olan fiziksel aktivite, ruhu besleyip endişeyi azaltacaktır.

Kaygılar Bebeği de Etkiler

Stres anne adayını dolayısıyla bebeği olumsuz etkiler. Stres sonucunda erken doğum riski, annenin doğumda komplikasyon yaşama riski, bebeğin düşük doğum ağırlığına sahip olma riski, bebekte gelişme geriliği olma riski, ileriki yaşlarında kronik hastalıklara yakalanma riski ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu yaşama riski artabilmektedir. Ayrıca, anne adayının yaşayacağı stres bebeğin ergenlik döneminden sonra çeşitli psikolojik sorunlar yaşamasına neden olabilmektedir.

Eşler Destekte Bulunmalı

Eşler daima anne adayının yanında olduklarını ve onları çok sevdiklerini hissettirmeliler. Anne adaylarını doktor kontrollerinde, bebek için yapılan alışverişlerde yalnız bırakmamalılar ve ev işlerinde anne adayına yardımcı olmalılar.

Anne adayı endişelerini anlattığında ilgiyle dinlemek, bu endişelere birlikte çözüm yolu aramak ve anne adayını rahatlatmak çok önemlidir. Anne adaylarının fiziksel görünüşlerinde meydana gelen değişikliklerinden dolayı artık beğenilmediğine dair düşüncelerinin farkına varıp bu konuda hassas davranmalılar ve daha çok iltifat etmeye çalışmalılar.

Eşler unutmamalıdır ki, doğum anne adaylarında hormonal ve fiziksel değişiklikler yaratmaktadır. Eşler; evlendiğiniz kadın kısa süreliğine, sizi baba yapmak üzere izne ayrıldı. Ve o kadın sizden kısa süreliğine daha çok ilgi ve anlayış bekliyor. Bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlattıktan sonra evlendiğiniz kadın anne olarak, daha da harika bir şekilde geri gelecek. Bu yüzden biraz sabretmeniz gerekecek. Kolaylıklar dilerim!

Doğum Korkusuna Devşirilmesin

Endişeler devam ettiği sürece yön değiştirir, çeşitlenir. Bu dönemde aile bireylerinin, anne adayının yaşadığı iyi bir anne olamama endişesini anlamaları ve nedenlerini sorgulamaları çok önemlidir.

Çeşitli aktiviteler ile anne adaylarının rahatlamaları, endişeleri ile baş başa kalmaları engellenebilir. Bu konuda düzenlenen kurslara, aktivitelere annenin katılımını sağlamak fakat anneyi yalnız bırakmamak önem teşkil etmektedir.

Gerektiğinde Uzman Desteğine Başvurulmalı

İyi bir anne olamama endişenin altında mükemmel anne olma isteği yatar. Mükemmel anne olmanın mümkün olmadığı, hiçbir annenin mükemmel olamayacağı anne adayına anlatılmalıdır. “Hepimiz annelerimizle problemler yaşadık, yaşıyoruz ama hep onları çok da seviyoruz. Bebeğinde seni çok sevecek ve sen çok iyi bir anne olacaksın” sözleri endişeli anne adayımıza mutlaka hatırlatılmalıdır.

Kaygının denetim altına alınması için çabalar sonuç vermiyorsa, kaygı gittikçe artıyor ve hayat kalitesi gittikçe azalıyorsa uzman desteği mutlaka alınmalıdır.

İyi bir anne çocuğunu seven, onun ihtiyaçlarını yerine getiren annedir. Hamileyken siz ne kadar mutlu olursanız bebeğinizde o kadar sağlıklı olacaktır. İyi bir anne olup olamayacağınızı düşünüp enerji harcamak yerine doğum sonrasında yeni doğan sevimli bebeğinizi sevmek, beslemek ve ona güzelce bakmak için enerji depolamak daha sağlıklı davranışlar olacaktır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar