Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Koku Almak Sandığınızdan Daha Önemli

Yayınlanma:

,

Kötü kokuya maruz kalınca depresif, iyi kokuya maruz kalınca mutlu oluyoruz. Peki ya bir gün koku alamazsak? İşte o zaman hastalık belirtileri baş gösteriyor

Koku almak; tat almak başta olmak üzere hayattan zevk almak için gereken birçok güzelliğin ilk adımıdır.
Yediğimiz yemekten zevk almak, bozulmuş bir gıdadan uzak durmak, birini ya da bir anı hatırlamak… Sayısız duygu; koku alma becerimizle doğru orantılı olarak gelişir.
Koku almak ve kokuya bağlı duygu şekillenmeleri, araştırmacıların da dikkatini çekmiş ve kokuların ruhsal dünyamıza olan etkilerini araştırmışlar. Güzel kokuların duyduğunuz ağrının şiddeti üzerinde etkili olduğunu biliyor muydunuz?
Yapılan bir araştırma, özellikle kadınların güzel kokular aldıklarında hissettikleri ağrının şiddetinde azalma yaşadıklarını gösterdi. Yani güzel kokuların mutlulukla bir ilgisi olduğu artık bilimsel bir gerçek.
Durumun zıttı da ters bir etki yapıyor.
Yani kötü kokulara maruz kaldığınızda ruh halinizde farklılıklar meydan ageliyor.

KÖTÜ KOKU ETKİLİYOR
Konu üzerinde yapılan araştırmalar, uzun süre kötü kokuya maruz kalan kadınların ruhsal durumlarının kötüye gittiğini göstermiş. Kanadalı bir araştırma grubu, 20 kadın ve 20 erkek üzerinde bir deney yapmış her iki grup üyesinin elleri sıcak ve soğuk suya sokulmuş.
Eş zamanlı olarak kokular koklatılmış. Güzel kokular kadınların ellerindeki yanma hissini çok daha az hissetmelerine sebep olmuş.
Elleri sıcak sudayken sirke gibi rahatsız edici kokulara maruz bırakılan kadınlarda ise yanma hissi daha fazla hissedilmiş. Araştırma yeterince ilginç ancak elde edilen en ilginç netice, erkeklerin bu durumdan hiç etkilenmemiş olması. Yani erkekler elleri sıcak suyun içindeyken ne koklarlarsa koklasınlar duydukları ağrının şiddetinde hiçbir farklılık gözlemlenmemiş.
Kokuların hayatımızdaki yeri sandığımızdan daha önemli. Birçoğumuz bir şeyler koklarken koklayabildiğimizi fark etmeyiz bile. Oysa durum tam tersi olduğunda, yani koklayamamaya başladığımızda bunu kesinlikle hisseder ve rahatsız oluruz. Toplum genelinde ihmal edilse de hayatı zorlaştırmaya başladığında hemen bir uzmana başvururuz. Durumun tespiti ise son derece kolay.
Koku alma duyusunda meydana gelen kayıp, sadece 15 dakika süren ve son derece kolay yöntemlerle uygulanan bir test neticesinde ölçülebilir. Herkesin iyi bildiği sekiz farklı koku, farklı şişelere konuyor ve hastanın bu kokuları ayırt etmesi isteniyor.
Ardından ikinci aşamaya geçiliyor ve bu kez kokulu ve kokusuz metaryellerin hasta tarafından ayırt edilmesi isteniyor. İki aşamalı bu test sonucunda koku kaybının varlığı ve derecesi ölçülüyor. Gerek görülmesi halinde tetkikler, tomografi veya MR ile devam ediyor. Koku kaybının sebebi belirlendiğinde ilgili tedaviye başlanıyor.

FONKSİYON KAYBOLUR
Koku alamadığınızı fark ettiğinizde aklınıza ilk olarak burun temelli solunum yolu problemleri gelir ve ilgili doktora başvurursunuz. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, koku fonksiyon kaybının;
Alzheimer, Parkinson ve multiple skleroz gibi bazı nörolojik ve majör depresyon gibi psikolojik hastalıkların da habercisi olabileceğini gösteriyor.
Saydığım bu hastalıkların ilk bulgularından biri, koku fonksiyonunun kaybolmaya başlamasıdır. Elbette koku duyunuz azaldığında aklınıza gelmesi gereken ilk hastalıklar bunlar olmasına rağmen, sadece bu hastalıklar düşünülmemelidir. Alerjik nezle, burun polipleri, sinüzit, ileri evrede burun kemiği ve kıkırdak eğrilikleri, burun travmaları ve burun eti büyümeleri koku kaybının başlıca kaynaklarındandır.
ABD’nin Florida Üniversitesi McKnight Beyin Enstitüsü Koku ve Tat Merkezi’ndeki araştırmacılar; hastalığın erken dönemlerinde insanların sol burun deliğinden koku alamamasının Alzheimer’a yakalanma riskini artırdığını açıkladı. Fıstık ezmesi, mentol ve sabun kokusu, bu hastalığın erken teşhisinde kullanılıyor. Yapılan bir araştırmada bu üç koku, Alzhimer hastası kişilere 20 cm mesafeden koklatılmış ve teşhisli Alzhimer hastalarının, bu kokuları duymadıkları tespit edilmiş! Koku duyusunda azalma ya da kayıp, Alzhimer’ın erken belirtileri arasında ilk sırada yer alıyor.

PARKİNSON BELİRTİSİ OLABİLİR
Parkinson, beyinde hücre dejenerasyonu, yani hücre ölümü ve işlev kaybı gibi sebeplere bağlı gelişen ciddi bir nörolojik hastalıktır. Titreme, hareketlerde yavaşlama ve denge kaybı gibi belirtiler gösterir.
Yapılan araştırmalar, koku almada azalmanın, Parkinson hastalığının erken teşhisinde önemli rol oynadığını gösterdi. Burnumuzda, beyne devamlı sinyal gönderen sensörler bulunur ve nörolojik bir hastalık olan Parkinson’un, koku alma duyusunu etkileyerek ortaya çıkması tesadüf değildir.
Yüksek tansiyon, toplumumuzda sıklıkla görülen bir hastalık. Yapılan araştırmalar, birbirinden farklı çok sayıda sebebi olabilen yüksek tansiyon hastalığının, erken belirtilerinden birinin de koku alma duyusunda azalma olduğunu gösterdi.
Chicago’da bulunan Smell&Taste Research and Treatment Foundation’da (Kokutat araştırma ve tedavi merkezi) görevli Dr. Alan R. Hirsch, tat almanın yüzde 90’ının koku almaya bağlı olduğunu söylüyor.
“Aşırı tuzlu yemek, yüksek tansiyon hastalığının sebepleri arasında yer alır. Bu hastaların tuzlu yemelerinin altında koku alamamaları yatıyor olabilir” diyen bilim adamları yaptıkları araştırmalar neticesinde, koku alma duyusunda meydana gelen azalmanın yüksek tansiyonun erken belirtilerinden olduğunu ortaya çıkardılar.

TAT ALMAK KOKUYLA ALAKALI
Diyabet ve obezite, son yıllarda en sık görülen hastalıklar arasında yer alıyor. Obezitenin genetik faktörler, yanlış alışkanlıklar ve benzer sebepleri vardır. Tüm sebepler bir tarafa aşırı yemek yemek obeziteye sebep olan en önemli faktördür. Daha önce de bahsettiğim gibi tat almanın yüzde 90’ı kokuyla ilişkilidir. Eğer koku alma duyunuzda bir azalma söz konusuysa, yediklerinizden yeterli zevki alamaz ve dolayısıyla daha fazla yersiniz! Koku alma duyusundaki yeterlilik, dolaylı yoldan yediklerinizin miktarını da etkiliyor.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.