Sosyal Medya

Kadın Sağlığı

Menopoz Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler

Kadınlarda görülen her türlü kanama adet döngüsünün dışındaysa ciddiye alınması gerekir. Ancak menopoza giren bir kadında bu kanamalar kansere işaret edebileceği için daha da önemli oluyor. İşte menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler…

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi vajinal kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kıza sürede hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Menopoz her kadın için özel bir süreç. Hem psikolojik hem de fizyolojik olarak etkilendikleri bu dönem hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunması olası risklere karşı hazırlıklı olmak anlamına da geliyor. Gelişmiş ülkelerde ortalama menopoz yaşı 49-50 iken Türkiye’de kadınlar ortalama 47-49 yaş arasında menopoza giriyor. Uzmanlara göre son adetin ardından 6 ay boyunca hiç kanama yaşanmaması durumunda menopoza girilmiş kabul ediliyor. Menopoz sürecinden sonraki kanamalar ise patolojik olarak değerlendiriliyor ve mutlaka altta yatan neden aranıyor. Bu kanamaların günü, süresi ve miktarı da çok önem taşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, kadınların özellikle bu dönem içindeki kanamalarda hala menopoza girmediklerini düşünerek önemsemeyebildiğini söylüyor. Bununla birlikte, örneğin 49 yaşında bir kadın iki ay adet görmeyip takip eden ayda kanama yaşarsa bu zaten menopoz değil, perimenopoz olarak kabul ediliyor.

Altında İyi Ya Da Kötü Huylu Tümör Yatıyor Olabilir!

6 aylık kanamasız bir dönemden sonra oluşan patolojik kanamalar iyi huylu ya da kötü huylu nedenlerden kaynaklanabiliyor. İyi huylu nedenlerden doğan kanamalar iki nedenle oluşabiliyor: Birincisi dışarıdan alınan hormon ve benzeri ilaçlara bağlı kanamalar, ikincisi de iyi huylu hastalıklardan olan kanamalar. Prof. Dr. İlkkan Dünder, menopoz döneminde kanamaya neden olan hastalıkları şöyle sıralıyor: “Vajen dediğimiz haznenin içindeki iyi huylu bir polip ya da vajen kanseri, rahim ağzında gelişen yara ya da kanser, rahim kanalında gelişebilecek herhangi bir iyi huylu veya gelecekte kötüye dönüşebilecek tümörler, yumurtalıkta gelişmiş olan östrojen üreten iyi huylu bir tümör olabileceği gibi yumurtalık kanserine kadar giden geniş bir yelpazedeki yumurtalık tümörleri de kanamaya neden olabiliyor. Bunun dışında genel sistemik hastalıklara bağlı olarak da nadir de olsa kanamalar yaşanabiliyor. Ayrıca menopozun ileri dönemlerinde dokuların atrofisine bağlı iyi huylu kanamalarda olabilmektedir.”

Kanama Olduğu Anda Hekime Başvurulmalı

Şayet bir kadın dışarıdan menopozdaki şikayetlerini gidermek için östorojen (hormon tedavisi) ilaçları kullanmamasına karşın, kanaması varsa altında farklı nedenler aranıyor. Bu nedenle kanama olduğu anda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Başvuran kadınlarda sorunun tespitinde genel muayenenin yanı sıra transvajinal ultrasonografiden de yararlanılıyor. Transvavinal ultrasonografide rahim içi dokusunun kalınlığı önem taşıyor. Östrojen kullanan bir kadından rahim içi kalınlığı belli bir seviyeye kadar kabul edilebiliyor. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmayan kadınlarda 5mm’ye kadar doku kalınlığı normal kabul edilip takip edilirken, 8 mm ve üzerindeki kalınlaşmalarda mutlaka rahim içi biyopsisi yapılması gerekiyor.

Diyabet hastaları, obez kişiler, daha önce hiç doğum yapmamış ya da emzirmemiş kadınlarda rahim içi kanseri riski daha fazla oluyor. Bu nedenle riskli gruptaki kadınlarda kanama daha fazla görülüyor.

Ne Zaman Biyopsi Yapılmalı?

İlaç kullanılmadığı halde, ortaya çıkan kanamalarda miktar ve süreden bağımsız olarak, rahim içi kalınlığının boyutuna bakmadan biyopsi yapmak gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Kadının menopoza girdiği günden itibaren yaşamının sonuna kadar ortaya çıkan tüm kanamalarda; dışarıdan alınmış ilaçlara bağlı değilse yaklaşık yüzde 95’i iyi nedenli kanamalar olmasına karşın, yüzde 5’i kanser kaynaklı olabiliyor. Bunun ideal ayıracı ise biyopsi ile konulabiliyor. Biyopsi çok kısa süren ve korkulmaması gereken basit bir işlemdir. Ancak menopoz dönemindeki kadınlarda rahim küçüldüğü ve kanallar daraldığı için biyopsi işlemi ağrılı olabilir, bu nedenle biyopsinin anestezi altında yapılması tercih ediliyor.”

Jinekolojik kanserli hastalarda vajinal kanama genellikle en erken evrelerde gerçekleşiyor. Bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kısa sürede hekime başvurulması gerekiyor.

 

Kadın Sağlığı

Hamilelikte Kaçınılması Gereken 10 Hata

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Hamilelikte Kaçınılması Gereken 10 Hata

Hamilelik sürecinde yapılan hatalar hem bebeğin hem de annenin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu nedenle hamile kalmadan önce bazı alışkanlıklarımı değiştirmek gerekli. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz hamilelikte kaçınılması gereken 10 hata nedir anlattı, önemli önerilerde bulundu.

İki Kişilik Yemek Yemek

“İki canlısın, 2 kat fazla yemelisin” Bu cümleyi hemen her hamile kadın ailesinden veya eş dosttan mutlaka duymuştur. Ancak sanılanın aksine hamilelik döneminde 2 kişilik yemek bebeğe yarar sağlamadığı gibi, annenin de fazla kilo alıp doğum ve sonrasında problemler yaşamasına neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz hamilelik döneminde fazladan ortalama olarak sadece 300 kaloriye ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek “Önemli olan fazla değil, dengeli beslenmek” diyor.

Az Su İçmek

Toplumdaki hatalı inanışlardan biri de, fazla su içilirse amnion sıvısının artacağı şeklinde. Amnion sıvısını bebeğin idrarı oluşturuyor. Dolayısıyla bu sıvının miktarını annenin içtiği su belirlemiyor. “Anne iyi beslenir ve son 3 ayda istirahat etmeye özen gösterirse, bebeğin suyu da normal olacaktır” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle bebeğin suyunun azaldığı oligohidramnıos ile seyreden, örneğin anne karnında gelişme geriliği olan durumlarda annenin istirahati önemli. Sık kontroller ve istirahatle doğumun bebek için en iyi zamanda gerçekleşmesi sağlanabiliyor. Hamilelik döneminde en az 1,5-2 litre su içmeli. Böbreklerle ilgili bir problemi yoksa bol idrara çıkarak aslında idrar yolu enfeksiyonu oluşmaması için önlem de almış oluyor”

Suda Uzun Süre Kalmak

Hamilelikte deniz ve havuz suyu zarar vermese de, vücut ısısını düşürecek kadar uzun kalmayın. Suda en fazla 30 dakika kalmanız yeterli olacaktır. Suda fazla zaman geçirildiğinde ısı kaybı oluyor ve enfeksiyonlara, özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlanıyor. Ayrıca ideal banyo suyu sıcaklığı 37-38 derecedir. Su ısısının 40 santigrat dereceyi geçmemesine dikkat edin.

Kirli Suda Yüzmek

İshal, kusma, idrar yolu enfeksiyonu, “konjonktivit” denilen göz iltihaplanmaları, cilt enfeksiyonları, özellikle mantar enfeksiyonu gibi enfeksiyonlara neden olabileceği için temizliğinden emin olmadığınız suda yüzmeyin. Bunun aksine temiz suda yüzmek ise kasların hemen hemen tümünü çalıştırdığı için hamilelik döneminde önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Sert Yatakta Yatmak

Hamileliğin ikinci 3 ayı itibariyle, göbeğin büyümeye başlamasıyla birlikte vücudun ağırlık merkezi öne doğru kayıyor ve buna bağlı olarak bel ile sırt ağrıları başlıyor. Toplumda bel sağlığı için sert yatakta yatılması gerektiğine yönelik yanlış bir inanış var. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz sanılanın aksine sert yatakta yatmanın sırt ve bel ağrılarına yol açtığını vurgulayarak, “Hamilelik döneminde bu sorun daha da şiddetlenebiliyor. Bu nedenle yatıldığında vücudun şeklini alabilen ve bele destek veren yatakları tercih etmekte fayda var” diyor.

Yüksek Topuklu Ayakkabı Giymek

Vücudun ağırlık merkezini değiştirerek diz, kalça ve bel ağrılarına sebep olabileceği için yüksek topuklu ayakkabılardan kaçının. Dengeli yürüyüş ve dengeli adımlar için ortopedik ayakkabılar tercih edin.

Kaplıca Havuzuna ve Saunaya Girmek

Kaplıca suyu ile banyo yapmanın sakıncası yok, fakat kaplıca havuzu veya sauna hamilelere önerilmiyor. Bunun nedeni ise sadece sıcak suyun değil ortamın da ısısının yüksek olması nedeniyle vücut ısısında artış oluşması. Sıcağın damarlarda genişlemeye yol açması sonucu düşen kan basıncı da bayılmaya neden olabiliyor. Ayrıca vücut ısısının 38,9 C’ üzerine çıkması, özellikle ilk 3 ayda bebeğin zarar görmesine yol açabiliyor. Örneğin hamilelikte ilk 3 ayda ateş yükselmesine, yarık damak dudak gibi orta hat gelişim defektlerine, kalp anomalilerine, kol ve bacaklarda gelişim anomalilerine, baş ve kafa içi gelişim anomalilerine ve düşüklere sebep olabiliyor.

Kahve Keyfini Abartmak

Kafein fazla tüketilirse metabolizmayı hızlandırdığı için çarpıntı, uykusuzluk ve ilerleyen hamilelik haftalarında mide reflüsünü artırabiliyor. Günlük güvenli tüketim dozunun 200mg/dl olduğu ve bir fincan kahvede 95mg/dl olduğu düşünülürse, günde 1 fincandan fazla kahve içmek hamilelik döneminde bu şikayetlere neden olabiliyor. Kolalı içecekler de kafein içermeleri ve gereksiz kalori sağladıkları için önerilmiyor. Bu hiç içemeyeceğiniz anlamına gelmiyor, bir kutu kolada 50 mg kafein olduğunu düşünerek dikkatli tüketin.

Bitki Çaylarında İdeal Miktarı Aşmak

Aslında ilaçların büyük bir kısmının bitkilerden elde edildiğini düşünürsek, bitki çaylarının fazla tüketilmesinin ilaç etkisi yaratacağını düşünmek yanlış olmaz. Ancak yeterli bilimsel çalışma olmamakla birlikte, hamilelikte aynı çaydan 2 fincandan fazla tüketilmesi, örneğin melisa ve yasemin çaylarını içmek, aşırı uykuya eğilim yapabiliyor. Yeşil çay da yoğun kafein içerdiği için hamilelikte günde bir fincandan fazla önerilmiyor. Özellikle hamilelikte rahim kasılmasını artırıcı etkileri nedeniyle adaçayı, ahududu, sinameki ve fesleğen çaylarından da kaçınmak gerekiyor. Hamilelikte ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve papatya çayları ise günde 1-2 fincan tüketilebilir.

Alkol ve Sigara Tüketmek

Araştırmalar günde 1-2 kadeh alkol tüketen kadınların bebeklerinde öğrenme, konuşma ve dikkat eksikliği ile hiperaktivite gibi bozuklukların daha sık rastlandığını ortaya koyuyor. Alkolün bebeğin sinir hücrelerinin gelişimi ve fonksiyonunu bozduğu, kemik ile kıkırdak hücrelerinde erken ölümlere sebep olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da bebekte yüz anomalileri oluşabiliyor. Ayrıca alkol tüketiminin düşük doğum tartılı bebek doğurma ve erken doğum riskini artırdığı tespit edilmiş.

Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Cemiyeti günde 2 kadehten fazla alkol tüketimini ağır alkol tüketimi olarak kabul edip, bu hamilelerin bebeklerinde fetal alkol sendromunun oluşma riskinin çok yüksek olduğunu belirtmişler. Bu nedenle hamilelikte özellikle ilk 3 ayda alkol tüketilmesi önerilmiyor. Hamilelikte sigara içmek de çok riskli! Öyle ki sigara içindeki kanserojen maddeler ile nikotinin bebeğe geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz bunun sonucunda da erken doğum, ölü doğum ve bebekte gelişme geriliği gibi son derece ciddi tablolar gelişebildiği uyarısında bulunuyor.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya

Devamını Oku...

Kadın Sağlığı

Gebelik Diyabetindeki Artışın Nedenleri

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Gebelik Diyabetindeki Artışın Nedenleri

Gebelik diyabeti, hem anne hem de bebekte görülebilecek riskler açısından son derece önemli bir konu. Bu açığı giderebilmek ve gebelik diyabetindeki artışın nedenlerini bilmek amacıyla yeni bir araştırma gerçekleştirildi.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın’ın koordinatörlüğünü yaptığı çalışmada, 18-45 yaş arası ve gebeliğinin 24-28 haftasında bulunan İki bin altı yüz kırk üç kadına şeker yükleme testi yapılarak sonuçlara ulaşıldı.

Sonuçlar Öngörülerin Üstünde

Prof. Dr. Hasan Aydın, “Bizim araştırmamızda da gebelik diyabeti görülme sıklığının yüzde 16,2 olduğu yani başka bir ifade ile her 7 gebe kadından birinde gebelik diyabeti görüldüğünü tespit ettik” diyor.Ancak çalışmaya göre, beden kitle indeksi yüksek, ileri yaşta olan ya da ailesinde diyabet hikâyesi bulunanların dışında hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da yüzde 4,5 oranında gebelik diyabeti tespit edildiğine dikkat çekiyor.

Bilinen Risklerde Oranlar Yüksek

2017’de TÜİK verilerine göre ülkemizde Bir milyon iki yüz doksan iki bin gebelik oluşmuş. Bunların yüzde 16,2’sinin gebelik diyabeti olduğunu varsayarsak bu bize yaklaşık İki yüz dokuz bin yüz elli gebelik diyabeti olan kadının olduğunu gösterir.

Gebelik diyabetinde yaş, en önemli kriterlerden birini oluşturuyor. Yapılan araştırma da bu bilgiyi doğruluyor.

Gebelik Diyabeti Görülme Oranları

  • 25 yaş altında yüzde 6,9
  • 26-35 yaş arasında yüzde 15,2
  • 35 yaş üzerinde yüzde 32,7

İlk 6 Ayda 8 Kg Kritik Deger!

Bu sonuçlara göre, yaş arttıkça gebelik diyabeti görülme sıklığı artıyor. 35 yaşın üstünde her 3 kadından birinde hastalık ortaya çıkıyor. Bununla birlikte gebelik süresince alınan kilo da diyabet gelişiminde etkili oluyor. İlk 6 ayda 8 kg ve üzerinde kilo alınması durumunda diyabet gelişme riski iki kat artırıyor.

Hiçbir Risk Faktörü Olmayanlar Da Risk Altında!

Vücut kitle indeksinin yüksek olması, ailede daha önce Tip 2 diyabet öyküsünün bulunması, kadının daha önceki gebeliklerinde diyabet yaşaması diğer faktörler arasında yer alıyor. Ancak bu nedenlerden hiçbirinin bulunmaması da hastalıkla karşılaşmayı engellemiyor.

Prof. Dr. Hasan Aydın, “Hiç risk taşımayan, yani 25 yaş altı, beden kitle indeksi normal sınırlarda olan ve ailesinde diyabet hikâyesi bulunmayan her 20 gebeden birinde de gebelik diyabeti görüldüğünü tespit ettik. Bu son derece önemli bir veridir. Çünkü Kuzey Avrupa ülkelerinde riskli grup içinde gebelik diyabet görülme oranı yaklaşık yüzde 2-3 iken, biz de hiç risk taşımayan kadınlardaki oran dahi neredeyse bu rakamın iki katı bulundu. Bu da bize kilo ve beslenme alışkanlıklarının ne derece önemli olduğunu gösteriyor” diye konuştu.

Yapılması Gereken Çok Şey Var…

Gebelik diyabeti, hem annenin hem bebeğin sağlığını etkiliyor. Ayrıca ileri yaşlarda diyabet gelişme riskini artırıyor. Dolayısıyla çalışmanın verilerinin yol haritası çıkarmak adına önemli sonuçları olduğuna işaret eden Prof. Dr. Hasan Aydın, bundan sonra yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

  • Risk olmayan 20 kadından birinde sorun ortaya çıktığına göre, tartışmasız olarak her gebelik taranmalı.
  • Gebe kadınların komplikasyonlara açık olduğunu düşünürsek bütün kadınlar istisnasız yakın takipte olmalı.
  • Gebelik diyabeti açısından uyanık olunmalı ve tanı konduktan sonra gebelik boyunca takibi iyi yapılmalı.
  • Doğum sonrasında bu kadınlar takip edilmeli. Tip 2 diyabet gelişme riski gözlenmeli.

Hamilelikle ilgili bir diğer konuya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kadın Sağlığı

Yaz Aylarında Sık Görülen Kadın Hastalıkları

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Yaz Aylarında Sık Görülen Kadın Hastalıkları

Kavurucu sıcakların kendini gösterdiği yaz mevsiminde eğlenmek, dinlenmek, aileyle zaman geçirmek için en uygun mevsim. Ancak yaz aylarında sık görülen kadın hastalıkları aşırı sıcak hava, fazla terleme ve hijyen koşularındaki olumsuzluklar nedeniyle kendini gösterebilir.

Bu nedenle sıcakların tetiklediği hastalıklara karşı önlem alarak korunmanız çok önemli. Dikkat etmenize rağmen çeşitli sorunlar başladıysa altta yatan nedenlere yönelik tetkik ve tedavi için doktora başvurmayı da ihmal etmemeniz gerekiyor. Peki neler yapmalı, nelerden kaçınmalı? Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülfem Şişmanoğlu yaz aylarında en sık görülen 4 kadın hastalığını ve bu sorunlara karşı hangi önlemleri almanız gerektiğini anlattı, önemli bilgiler verdi.

İdrar Yolu Enfeksiyonu

İdrar yolu enfeksiyonları, idrarı mesaneden dışarı taşıyan kanalın erkeklere göre daha kısa olması nedeniyle kadınlarda daha sık görülüyor. Havuz ve denize sıkça girilmesi nedeniyle bakterilere daha çok maruz kalınması sonucu yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor. İdrar yolu enfeksiyonunun en tipik belirtileri, idrar sırasında veya sonrasında ortaya çıkan yanma hissi. Sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar da diğer belirtilerini oluşturuyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, eğer ihmal edilirse ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • Bol bol su içmeyi ihmal etmeyin.
  • İdrarınızı kesinlikle tutmayın.
  • Tuvalet sonrası temizliği önden arkaya doğru yapmaya özen gösterin.
  • Hijyeninden emin olmadığımız havuza girmeyin. Ayrıca havuza nispeten daha tenha olan sabah erken saatlerde girmeniz enfeksiyon riskini azaltacaktır.

Vajinal Mantar Enfeksiyonu

Mantar enfeksiyonlarının yaz aylarında daha sık görülmesinin nedeni mantarın sıcak, nemli, ıslak, terli ve kapalı vücut bölgelerini sevmesi. Havaların ısınmasıyla birlikte bu şartlar mantarlar için fazlasıyla sağlanmış oluyor. Havuz suyundaki klorun vücuttaki yararlı bakterileri öldürmesi sonucu mantar hücrelerinin aktif hale gelmesi ve ıslak mayo ile durmak mantar enfeksiyonunun en önemli sorumlularından. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülfem Şişmanoğlu bunun sonucunda aşırı kaşıntı, genital bölgede batma, yanma, idrar yaparken yanma, akıntı gibi yakınmaların geliştiğini belirterek, “Bazı hastalarda da cinsel ilişki sırasında yanma ve acıma hissi de oluşabiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuz yerine denizi tercih edin.
  • Deniz kenarında ıslak mayo ile uzun süre kalmayın.
  • Dar kıyafetler ( dar şortlar, pantolonlar ) giymekten kaçının. Terletmeyen, kolay hava alan kıyafetleri tercih edin.
  • Sıcak nedeniyle nemi artıracağı için naylon yerine pamuklu iç çamaşırını tercih edin. İç çamaşırlarınızı 60 derecede yıkayıp, ütüleyin. Sabah ve akşam iç çamaşırınızı mutlaka değiştirin.
  • Günlük tuvaletin ardından genital bölgenizi suyla temizledikten sonra bir peçeteyle çok iyice kurulayın.
  • Mümkün olduğunca günlük ped kullanmamaya özen gösterin. Kullanmanız gerektiğinde yüzde 100 pamuklu olanlarını tercih edin ve sık sık değiştirin. Adet döneminizde kullandığınız vajinal tampon ve pedleri sık aralarla değiştirmeyi de unutmayın.

Bakteriyel Vajinozis

Bakteriyel vajinozis; vajinada doğal olarak bulunan ve laktobasil adı verilen yararlı bakterilerin azalması nedeniyle vajinal PH’ın bazik yöne kayması sonucu oluşan enfeksiyonlardan biri. Hijyenik olmayan umumi tuvaletlerden gardnerella vajinalis isimli mikrobun bulaşması nedeniyle gelişebildiği gibi, havuzdaki klorun vajinanın ph değerini değiştirmesine bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Genellikle kötü kokulu grimsi akıntı ve kaşıntıyla kendini gösteriyor. Özellikle adet döneminde ve cinsel ilişkiden sonra koku daha da belirginleşiyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuza girmeden önce ve havuzdan çıktıktan hemen sonra idrarınızı yapın ve duş alın.
  • Klozete oturmadan sifonu çekin, klozet üzerine tek kullanımlık kağıt yerleştirin.
  • Tuvalet sonrasında önden arkaya, yani vajinadan anüse doğru temizlik yapın.
  • Adet döneminde tamponla denize girebilirsiniz. Ancak denizden çıkar çıkmaz tamponunuzu değiştirin. Adet döneminizde tamponla da olsa havuza girmeyin.

Trikomonas Enfeksiyonları

Trikomonas, çoğunlukla cinsel yolla bulaşan bir parazit. Uygun koşullarda dış ortamda birkaç saat canlı kalabilmesi nedeniyle havuzlardan, hamam ile saunalardan ve havlulardan da bulaşabiliyor. Kötü kokulu, sarı-yeşilimsi köpüklü bol vajinal akıntısı ile vajinada kaşıntı en sık görülen belirtisi. Bunun yanı sıra cinsel ilişkide yanma, batma ve acı gibi sorunlar da gelişebiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • En etkin korunma yöntemi kondom (prezervatif) kullanmak.
  • Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olun.
  • İç çamaşırı ve havlu gibi özel eşyalarınızı başkalarıyla paylaşmayın
  • Temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin.

Kadın hastalıkları ile ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.