Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Menopoz Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler

Kadınlarda görülen her türlü kanama adet döngüsünün dışındaysa ciddiye alınması gerekir. Ancak menopoza giren bir kadında bu kanamalar kansere işaret edebileceği için daha da önemli oluyor. İşte menopoz sonrası dikkat edilmesi gerekenler…

Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi vajinal kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kıza sürede hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Menopoz her kadın için özel bir süreç. Hem psikolojik hem de fizyolojik olarak etkilendikleri bu dönem hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olunması olası risklere karşı hazırlıklı olmak anlamına da geliyor. Gelişmiş ülkelerde ortalama menopoz yaşı 49-50 iken Türkiye’de kadınlar ortalama 47-49 yaş arasında menopoza giriyor. Uzmanlara göre son adetin ardından 6 ay boyunca hiç kanama yaşanmaması durumunda menopoza girilmiş kabul ediliyor. Menopoz sürecinden sonraki kanamalar ise patolojik olarak değerlendiriliyor ve mutlaka altta yatan neden aranıyor. Bu kanamaların günü, süresi ve miktarı da çok önem taşıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, kadınların özellikle bu dönem içindeki kanamalarda hala menopoza girmediklerini düşünerek önemsemeyebildiğini söylüyor. Bununla birlikte, örneğin 49 yaşında bir kadın iki ay adet görmeyip takip eden ayda kanama yaşarsa bu zaten menopoz değil, perimenopoz olarak kabul ediliyor.

Altında İyi Ya Da Kötü Huylu Tümör Yatıyor Olabilir!

6 aylık kanamasız bir dönemden sonra oluşan patolojik kanamalar iyi huylu ya da kötü huylu nedenlerden kaynaklanabiliyor. İyi huylu nedenlerden doğan kanamalar iki nedenle oluşabiliyor: Birincisi dışarıdan alınan hormon ve benzeri ilaçlara bağlı kanamalar, ikincisi de iyi huylu hastalıklardan olan kanamalar. Prof. Dr. İlkkan Dünder, menopoz döneminde kanamaya neden olan hastalıkları şöyle sıralıyor: “Vajen dediğimiz haznenin içindeki iyi huylu bir polip ya da vajen kanseri, rahim ağzında gelişen yara ya da kanser, rahim kanalında gelişebilecek herhangi bir iyi huylu veya gelecekte kötüye dönüşebilecek tümörler, yumurtalıkta gelişmiş olan östrojen üreten iyi huylu bir tümör olabileceği gibi yumurtalık kanserine kadar giden geniş bir yelpazedeki yumurtalık tümörleri de kanamaya neden olabiliyor. Bunun dışında genel sistemik hastalıklara bağlı olarak da nadir de olsa kanamalar yaşanabiliyor. Ayrıca menopozun ileri dönemlerinde dokuların atrofisine bağlı iyi huylu kanamalarda olabilmektedir.”

Kanama Olduğu Anda Hekime Başvurulmalı

Şayet bir kadın dışarıdan menopozdaki şikayetlerini gidermek için östorojen (hormon tedavisi) ilaçları kullanmamasına karşın, kanaması varsa altında farklı nedenler aranıyor. Bu nedenle kanama olduğu anda mutlaka hekime gidilmesi gerekiyor. Başvuran kadınlarda sorunun tespitinde genel muayenenin yanı sıra transvajinal ultrasonografiden de yararlanılıyor. Transvavinal ultrasonografide rahim içi dokusunun kalınlığı önem taşıyor. Östrojen kullanan bir kadından rahim içi kalınlığı belli bir seviyeye kadar kabul edilebiliyor. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmayan kadınlarda 5mm’ye kadar doku kalınlığı normal kabul edilip takip edilirken, 8 mm ve üzerindeki kalınlaşmalarda mutlaka rahim içi biyopsisi yapılması gerekiyor.

Diyabet hastaları, obez kişiler, daha önce hiç doğum yapmamış ya da emzirmemiş kadınlarda rahim içi kanseri riski daha fazla oluyor. Bu nedenle riskli gruptaki kadınlarda kanama daha fazla görülüyor.

Ne Zaman Biyopsi Yapılmalı?

İlaç kullanılmadığı halde, ortaya çıkan kanamalarda miktar ve süreden bağımsız olarak, rahim içi kalınlığının boyutuna bakmadan biyopsi yapmak gerektiğini söyleyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkkan Dünder, “Kadının menopoza girdiği günden itibaren yaşamının sonuna kadar ortaya çıkan tüm kanamalarda; dışarıdan alınmış ilaçlara bağlı değilse yaklaşık yüzde 95’i iyi nedenli kanamalar olmasına karşın, yüzde 5’i kanser kaynaklı olabiliyor. Bunun ideal ayıracı ise biyopsi ile konulabiliyor. Biyopsi çok kısa süren ve korkulmaması gereken basit bir işlemdir. Ancak menopoz dönemindeki kadınlarda rahim küçüldüğü ve kanallar daraldığı için biyopsi işlemi ağrılı olabilir, bu nedenle biyopsinin anestezi altında yapılması tercih ediliyor.”

Jinekolojik kanserli hastalarda vajinal kanama genellikle en erken evrelerde gerçekleşiyor. Bu nedenle menopoz döneminde az ya da çok, uzun ya da kısa, kırmızı ya da kahverengi kanama nasıl olursa olsun mutlaka en kısa sürede hekime başvurulması gerekiyor.

 

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Türkiye’deki gebelik diyabeti oranlarını ortaya çıkarmak için Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan araştırma hiçbir riski olmayan anne adaylarında da gebelik diyabetinin yüzde 4,5 olduğunu ortaya koydu.

Tüm dünyada diyabet sıklığının endişe verici hızla arttığı biliniyor. Bu konuda yoğun araştırmalar devam ediyor. Ancak hem anne hem de bebeğe problem oluşturan riskler açısından son derece önemli olan gebelik diyabeti konusundaki bilgiler çok sınırlı. Bu açığı giderebilmek amacıyla yeni bir araştırma gerçekleştirildi. Yeditepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Aydın’ın koordinatörlüğünü yaptığı çalışmada, 18-45 yaş arası ve gebeliğinin 24-28 haftasında bulunan 2 bin 643 kadına şeker yükleme testi yapılarak sonuçlara ulaşıldı.

Araştırma sonucunda gebelik diyabeti görülme sıklığının yüzde 16,2 olduğu yani başka bir ifade ile her 7 gebe kadından birinde gebelik diyabeti görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Aydın  “Ancak çalışmaya göre, beden kitle indeksi yüksek, ileri yaşta olan ya da ailesinde diyabet hikâyesi bulunanların dışında hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da yüzde 4,5 oranında gebelik diyabeti tespit edildiğine dikkat çekiyor” dedi.

Oranlar Bilinenden Yüksek

Prof. Dr. Aydın “2017’de TÜİK verilerine göre ülkemizde 1 milyon 292 bin gebelik oluşmuş. Bunların yüzde 16,2’sinin gebelik diyabeti olduğunu varsayarsak bu bize yaklaşık 209 bin 150 gebelik diyabeti olan kadının olduğunu gösterir. Gebelik diyabetinde yaş, en önemli kriterlerden birini oluşturuyor. Yapılan araştırma da bu bilgiyi doğruluyor” dedi.

Kritik Sınır: İlk 6 Ayda 8 Kilo

Araştırma sonuçlarına göre, yaş arttıkça gebelik diyabeti görülme sıklığı artıyor. 35 yaşın üstünde her 3 kadından birinde hastalık ortaya çıkıyor. Bununla birlikte gebelik süresince alınan kilo da diyabet gelişiminde etkili oluyor. İlk 6 ayda 8 kg ve üzerinde kilo alınması durumunda diyabet gelişme riski iki kat artırıyor.

Yükleme Testi Şart

Vücut kitle indeksinin yüksek olması, ailede daha önce Tip 2 diyabet hikâyesinin bulunması, kadının önceki gebeliklerinde diyabet yaşaması risk faktörleri arasında yer alıyor. Ancak bunlardan hiçbirinin bulunmaması da hastalıkla karşılaşmayı engellemiyor. Prof. Dr. Hasan Aydın, hiç risk taşımayan, yani 25 yaş altı, beden kitle indeksi normal sınırlarda olan ve ailesinde diyabet hikâyesi bulunmayan her 20 gebeden birinde de gebelik diyabeti görüldüğünü tespit ettiklerini belirterek “Bu son derece önemli bir veridir. Çünkü Kuzey Avrupa ülkelerinde riskli grup içinde gebelik diyabet görülme oranı yaklaşık yüzde 2-3 iken, biz de hiç risk taşımayan kadınlardaki oran dahi neredeyse bu rakamın iki katı bulundu. Bu da bize kilo ve beslenme alışkanlıklarının ne derece önemli olduğunu gösteriyor” diye konuşuyor.

Gebelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Kemik Erimesinden Korunmanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kemik Erimesinden Korunmanın Yolları

Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzamasıyla dünyada nüfus yaşlanması artış gösteriyor. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki kadınların yarısında, erkeklerin ise çeyreğinde görülen kemik erimesi yani osteoporoz, her geçen gün önemli bir sağlık sorunu haline gelmeye devam ediyor. Aynı zamanda yetersiz ve dengesiz beslenme, emilim bozuklukları, gıdaların içeriğindeki minerallerin bozulması, evden çıkmayan çocukların yeterli D vitamini alamaması gibi nedenlerle genç yaşlarda da görülebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, osteoporoz ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Kemik Erimesinin En Önemli Nedeni D Vitamini Eksikliği

Dünya Sağlık Örgütü, osteoporozu kemiğin kitlesinde azalma ve doku mimarisinde bozulma nedeniyle kırık riskinin arttığı bir hastalık olarak tanımlamaktadır. En önemli nedeni yetersiz güneş ışığı yani D vitamininin yeteri kadar alınamamasıdır. Aynı zamanda hareketsiz yaşam, kalsiyum, magnezyum, potasyum, C – A – B6 – B12 vitamini eksiklikleri, yetersiz çinko ve folik asit alımı, stres, insülin direnci ve artan ilaç kullanımı da kemik erimesine yol açmaktadır. Osteoporoz başlangıç evresinde herhangi bir şikayet yapmadığı için sinsi seyretmektedir. İlerledikçe kemik dokusu zayıflamakta, kırık oluşumu, omurgada çökme sonucu boy kısalığı, kamburluk ve kemik ağrısı gelişmektedir.

Asitli Gıdalar ve Stres Kemiklerin Düşmanı

Gıdalarla alınan asit içeriği idrarla atılmaktadır. Çok asidik gıda tüketildiğinde kemikteki kalsiyumu emerek kemik erimesine neden olmaktadır. Hazır yiyeceklerde ve gazlı meşrubatlarda fazla miktarda bulunan fosfor; gıdalarla fazla alındığında kemik erimesine yol açmaktadır. Stresli anlarda üretimi artan kortizol hormonu da kemik yıkımını artırmaktadır.

Beslenme Alışkanlığınızı Düzenleyin

Menopozdan sonra östrojen üretimi azalarak kemik erimesi hızlanmaktadır. Bu nedenle menopoz sonrası keten tohumu gibi gıdaların tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Ayrıca çalışmalarda düzenli egzersizin özellikle kalça kemiklerinde yoğunluğu artırarak kemik erimesini önlediği kanıtlanmıştır. Düşük sodyumlu, yüksek potasyumlu beslenme alışkanlığı kemik erimesine karşı koruyucudur. Magnezyum eksikliği de kemik sağlığı için oldukça önemlidir. Bu nedenle erkeklerin günde 420 mg, kadınların ise 320 mg magnezyum alması gerekmektedir. Koyu yeşil yapraklı sebze, doğal mineralli maden suları ve kuruyemişlerde bol miktarda olduğu için sağlıklı beslenen bir insanda magnezyum takviyesine gerek yoktur. Ancak aşırı alkol tüketenlerde, bağırsakta emilim bozukluğu olanlarda, kemoterapi görenlerde, yaşlılarda ve idrar söktürücü ilaç kullananlarda kan düzeyine bakılarak takviye gerekebilmektedir.

Osteoporoza Karşı Alınabilecek Önlemler

  • İnsülin direncinin kırılması için unlu ve şekerli gıdalardan kaçının.
  • Bol taze sebze ve meyve tüketin. Meyve ve sebzeler; kemiğin ihtiyaç duyduğu kalsiyum, fosfor, çinko ve magnezyum gibi mineraller ile C vitamini, folik asit, K vitamini gibi vitaminleri sağlar, alkali yapıları ile kemiğin maruz kaldığı asitleri nötralize eder.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş rafine gıdalardan kaçının.
  • Ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi omega – 6 ve trans yağ asitlerinden zengin yağları beslenmenizden çıkarın. Bunların yerine zeytinyağı ve tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı gibi doğal hayvani yağları tüketin ve balık yağı (omega-3) takviyesi alın.
  • yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin.
  • Fazla fosfor ve düşük magnezyum içerdiği için sütü az tüketin; süt yerine peynir, ev yapımı yoğurt tüketilebilir.
  • Aşırı fosfor ve şeker içerdiği için gazlı meşrubatlardan kaçının.
  • D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
  • Günde en az yarım saat hızlı yürüyüş ve 3-5 dakika kültür-fizik hareketleri yapın.
  • Özellikle menopoz çağındaki kadınlar zayıf östrojenik etkisi olan ve omega-3 öncülerinden zengin keten tohumu tüketmelidir.

Kemik erimesiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Türkiye’de Sezaryanla Doğum Oranları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sezeryanla Doğum Türkiye Giderek Artıyor

Türkiye’nin dünya genelindeki sezaryen oranına bakıldığında yüzde 53 ile dördüncü sırada olduğu görülürken, Avrupa ülkeleri arasında ise birinci sıraya yerleştiği saptandı. İşte Türkiye’de sezaryanla doğum oranları…

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, sezaryen doğum oranlarını konu alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in tıp dergisi Lancet’in araştırmasından ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin sezaryen doğum oranında Avrupa’da birinci sırasına yerleştiği saptandı. Türkiye’nin dünya genelindeki sezaryen oranına bakıldığında da yüzde 53 ile dördüncü sırada olduğu görüldü. Listenin ilk sırasına yüzde 58 sezaryen doğum oranı ile Dominik Cumhuriyeti’nin yerleştiği tespit edildi. Rapor 2015 yılı verilerini yansıtırken, dünya genelindeki sezaryen doğum oranının yüzde 21 olduğu ve bu rakamın 2000 yılında sadece yüzde 12 olması dikkat çekti.

SON YILLARDA HABER ÇIKIŞLARI ARTIŞ GÖSTERDİ

Ajans Press ve PRNet’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre, konuyla alakalı yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2017 ve 2018 yılları içerisinde gerçekleştirilen medya incelemesinde, sezaryen doğumla ilgili yazılı basına 7 bin 668 haberin yansıdığı tespit edildi. Öte yandan 2000 yılında sezaryen doğumla alakalı sadece 504 haber tespit edilirken, bu rakamın son yıllarda artması ve sağlık başlıkları içerisinde en çok konuşulanlar arasında yer alması ise dikkat çekici ayrıntılar arasında yer aldı.

HER 5 DOĞUMDAN BİRİ SEZARYEN…

Medyaya yansıyan haber başlıklarında, her beş doğumdan birinin sezaryen ile gerçekleşmesi, son yıllarda bu yönteme çok sık bir şekilde başvurulması ve özel sağlık kurumların kamu sağlık kurumlarına oranla bu yöntemi çok daha fazla uygulaması sağlık sayfalarına yansıyan ayrıntılar arasında yer aldı.

Doğumla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar