Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Kemik Erimesinden Korunmanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kemik Erimesinden Korunmanın Yolları

Günümüzde ortalama yaşam süresinin uzamasıyla dünyada nüfus yaşlanması artış gösteriyor. Bu nedenle 50 yaş üzerindeki kadınların yarısında, erkeklerin ise çeyreğinde görülen kemik erimesi yani osteoporoz, her geçen gün önemli bir sağlık sorunu haline gelmeye devam ediyor. Aynı zamanda yetersiz ve dengesiz beslenme, emilim bozuklukları, gıdaların içeriğindeki minerallerin bozulması, evden çıkmayan çocukların yeterli D vitamini alamaması gibi nedenlerle genç yaşlarda da görülebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, osteoporoz ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Kemik Erimesinin En Önemli Nedeni D Vitamini Eksikliği

Dünya Sağlık Örgütü, osteoporozu kemiğin kitlesinde azalma ve doku mimarisinde bozulma nedeniyle kırık riskinin arttığı bir hastalık olarak tanımlamaktadır. En önemli nedeni yetersiz güneş ışığı yani D vitamininin yeteri kadar alınamamasıdır. Aynı zamanda hareketsiz yaşam, kalsiyum, magnezyum, potasyum, C – A – B6 – B12 vitamini eksiklikleri, yetersiz çinko ve folik asit alımı, stres, insülin direnci ve artan ilaç kullanımı da kemik erimesine yol açmaktadır. Osteoporoz başlangıç evresinde herhangi bir şikayet yapmadığı için sinsi seyretmektedir. İlerledikçe kemik dokusu zayıflamakta, kırık oluşumu, omurgada çökme sonucu boy kısalığı, kamburluk ve kemik ağrısı gelişmektedir.

Asitli Gıdalar ve Stres Kemiklerin Düşmanı

Gıdalarla alınan asit içeriği idrarla atılmaktadır. Çok asidik gıda tüketildiğinde kemikteki kalsiyumu emerek kemik erimesine neden olmaktadır. Hazır yiyeceklerde ve gazlı meşrubatlarda fazla miktarda bulunan fosfor; gıdalarla fazla alındığında kemik erimesine yol açmaktadır. Stresli anlarda üretimi artan kortizol hormonu da kemik yıkımını artırmaktadır.

Beslenme Alışkanlığınızı Düzenleyin

Menopozdan sonra östrojen üretimi azalarak kemik erimesi hızlanmaktadır. Bu nedenle menopoz sonrası keten tohumu gibi gıdaların tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Ayrıca çalışmalarda düzenli egzersizin özellikle kalça kemiklerinde yoğunluğu artırarak kemik erimesini önlediği kanıtlanmıştır. Düşük sodyumlu, yüksek potasyumlu beslenme alışkanlığı kemik erimesine karşı koruyucudur. Magnezyum eksikliği de kemik sağlığı için oldukça önemlidir. Bu nedenle erkeklerin günde 420 mg, kadınların ise 320 mg magnezyum alması gerekmektedir. Koyu yeşil yapraklı sebze, doğal mineralli maden suları ve kuruyemişlerde bol miktarda olduğu için sağlıklı beslenen bir insanda magnezyum takviyesine gerek yoktur. Ancak aşırı alkol tüketenlerde, bağırsakta emilim bozukluğu olanlarda, kemoterapi görenlerde, yaşlılarda ve idrar söktürücü ilaç kullananlarda kan düzeyine bakılarak takviye gerekebilmektedir.

Osteoporoza Karşı Alınabilecek Önlemler

  • İnsülin direncinin kırılması için unlu ve şekerli gıdalardan kaçının.
  • Bol taze sebze ve meyve tüketin. Meyve ve sebzeler; kemiğin ihtiyaç duyduğu kalsiyum, fosfor, çinko ve magnezyum gibi mineraller ile C vitamini, folik asit, K vitamini gibi vitaminleri sağlar, alkali yapıları ile kemiğin maruz kaldığı asitleri nötralize eder.
  • Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş rafine gıdalardan kaçının.
  • Ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi omega – 6 ve trans yağ asitlerinden zengin yağları beslenmenizden çıkarın. Bunların yerine zeytinyağı ve tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı gibi doğal hayvani yağları tüketin ve balık yağı (omega-3) takviyesi alın.
  • yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin.
  • Fazla fosfor ve düşük magnezyum içerdiği için sütü az tüketin; süt yerine peynir, ev yapımı yoğurt tüketilebilir.
  • Aşırı fosfor ve şeker içerdiği için gazlı meşrubatlardan kaçının.
  • D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
  • Günde en az yarım saat hızlı yürüyüş ve 3-5 dakika kültür-fizik hareketleri yapın.
  • Özellikle menopoz çağındaki kadınlar zayıf östrojenik etkisi olan ve omega-3 öncülerinden zengin keten tohumu tüketmelidir.

Kemik erimesiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Türkiye’deki gebelik diyabeti oranlarını ortaya çıkarmak için Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan araştırma hiçbir riski olmayan anne adaylarında da gebelik diyabetinin yüzde 4,5 olduğunu ortaya koydu.

Tüm dünyada diyabet sıklığının endişe verici hızla arttığı biliniyor. Bu konuda yoğun araştırmalar devam ediyor. Ancak hem anne hem de bebeğe problem oluşturan riskler açısından son derece önemli olan gebelik diyabeti konusundaki bilgiler çok sınırlı. Bu açığı giderebilmek amacıyla yeni bir araştırma gerçekleştirildi. Yeditepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Aydın’ın koordinatörlüğünü yaptığı çalışmada, 18-45 yaş arası ve gebeliğinin 24-28 haftasında bulunan 2 bin 643 kadına şeker yükleme testi yapılarak sonuçlara ulaşıldı.

Araştırma sonucunda gebelik diyabeti görülme sıklığının yüzde 16,2 olduğu yani başka bir ifade ile her 7 gebe kadından birinde gebelik diyabeti görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Aydın  “Ancak çalışmaya göre, beden kitle indeksi yüksek, ileri yaşta olan ya da ailesinde diyabet hikâyesi bulunanların dışında hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da yüzde 4,5 oranında gebelik diyabeti tespit edildiğine dikkat çekiyor” dedi.

Oranlar Bilinenden Yüksek

Prof. Dr. Aydın “2017’de TÜİK verilerine göre ülkemizde 1 milyon 292 bin gebelik oluşmuş. Bunların yüzde 16,2’sinin gebelik diyabeti olduğunu varsayarsak bu bize yaklaşık 209 bin 150 gebelik diyabeti olan kadının olduğunu gösterir. Gebelik diyabetinde yaş, en önemli kriterlerden birini oluşturuyor. Yapılan araştırma da bu bilgiyi doğruluyor” dedi.

Kritik Sınır: İlk 6 Ayda 8 Kilo

Araştırma sonuçlarına göre, yaş arttıkça gebelik diyabeti görülme sıklığı artıyor. 35 yaşın üstünde her 3 kadından birinde hastalık ortaya çıkıyor. Bununla birlikte gebelik süresince alınan kilo da diyabet gelişiminde etkili oluyor. İlk 6 ayda 8 kg ve üzerinde kilo alınması durumunda diyabet gelişme riski iki kat artırıyor.

Yükleme Testi Şart

Vücut kitle indeksinin yüksek olması, ailede daha önce Tip 2 diyabet hikâyesinin bulunması, kadının önceki gebeliklerinde diyabet yaşaması risk faktörleri arasında yer alıyor. Ancak bunlardan hiçbirinin bulunmaması da hastalıkla karşılaşmayı engellemiyor. Prof. Dr. Hasan Aydın, hiç risk taşımayan, yani 25 yaş altı, beden kitle indeksi normal sınırlarda olan ve ailesinde diyabet hikâyesi bulunmayan her 20 gebeden birinde de gebelik diyabeti görüldüğünü tespit ettiklerini belirterek “Bu son derece önemli bir veridir. Çünkü Kuzey Avrupa ülkelerinde riskli grup içinde gebelik diyabet görülme oranı yaklaşık yüzde 2-3 iken, biz de hiç risk taşımayan kadınlardaki oran dahi neredeyse bu rakamın iki katı bulundu. Bu da bize kilo ve beslenme alışkanlıklarının ne derece önemli olduğunu gösteriyor” diye konuşuyor.

Gebelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Türkiye’de Sezaryanla Doğum Oranları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sezeryanla Doğum Türkiye Giderek Artıyor

Türkiye’nin dünya genelindeki sezaryen oranına bakıldığında yüzde 53 ile dördüncü sırada olduğu görülürken, Avrupa ülkeleri arasında ise birinci sıraya yerleştiği saptandı. İşte Türkiye’de sezaryanla doğum oranları…

Medya takibinin öncü kurumu Ajans Press, sezaryen doğum oranlarını konu alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in tıp dergisi Lancet’in araştırmasından ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin sezaryen doğum oranında Avrupa’da birinci sırasına yerleştiği saptandı. Türkiye’nin dünya genelindeki sezaryen oranına bakıldığında da yüzde 53 ile dördüncü sırada olduğu görüldü. Listenin ilk sırasına yüzde 58 sezaryen doğum oranı ile Dominik Cumhuriyeti’nin yerleştiği tespit edildi. Rapor 2015 yılı verilerini yansıtırken, dünya genelindeki sezaryen doğum oranının yüzde 21 olduğu ve bu rakamın 2000 yılında sadece yüzde 12 olması dikkat çekti.

SON YILLARDA HABER ÇIKIŞLARI ARTIŞ GÖSTERDİ

Ajans Press ve PRNet’in gerçekleştirdiği medya incelemesine göre, konuyla alakalı yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. 2017 ve 2018 yılları içerisinde gerçekleştirilen medya incelemesinde, sezaryen doğumla ilgili yazılı basına 7 bin 668 haberin yansıdığı tespit edildi. Öte yandan 2000 yılında sezaryen doğumla alakalı sadece 504 haber tespit edilirken, bu rakamın son yıllarda artması ve sağlık başlıkları içerisinde en çok konuşulanlar arasında yer alması ise dikkat çekici ayrıntılar arasında yer aldı.

HER 5 DOĞUMDAN BİRİ SEZARYEN…

Medyaya yansıyan haber başlıklarında, her beş doğumdan birinin sezaryen ile gerçekleşmesi, son yıllarda bu yönteme çok sık bir şekilde başvurulması ve özel sağlık kurumların kamu sağlık kurumlarına oranla bu yöntemi çok daha fazla uygulaması sağlık sayfalarına yansıyan ayrıntılar arasında yer aldı.

Doğumla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Erken Doğum Hakkında Merak Edilenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Erken Doğum Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

Bebek bekleyen annelerin en büyük endişeleri, erken doğum. Gelişiminin tamamlanmadan doğumun başlaması, bebek doğduktan sonra bazı sorunlarla karşılaşılması anlamına da gelebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Perinatoloji (Riskli Gebelik) Uzmanı Doç. Dr. Hülya Dede, erken doğum ile ilgili toplumda pek çok yanlış bilginin yaygınlığına dikkat çekerek erken doğum hakkında merak edilenler hakkında bilgi verdi.

Bir bebek bekleyen çiftlerin ağzından ilk dökülen cümle “sağlıkla doğsun!” olur. Gerçekten de bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi ilk ve en önemli istektir. Ancak nur topu gibi bir bebek olması için her şeyden önce anne karnında 9 aylık bir sürecin tamamlanması gerekiyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Perinatoloji (Riskli Gebelik) Uzmanı Doç. Dr. Hülya Dede, hamileliğin 20. haftadan sonra ve 37. haftadan önce sonlanmasını erken doğum olarak tanımladıklarını belirterek şu bilgileri veriyor: “Erken doğum önemli bir durum. Günümüzde yaklaşık her yüz doğumdan 13’ü erken doğum oluyor. Anne karnındaki ve doğum sonrası ilk 28 gündeki bebek kayıplarının yüzde 80’inin nedeni, erken doğum oluyor. Günümüzde tüp bebek yönteminin kullanılması ve çoğul gebeliklerin artması erken doğum oranlarının artmasına neden oldu. Bu nedenle anne adaylarının erken doğum riskleri konusunda bilinçli olması çok önemli. Zira dünyada her yıl 13 milyon prematüre bebek doğuyor ve bu erken doğumlar bebeğin sağlığını riske atacak solunum, beyin içi kanamaları, görme kaybı, zeka ve motor fonksiyon bozuklukları, bağırsak problemleri gibi birçok faktörü de beraberinde getiriyor.” Peki, risklerini de beraberinde getiren erken doğum hakkında toplumda yaygın olarak bilinen yanlışlar neler? İşte Doç. Dr. Hülya Dede’nin bu konuda verdiği bilgilerle doğrular ve yanlışlar…

Doğrular ve Yanlışlar

1.YANLIŞ: Vaginal ultrason düşüğe ve erken doğuma neden olur

Vaginal ultrason, hamilelik hakkında daha detaylı ve aydınlatıcı bilgiler veren bu amaçla kullanılan bir yöntem. Özellikle erken doğum tanısında rahim ağzı uzunluğunun ve açıklığının ölçülmesinde çok yararlı oluyor. Ancak probe denilen ultrason cihazının uç kısmı, vajene yerleştiriliyor dolayısıyla çocuğun yerleştiği yer olan rahimle hiç ilgisi bulunmuyor. Sonuçta; düşüğe neden olmadığı gibi düşüğün ve erken doğumun tanısında kullanılan en önemli ve güvenilir yöntemdir.

  1. YANLIŞ: Sürekli yatmak doğumu önler

Erken doğum tehdidi durumunda hastanın fiziksel aktivasyonunu azaltmasını öneriliyor, ancak bu durum sürekli yatakta kalmak, hiç kalkmamak ve devamlı yatmak anlamına gelmiyor. Tam tersine sürekli hareketsizlik, pıhtılaşma problemlerine neden olabilir. Ayrıca tüm bilimsel kuruluşların da kabul ettiği gibi devamlı yatak istirahatinin erken doğumu önlemedeki etkisi son derece tartışmalı. Yapılması gereken bu dönemde spor yapmaktan, ağır iş ve fiziksel aktivasyondan kaçınmak daha sakin bir yaşam sürmek…

  1. YANLIŞ: Rahim ağzı dikişi erken doğumun kesin tedavisidir

Rahim ağzına konulan dikişler sadece rahim ağzı yetmezliği veya rahim ağzında anatomik bir problemi olan kişilerdeki erken doğumu önlemede faydalı oluyor. Erken doğumun çok farklı sebepleri var ve rahim ağzına konulan dikişler hepsinde etkin değil.

  1. YANLIŞ: Diş çekimi erken doğuma neden olur

Hamilelikte gelişen diş ve diş eti problemleri eğer tedavi edilmezlerse erken doğuma neden olabilir. Bu nedenle en ideali, hamile kalmayı planlayan anne adaylarının hamilelik öncesinde genel kontrollerin yanı sıra mutlaka diş hekimine de kontrol olmaları. Hamilelik esnasında gelişen diş problemleri de doktorunuzun kontrolünde olmak kaydı ile en uygun şekilde hemen tedavi edilmeli.

5.YANLIŞ: Antibiyotik kullanımı erken doğuma neden olur

İlaçlar yerinde ve uygun kullanıldıklarında faydalı kimyasallardır. Hamilelikte antibiyotik kullanımı gerek halinde, uygun doz ve zamanda kullanıldığında pek çok fayda sağlıyor. Mesela hamilelik sırasında oluşan genital ve idrar yolu enfeksiyonları uygun antibiyotik ve ilaçlarla tedavi edilmezlerse erken doğum nedeni olabiliyor. Bu yüzden gebelikte kullanılacak tüm ilaçlar doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.

  1. YANLIŞ: Erken doğum ağrı ile başlar

Doğum eyleminin başladığını gösteren bazı belirteçler vardır ve ağrı bunlardan en önemlisi ve sık karşılaşılsa da her doğum, ağrı ile başlamıyor. Bebeğin suyunun gelmesi de bir doğum başlangıç belirtisi ve ağrısız oluyor. Ayrıca kanama olabiliyor ve bu da eylemin başladığını gösterse de, bu duruma ağrı eşlik etmeyebiliyor. Rahim ağzı yetmezliklerinde ise erken doğum ağrısız oluyor ve sadece bası hissi oluşuyor.

  1. YANLIŞ: Erken doğumu önlemek için kullanılan iğneler haplardan daha etkindir

Erken doğum eylemini durdurmak için eylemin sebebine ve hamileliğin haftasına göre kullanılan ilaçlar farklı olabiliyor. Kullanılan ilaçların formu etkinliklerini değiştirmiyor veya birbirine üstün değiller. Duruma göre farklı formda da olsalar doğum eylemini durdurmada aynı etkiye sahipler.

  1. YANLIŞ: Yiyecek ve içeceklerin erken doğum ile bağlantısı yoktur

Hamilelikte beslenme hem anne hem de bebeğin sağlıklı olması açısından önemli. Bununla beraber hamileliğin sağlıkla devamı açısından da önem taşıyor. Sigara, çay ve kahvenin içinde olan kafein direk olarak rahim kasında kasılmaya neden olabiliyor. Ayrıca çok faydalı olan bitki çaylarından bazıları mesela; ada çayı, ökse otu, pelin otu, rezene, aloe vera, fesleğen, ginseng, kekik, meyan kökü gibi bitkiler ve hurma fazla ve devamlı alındıklarında aynı etkiyi yapabiliyor.

Bazı yiyecekler de içinde taşıyabilecekleri bazı mikroplar nedeni ile barsaklarda hareketlenmeye, ishale veya uterin kasılmalara neden olarak erken doğum etkeni olabiliyor. Mesela az pişmiş et ve yumurta, sakatatlar, kabuklu deniz ürünleri, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri gibi. Bu nedenle gebelik süresince alınan gıdalar ve içecekler konusunda doktorunuzun önerilerine uymanız büyük önem taşıyor.

  1. YANLIŞ: Gebelikte cinsel ilişki erken doğuma neden olur

Normal hamilelik süresince anne adayı kendini rahat hissettiği ve hamilelikte bir sorun olmadığı sürece cinsel ilişkinin bir mahsuru bulunmuyor. Sadece gebelikte bir risk ortaya çıkarsa, gerekli hallerde doktorunuz cinsel ilişkiye kısıtlama getirebiliyor. Bunun dışında cinsel ilişki erken doğum nedeni değil, erken doğum riski varsa diğer fiziksel aktivitelerin belirli bir süre kısıtlanması gibi cinsel ilişki de kısıtlanabiliyor.

  1. YANLIŞ: Yolculuk erken doğuma neden olur

Hamilelikte normal toplu taşıma araçları ile yolculuk yapılabiliyor. Hamileliğin ilerleyen haftalarına kadar yolculuk bir problem yaratmıyor. 34. haftadan sonra olası doğum ihtimalinin yüksek olması nedeni ile beklenmeyen bir zaman ve ortamda doğumun başlama ihtimali göz önüne alınarak uzun seyahatler önerilmiyor. Bunun dışında eğer erken doğum belirteçleri varsa doktorunuz yolculuk yapmanıza kısıtlama getirebiliyor. Bu kısıtlama, risk olduğunda yapılan ve fiziksel aktivasyonu azaltmak amacı ile yapılan bir uygulama. Önemli bir kaza veya yaralanma olmadığı müddetçe yolculuk, tek başına erken doğum sebebi olarak kabul edilmiyor.

Risk Faktörlerine Dikkat!

Erken doğum için en büyük risk taşıyan anneler daha önce erken doğum öyküsü olanlar, çoğul gebeler, bebeğin suyu fazla olanlardır. Diğer faktörleri ise şöyle;

  • Anne adayının kronik hastalıkları (özellikle yüksek tansiyon)
  • Genital sistem enfeksiyonları
  • İdrar yolu enfeksiyonları
  • Diş hastalıkları ve enfeksiyonları
  • Sigara, alkol, uyuşturucu kullanımı, aşırı kafein alımı
  • Rahim şekil bozuklukları
  • Rahim ağzı yetersizlikleri
  • Yetersiz/sağlıksız beslenme vs.

Erken doğumu önlemenin yolu ise hamileliğin ilk günlerinden itibaren doktor kontrollerini ihmal etmemekten geçiyor. Bu dönemde hayat tarzınızdan, beslenmenize, kullanılan ilaçlardan seyahatlerinize kadar doktorunuzla işbirliği içinde olmak bu durumun önlenmesi ve tedavisinde çok önemli.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar