Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Kinoa Tohumu Nedir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kinoa Tohumu Nedir

Yüzyıllar önce bazı kabilelerin ana besin kaynağı olan kinoa, içerdiği yüksek lif ve protein sayesinde sofralarda yeniden yer bulmaya başladı.

Kinoa Tohumu Nedir? Son yıllarda, daha önce adını duymadığımız ancak şimdilerde faydaları saymakla bitmeyen gıda maddeleri duyar olduk. Kinoa da bunlardan biri. Üstelik sayısız tarife eklenerek lüks restoran ve kafelerin mönülerine girmeyi dahi başardı. Kinoa; Güney Amerika’nın And dağlarında yetişen, ıspanak ve pancar gibi bitkilerin alt familyasında kendine yer bulan tahılımsı bir bitki tohumudur. Bundan yüzyıllar önce bazı kabilelerin ana besin kaynağı olan kinoa, şimdilerde saymakla bitmeyen faydalarıyla yeniden tercih edilmeye başlandı. Hatta Birleşmiş Milletler, 2013 yılını Uluslararası Kinoa Yılı ilan etti. Bir gıda maddesi için oldukça övücü bir tanımlama değil mi? Peki kinoanın faydaları nedir?

Kinoa egzersiz programınızı olumlu etkiler

Pişmiş kinoa, USDA besin veri tabanınagöre, fincan başına yaklaşık 8 gram protein içeriyor.
Ayrıca, vejetaryenler için eksiksiz birkaç proteinden biridir. Yani vücudunuzun ihtiyaç duyduğu dokuz temel amino asiti içerir. Bu nedenle size ağırlık kaldırma ve uzun toplantılar için enerji verecektir.

Sağlıklı sindirimi destekler

Bir fincan kinoa, 5 gram lif içerir. Diyetinizde yeterli lif seviyeleri; daha iyi sindirime, düşük kolesterol düzeylerine, kan şekerini kontrol etmeye ve sağlıklı kilo vermenize yardımcı olur. Lifin bedeninize olan faydalarından daha önceki yazılarımda detaylarıyla bahsetmiştim.

Doğanın çoklu vitaminidir

Kinoa, demir, magnezyum, kalsiyum, potasyum, folat (bir B vitamini) ve benzerleri için inanılmaz bir kaynaktır. Vitamin takviyelerinizi tamamen ortadan kaldırmayabilirsiniz ancak kesinlikle birkaç kutuyu hayatınızdan çıkartmaya yardımcı olacaktır.

Kinoa iyi bir karbonhidrattır

Kinoanın yüksek protein ve lif seviyeleri nedeniyle vücudunuzdaki şekere daha hızlı dönüştüren diğer tanelerden daha iyidir. Ayrıca doğal olarak düşük kalorilidir (fincan başına 222 tane).

Çok yönlü ve lezzetlidir

Kinoanın genellikle salatalar için daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz. Ama aslında birçok yemeğe lezzet katar. Kinoayı; vejetaryen burger haline getirin veya kahvaltı için püresini yoğurtla birlikte deneyin, çorbalarınıza katın. Kinoa birçok ünlü şefin tariflerinde baş köşede yer alıyor. Şimdilerde lüks restoran ve kafelerin mönülerinde yer almaya başladı bile.

PROTEİN BAKIMINDAN ZENGİN

İyi ve kaliteli protein, tüm gerekli aminoasitleri içeren, vücutta kullanılabilirliği yüzde 100 olan proteindir. Hayvansal proteinlerin tümü bu gruba girer ve kinoa bu grupta olan birkaç bitkisel gıdadan biridir. Pirinç ve buğday gibi tahıllarla kıyaslandığında daha kaliteli ve yüksek protein içerdiği bilinmektedir.

KİNOA GLUTENSİZ Mİ?

Gluten; tahıl, buğday, arpa, çavdar ve yulaf içinde bulunan bir proteindir. Gluten içeren tahıllarla yapılan tüm yemeklerde gluten etkisi görülecektir. Çölyak hastaları ya da glüten intoleransı yaşayanlar bu besinleri tükettikleri zaman; karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal, uyuşukluk, sersemlik, yorgunluk gibi belirtiler gözlenebilir.
Teknik olarak kinoa glüten içermediğinden glütensiz olarak tanımlanıyor fakat kinoa glütene benzer depo proteinlerine sahip. Bu proteinler çölyak hastalarında ya da glüten intoleransı olanlarda glüten benzeri etki gösterebilir mi? Yeni yapılan bir çalışmaya göre evet, gösteriyor. American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir çalışmada kinoanın 15 grubu incelenmiş ve ikisinin -Ayacuchana ve Pasankalla- çölyak hastalığı olan kişilerde bir tepkiye yol açabileceği bulunmuş. Buna geçici bir çözüm bulmak için satın aldığınız firmayla iletişime geçip bu konuda bilgi alabilirsiniz ya da deneyip vücudunuzdaki tepkileri gözlemleyerek başka bir marka ya da renk (kırmızı, beyaz ya da siyah) kinoa deneyebilirsiniz.

YÜKSEK LİF ORANI İÇERİYOR

Son zamanlarda kanser, kalp hastalıkları gibi oksidatif stresle ilişkili birçok dejeneratif hastalık riskini azaltmada doğal antioksidanlar üzerinde duruluyor. İki önemli flavonoid olan quercetin ve kaempferol; kinoa içinde bolca bulunan antioksidanlardır. Yeterli miktarda lif tüketimi, kalp hastalığına karşı koruma sağlar. Mevcut araştırmalar, günde 12 ila 33 gram lifin kan basıncını düşürebileceğini, kan kolesterol seviyelerini daha iyi hale getireceğini ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkilendirilen enflamasyonu azaltabileceğini göstermektedir. Bir fincan kinoa, 5 gram lif içerir.

Kinoa almadan önce bilmeniz gerekenler

Kırmızı, beyaz ve siyah olmak üzere kinoanın üç ayrı rengi bulunuyor. Kırmızı ve siyahın tadı beyaza göre daha keskindir. Porsiyon ölçüsüne dikkat edilip kinoanın bir karbonhidrat kaynağı olduğu unutulmamalı. Ayrıca kırmızı ve siyahın, salatalar gibi soğuk yemeklerde daha iyi olduğu ünlü şefler tarafından söyleniyor.
Sağlığınız için önceden yıkanmış olan kinoayı satın alın. Bulması kolaydır (etiket söyleyecektir) ve genellikle daha pahalı değildir. Kionayı pişirmeden önce yarım saat suda bekleterek eğer vaktiniz yoksa kabuğundaki saponin maddesinin acı tadının yok olması için akan soğuk suyun altında tel bir süzgeçte iyice yıkayın. Gluten içerip içermediğini kontrol edin.

Kinoa glutensiz bir besin olarak lanse edildi ve genellikle de öyle. Markette satılan kinoalar genellikle gluten içermez. Ancak satın almadan önce, kinoanızın glutensiz sertifikalandırılmış olduğundan emin olun.
Her zaman söylediğim gibi doğru beslenmek için doğru alışveriş yapmak, doğru alışveriş yapmak içinse etiketleri doğru okumak gerekir.
Özellikle etiketin ‘içindekiler’ kısmında yazılanları anlamıyorsanız yani anlam veremediğiniz harf ve rakamlar yine anlayamadığınız kelimelerin başına ya da sonuna geliyorsa dikkat! Büyük olasılıkla katkı maddesi içeren bir ürünün etiketini okuyorsunuz!

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Kolon kanserini akdeniz diyetiyle önleyin; sebze ve meyvenin bol tüketildiği, kırmızı etin oldukça azaltıldığı, balık ve zeytinyağına ağırlık verildiği “Akdeniz Diyeti”nin başta kolon kanseri olmak üzere birçok kanser türünün gelişimini önlediği bilimsel çalışmalarla kanıtlanıyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Meltem Ergün, ABD, İngiltere ve İspanya’da yapılan uzun takipli araştırmaların sonucunda kolon kanseri gelişimini önleyen diyet tipinin Akdeniz tipi beslenme olduğunun saptandığını vurguladı.

Bol sebze ve meyvenin antioksidan yapısıyla kanser gelişimini azaltmaya yardımcı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Meltem Ergün şu bilgileri verdi: “Akdeniz mutfağında tereyağı ve margarin kullanılmaz, zeytinyağı oldukça fazla tüketilir; tuz yerine de baharat kullanılır. Her gün bol miktarda çiğ ve pişirilmiş sebze ile meyveler yenir. Haftada 5-6 porsiyon balık ve tavuk tüketilir. Kırmızı et ise ayda birkaç kez tüketilir.”

 TARAMAYA 45 YAŞINDAN İTİBAREN BAŞLANMALI

Yeni bilimsel yayınların kolonoskopi taramalarının 45 yaştan itibaren yapılmasını önerdiğini söyleyen Doç. Dr. Meltem Ergün, şu bilgileri aktardı: “Kalın barsak kanserinden korunmanın diğer bir yolu da düzenli kontrollerimizi yaptırmaktır. Hiçbir şikayeti olmayan bireylerde 45 yaşında tarama başlamalı. Ailesinde kalın barsak kanseri olanlarda ise hastalık ortaya çıkış yaşından 10 yıl önce tarama başlamalıdır. Örneğin hastanın babasında kalın barsak kanseri tanısı 50 yaşında konmuşsa, oğluna 40 yaşında kolonoskopi yapılmalıdır. Ayrıca dışkıda karışık kan bulunması, tuvalet alışkanlığında değişme, istemsiz kilo kaybı ve sebebi bilinmeyen kansızlık alarm belirtileridir ve hemen kolonoskopi yapılmasını gerektirir.”

Tarama amaçlı kolonoskopi, kolonda kanser öncülü olarak bulunan poliplerin (et benleri) saptanması ve bunların çıkarılması amacıyla yapılıyor. Zira bu poliplerin çıkarılmadığı takdirde 5-10 yıl içinde kalın barsak kanserine dönüşme ihtimalinin bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Meltem Ergün, “Polipler çıkarılınca risk sıfırlanmış olur. Polip saptanmazsa 10 yıl tekrar kolonoskopi yapılması gerekmez. Ancak polip saptanan hastalar yeni polip çıkma ihtimaline karşın 2-3 yılda bir kolonoskopik takibe devam etmelidir” diye konuştu.

Kolon kanserinden korunmak için…

  • Akdeniz tipi beslenme uygulayın
  • Fiziksel aktivitenizi artırın (günde yarım saat hafifçe terleten spor)
  • Bol su için (günde 2-3 litre)
  • Sigaradan ve alkolden uzak durun
  • 45 yaşından itibaren düzenli tarama yaptırın (kolonoskopi)

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Hindistan Cevizi Yağının 5 Faydası

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

hindistan cevizi yağının 5 faydası
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞININ 5  FAYDASI:

Hindistan cevizi yağı , son yılların mucize besini olarak adlandırılan besinlerden birisi. İçeriğindeki yağ asitleri bileşimleri ile sağlık üzerinde olumlu etkilerinden bahsediliyor. Yapılan araştırmalardan derlediğimiz hindistan cevizi yağının 5 faydası nelermiş bir göz atalım.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen