Sosyal Medya

Haberler

Meme Kanserine Dur Diyen 3 Kural

Yayınlanma:

,
meme kanserine dur

Her kadının bilmesi gerekiyor…

Meme kanserinde teşhis ve tedavi süreci, kadının kendisini olduğu kadar yakınlarını da olumsuz etkiliyor. Bu istenmeyen sürecin yaşanmaması için tüm kadınların ‘erken tanı’yı ihmal etmemeleri gerektiğini belirten Acıbadem Etiler Tıp Merkezi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney  bu konudaki üç altın kuralı şöyle sıralıyor: “Her kadın 20 yaşından sonra kendi kendini muayene etme alışkanlığı kazanmalı, belli sıklıkta klinik meme muayenesinden geçmeli ve belirli bir yaştan itibaren düzenli olarak mamografi tetkiki yaptırmalı.” Özellikle kadınların 40 yaşından sonra her yıl ‘mamografi’ çektirmeleri gerektiğinin altını çizen Dr. Hüseyin Güney “Meme kanserine dur!” diyebilmek adına, kadınların hangi yaşta hangi muayene yaptırmaları gerektiğini şöyle açıklıyor.

1- Kendi kendine kontrol

Elle muayene, her kadının mutlaka uygulaması gereken bir ‘tanı’ yöntemi. Çünkü belli aralıklarla kadınların memesini kontrol etmeleri, kanserin ileri safhalara ulaşmadan fark edilmesini sağlıyor. 20 yaşından sonra her kadının ‘ayda bir kez’ kendini muayene etmesinin önemine değinen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney “Düzenli olarak kendini ‘elle muayene’  eden bir kadın, bir süre sonra normal meme dokusunu ve kendi meme yapısını öğreniyor. Böylelikle memedeki renk-şekil değişikliklerini ya da farklı bir ‘kitle’yi daha erken safhada fark edebiliyor” diyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney hangi belirtilerden şüphelenilmesi gerektiğini ise şöyle anlatıyor: “Memede veya koltukaltında ele kitle geliyorsa, memenin boyutu veya şeklinde değişiklikler varsa, meme başından akıntı oluyorsa, memenin veya meme başının derisinde renk değişikliği görülüyorsa, bu belirtiler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmeli”.

Nasıl yapılmalı?

Elle muayenenin adet başlangıcından 5-7 gün sonra, hormon etkisinin en az olduğu dönemde yapılması öneriliyor. Çünkü bu günlerde memelerdeki hassasiyet daha az oluyor. Eğer hamile veya menopozda iseniz, kontrolü her ay aynı güne denk getirmenizde fayda var. Elle muayenede izlenecek yolu, önce ayna karşısında kendini incelemek, ardından bir yere uzanarak ‘elle’ muayene etmek olarak sıralayan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney şöyle devam ediyor: “Bir aynanın karşısına geçerek ellerinizi belinize koyun. Memeleriniz simetrik görünüyor mu? Ya da görünürde bir kitle, meme derisinde çöküklük ya da portakal kabuğunu andıran pütürükler var mı? Aynı işlemi ellerinizi kaldırarak yineleyin. Ardından yatarak muayene geçebilirsiniz. Sağ elinizi başınızın altına yerleştirin. Sol elinizin ikinci, üçüncü ve dördüncü parmaklarıyla meme başı çevresinden meme derisine doğru nazikçe bastırarak dairesel hareketler uygulayın. Herhangi bir ağrı, hassasiyet ya da kitle hissediyor musunuz? Koltukaltınıza baktıktan sonra sol memeye de aynısını uygulayın”

2- Klinik meme muayenesi ve meme ultrasonografisi

Bu yöntemin tek farkı; elle muayenenin bir uzman doktor tarafından yapılıyor olması. Uzmanlara göre; klinik muayenenin ve meme ultrasonografisinin 20 yaşından sonra 1-3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise her yıl yaptırılması şart.  Ancak muayene sıklığı, her kadının aile öyküsüne ve taşıdığı risklere göre değişebiliyor.

3- Mamografi taraması

Mamografinin düzenli olarak uygulandığı ülkelerde meme kanserine bağlı ölüm oranı; uygulanmayan ülkelere göre ortalama yüzde 30’dan daha az.  Diğer bir deyişle meme kanserinde ‘erken tanı’ya olanak sağlayan en etkili yöntem; mamografi. Bu tetkik ile elle muayenede saptanmayacak kadar küçük kitleler, hatta kanser öncüsü hücresel değişiklikler bile tespit edilebiliyor. Çarpıcı bir sonuç olarak; mamografi taramasıyla kansere yol açan oluşumlar henüz kitlelere dönüşmeden 2 yıl öncesinden görüntülenebiliyor. Normalde bu yapıların ‘elle’ ya da ‘klinik’ muayenede hissedilebilmesi için 2 yıl geçmesi gerekiyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Hüseyin Güney bu nedenle herhangi bir bulgu ve belirti olmasa bile 40 yaşın üzerindeki her kadının yıllık meme ultrasonografisi ile mamografi çektirmeleri gerektiğinin altını çizerek, “Özellikle 40-50 yaş arasındaki kadınlarda rastlanan kanserlerin büyüme oranlarının daha yüksek olduğunu düşünürsek, her yıl aksatmadan yaptırmaları çok önemli” diyor.

Meme kanserini artıran 8 risk

  • Cinsiyet

    Meme kanserinin erkeklerde görülme oranı, yüzde 1’den daha az. Başka bir deyişle yüzde 99 oranla en sık kadınlarda rastlanıyor.

  • Yaş

    Genç kadınlara göre, 50 yaş ve üzerindeki kadınlar daha fazla risk altında bulunuyor.

  • Aile hikayesi

    Özellikle anne tarafındaki birinci derecelik akrabalıklarda; anne, teyze ve anneannelerde meme kanseri öyküsü varsa, kişide görülme riski daha yüksek.

  • Östrojen hormonu 

    12 yaşından önce yani erken adet olmak kadar menopoza geç girmek (55 yaş) de meme kanseri riskini artırıyor.

  • Hormon tedavisi

    Menopoza giren kadınlara uzun süreli reçete edilen (5 yıl ve fazlası) bazı hormon ilaçları, meme kanseri ihtimalini artırıyor.

  • Meme kanseri hikayesi

    Memelerden birindeki kanser oluşumu, ileride diğer memede de görülmesine sebep olabiliyor.

  • Beslenme

    Yağ ağırlıklı beslenen ve fazla kilosu olanlarda meme kanseri daha çok görülürken, düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite bu riski azaltıyor.

  • Genetik bozukluklar

    Tüm meme kanserlerinin yüzde 5 ila 10’u, BRCA1 ve BRCA2 adındaki kalıtsal meme kanseri genlerinden kaynaklanıyor.

 

 

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Depresyonun Belirtileri Nelerdir

Yayınlanma:

,

depresyonun belirtileri

Depresyon, hayat tarzlarımızın değişmesiyle birlikte artık hemen hemen her yaş grubunda sıklıkla görünen bir rahatsızlık olmaya başladı. Yaşam kalitesine önemli ölçüde darbe vurabilen bu rahatsızlıkla mücadele etmek için uzman yardımı almak, egzersiz yapmak, arkadaş çevresi ile sıkıntıları paylaşmak ve sosyal hayattan kopmamak önemli. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Ercan Abay, depresyonun belirtileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Her 5 kişiden 1’i yaşamının bir döneminde depresyon ile karşılaşıyor

Derin üzüntüler, stres, sıkıntı, yaşam şartları, ekonomik sorunlar… Bu liste daha da uzayabilmektedir. Her insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği bu tür problemler, başa çıkılamaz hale geldiğinde ruh halinde sorunlara neden olabilir. Ancak üzüntü ve keder halinin günlük aktiviteleri engelleyecek bir hal alarak, uzun sürmesi ve işlevselliği bozması depresyon gelişiminin belirtisi olabilmektedir.  Depresyon tanısının koyulabilmesi için kişideki bazı özellikler sorgulanmalıdır.

  1. Çökkün Duygudurum: Kişide çökkün, kederli, kasvetli ve sıkıntılı bir duygudurum hakimdir.
  2. Yorgunluk:Fiziksel enerjide azalma ortaya çıkar.
  3. Uyku bozuklukları: Bu durumda uyku durumuna geçememe, sık sık uyanma, sabah erken uyanma ya da uyku halinin artması gibi tablolar gözlenebilir. Depresyondaki kişiler uyumadıkları halde yatmaya eğilimlidir ki bu da söz konusu rahatsızlığın sürmesinde dikkat çekici bir özelliktir.
  4. İştah sorunları: Kişi kilo kaybedebilir. Son bir ayda diyet yapmadan ortalama kilonun %5’i kadar, en az 4-5kg. verilebilir. Bazı depresif kişilerde de kilo artışı olabilmektedir.
  5. Psikomotor huzursuzluk ya da retardasyon: Depresyon tablosu kişide ajitasyon hali ya da psikolojik fonksiyonlarda azalmaya yol açar.
  6. Yaşamı tehdit eden düşünceler: Kişide ölüm düşünceleri, eğilimleri ya da girişimleri yani intihara yatkınlık görülebilir.
  7. Suçluluk-değersizlik düşünceleri: Yaşanan olaylardan suçluluk duyulabildiği gibi kişinin kendini değersiz hissetmesine de rastlanabilir.
  8. Konsantrasyon güçlüğü: Depresyon halinde kişide dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü görülür.
  9. İlgisizlik:Önceden severek yapılan günlük etkinliklere (okumak, egzersiz yapmak, TV seyretmek gibi) ilginin azalabilir.

Son 15 gündür, yaşamınızın rutin akışınızı bozacak derecede bu belirtilerin en az 5’ini kendinizde fark ediyorsanız, bu durum majör depresyonla karşı karşıya olduğunuz ve psikiyatrik yardım almanız gerektiği anlamına gelebilir.

 İlaçların bağımlılık yaptığı inanışı doğru değil

Depresyon; hafif, orta ve ağır olmak üzere derecelendirilmektedir. Depresyon ile mücadelede psikoterapi ve ilaç tedavisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte kişinin egzersiz yapması ve beslenme düzenine dikkat etmesi de önem taşımaktadır. Depresyon halinin hafif ve orta derecede olması halinde sık seanslarla psikoterapi tek başına yeterli olabilir, ancak ağır depresyonlarda ilaç tedavisi önceliklidir ve depresyon şiddeti hafiflemeye başlayınca psikoterapi de eklenebilir. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair toplumda yanlış bir inanış bulunmaktadır. Bu tür ilaçların bazı yan etkileri bazı kişilerde görülebilse de, bunlar 1-2 hafta içinde geçmektedir. 3 hafta içinde  kişi ilaç tedavisinden yarar görebilmektedir. Ancak bu ilaç tek başına yeterli gelmeyebilir. Kişinin hayata bakışını düzenleyen, olumsuz otomatik düşüncelerin yerine olumlu alternatif düşüncelerin geçmesini sağlayan bilişsel yapılandırma gibi teknikleri içeren ve depresif nöbetlerin ortaya çıkmasını da önleyebilecek bilişsel-davranışçı terapi de alınması önemlidir.

Sosyalleşmekten vazgeçmeyin ve bol bol yürüyüş yapın

Depresyon durumunda kişinin kendi başına çare aramaktan ya da kötü alışkanlıklardan kaçınması önemlidir. Ruh sağlığını güçlendirmek için ise mümkün olduğunca sosyal olmak, dost bilinen kişilerle sorunların paylaşılması gerekir. Ruh sağlığı uzmanlarından kaçınmamak, bu konuda aile hekimlerine danışmak ve yardım almak da önem taşımaktadır. Fiziksel aktivitenin, özellikle de tempolu yürüyüşün antidepresan etkisinin olduğu bilinmektedir. Akşam yemek öncesi gün batmadan yapılacak 30 – 40 dakikalık tempolu yürüyüşün uykuya geçişi kolaylaştırdığı ve antidepresan etkisi olduğu unutulmamalıdır

Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi ve alkolden uzak durulması faydalı olabilir. Ayrıca kişinin intihara eğilimi, bu tür düşünceleri varsa yakınları tarafından mutlaka bir uzmana yönlendirilmesi gerekir.

Devamını Oku...

Göz Sağlığı

Göz Sağlığını Bozan Hatalar

Yayınlanma:

,

göz sağlığını bozan hatalar

Gözlerimiz kuşkusuz en önemli organlarımızdan biri. Günlük yaşantımızın vazgeçilmezleri haline gelen bilgisayar, akıllı telefonlar, tabletler, hatta sosyal medya bile göz sağlığımız için birer tehdit. Uzun süre telefon, bilgisayar, tablet gibi cihazların ekranlarına bakmak göz sağlığının bozulmasına neden olabiliyor. Bu yazımızdaki konumuz, göz sağlığını bozan hatalar …

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca “Ofis ortamı, akıllı binalar, klimalı ortamlar yani yüksek teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken göz sağlığımıza ise önemli zararlar verebiliyor. Gün sonunda kızaran gözler ve yorgun bakışlar, bilgisayar başında geçirilen zamanın uzamasıyla ve ekrana bakarken farkında olmadan yapılan yanlışlar nedeniyle daha sık karşımıza çıkıyor. Hastalarımızdan gözlerde yanma, batma, acıma, kızarıklık, bulanık görme ve göz kuruluğu şikayetlerini sıkça duyar olduk. Oysa körlüğe kadar gidebilecek ciddi sorunların önüne geçmek için hatalı davranışları düzeltmek, tüm önlemlere rağmen şikayetler sürüyorsa hemen bir uzmana görünmek gerekir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca ekrana bakarken kaçınmamız gereken 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ekran ışığını doğru ayarlamamak

Gerek gündüz gerekse gece bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerde ekran ışığını doğru ayarlamaya dikkat edin. Çünkü pek çok kişi için önemsiz gibi görünen bu ayrıntı, göz sağlığınızı olumsuz etkiliyor. Ekran ışığının çok parlak olmaması veya okumayı güçleştirecek kadar kısık olmaması gerekiyor. Ekran çözünürlüğü düştükçe de göz yorgunluğu artıyor.

Göz kırpmayı unutmak

Ekrana bakarken göz kırpma sayımızın yüzde 75 oranında azaldığını biliyor muydunuz? Gözlerimizi bilgisayar ekranına kilitlediğimizde kısa vadede göz kuruluğu, gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme olarak karşımıza çıkan sorunlar, önlem alınmadığı ve bu hatadan dönülmediği taktirde uzun vadede çok daha ciddi göz sorunlarına neden olabiliyor. Gözün açık kalma süresi uzadıkça zarar da artıyor. Bu nedenle ekran başında çalışırken veya ekrana bakarken gözlerinizin dinlenmesi için göz kırpma sayınızı mutlaka artırın ve 20 dakikada bir 20 saniye gözünüzü ekrandan uzaklaştırın.

Kışın su içmeyi ihmal etmek

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Su oranı azaldıkça gözyaşı üretiminde de azalma meydana geliyor. Ancak hele de kış aylarında susama ihtiyacının azalmasıyla, pek çoğumuz yeterince su içmiyoruz. Günde iki litre su içmek böbreklerimizden kalbimize dek sağlık açısından büyük önem taşıdığı gibi, gözlerimizi de doğrudan etkiliyor. Az su tüketilmesinin yanı sıra sıvı ihtiyacının çay ve kahve ile giderilmesi de göz kuruluğuna yol açıyor. Su içmek için susamayı beklemeyin, aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçının.

Isı ve neme dikkat etmemek

Çalışma ortamındaki nem oranı göz sağlığı için çok önemli. Klima ve kalorifer ortamın havasının nem oranını düşürdüğü için başta göz kuruluğu olmak üzere sorunları artırıyor. Rezidans tipi binalarda bu problem daha fazla yaşanıyor. Bu durumda klima sisteminin nem düzenleyici tipte olmasına veya ortamın ayrıca nemini artırmaya dikkat edin. İdeal ofis ortamında nem oranının yüzde 55 civarında olması gerekiyor.

Seviyeye dikkat etmemek

Ofiste saatlerce bilgisayar başında çalışan pek çok kişi, bilgisayarının doğru bir seviyede olup olmadığını bilmiyor. Hatta böyle bir yükseklik ayarı yapılması gerektiği bile bilinmediğinden, göz şikayetleri ister istemez artıyor. Oysa bilgisayar kullanımında, bilgisayar ekranının göz hizasının altında olmasına, ayrıca ekranın 50 cm mesafede bulunmasına dikkat etmek gerekiyor. Yukarı seviyede duran ekran, göz kapak aralığının daha geniş olmasına ve buharlaşma yüzeyinin artmasına neden olurken, bu da kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen göz kuruluğu başta olmak üzere birçok soruna yol açabiliyor.

Gözlerimize iyi bakmamak!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca “Göz muayenesinin düzenli yaptırılması çok önemli. Oysa göz ile ilgili şikayetler çoğunlukla günlük hayatın yoğunluğuna bağlanıyor, hekime görünmek ihmal edilebiliyor.  Gözünüzle ilgili şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez mutlaka göz kontrolü yaptırmayı ihmal etmeyin. Göz kuruluğunuz olduğunda suni gözyaşı ile gözün nemi takviye edilebilir. Ancak göz kuruluğu tipine göre ihtiyaç duyulan gözyaşı damlasının içeriği değişkenlik gösterdiğinden, öncelikle göz hekiminize danışarak suni gözyaşı damlası temin etmekte fayda var. İçinde koruyucu madde olmayan formları tercih etmek gerekiyor” diyor.

Göz sağlığı ile ilgili değerli bilgilerin bulunduğu yazımız için buraya tıklayabilirsiniz. Göz sağlığı hakkında doğru bilinen yanlışlar hakkında yazdığımız yazımız için ise buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Çocuklarda Kasık Fıtığı ve Tedavisi

Yayınlanma:

,

kasık fıtığı

Araştırmalara göre her 20 çocuktan 1’inde görülen kasık fıtığının en sık görülen belirtisi kasık bölgesinde görülüp kaybolan şişliklerdir.Çocuklarda farklı özellikler gösterip, yetişkinlerde zorlanmaya bağlı olarak gelişen,erken teşhis ve doğru planlama ile tedavi edilebilen kasık fıtığı; kısırlıktan hayati tehlikeye kadar sebep olabilecek sorunlara yol açıyor.Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Akman hastalık hakkındaki detayları anlattı.

Tedavide geç kalmamak önemli

Çocuk ve bebeklerdeki kasık fıtığı zamanında tedavi edilmediği zaman çok daha ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen yani boğulmuş fıtık denen durum bağırsağın ve yumurtanın zarar görmesine hatta çürümesine neden olabilmektedir. Bununla birlikte fıtık tedavisinin gecikmesi damarlarda oluşabilecek baskı ve ısı farkı nedeniyle kısırlığa yol açabilmektedir.

Erkek çocuklarda daha sık görülüyor

Çocuk ve bebeklerdeki kasık fıtığı ile yetişkinlerde görülen arasında sadece isim benzerliği bulunmaktadır. Yetişkinlerde genellikle zorlanmayla ortaya çıkan kasık fıtığı, çocuk ve bebeklerde doğuştan gelmektedir. Bebekler anne karnındayken yumurtaları kendi karınları içinde böbreklerine yakın bir bölgededir. Hamileliğin son 2 ayında bebeklerin yumurtaları bir kanal içinde kasık bölgesine doğru inmektedir. Bu kanallar normalde doğumdan önce kapanmaktadır. Ancak bu kanallardan bir veya ikisi çeşitli nedenlerle kapanmayarak zardan bir kese oluşabilmektedir. Kesenin içinde sadece sıvı biriktiği durumlarda halk arasında “Su fıtığı” olarak bilinen Hidrosel gelişirken aynı keseye bağırsak gibi organlar keseyi doldurduğunda bebeklerde fıtık oluşmaktadır. Her 20 çocuktan birinde görülen kasık fıtığı, erkek çocuklarda çok daha sık ortaya çıkmakla birlikte kız çocuklarında da yaşanabilmektedir.

Bebeğinizin şişlikleri uykuda kaybolabilir

Bebek ve çocuklardaki kasık fıtığının en sık görülen belirtisi görülüp kaybolan şişliklerdir. Bebek uyanık ve hareketliyken artan kasık bölgesindeki şişlikler uykuda ya da sırtı üstü yatarken azalmakta hatta kaybolmaktadır. Prematüre veya düşük doğumlu bebeklerde görülme sıklığı neredeyse 3 katına varan kasık fıtığında huzursuzluk, ağrı ve kusma gibi belirtiler de yaşanabilmektedir.

Cerrahi için bebeğinizin büyümesini beklemeyin

Yetişkinlerle kıyaslandığında kasık fıtığının ortaya çıkış nedenleri gibi tedavisi de farklıdır. Korse, fıtık bağı gibi araçların yarar sağlamadığı çocuklarda görülen kasık fıtığının tek tedavisi cerrahi yöntemdir. Hidrosel, kordon kisti de kasık fıtığı olup, teşhis ve tedavileri farklıdır. Hidrosel bir yaşından önce tedavi edilmezken kordon kisti ise en kısa sürede ameliyat edilmelidir. Başka bir sağlık sorunu olmayan bebeklerin anestezi almasında sorun bulunmamaktadır. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ameliyatlar yeni doğmuş bebeklerde bile rahatlıkla uygulanabilmektedir.

Aynı gün evinize dönebilirsiniz

Cerrahi işlem sırasında ameliyat bölgesine etkili ağrı kesiciler yapıldığı için sonrasında çocuğu rahatsız edecek oranda ağrı yaşanmamaktadır. Cerrahinin ardından çocuk taburcu edilmektedir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek görülmemektedir. Ancak büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilmektedir. Uzman ellerde gerçekleştirilen cerrahilerin ardından fıtığın tekrarlama ihtimali çok düşüktür. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur.

Yazının orijinal halini okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.