Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Meme Kanserinden Korunmanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Meme Kanserinden Korunmanın Yolları

Son yıllarda gençlerde de sıkça görülen çağın hastalığı meme kanserinden korunmanın yollarını bilerek ve yaşam tarzınızda yapacağınız bazı değişikliklerle büyük ölçüde önleyebileceğinizi biliyor muydunuz?

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, “Yeni tanı alan meme kanserlerinin yaklaşık yarısı erken adet görme, ilk doğum yaşının geç olması, geç menopoz gibi risk faktörlerine bağlıdır. Yaklaşık yüzde 5- 10 kadarında da ailesel meme kanserleri ile ilişkilidir. Geri kalanlar yaşam şekli, çevresel faktörler gibi değiştirilebilir etkenlere bağlıdır. Temel yaşam tarzı değişiklikleri ile meme kanserinden korunmak mümkündür” diyor. Ülkemizde ve dünyada kadınların en sık kapısını çalan, her 8 kadından birinde görülen meme kanserinden korunmanın 9 yolunu anlatan Prof. Dr. Gökhan Demir, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıklı Beslenin ve Sağlıklı Kilonuzu Koruyun

Obezite özellikle hormon duyarlı meme kanseri riskini artırıyor. Vücuttaki fazla yağ dokusu östrojeni artırarak meme kanseri açısından risk oluşturuyor. Yapılan çalışmalar Akdeniz diyetinin meme kanseri riskini azalttığına işaret ettiğinden, günde en az 3 porsiyon mevsiminde sebze ve meyve, lifli gıdalar tüketmek gerekiyor. İşlenmiş gıdalardan, yağlı yiyeceklerden ise uzak durun.

Fiziksel Olarak Aktif Olun ve Düzenli Egzersiz Yapın

Yapılan çalışmalar; obeziteden bağımsız olarak fiziksel aktivite ve haftada en az 3 gün 40 dakika yapılan egzersizin meme kanserine karşı koruyucu olduğunu ortaya koyuyor.

Sigarayı Bırakın, Gerekirse Destek Alın

Sigara meme kanseri için de risk faktörü. Elektronik sigaralar da dahil olmak üzere her türlü tütün türevinden uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız en kısa zamanda bırakmak üzere danışmanlık alın.

Uyku Düzeninize Dikkat Edin

Dünya Sağlık Örgütü, uyku düzensizliğini kanserojen etkiler arasında sayıyor. Gece vardiyasında çalışan kadınlarda yapılan çalışmalar bu kadınlarda meme kanseri riskinin arttığını gösteriyor. Uyku sırasında salınan bir hormon olan melatoninin kansere karşı koruyucu olduğu yönünde kanıtlar giderek artıyor.

Alkolden Uzak Durun

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Düzenli olarak günde 2-3 kadeh alkol tüketen kadınlarda meme kanseri riski yüzde 20 artmaktadır. Günde bir kadeh alkol tüketenlerde bile riskin yüzde 7 oranında arttığı gösterilmiştir. Son birkaç yılda uluslararası onkoloji cemiyetleri, Dünya Sağlık Örgütü alkol kullanımına giderek daha çok dikkat çekmekte ve uyarılarda bulunmaktadır” diyor.

Yıllık Taramanızı Yaptırın

40 yaş üzerindeyseniz hiç yakınmanız ve aile öykünüz olmasa dahi yıllık taramanızı yaptırın. Erken tanı hayat kurtarıyor. Yıllık muayene, mamografi ve ultrason ile tarama programlarında meme kanseri tanısı alan her beş kadından biri kurtarılıyor.

Emzirme

Yapılan çalışmalar; erken yaşta bebek sahibi olmanın ve bebeği emzirmenin meme kanserine karşı koruyucu olduğunu ortaya koyuyor. Emzirme sürecinde meme dokusu daha düşük oranda östrojene maruz kalıyor ve emzirme süresi arttıkça koruyuculuk artıyor.

Gerekirse Danışmanlık Alın

Ailenizde özellikle de birinci ve ikinci derece yakınlarınızda meme kanseri hikayesi varsa tarama açısından genetik danışmanlık almak faydalı. Özellikle meme kanseri ile ilişkisi olduğu bilinen ve kuşaklar boyunca aktarılabilen bazı gen mutasyonu taşıyıcılarında meme kanseri ortaya çıkmadan önce alınabilecek koruyucu önlemler mevcut.

Gereksiz Hormon İlaçları Kullanmayın

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Gereksiz hormon ilaçları kullanmayın. Hormonal tedaviler çok dikkatli, yakın hekim kontrolünde yapılması gereken tedavilerdir. Fertilite tedavilerinin ve hormon replasmanı tedavilerinin yakın hekim gözetiminde yapılması riski azaltmaz. Uzamış tedavilerden kaçınmayı öneriyorum. Bu dönemde mamografik ve ultrasonografik takiplerin de daha özenli yapılması şart” diyor.

Meme kanseriyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Hamilelikte Hangi Bitki Çayları İçilebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hamilelikte Hangi Bitki Çayları İçilebilir

Adaçayı faydalarından dolayı hamilelikte anne adayları arasında popüler olan bitkilerden biri ancak gebelikte tüketirken dikkatli olmak gerekiyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal gebeliğin ilk üç ayında adaçayı ve benzeri bitki çaylarını tüketirken dikkatli olunmasını hatta mümkünse hiç tüketilmemesini vurgulayarak önemli açıklamalarda bulunuyor.

Adaçayı Hangi Nedenle Hamilelerde Düşük Tehlikesine Yol Açar?

Hamilelikte anne adaylarının en çok merak ettikleri sorulardan biri de hamilelikte adaçayı içmenin güvenli olup olmadığıdır. Amerikan Gebelik Derneği’nin hamilelikte çok miktarda adaçayı tüketiminin zararlı olabileceğine dair araştırmalarının olduğunu belirten Prof. Dr. Orhan Ünal, adaçayında bulunan thujone isimli bileşenin gebelikte yüksek tansiyona ve düşüğe neden olabileceğini vurguluyor.

Adaçayı Hamileliğin Her Döneminde mi Tehlikeli?

Hamilelikte; ilk üç ayda adaçayı, sinameki, fesleğen, keten tohumu, ahududu çayların tüketilmesi ve özellikle de sık sık tüketilmesi düşük olasılığını artırabileceği düşünülüyor.

Hamileliğin ikinci ve üçüncü üç aylık dönemlerinde adaçayının kan basıncını arttırıcı etkisi nedeniyle, özellikle yüksek tansiyona eğilimi olan gebelerde plasentanın erken ayrılmasına yani dekolman riskinin artmasına neden olabiliyor. Bu nedenle adaçayının, doktora danışılmadan tüketilmemesi gerekiyor.

Adaçayı ile Birlikte Hangi Bitki Çaylarından Uzak Durulmalıdır?

Prof. Dr. Orhan Ünal, hamilelikte tüketildiğinde erken doğuma sebep olabileceği düşünülen; fesleğen, biberiye, lavanta, yaban mersini, sarı kantaron, melisa yaprağı, kediotu, oğul otu, aleo vera, karahindiba gibi bitkilerin çaylarının da gebelikte dikkatli tüketilmesi, riskli durumlarda hiç tüketilmemesini öneriyor.

Hamilelik boyunca, hatta hamilelik planlandığı andan itibaren uzak durulması önerilen bitki çayları arasında aslında tedavi edici özelliği de bulunan kava ve sarı kantaron bitkileri de yer alıyor. Bunun yanında karayılan otu da kadında menstural döngüyü (adet kanamasını) destekleyici özellik gösterdiği için sakıncalı olabiliyor.

Kafein hamilelikte mümkün olduğu kadar uzak durulması gereken bir maddedir. Yeşil çayın içerisinde de diğer çaylarda olduğu gibi kafein bulunduğu için dikkatli tüketilmesi gerekiyor.

Hangi Bitki Çayları İçilebilir?

Hamilelik döneminde anne adayının vücudunun sıvı ihtiyacı arttığı için bol sıvı tüketmeleri gerekiyor. Su tüketimini azaltacağı ve içerisindeki kafeinden dolayı siyah çay ve kahveden mümkün olduğu kadar uzak durmaları gerekiyor.

Kesinlikle günde 1, en fazla 2 fincanı geçmemek şartıyla gebelikte faydalı olan bitki çayları tüketilebilir. Bu bağlamda özellikle hamilelik döneminde soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıklardan korunmak ve bağışıklık sistemini güçlü kılmak için zencefil, ıhlamur, papatya, rezene, kuşburnu, melisa çayları güvenle içilebilir. Rezene çayı, anne adayının sıvı ihtiyacını giderip rahatlamasına yardımcı olduğu için, taze zencefil çayı da mide bulantısı ve hazımsızlığı hafiflettiği için tüketilebilecek bitki çayları arasında yer alıyor. Ancak kurutulmuş zencefil çayı gebelikte önerilmiyor.

Papatya, rezene, ısırgan otu çayları da doğum sonrası lohusalık döneminde anne sütünü arttırmak için tercih edilebiliyor. Ancak gebelikte bu bitki çaylarının da günde 2 fincandan fazla tüketilmemesi ve demlendikten sonra bekletilmeden tüketilmesi önem taşıyor.

Hamilelik döneminin, bir kadının ruhsal, fiziksel neredeyse tüm özelliklerinin değişim gösterdiği aşırı farklı ve hassas bir dönem olduğunu ifade eden Prof. Dr. Orhan Ünal, dolayısıyla da genel geçerli sağlıklı beslenme kuralları haricinde gebelikte yiyip içilen her bir maddenin doktor onayından geçmesini öneriyor.

Hamileliğin ilk üç ayında (ilk trimester’da) önerilmeyen ahududu çayı, 4. aydan itibaren günde bir iki fincan olmak üzere, güvenle içilebiliyor. Özellikle kalsiyum ve diğer mineraller açısından zengin olan bu çayın, rahim kaslarını beslemeye yardımcı olabiliyor.

Hamilelik boyunca tüketilebilecek bitki çaylarının marketlerden alınan hazır paketlerden ziyade aktarlardan alınan sade bitki olarak tercih edilmesi gerekiyor.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Gür Saçların Sırrı Sağlıklı Beslenmede Saklı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gür Saçların Sırrı Sağlıklı Beslenmede Saklı

Işıl ışıl parlayan, hacimli ve gür saçlar… Sağlıklı saçlar denildiğinde aklımıza genellikle kozmetik ürünler ve düzenli uygulanan bakımlar geliyor. Ancak bu faktörler etkili olsalar da, gür saçların sırrı sağlıklı beslenmede saklı! Çünkü besinlerin içerisinde bulunan vitamin, mineral ve proteinler kan yoluyla saç köklerine ulaşıyor ve saç yapısını koruyup ve güçlendiriyor.

Vitamin, mineral ve proteinden zengin olan besinleri yeterince tüketmiyorsanız, bu alışkanlığınız saçlarınızın kuru, kırılgan ve mat olmasına, daha da kötüsü dökülmelerine yol açabiliyor. Sağlıklı saçlar için yeterli ve dengeli beslenmenin son derece önemliyken, besin değeri zengin gıdalar tüketerek ve saçlara zarar veren tuz ile şeker gibi besinlerden kaçınarak saçlarınızın kalın, parlak ve güçlü olmasını sağlayabilir, hatta beyazlama süresini bile geciktirebilirsiniz.

Sağlıklı Saçlar İçin Bu Besinleri Tüketin

Tüm sağlıklı besinler saçlarımız üzerinde etkili olsalar da, bazı besinler var ki içerdikleri vitamin ve minerallerle ayrı bir önem taşıyorlar. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, sağlıklı ve gür saçlar için mutfağınızdan eksik etmemeniz gereken 10 besini anlattı, önemli bilgiler verdi.

MANDALİNA

Mandalina C vitamini içeriği sayesinde, saç tellerini besleyen kılcal damarları güçlendiren kolajen üretimine yardımcı oluyor. Aynı zamanda vücuttaki demir emilimini artırarak saçı güçlendiriyor. Mandalinadaki B vitaminleri de saçın daha hızlı uzamasını sağlıyor, saç kaybını azaltıyor ve beyazlama sürecini yavaşlatıyor. Sağlıklı saçlar için her gün 2-3 adet küçük boy mandalina tüketmenizde fayda var.

SOMON

Somon, sağlıklı omega-3 yağ asitlerinden zengin bir balık. Vücudumuz bu sağlıklı yağları kendisi üretemediği için yiyecek veya takviyelerden almanız gerekiyor. Omega 3 sayesinde saçlar daha parlak ve canlı görünüyor. Haftada 2 kez somon balığı tercih edebilirsiniz.

YOĞURT

Yoğurt, B5 vitamini olarak adlandırılan, pantotenik asit içeriyor. Bu vitamin sayesinde saç incelmesi ve saç dökülmesi problemlerini önlüyor. B5 vitamini saç derisindeki kan akımını hızlandırarak saç derisini de koruyucu yapıya sahip. Günde 2 kase yoğurt tüketebilirsiniz.

HAVUÇ

Havuç, Beta karoten, yani A vitamini yönünden zengin bir besin. Vücut tarafından sebum yapmak için A vitamini gerekiyor. Sebum tüylerimizin oluşturduğu yağlı bir madde ve sağlıklı bir kafa derisi için doğal bir bakım sağlıyor. Sebum olmadan kepekli ve kuru saç problemi yaşanabiliyor. Bu nedenle A vitamininden zengin olan havucu kışın salatalarınızdan eksik etmeyin.

TARÇIN

Vücutta kan dolaşımını artırması sayesinde saç köklerine oksijen ve besin taşınmasına katkıda bulunuyor. Bu etkisiyle saç köklerini güçlendiriyor ve bakım yapıyor. Tarçını çayınıza ya da meyvelerin üzerine ekleyerek tüketebilirsiniz.

YUMURTA

Vücutta biyotin eksikliği saç kırılmalarına sebep oluyor ve saç derisinde kepeklenme yapıyor. Yumurtada yüksek miktarda biyotin bulunuyor. Biyotin suda çözünebilen bir B vitamini. Yumurta aynı zamanda en iyi protein kaynağı. Bu sayede protein yapıda olan saçı besliyor ve sağlığını koruyor. Her gün 1 adet yumurta tüketebilirsiniz.

YULAF

Yulaf, saçın büyümesini hızlandıran, kalın ve sağlıklı hale gelmesini sağlayan demir, lif, çinko, omega-3 yağ asitleri ve çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin bir besin. Yulafı sütle pişirdikten sonra içerisine meyve, kuruyemiş ve tarçın ekleyip kahvaltıda tüketebilirsiniz.

MERCİMEK

Protein, demir, çinko ve biyotin içeren mercimekte bol miktarda folik asit de bulunuyor. Folik asit, cilt ve saç derisinde kırmızı kan hücrelerinin yapısını besliyor. Saç derisinin oksijene doymasını sağlıyor. Bu özellikleri sayesinde yeni saç oluşumuna zemin hazırlıyor ve saçları güçlendiriyor. Mercimeği salatalarınızda veya tencere yemeği olarak haftada 2-3 kez tüketebilirsiniz.

ISPANAK

Ispanak A vitamini, demir, beta karoten, folat ve C vitamini içeriyor. Bu mineraller saç ve saç derisi için çok önemli. Saçları nemlendiriyor ve güçlendiriyor. Demir saçlar için özellikle önemli bir mineral. Vücutta demir eksikliği saç dökülmesinin başlıca nedenini oluşturuyor. Ispanak demir içeriği zengin bir besin. Yine demir içeriği zengin olan kırmızı et ile birleştiğinde biyo yararlılığı artıyor. Örneğin kıymalı ıspanak yemeği demir açısından zengin bir besin olup, saç dökülmesi yaşayanlar için doğru bir besin tercihi.

KURUYEMİŞ

Kuruyemişler E vitamini, selenyum ve çinkodan zengin besinlerden. Bu mineraller sayesinde saç yapısını güçlendiriyorlar. Kaju, içerdiği yüksek biyotin ile saçın sağlıklı uzamasını sağlıyor. Ceviz de içerdiği elastin sayesinde saç kırılmalarını engelliyor. Özellikle antepfıstığı erkeklerde görülen kellik problemine iyi geliyor. Her gün 2 tam ceviz veya 10 adet kaju/antep fıstığı tüketebilirsiniz.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Anne Olma Şansını Artıran Besinler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Anne Olma Şansını Artıran Besinler

Anne olma şansını artıran besinler neler? Ispanaktan yumurtaya, mercimekten avokadoya… Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, yumurtanın kalitesi ile sayısını artırabilmek için öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmek gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle folik asit, omega 3, A, D ve E vitamini ile çinko ve selenyum içeren besinleri düzenli olarak tüketmek çok önemli. Bu bileşenler genel olarak tükettiğimiz günlük gıdalarımız olan tahıl, taze meyve, sebze ve kuruyemişlerde bolca bulunuyor” diyor…

Bilimsel verilere göre, günümüzde her 7 kadından biri hamile kalmakta güçlük çekiyor ve ilerleyen yıllarda obezite, sigara kullanımı, alkol, aşırı kahve tüketimi gibi hatalı yaşam ile beslenme alışkanlıkları nedeniyle bu oranın ikiye katlanacağı öngörülüyor. Bunun nedeni ise yumurtanın sayısı ile kalitesinin bu faktörlerden olumsuz yönde etkilenmesi. Yüz güldüren haber ise infertilite (kısırlık) sebepleri arasında sayılan yaş ve genetik faktörleri değiştirmek mümkün olmasa da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, hamilelik planlayan çiftlerin sağlıklı ve doğru beslenerek şanslarını artırabilmeleri. Öyle ki Harvard Üniversitesi ve Cleveland Clinic tarafından yapılan çalışmalara göre; doğru beslenme ve hayat tarzının düzenlenmesiyle kadınlarda hamilelik şansı yüzde 70 gibi yüksek bir oranda artabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, yumurtanın kalitesi ile sayısını artırabilmek için öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmek gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle folik asit, omega 3, A, D ve E vitamini ile çinko ve selenyum içeren besinleri düzenli olarak tüketmek çok önemli. Bu bileşenler genel olarak tükettiğimiz günlük gıdalarımız olan tahıl, taze meyve, sebze ve kuruyemişlerde bolca bulunuyor” diyor.

SEBZELER

Yeşil Yapraklı Sebzeler

Ispanak, pazı ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri zengin folik asit sayesinde yumurta kalitesini artırıyorlar. Ayrıca genetik anormalliklere bağlı düşük riskini de azaltıyorlar.

Brokoli

Yumurtlama için hayati önem taşıyan C vitamini ve folik asit açısından zengin bir besin. C vitamininin progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesine yardımcı olup lüteal faz yetmezliği riskini azalttığı bildiriliyor.

Brüksel Lahanası

Folik asit açısından zengin olan Brüksel lahanası döllenmiş olan yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyor.

Lahana

Lahana di-indol methan açısından zengin bir besin. Bu madde infertilitenin yaygın sebeplerinden olan endometriozis ve miyom oluşumuna karşı koruyucu etki gösteriyor.

Patates

C vitamini açısından zengin ve lüteal faz yetmezliği olan kadınlarda faydalı oluyor. Havuç: Beta-karoten açısından zengin olan havuç yumurtalıklardan yumurtlama (ovülasyon) oranlarını artırırken, oluşan hamileliğin düşükle sonuçlanma riskini de azaltıyor.

MEYVELER

Nar

İçerdiği bol miktarda C vitaminiyle progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesinde kolaylaştırıyor ve rahmin en iç tabakası olan endometriumun döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için hazırlanmasına yardımcı oluyor. Ayrıca cinsel isteği de artırıyor.

Avokado

Folik asit, E vitamini, lif, doymamış yağ asitleri ve minerallerden zengin bir meyve. E vitamini, rahmin iç tabakası endometriumun olgunlaşmasına katkıda bulunarak döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyor.

Muz

B6 vitamini ve potasyum açısından zengin bir meyve. Yumurtanın kalitesini artırıyor. Kırmızı meyveler (dut, ahududu, yaban mersini): Bol miktarda C vitamini ve folik asit içeren kırmızı meyveler progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesine yardımcı olup lüteal faz yetmezliği riskini düşürüyor.

HAYVANSAL PROTEİNLER

Yağsız Et (Tavuk, Kırmızı Et)

Demir ve esansiyel yağ asitleri açısından zenginler. Demir eksikliği kadınlarda yumurta oluşumu ve yumurtlama sorunlarına neden olabiliyor. Haftada 2 kez tüketmek gerekiyor. Yumurta: D vitamini, kolin, omega-3 yağ asitleri ve folik asit açısından zengin. Bu içerikleri sayesinde Polikistik Over Sendromu (PCOS) ve miyom gibi iyi huylu ur nedeniyle gelişen döllenme sorunlarının aşılmasına katkı sağlıyor. Ayrıca yumurta kalitesini artırıyor. Günde 1 veya 2 yumurta farklı şekillerde tüketilmeli. Kabuklu deniz ürünleri (Karides, İstiridye vs): B12 vitamini açısından çok zengin olan bu deniz ürünleri döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyorlar.

Somon

Omega 3 yağ asitleri açısından çok zengin olan somon yumurta kalitesini artırıyor. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ Mükemmel bir kalsiyum, D vitamini ve probiyotik deposu olan süt ve yoğurt, Polikistik Over Sendromu (PCOS) ve miyom gibi iyi huylu urların varlığına bağlı döllenme sorunlarının aşılmasına yardımcı oluyor.

BAHARATLAR

Zerdeçal

C, E vitamini ile folik asit, beta karoten ve lutein gibi antioksidanlar açısından zengin olan zerdeçal adet düzensizliğinin önlenmesinde fayda sağlayarak doğurganlığı artırıyor. Antioksidanlar vücuttu oluşan zararlı serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yumurta kalitesini yükseltiyor.

Sarımsak

Antioksidanlar ve selenyum açısından zengin. Selenyum yumurta kalitesini artırıyor.

YAĞLAR VE YAĞLI TOHUMLAR

Zeytinyağı

Antioksidan etkinliğine sahip doymamış yağ asitlerini yüksek oranda içeriyor. Kadınlarda insülin direncini azaltarak doğurganlığın artırılmasına katkıda bulunuyor. Kabak ve ayçiçeği çekirdeği: Sağlıklı bir üreme sistemi için gerekli olan çinkoyu yüksek oranda içeriyorlar. Çinko, antioksidan etkisiyle üreme organlarında kan akımını artırıyor.

Keten Tohumu

Omega 3 ve lignin açısından çok zengin. Lignin, miyom boyutlarının küçülmesine katkıda bulunarak doğurganlığın artırılmasına yardımcı oluyor. Omega 3 yağ asitleri, antioksidan etkiyle hücre yıkımını azaltarak ve rahimde kan akımını artırarak oluşan hamileliğin rahme yerleşmesi ve devamında rol oynuyor.

KURUYEMİŞLER

Badem

İçerdiği E vitamini ve omega 3 yağ asitleriyle yumurta kalitesini artırıyor. Ceviz: Omega 3 yağ asitleri, magnezyum ve lif açısından zengin olan ceviz antioksidan etkiyle yumurta kalitesini artırıyor.

KURUBAKLAGİLLER

Mercimek ve Fasulye

Bitkisel protein, lif ve B vitamini açısından zenginler. Bu içerikleriyle kadınlarda yumurtlama (ovülasyon) oranlarını artırıyor ve oluşan hamileliğin düşükle sonuçlanma riskini azaltıyorlar.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar