Sosyal Medya

Çocuk Sağlığı

Lösemi Tedavisinde Yalnız Olmadığınızı Bilin

Yayınlanma:

,
Lösemi Tedavisinde Yalnız Olmadığınızı Bilin

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof.Dr. Buket Erer Del Castello, 2-8 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Lösemi Haftası sayesinde toplumun hastalığın gerçekleri hakkında bilgilendirme fırsatı yakaladığını söyledi. Ülkemizde lösemi hastalığıyla ilgili farkındalığın biraz umutsuz bir yaklaşımla oluştuğunu söyleyen Del Castello, “Kitlesel farkındalık sadece üzülme ve acıma duygularıyla beslenmemeli. Tedavisi olabilen bu hastalığın uzun ve zahmetli tedavi sürecinde yalnız olmadığınızı bilin. Toplumu hastalığın günümüzdeki gerçekleri ile bilgilendirmeliyiz ” dedi.

Ülkemizde lösemi hastalığı ile ilgili farkındalığın üzülme, acıma ve umutsuzlukla oluşmasına izin verilmemesi gerektiğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof.Dr. Buket Erer Del Castello, “Kendinizi çaresiz hissetmeyin” dedi. Lösemi haftası dolayısıyla yapılan açıklamada Del Castello, “Doktorlarınız, hemşireleriniz, siz ve hasta yavrunuzla birlikte bu zahmetli yolu birlikte yürüyerek düzlüğe çıkacağınıza inancınız olmalı” şeklinde konuştu. Lösemiyle ilgili genel bilgileri paylaşan Del Castello, şunları söyledi:  “Özellikle çocukluk çağı lösemileri gündemimizde. Bunun en önemli nedeni çocukluk çağı lösemilerinin önemli bir kısmı kemoterapi ile tedavi edilebilir olması. Aklımıza ölümcül bir hastalık değil tedavi edilebilir bir hastalık gelmeli. Bu tedavi uzun süreli ve zahmetlidir. Bu nedenle aile bireylerinin bilgilendirilmesi, ailenin tedaviye uyumu, doktora güveni gibi unsurlar tedavinin başarısında önemli rol oynar. Lösemi genetik bir hastalık değildir, yani kalıtsal değildir, ancak bazı hastalıklarda lösemi gelişme riski daha yüksektir. Bazı hastalıkların erken tanısında yapılan tarama testleri gibi löseminin gelişeceğini gösterecek bir test yoktur. Ancak ‘erken teşhis ‘ tanımı altında klinik olarak ortaya çıkmış hastalıkta vakit geçirmeden, hastalığın ilerlemesine imkan vermeyerek tedaviye başlanması önemlidir.”

Kemoterapi ile yüzde 85’ini iyileştirebiliyoruz

Hangi rahatsızlıklar löseminin ana belirtileri olduğunu ve hangi yaşlarda daha çok ortaya çıktığıyla ilgili bilgi veren Del Castello, “Lösemili hücreler tümör hücreleridir ve kemik iliğini istila ederler bunun sonucu kemik iliğinin ana hücreleri görevlerini yapamaz. Özetle kemik iliğinde oksijen taşıyan alyuvarlar, enfeksiyonla mücadele eden akyuvarlar, kanı pıhtılaştıran trombositler üretilemez ve hasta ateş (enfeksiyon), solukluk ve halsizlik (kansızlık), vücudunda kolaylıkla oluşan morluklar, diş eti kanaması gibi yakınmalarla doktora başvurur, bazen aileler boyundaki lenf bezlerinin şiştiğini de fark ederler. Lösemi her yaşta görülebilir, çocuklarda en sık 2-5 yaş arasında görülür. Günümüzde çocukluk çağı lösemisin bazı tiplerini sadece kemoterapi ile yüzde 85 ini iyileştirebiliyoruz. Yüksek riskli olarak tanımlanan lösemili hastalara kök hücre nakli uygulayarak tedaviye devam ediyoruz.

Kök hücre tedavisi başarısı için tek bir rakam vermek mümkün değildir. Hastalığın evresi, kök hücre vericisinin özellikleri ve nakil tipine göre başarı yüzdeleri değişir” şeklinde konuştu.

Ebeveynler kendini suçlamasın

Öncelikle ‘ben ne yaptım da oldu ?’ sorusunu ebeveynlerin kafalarından atması gerektiğini belirten Del Castello, şunları söyledi: “Sizin bir suçunuz yok. Bugün löseminin gelişmesinde rolü olan bazı faktörleri biliyoruz ama hangi çocuğun ne zaman neden lösemi olacağını bilemiyoruz. Tedavisi olabilen bu hastalığın uzun ve zahmetli tedavi sürecinde yalnız olmadığınızı bilin. Kendinizi çaresiz hissetmeyiniz. Doktorlarınız, hemşireleriniz, siz ve hasta yavrunuzla birlikte bu zahmetli yolu birlikte yürüyerek düzlüğe çıkacağınıza inancınız olmalı. Yavrularınıza korku ve endişe değil, sevgi ve güven duygusu veriniz ve onlara başarma isteklerini kamçılayacak söz ve davranışlarla yaklaşınız. Doktorunuza güveniniz, her söylediği, önerdiği, kısıtladığı, yasakladığı,  hepsi ve her şey unutmayın önce yavrunuzun sonra sizin iyiliği içindir.”

Gönüllü donör sayısı artırılmalı

Ulusal Kemik İliği Bankası’nın yeterli olup olmadığı ve halkımızın bu tür merkezlere nasıl başvurabileceğini sorduğumuz Del Castello, şu yanıtları verdi:  “Dünyada 27 milyondan fazla kemik iliği gönüllüsü var. Aile içinde uyumlu vericisi olmayan; ama iyileşmek için kök hücre nakline ihtiyacı olan bir hastanın dünya bankasından doku tipi uyumlu donör bulma şansı gönüllü donör sayısının artması ile doğru orantılıdır. Ülkemizde uluslararası akreditasyonlu biri Ankara’da diğeri Istanbul’da olmak üzere 2 adet kemik iliği bankası mevcut. Bu yıl açılan ulusal donör bankası olarak hizmet veren Türkök’ün yurt içi ve yurt dışı donör tarama ve bulma konusunda önemli katkısı olacaktır.”

Toplum bilgilendirmeli

Lösemi farkındalığı artırmak ve donör bağışı için toplumu hem işitsel, hem de görsel medya ile eğiterek bilgilendirmenin şart olduğuna dikkat çeken Del Castello,  “Televizyonda bu tür eğitim programlarına geniş yer verilmeli, ancak bu tür eğitim programları geniş kitlelerin izleyebileceği uygun saatlerde yayınlanmalı. Okullarda sosyal sorumluluk projesi olarak öğrencilerin katılımını sağlayan aktiviteler (sokak anketleri, hazırlanmış el broşürlerinin dağıtılması vs gibi) yapılabilir. Bu arada geniş bir kullanıcı kitlesi olan sosyal paylaşım sitelerinden faydalanmak da katkı sağlayabilir” dedi.

Ülkemizde en ileri tedavi imkanları mevcut

Ülkemizde lösemili çocuklarımızı tedavi eden çok iyi yetişmiş pediatrik hematolog ve onkologların olduğunu belirten Del Castello,  “Hastalarımıza tüm gelişmiş ülkelerde uygulanan tedavi protokollerinin aynısı uygulanıyor. Ülkemizde geçen sene 3000’i aşan hastaya kök hücre nakil yapıldı. Bu nedenle kök hücre nakli ihtiyacı olan lösemi hastaları bu tedaviyi ülkemizde deneyimli ekip ve merkezlerde alabiliyorlar” dedi. Del Castello şunları ekledi: “Ancak ülkemizde gelişmiş ülkelerden lösemi ve lösemili hasta konusunda örnek alınması gereken bazı eksikliklerin olduğunu söyleyebiliriz ve bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Uzun süren lösemi tedavisinin her aşamasında doktor ve ailenin maruz kaldığı zorluk ve engeller kaldırılmalı;
  • Yurt dışından ilaç temini ve akrabadışı donör tarama ve bulma başta olmak üzere tedavinin parçası olan aşamalarda devlet güvencesi olmalıdır. Hasta ailesi maddi ve manevi açıdan mağdur edilmemeli ve doktor ve hasta yalnız bırakılmamalıdır;
  • Sevgi ve emekle bakılan, acıya zorluğa dayanarak lösemiden iyileşen ve evine giden çocuklarımızı bakımsızlık ve ihmal nedeniyle kaybetmek kabul edilemez bir durumdur. Bu gerçeği değiştirmek ‘aileler ve ailelerden oluşan toplumun eğitimi’ ile mümkündür.

 

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Tencere Yemeği Kabızlık Karşıtı!

Yayınlanma:

,

Tencere Yemeği Kabızlık Karşıtı!

Çocuklarda en sık görülme nedeni hatalı beslenme

Kabızlık yaşa göre dışkı yapma sıklığının azalması ya da sert dışkılama olarak tanımlanıyor. Çocuklarda sık görülen kabızlığa hatalı tuvalet alışkanlıklarından bazı ilaçlara, hipotiroidi gibi çeşitli hastalıklardan vücudun yapısal sorunlarına kadar birçok etken yol açabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Latif Abbasoğlu, ebeveynlerin gerek akşam saatlerinde zamanlarının kısıtlı olması, gerekse çocukların isteklerini kıramamaları nedeniyle makarna ve köfte gibi yemekleri sıkça yapmalarının kabızlığı tetiklediğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla kabızlığı önlemek için alınması gereken önlemlerin başında fast food alışkanlığından vazgeçmek, Anadolu’da “tencere yemeği” olarak tabir edilen posalı ve sulu yemekler ile sızma zeytinyağıyla pişirilmiş yemekleri tercih etmek geliyor” diyor.

Fast food alışkanlığından tuvalet eğitimine…

Özellikle bebeklerde anne sütünden inek sütüne geçişlerde aşırı inek sütüyle beslenmek, katı gıdalara geçişler ve mama konsantrasyonunun değiştirilmesi sıkça görülen etkenler arasında yer alıyor. Kabızlığı tetikleyen bir diğer durum ise okul öncesi dönemindeki çocukların oyuna ya da çizgi filme dalmaları ya da herhangi bir şeyle oyalanmaları nedeniyle, okul çağındaki çocukların da okulda tuvalete gitmemek için dışkı yapmayı ertelemeleri. Ayrıca çocukların kullandıkları bazı ilaçlar ve hipotiroidi gibi tıbbi tedavi gerektirecek durumlar da kabızlık oluşturabiliyor.

Fizyolojik etkenler de kabızlık yapabiliyor

Prof. Dr. Latif Abbasoğlu kabızlık sorunu olan çocuklarda kalın bağırsağın son kısmındaki sinir sisteminin iyi gelişmemesinin de kabızlık nedeni olduğunu belirtiyor. Kabız olan çocuğun muayenesinde “anal fissür” denilen çatlakların varlığının da mutlaka araştırılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Latif Abbasoğlu, ”Bazen anüs olması gerekenden biraz daha önde yerleşiyor ve kabızlığı tetikliyor. Bunun yanı sıra kabızlığın bir başka nedeni de makat darlığıdır ki bunun da mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor, aksi takdirde kronik kabızlık sürecine davetiye çıkaran bir durum oluyor” diyor.

Makatta çatlaklara dikkat!

Çocuk Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Latif Abbasoğlu çocuklarda kabızlığın en sık yol açtığı komplikasyonun makatta çatlaklar olduğuna dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Makat çatlaklarına bağlı olarak çocuk ağrılı dışkı yaptığı için dışkı yapmaya reddediyor. Bunu reddettikçe kalın bağırsağın son kısmında kalan dışkının içindeki su daha fazla emiliyor ve dışkı daha da sertleşiyor, hatta taş gibi bir hal alıyor. Aslında çatlakların mı kabızlığa, kabızlığın mı çatlaklara neden olduğu hala net değil ama bu sorunu yaşayan her çocukta özellikle anal fissür denilen çatlakların varlığının araştırılması ve varsa ona yönelik tedavi yapılması çok önemli, aksi halde süreç kronikleşebiliyor ve çocuğun yaşam kalitesi olumsuz etkileniyor” diyor.

Sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu gelişebiliyor

Kabızlığın yol açtığı bir başka önemli sorun da idrar yollarının etkilenmesi. Dolayısıyla dışkı ve idrarın zamanında yapılması büyük önem taşıyor. Eğer yapılmazsa her iki sorun birbirini tetikleyerek sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Bazı çocuklarda makattaki taşlaşmış olan dışkının boşaltılamaması nedeniyle yeni gelen ve nispeten daha yumuşak olan dışkının alta kaçırılması da kabızlık sonucu gelişen bir başka problem. Tıpta ‘enkomprezis’ denilen bu durumda bazen çocuk ve aile inatlaşması sonucu bu süreç uzuyor ve iyice kronikleşiyor, tedavisi güçleşiyor. Aile, hekim ile çocuk işbirliğiyle durum tedavi edilebiliyor ve sorun ortadan kalkıyor.

Ameliyat ne zaman gündeme geliyor?

Kabızlık sorununda altta yatan nedene göre başvurulan beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi, tuvalet eğitimi ve bazı ilaçlar sorunun ortadan kalkmasını sağlıyor. Kabızlığın tedavisinin aile-hekim ile çocuk iş birliği içerisinde yürütülmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Latif Abbasoğlu, “Kabızlık uzun vadeli, sık sık tedaviye cevabın kontrol edildiği bir süreç gerektiriyor. Dolayısıyla sabır ve düzenli bir tedavi önem taşıyor” diyor.

Çocuk Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Latif Abbasoğlu cerrahi tedaviye sadece kalın bağırsağın son kısmındaki sinirlerin iyi gelişmemesine bağlı olan hastalığın varlığı söz konusu olduğunda başvurulduğunu belirterek şu bilgileri veriyor: “Kabızlık sorununda makat darlığı, makatta çatlak gibi durumları ortaya koymak ve varsa onların tedavisine yönelmek gerekiyor. Kalın bağırsağın son kısmındaki sinirlerin iyi gelişmediğine yönelik şüphelerde de biyopsiye kadar giden süreçle sinir hücrelerinin mutlaka iyi gelişip gelişmediği ortaya konuluyor. Sinirler iyi gelişmemişse bu durumda tek çözüm cerrahi tedavi oluyor.”

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

Çocuklarda Kalp Hastalıklarının 6 Sinyali

Yayınlanma:

,

Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeyin, çocuğunuzda kalp hastalığı olabilir!

Doğumsal kalp hastalıkları canlı doğan her bin çocuktan 5-8’inde görülüyor. Çocuklarda kalp hastalıkları yüzde 20 oranında yenidoğan döneminde ağır tablolarla ortaya çıkıyor ve acil tedavi gerektiriyor. Çocuk hekimleri rutin muayenelerinde kalpte ek ses “üfürüm” ile kasık nabzı eksikliği gibi durumları saptayabiliyor ve kalp uzmanının kontrolünü istiyor. Ancak çocukların bir kısmında hastalık bulgu vermiyor ve sessiz sedasız seyir edebiliyor. Bu nedenle kalp tarama testlerinin yapılması yaşamsal önem taşıyor. Kalp hastalıklarının erken müdahalesinde bir başka önemli nokta daha var, o da bazı belirtilerde zaman kaybetmeden doktora başvurmak. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı çocuklarda en sık görülen kalp hastalıkları belirtilerini sıraladı, yaşamsal öneme sahip önerilerde bulundu.

Çocuklarda kalp hastalıklarının sinyalleri

Morarma

Özellikle yenidoğan döneminde kalp hastalığı şüphesi uyandıracak en önemli bulgu, morarmadır. Morarma çocuklarda özellikle eforla, yenidoğanda ise ağlama ve beslenme anlarında artıyorsa, bu durum kalp anomalisinde çok önemli bir belirtiyi oluşturuyor. Bu nedenle morarması olan her yenidoğanda ve çocukta mutlaka kardiyolojik muayene ve bunu tamamlayan oksijen satürasyonlarının ölçümü, ekokardiyografi, EKG (elektrokardiyografi) gibi kalp testlerin yapılması gerekiyor.

Büyüme ve gelişme geriliği

Kalbin metabolizmanın ihtiyacını karşılayamadığı durumlarda çocukta büyüme gelişme tablosu normal ilerlemeyebiliyor. Ancak çocuklarda kalp yetmezliği bulguları net bulgu vermeyebiliyor. Bu nedenle büyüme ve gelişme sorunu olan çocuklarda özellikle kalp kası hastalığı olup olmadığının saptanması hayati önem taşıyor. Çünkü kalp kası hastalıkları ani yaşamsal sorunlar yaratabiliyor.

Göğüs ağrısı

Göğüs ağrısının en sık nedenini kalp hastalıkları oluşturmasa da, tarama testi niteliğinde kardiyolojik kontrol yapılması gerekiyor. Çocukta özellikle spor yaparken eforla birlikte göğüs ağrısı varsa mutlaka kardiyolojik testler yapılmalı, kalp kası hastalığı, doğuştan koroner arter anomalisi olup olmadığı kanıta dayalı olarak netleştirilmeli.

Bayılma

Bayılma, nörolojik ve metabolik nedenler dışında kalp kası hastalıkları ve ritim anormallikleri nedenleriyle de oluşabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı bu durumda kalbin yapısının ekokardiyografi, ritim düzeninin de EKG (elektrokardiyografi) ile incelenmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Çarpıntı

Kalpte gerek dinlenme anında gerekse efor sonrasında oluşan çarpıntılar çok önemli. EKG ile kalp ritim anormalliği olup olmadığı kalp doktoru tarafından araştırılmalı. Çok yavaş veya çok hızlı kalp atımları mutlaka EKG ile kontrol edilmeli.

Aşırı terleme, çabuk yorulma

Metabolizmanın artmış iş gücünü karşılayamayan kalpte zamanla kalp yetmezliği gelişebiliyor. Hipertiroidi, anemi, demir eksikliği gibi durumlar kontrol edildiğinde açıklanamayan terleme veya çabuk yorulma mutlaka kalp kontrolünü gerektiriyor. Çocuklarda kalp yetmezliği kendisini aşırı terleme ve çabuk yorulma olarak da ifade ediyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Arda Saygılı özellikle uykuda yastığı bile ıslatan terlemelere dikkat edilmesi ve zaman kaybetmeden doktora başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

 

Erken müdahale hayat kurtarıyor!

  • Hamilelikte doğumsal kalp hastalıklarının tanısı da mümkün oluyor ve erken müdahale hayat kurtarıyor. Bu nedenle hamilelikte düzenli muayenenin asla atlanmaması gerekiyor.
  • Doğumsal kalp hastalıkları her zaman bulgu vermediği için hayatı aniden tehdit eden durumlar oluşturabiliyor. Dolayısıyla her çocukta mutlaka bir kez de olsa kardiyolojik testler yapılmalı, kanıta dayalı olarak doğumsal hastalık olmadığı netleştirilmeli.
  • Sportif aktivite çağına gelen her çocukta, EKG ve Ekokardiyografi gibi kalp testleri mutlaka yapılmalı.
  • Erişkin yaşta oluşabilecek kalp ve damar hastalıkları çocukluk çağında başlıyor. Çocuğunuzu kalp hastalıklarına karşı korumak için erken yaşta spor yapmasına teşvik edin ve doğal gıdalarla beslenmesine dikkat edin. Unutulmayın ki “spor kalbin dostu, şeker ise düşmanı”dır.

Kalp sağlığı ile ilgili tüm yazılarıma ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Çocuk Sağlığı

“Neden Çocuğum Çok Ağlıyor?” mu Diyorsunuz?

Yayınlanma:

,

Çocuğum çok ağlıyor” diyorsanız dikkat!

“Çocuğum çok ağlıyor” diyenlerdenseniz çocuğunuzda demir eksikliği olma ihtimali var.Demir eksikliği; son yıllarda hemen hemen herkesin dilinde olan bir konu. İlk bakışta çok ciddiye alınmasa da aslında sonuçları son derece hayati olan önemli bir sağlık sorunu. Özellikle kadınlarda oldukça yüksek oranda görülen demir eksikliği, çocuklar için de önemli bir tehdit oluşturuyor. İştahsızlıktan büyüme geriliğine, çarpıntıdan öğrenme güçlüğüne kadar birçok sağlık sorunun altından demir eksikliği çıkıyor. Hatta ve hatta çocukların huysuzlaşıp, ağlama krizlerine bile girmesine neden olabiliyor. Bu nedenle de anne babaların demir eksikliği belirtilerini erken evrede fark edip, mutlaka doktor kontrolüne girmeleri ve gerekli önlemleri almaları şart. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Eroğlu Kayacık, demir eksikliğinin belirtileri ve alınması gereken önlemleri şu şekilde sıralıyor.

Yaşıtlarına göre daha küçük duruyorsa

Çocuklarda çok sık rastlanan bir sorun olan demir eksikliği önemsiz gibi görülse de aslında oldukça önemli bir sağlık problemi. Öyle ki çocuğun tüm vücut mekanizması demir eksikliğinden etkileniyor. Demir eksikliği yaşayan çocuğun büyümesi yavaşlıyor, hareketsizleşiyor, yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetleri her geçen gün artıyor.

Cilt rengi soluklaşıp, tırnaklarında şekil değişikliği oluşuyorsa

Çocuklarda demir eksikliğinin gözle görülür ilk belirtilerinden biri renklerinin soluklaşması. Ağız kenarındaki çatlaklar, tırnaklarda şekil değişiklikleri ve kırılma, gözün beyaz kısmında mavi renk değişiklikleri de çocuğun yaşadığı bu sorunun dışarıdan anlaşılmasını sağlayan göstergeler olabiliyor.

İştahsızlıktan nefes alma bozukluklarına sağlık sorunları varsa

Demir eksikliğinin neden olduğu sorunlar bunlarla da bitmiyor. Baş dönmesi, kulak çınlaması, dil yapı bozuklukları, ağrılı yutma, iştahsızlık, kabızlık, çarpıntı ve nefes almada güçlük çocukların yaşayabileceği diğer önemli sorunlar arasında yer alıyor.

Öğrenme güçlüğü yaşıyorsa

Demir eksikliği bazı çocukların öğrenmelerinde de sıkıntılara neden olabiliyor. Oturma, yürüme, konuşma gibi gelişim basamakları gecikebiliyor, öğrenme güçlüğü yaşanabiliyor. Özellikle okul dönemindeki çocuklarda dikkat dağınıklığı olup dil ve matematik derslerinde başarı oranı düşüyor.

Durduk yere huysuzlaşıp, ağlama krizlerine giriyorsa

Demir eksikliği birçok yapısal etkinin yanında huy ve davranış değişiklikleri de yapabiliyor. Çocuklar özellikle anneye daha bağımlı, çekingen veya tam tersi huzursuz ve hırçın olup anlamsız ağlama krizlerine girebiliyorlar. Bu durumun nedeni tam olarak ortaya koyulmamakla birlikte, vücut eksikliğini hissettiği şeylerde bu şekilde farklı tepkiler verebiliyor.

Yemek olmayan maddeleri ağzına götürüyorsa

Çocuklar zaman zaman toprak, kireç, kalem ucu, duvar boyası buz gibi şeyleri yemeye çalışabiliyor. Bu durum, gıda olmayan maddeleri ağza götürme alışkanlığının yaşandığı pika sendromu. Pika sendromunun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte demir, kalsiyum, çinko, B1 ve B6 vitamin eksiklikleri ile psikososyal gelişim bozuklukları sonucu yaşanabiliyor. Ancak bu noktada kesin olmayan bir detay var. O da çocuk demir eksikliği nedeniyle mi toprak yiyor, yoksa toprak yediği için mi demir eksikliği görülüyor.

Demir Eksikliğinin Önüne Geçebilmek İçin Bilgiler

Sebzenin yanında c vitaminli içecek içirin

Bazı çalışmalarda kalsiyumdan zengin besinlerin özellikle hem olmayan demirin emilimini azaltabileceği belirtilse de bazı çalışmalar da etkilemediği yönünde. Yani et, yumurta gibi hayvansal ürünler süt ürünleri ile alındığında demir emilimi çok etkilenmiyor. Örneğin et ve yoğurt birlikte tüketilebiliyor. Ama yeşil sebzeler ile yoğurt beraber alındığında emilimi azaltabiliyor. Bu yüzden dengelemek için yoğurt ve sebze birlikte tüketildiğinde yanında C vitamini içeren içecekler içilmeli veya domates yenmeli.

Ispanak yüksek demir içerir” lafı bir efsanedir

Okzalat içeren gıdalar özellikle hem olmayan demir alımını azaltıyor. Ispanakta yüksek oranda okzalat olup içeriğindeki demirin emilimini engelliyor. “Yoğurtla karıştırıldığında ıspanağın demiri düşer.” Diye bir düşünce oldukça yanlıştır. Çünkü zaten ıspanak çok iyi bir demir kaynağı değildir.

Ek gıdaya başlamakta geç kalmayın

Demir eksikliğinin önüne geçebilmek için bebeğinize ek gıda vermeye 6 aylıkken başlamalısınız. Beslenme düzeninde anne sütünün yanı sıra mutlaka demir içeriği yüksek gıdalar olmalı. Büyümenin hızlandığı dönemde demir alımı da artırılmalı. Ek gıdalara meyve, yoğurt ile başlayıp sonrasında sebze çorbalarına geçebilirsiniz. Sebze çeşitlerini artırdıktan sonra çorbalara demir deposu olan inek veya koyun eti ekleyebilirsiniz. Demir oranı yüksek olan ciğeri haftada bir çocuğunuza pişirebilirsiniz. Beslenmeye dokuz aydan sonra kuru baklagilleri katabilir ve yeşil mercimeğe öncelik verebilirsiniz.

Demir eksikliğiyle mücadele edebilmek için gerekli bilgiye buradan ulaştınız. Demir eksikliği kadar fazlasının da zararlı olduğunu anlatan bir başka yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.