Sosyal Medya

Haberler

Meme Kanserine Dur Diyen 3 Kural

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
meme kanserine dur

Her kadının bilmesi gerekiyor…

Meme kanserinde teşhis ve tedavi süreci, kadının kendisini olduğu kadar yakınlarını da olumsuz etkiliyor. Bu istenmeyen sürecin yaşanmaması için tüm kadınların ‘erken tanı’yı ihmal etmemeleri gerektiğini belirten Acıbadem Etiler Tıp Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney  bu konudaki üç altın kuralı şöyle sıralıyor: “Her kadın 20 yaşından sonra kendi kendini muayene etme alışkanlığı kazanmalı, belli sıklıkta klinik meme muayenesinden geçmeli ve belirli bir yaştan itibaren düzenli olarak mamografi tetkiki yaptırmalı.” Özellikle kadınların 40 yaşından sonra her yıl ‘mamografi’ çektirmeleri gerektiğinin altını çizen Dr. Hüseyin Güney “Meme kanserine dur!” diyebilmek adına, kadınların hangi yaşta hangi muayene yaptırmaları gerektiğini şöyle açıklıyor.

1- Kendi kendine kontrol

Elle muayene, her kadının mutlaka uygulaması gereken bir ‘tanı’ yöntemi. Çünkü belli aralıklarla kadınların memesini kontrol etmeleri, kanserin ileri safhalara ulaşmadan fark edilmesini sağlıyor. 20 yaşından sonra her kadının ‘ayda bir kez’ kendini muayene etmesinin önemine değinen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney “Düzenli olarak kendini ‘elle muayene’  eden bir kadın, bir süre sonra normal meme dokusunu ve kendi meme yapısını öğreniyor. Böylelikle memedeki renk-şekil değişikliklerini ya da farklı bir ‘kitle’yi daha erken safhada fark edebiliyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney hangi belirtilerden şüphelenilmesi gerektiğini ise şöyle anlatıyor: “Memede veya koltukaltında ele kitle geliyorsa, memenin boyutu veya şeklinde değişiklikler varsa, meme başından akıntı oluyorsa, memenin veya meme başının derisinde renk değişikliği görülüyorsa, bu belirtiler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmeli”.

Nasıl yapılmalı?

Elle muayenenin adet başlangıcından 5-7 gün sonra, hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılması öneriliyor. Çünkü bu günlerde memelerdeki hassasiyet daha az oluyor. Eğer hamile veya menopozda iseniz, kontrolü her ay aynı güne denk getirmenizde fayda var. Elle muayenede izlenecek yolu, önce ayna karşısında kendini incelemek, ardından bir yere uzanarak ‘elle’ muayene etmek olarak sıralayan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney şöyle devam ediyor: “Bir aynanın karşısına geçerek ellerinizi belinize koyun. Memeleriniz simetrik görünüyor mu? Ya da görünürde bir kitle, meme derisinde çöküklük ya da portakal kabuğunu andıran pütürükler var mı? Aynı işlemi ellerinizi kaldırarak yineleyin. Ardından yatarak muayene geçebilirsiniz. Sağ elinizi başınızın altına yerleştirin. Sol elinizin ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklarıyla meme başı çevresinden meme derisine doğru nazikçe bastırarak dairesel hareketler uygulayın. Herhangi bir ağrı, hassasiyet ya da kitle hissediyor musunuz? Koltukaltınıza baktıktan sonra sol memeye de aynısını uygulayın”

2- Klinik meme muayenesi ve meme ultrasonografisi

Bu yöntemin tek farkı; elle muayenenin bir uzman doktor tarafından yapılıyor olması. Uzmanlara göre; klinik muayenenin ve meme ultrasonografisinin 20 yaşından sonra 1-3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise her yıl yaptırılması şart.  Ancak muayene sıklığı, her kadının aile öyküsüne ve taşıdığı risklere göre değişebiliyor.

3- Mamografi taraması

Mamografinin düzenli olarak uygulandığı ülkelerde meme kanserine bağlı ölüm oranı; uygulanmayan ülkelere göre ortalama yüzde 30’dan daha az.  Diğer bir deyişle meme kanserinde ‘erken tanı’ya olanak sağlayan en etkili yöntem; mamografi. Bu tetkik ile elle muayenede saptanmayacak kadar küçük kitleler, hatta kanser öncüsü hücresel değişiklikler bile tespit edilebiliyor. Çarpıcı bir sonuç olarak; mamografi taramasıyla kansere yol açan oluşumlar henüz kitlelere dönüşmeden 2 yıl öncesinden görüntülenebiliyor. Normalde bu yapıların ‘elle’ ya da ‘klinik’ muayenede hissedilebilmesi için 2 yıl geçmesi gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney bu nedenle herhangi bir bulgu ve belirti olmasa bile 40 yaşın üzerindeki her kadının yıllık meme ultrasonografisi ile mamografi çektirmeleri gerektiğinin altını çizerek, “Özellikle 40-50 yaş arasındaki kadınlarda rastlanan kanserlerin büyüme oranlarının daha yüksek olduğunu düşünürsek, her yıl aksatmadan yaptırmaları çok önemli” diyor.

Meme kanserini artıran 8 risk

  • Cinsiyet

    Meme kanserinin erkeklerde görülme oranı, yüzde 1’den daha az. Başka bir deyişle yüzde 99 oranla en sık kadınlarda rastlanıyor.

  • Yaş

    Genç kadınlara göre, 50 yaş ve üzerindeki kadınlar daha fazla risk altında bulunuyor.

  • Aile hikayesi

    Özellikle anne tarafındaki birinci derecelik akrabalıklarda; anne, teyze ve anneannelerde meme kanseri öyküsü varsa, kişide görülme riski daha yüksek.

  • Östrojen hormonu 

    12 yaşından önce yani erken adet olmak kadar menopoza geç girmek (55 yaş) de meme kanseri riskini artırıyor.

  • Hormon tedavisi

    Menopoza giren kadınlara uzun süreli reçete edilen (5 yıl ve fazlası) bazı hormon ilaçları, meme kanseri ihtimalini artırıyor.

  • Meme kanseri hikayesi

    Memelerden birindeki kanser oluşumu, ileride diğer memede de görülmesine sebep olabiliyor.

  • Beslenme

    Yağ ağırlıklı beslenen ve fazla kilosu olanlarda meme kanseri daha çok görülürken, düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite bu riski azaltıyor.

  • Genetik bozukluklar

    Tüm meme kanserlerinin yüzde 5 ila 10’u, BRCA1 ve BRCA2 adındaki kalıtsal meme kanseri genlerinden kaynaklanıyor.

 

 

Devamını Oku
1 Yorum

1 Yorum

  1. Guler

    7 Ocak 2018 at 23:25

    Meme kanseri erken tanı icin çekilen mamografi nin cok fazla radyasyon olduğu ve kanseri tetiklediği söyleniyor ve ben çektirmekten korkuyorum bu tehlikenin doğruluk payı ne kadar

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Enerji ve Mutluluk Veren Besinler

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

mutluluk veren besinler

Günümüzün insanlarının en büyük sorunlarından ikisi, hiç şüphesiz ki yorgunluk ve mutsuzluk. İş temposu, trafik, gürültü, şehir hayatı ve daha pek çok stres kaynağı gün içinde bizleri yorgun ve mutsuz kılabiliyor. Ancak bazı yaşam tarzı değişiklikleri ve size mutluluk veren besinler ile oluşturulan doğru bir beslenme programı keyfinizi yerine getirebilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Aslıhan Altuntaş, enerji ve mutluluk veren besinler hakkında konuştu.

Mutluluk hissi besini gördüğümüz anda başlıyor

Sağlıklı beslenmenin özellikle de bazı besinlerin mutlulukla yakından ilgisi bulunmaktadır. Bazı insanlar yaşamak için yediğini bazılarıysa yemek için yaşadığını ifade etmektedir. Kişinin yemek yediği zaman mutlu hissetmesi ya da sevdiği bir besini yediğinde mutlu olması bir tesadüf değildir.  Bu besinler daha görüldüğü anda kişinin vücudunda birtakım kimyasal değişimler olmasını sağlar, fiziksel olarak bedeni ve beyni uyararak bireyi mutlu eder. Bunu da vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin ve dopaminin salgılanmasını sağlayarak yapmaktadır. Hemen herkesin yediğinde mutlu olduğunu ifade ettiği çikolata da bunlardan biridir.

Mutluluk veren besinlerden doğru yararlanmak için miktara dikkat edin

Dengeli ve yeterli bir beslenme programı ile birlikte bu besinleri tüketmek depresyona bile iyi gelmektedir. İşte mutluluk veren 5 önemli besin…

YUMURTA

En değerli protein kaynaklarından biri olan yumurta aynı zamanda mutluluğunda kaynağı olarak da bilinmektedir. Kişide herhangi bir sağılık problemi yoksa her gün 1 yumurta ile kahvaltı yapabilir ve güne mutlu başlayabilir. Ancak mutluluk etkisini daha da artırmak için yanında 3 yemek kaşığı lor peyniri ve 1 dilim yulaf veya çavdar ekmeği de tüketilebilir. Yumurta gün içinde seçilebilecek herhangi bir öğünde rahatlıkla kullanılabilecek çok değerli bir besindir.

KİNOA

Son dönemlerde adını sıkça duyuran bir tahıl olan kinoa serotoninin öncü maddesi olan triptofan aminoasidi yönünden zengin bir besindir. Akşam yemeklerinde salata ya da sebze yemekleri içerisinde tüketilen 3 yemek kaşığı kinoa günün stresinin atılmasına ve yemekten keyif almaya yardımcı olmaktadır. Kinoa beyaz, kırmızı, siyah renkteki seçenekleriyle kısır, salata, köfte, tahıllı kurabiye ve hafif tatlıların içinde değerlendirilebilir.

KABAK ÇEKİRDEĞİ

20 gr kabak çekirdeğinde 120 mg triptofan bulunmaktadır. İçerdiği bu mutluluk öncüsü aminoasit sayesinde serotonin salgılanmasına yardımcı olur. Kabak çekirdeği stresi ve endişeleri önlerken kişinin rahatlayıp sakinleşmenize de yardımcı olur.

AMARANTH

Halk arasında “horozibiği” tohumu olarak da bilinen amaranth, protein değeri yüksek olması nedeni ile beslenme programlarında yer almaya başlayan bir besindir. Kinoa gibi triptofan içeriği yüksektir. İçerdiği protein sayesinde emilimi de arttığından mutluluk veren besinler arasındadır. Akşam yemeklerinde 3 yemek kaşığı amaranth tüketilebilir.

HİNDİ ETİ

Hindi eti yine triptofan açısından zengin bir besindir. Hem yüksek miktarda protein içermesi hem de selenyum ve B12 vitaminleri açısından zengin bir besin olması nedeni ile tüketimi önerilmektedir. Öğle yemeklerinde tüketilecek bir hindi eti ile özellikle soğuk havaların neden olduğu enerji düşüklüğünden kurtulmak mümkündür. Hindinin mutluluk veren etkisinden en iyi şekilde yararlanabilmek için yanında mutlaka bir kompleks karbonhidrat tüketilmelidir. Örneğin yulaf veya çavdar unundan yapılmış bir ekmek veya yulaflı, kinoalı salata, kinoa pilavı gibi yiyecekler iyi birer seçenek olacaktır.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Doğru Duruş, Hormonları Etkiliyor!

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Doğru duruş

CEP TELEFONU KULLANIRKEN 12 ÖNEMLİ ÖNERİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tablerler başında mail, mesaj veya sosyal medya trafiğine dalarak günde ortalama 2-4 saatimizi başımız öne eğik şekilde geçirmekteyiz. Bu, boyun omurlarımıza yılda 700 ila 1400 saat aralığında ek stres yüklüyor olduğumuz anlamına geliyor.Lise öğrencilerinde ise durum neredeyse 5000 saati bulmakta. Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, başta cep telefonu olmak üzere mobil cihazların kullanımı ve düşük ergonomiye bağlı olarak bel, boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının görülme sıklığının arttığına dikkat çekiyor ve doğru duruş hakkında tavsiyeler veriyor.

Doğru duruş, mutluluk hormonlarını etkiliyor!

İş, eğlence ya da sosyalleşme adına elimizden düşürmediğimiz cep telefonu başta olmak üzere mobil cihazlarının kullanım süresi arttıkça sağlığımız üzerinde yarattığı etkiler de ortaya çıkıyor. Özellikle de kas iskelet sistemimiz üzerindeki baskı süresinin artması sorunun daha hızlı gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Bu sorunların başında da boyun ve bel fıtıkları ve bunlara bağlı ağrılar, sinir sıkışmaları, duruş bozuklukları geliyor. Omurgamızın uzun süre aynı pozisyonda durmak için tasarlanmadığını hatırlatan Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, “İdeal duruş omurga sağlığının yanı sıra genel vücut sağlığı ve ruh halimizi de olumlu yönde etkiliyor. Çünkü araştırmalar düzgün duruşun serotonin düzeylerini de olumlu yönde etkilediğini gösteriyor” diyor.

En çok boyun bölgesi etkileniyor

Başımızı nötral pozisyon denilen sağlıklı ideal açıda tuttuğumuzda, boyun omurlarımıza binen yükün yaklaşık 4.5 – 5 kg civarında olduğu biliniyor. Baş statik veya öne eğik haldeyken boyun kasları, çevre tendon ve bağlar başı destekliyor. Yapılan çalışmalar;boynun 15 derece eğimi ile boyuna binen yükün 12.25 kg, 30 derece eğimi ile 18 kg, 45 derece eğimi ile 22 kg’a kadar çıktığını ortaya koyuyor. Bu nitelikteki stresin zaman içerisindeki tekrar eden artışıyla da boyun bölgesinde erken dejenerasyona ve beraberinde çeşitli boyun rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Dr. Nural Aydın bu nedenle aşırı cep telefonu kullanımı ve düşük ergonomi sonucunda sıklıkla karşılaşılan hastalıklar arasında; bel – boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının yer aldığını söylüyor. Genel aşırı kullanım ve duruş bozukluğuna bağlı oluşan sakatlanmalara ek olarak, sürüş veya yürüyüş (özellikle düzgün olmayan yüzeylerde) gibi tam dikkat gerektiren durumlarda cep telefonu kullanımı da akut yaralanma riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle mevcut risklerin farkında olmak ve potansiyel yaralanmaları önlemek için sağlıklı adımlar atmak ve güvenlik tedbirleri almak son derece önem taşıyor.

Cep telefonunu daha ergonomik kullanmak için…

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, mobil telefonları ergonomik kullanmaya yardım edecek önerilerini sıralıyor…

  • -Cep telefonunuzu kullanırken başınızı eğmek yerine telefonunuzu kaldırın.
  • -Ekranı okurken telefonunuzu çene hizası veya biraz altına gelecek şekilde konumlandırın. -Telefonunuzu kucağınızda veya göğüs yüksekliğinin altında tutmaktan kaçının.
  • -Mesaj, mail yazarken başparmağa alternatif diğer parmaklarınızı da kullanmaya çalışın. -Telefonu tek elle kullanmak yerine mümkün olduğunca düz bir yüzeye koyun ya da bir elle telefonu tutarken diğer elle yazmaya çalışın.
  • -Başparmağınızla yazarken parmağınızı bükmek yerine parmak ayasıyla yazmaya gayret edin.
  • -Bileklerinizi mümkün olduğunca rahat ve düz tutun.
  • -Cihazlarınızı kullanırken bilekleriniz ve parmaklarınızdaki gerginliğini en aza indirin. Mümkün olduğunca dik bir postürde durun.
  • -Boyunda düzleşme ve omuz başında içe dönüklüğe sebep olmasından dolayı aşağıya uzun süreli bakmaktan sakının.
  • -Akıllı cihazınızı boynunuzun rotasyon da denilen dönmesine sebep olacak bir yere koymayın.
  • -Mesajlarınızı mümkün olduğunca kısa tutun ya da ses tanıma yazılımlarını kullanın. Fazla tuş vuruşu daha fazla bilek-parmak yorgunluğuna neden olacaktır.
  • -Dokunmatik ekranlı telefonlarda mesajlaşırken, telefonunuzu dikey bir konumda kullanın. Bu, yazarken tuşa basmak için başparmağınızın ulaşması gereken alan miktarını azaltacaktır.
  • -Uzun süreli çalışmalar için cep telefonu veya tablet kullanmayın.

-Yazma sürenizi 10-15 dakikaya sınırlayın. Her 15 dakikada en az 2-3 dakika küçük molalar verin. Telefonunuzu sessize alarak bu küçük molaların kesintiye uğramasını engelleyin.

Devamını Oku...

Beslenme

Ev Turşusu Yapmanın Püf Noktaları

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

ev turşusu

Kış aylarının bittiği, soğuk havaların son günlerini yaşadığımız bu günlerde özellikle kırmızı pancar, lahana ve karnabahar gibi kış sebzeleri tezgahlardan göz kırpıyor. Kalp sağlığından bağışıklık sistemini güçlendirmeye, metabolizmayı hızlandırmadan soğuk algınlığını önlemeye, kanserden korunmadan kan şekerini dengelemeye kadar pek çok faydası olan ev turşusu, içerisindeki meyve ve sebzelerin kalorisini yüzde 30’a varan oranlarda azaltıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu bir besinin yapısındaki karbonhidratın fermantasyon yani mayalanma ile yararlı bakteriler tarafından laktik aside çevrilerek dayanıklılığının artırılması yöntemidir. Evde turşu hazırlarken yararlı bakterilerin mayalanma sürecini başlatması ve zararlı bakterilerin turşuda bulunmaması için dikkat edilmesi gereken bazı  noktalar vardır. Aksi halde hem tat ve lezzet açısından başarılı bir turşu yapılamaz hem de zararlı bakteriler veya onların toksinleri besin zehirlenmelerine neden olabilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan, kabından tuzuna ev turşusu yaparken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Plastik yerine cam kavanoz kullanın

Turşu hazırlamak için kullanılacak kaplar; cam kavanoz veya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan onaylı tek kullanımlık plastik kaplar olmalı. Diğer kaplarda hazırlandığında turşunun içerisine kabın yapımında kullanılan ve insan vücudu için kanserojen olabilen maddelerin geçişi olabilir. Ayrıca kullanılan kabın temizliğine ve hava almamasına dikkat edilmeli. Turşusu yapılacak sebze/meyvelerin de kapta tamamen salamura içinde kalması, üst yüzeyde hava ile temas etmemesi sağlanmalı. Hava ile temas eden sebzeler bozulur ve kesinlikle tüketilmemesi gerekir.

Kabı ve besinleri çok iyi temizleyin

Turşu yapılırken kullanılan tüm malzemeler (kap, sebze-meyveler, kaşık, kepçe vs) çok iyi temizlenmiş ve başka herhangi bir şeyle temas etmemiş olmalı. Ayrıca kimyasal temizlik maddesi kalıntısı da bulunmamalı. Aksi  halde fermantasyonun/ mayalanmanın sağlıklı oluşmasını engeller.

Tuzuna dikkat edin  

Tuzun turşu yapımında yeterli miktarda eklenmesi hem yararlı bakterilerin oluşup zararlı bakterilerin oluşmaması için hem de turşusu yapılan besinlerin sertliklerinin uygun olması için önemli. Tuzu az eklenen turşu; yumuşar, esner, suyu bulanıklaşır ve kararır. Tuzu fazla olan turşuların ise olgunlaşma süresi uzar, tadı fazla tuzludur ve özellikle salatalık gibi sebzelerin turşularının içinde fazla su birikmesine neden olur.

Kaya tuzu ile hazırlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu hazırlarken sofra tuzu yerine kaya tuzu kullanın. Çünkü normal sofra tuzu ile yapılan turşularda kısa sürede yumuşama gözleniyor. Yüzde 8 tuzlu su hazırlamak için 1 litre suya 80 gram tuz eklemek gerekir” diyor.

Limon tuzu ve sirke koyun

Turşu hazırlanırken asitlik oranı düşük olan sebzelere (özellikle taze fasulye, bamya vb) limon tuzu eklemek, tuz miktarını çok artırmadan turşu oluşumunu sağlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda turşunun rengini korur. Sirke de doğal bir koruyucu olması ve turşu fermente olurken istenmeyen bakterilerin oluşmamasını sağlaması bakımından turşuya eklenmesinde fayda var.

Ezik besinlerden kaçının

Turşusunu kuracağınız sebze ve meyvelerin diri, zedelenmemiş, taze ve kaliteli olmasına dikkat edin. Ezilmiş, herhangi bir yerinden çürümeye başlamış meyve/sebzeler turşu yapımında kullanılmamalı. Çünkü bu tür sebze/meyvelerde zararlı bakteriler bulunabilir, turşunun oluşması esnasında yararlı bakterilerin oluşmasını /çalışmasını engelleyebilir ve/veya gıda zehirlenmelerine neden olabilecek zararlı bakterilerin veya onların toksinlerinin besinden uzaklaştırılmasına engel olur.

İçme suyu kullanın

Turşusu hazırlanacak besinler iyice temizlendikten sonra tuz ile karıştırılarak hazırlanan salamura suyun çok temiz olması gerekir. Beklemiş, güvenli olmayan kaynaktan alınmış su olmamalı. Temiz olmayan bir su ile hazırlanan turşuda zararlı bakteriler üreyebileceği gibi gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bu nedenle turşu hazırlarken kullandığınız suyu içme suyundan ya da kaynatıp soğuttuğunuz sudan kullanın.

Beyaz tabakayı hemen alın

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu oluşumu sırasında turşunun üst yüzeyinde beyaz bir tabaka oluşur ise hemen alınması gerekir çünkü küf oluşmasına ve turşunun bozulmasına neden olur. Ara ara kontrol edilerek yine oluşursa yine hemen alınmalı. Bu beyaz tabaka turşuya uygun oranlarda tuz eklenmediyse ve turşu uygun sıcaklıkta bekletilmediyse oluşuyor” diyor.

Karanlıkta bekletin, süresine dikkat edin

Turşu oluşması için hazırlanan sebze ve meyveler karanlık ve serin bir ortamda, 18-20 derece ısıda bekletilmeli. Isının 20 dereceden fazla olması zararlı bakterilerin sayısının turşuda hızla artmasına neden olurken, düşük olması ise iyi bir turşunun oluşmasını engeller. Zararlı bakteri sayısı artan bir turşu sağlık açısından zararlı bir hale gelir. Gıda zehirlenmelerine neden olabilir. Bekletilme süresi genellikle 4-6 hafta arasında olmalı.

Turşu tüketirken dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı İpek Ertan “Turşu tüketirken unutulmaması gereken en önemli nokta turşunun tuz, yani sodyum içeriğidir. Salatalıkta normalde en fazla 6 gram sodyum bulunurken salatalığın turşusunda ise bu miktar 1300 grama kadar çıkar. Diğer sebze ve meyveler için de bu durum çok farklı değildir. Bu nedenle hipertansiyonu, kronik böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, mide rahatsızlığı olan ve ödem problemleri yaşayanların çok fazla tüketmemesi gerekir. Aksi halde fayda yerine zarar verecektir” diyor.

 

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.