Bizimle iletişime geçin

Featured

Kemik Dostu Vitaminler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

kemik dostu vitaminler

Kemiklerimiz, sert ve dinamik bir doku da olsa, zaman içinde yıpranıp zayıflayabilir. Genellikle yaşlandıkça kemik erimesinin hızlanması, bazen beklenmedik durumlarda veya en ufak bir kazada bile kırılmalara neden olmaktadır. Bu durumdan ancak gençlik döneminde alacağınız kemik dostu vitaminler ile beslenmek gibi basit önlemler sayesinde kurtulabilirsiniz.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak “50 yaşından sonra yavaş yavaş kemik kütlemizde azalmalar meydana gelebilir. Bebeklik ve çocukluk çağlarında kemik sağlığına katkıda bulunulması ileri yaşlarda oluşabilecek kemik sağlığı sorunlarını önleyebilir. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra kemiklerimize fayda sağlayan bazı vitaminler ve mineraller de vardır” diyor. Acıbadem Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, dengeli ve sağlıklı beslenme ile kemik sağlığımıza katkıda bulunacak vitamin ve mineralleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

D VİTAMİNİ

Kemik sağlığı için en önemli vitaminlerin başında D vitamini geliyor. Özellikle besin ile alınan kalsiyumun emilmesindeki katkısı büyük olan D vitamininin kemiğin büyümesinde ve yapım-yıkım dengesinde de önemli rolü var. D vitamini eksikliği olanlarda kemikte kolaylıkla kırılma, eğilme ve bükülmeler olabiliyor.

KAYNAKLARI: En iyi D vitamini elde etme yolu gün ışığında güneş ışınlarından faydalanmak. Balık ve balık yağı da D vitamini açısından zengin. Doğal besin kaynaklarında çok yaygın olarak bulunmaması nedeniyle D vitamininin ek olarak alınması gerekebilir. Çocukluktan başlayıp ileri yaşlara göre değişmekle birlikte hekim önerisiyle günlük 600 ile 4000 IU arasında D vitamini alınması faydalı.

KALSİYUM

Çocukluk ve ergenlik döneminde alınan kalsiyumun sağlıklı bir kemik için gerekli olduğu aşikâr. Vücutta kalsiyum depolarının hep dolu tutulması için kalsiyum içeren besinlerin yetişkinlik döneminde ve ileri yaşlarda da tüketilmesi şart. Yapılan bir araştırmaya göre çocukluğundan bu yana yeterli kalsiyum alan kişilerde kemik erimesine bağlı kırıklar, yeterli kalsiyum almayanlardan yüzde 30 daha az görülüyor.

KAYNAKLARI: 1 porsiyon somon balığında 200 mg, 1 su bardağı süt içinde 200 mg kalsiyum bulunuyor. Sağlıklı bir yetişkinin günde 1000 mg. ileri yaşlarda ise günde 1200 mg kalsiyum alması gerekiyor. Damarlarımızda dolaşan kalsiyum miktarı yetersiz kalırsa, vücudumuz bu kalsiyumu yerine koymak için kemik depolarını kullanıyor. Bu nedenle beslenme ile kalsiyum alımına önem vermek gerekiyor.

FOSFOR

Fosfor ve kalsiyuma kemik sağlığının devamı için çalışan ikili savaşçı denilebilir. Bu iki mineral beraber alındığında sindirim sistemimizden emilmesi daha iyi oluyor. Ancak yapılan çalışmalar; bol miktarda kafein almanın kalsiyum ve fosforun bağırsaklardan emilmesini azalttığını ortaya koyuyor. O nedenle aşırı kahve tüketiminden kaçınılmalı.

KAYNAKLARI: Koyu yeşil yapraklı taze sebzeler, baklagiller ve badem gibi kuruyemişlerde bol miktarda kalsiyum ve fosfor bulunuyor. Dengeli beslenme ile vücudumuz için gerekli günlük fosfor miktarını genellikle gıdalardan aldığımızdan ek bir takviye gerekmiyor.

K VİTAMİNİ

K vitamininin kemik oluşmasında etkili bir görevi var. Son yıllarda yapılan çalışmalar, K vitamini eksikliği bulunan kişilerin kemiklerinde kırık oluşma riskinin daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle menopoz sonrasındaki kadınların kemik sağlığının korunmasında K-2 vitaminin koruyucu etkisi var.

KAYNAKLARI: Yeşil yapraklı taze sebzeler, süt ürünleri, maydanoz, yeşil çay, kivi ve kuru erik K vitamini açısından oldukça zengin. Ancak herhangi hastalığı nedeni ile kan sulandırıcı kullanmakta olanların doktorlarına danışarak K vitamini desteğine ihtiyacı olup olmadığına karar verilmeli.

C VİTAMİNİ

Normal kemik gelişimin yapıtaşlarından birisi olan kolajenin oluşmasında C vitaminin rolü büyük. Aynı zamanda vücutta antioksidan olarak da çalışan C vitamini, kemiklerdeki yıkımın önlenmesine de katkıda bulunuyor. Yapılan bir çalışma; ileri yaşlardaki erkeklerde C vitamini alınması ile kalça kemiğindeki kırık oluşma riskinin azaldığını gösteriyor. Diyet ile alınması tavsiye edilen günlük C vitamini miktarı kadınlarda 75 mg, erkeklerde 90 mg.

KAYNAKLARI: Brokoli, karnabahar, turunçgiller, sivri biber, çilek ve kivide bol miktarda C vitamini bulunuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak “Saydığımız vitamin ve minerallerin dengeli bir beslenme ile alınması çok önemlidir. Her birinin birbiri ile etkileşimde olduğu ve birbirinin faydasını artırdığı göz önünde bulundurulduğunda, yaşamımızdaki her alanda olduğu gibi kemik sağlığımızın korunmasında da denge en önemli unsur olmaya devam etmektedir” diyor.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Ramazanda Beslenme

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

ramazanda beslenme

Ramazanda beslenme sağlığımız açısından önemli bir konu.Ramazan’da kızartmalardan, tatlılardan, tuzlu ve baharatlı gıdalardan uzak durmak gerekiyor. Yoğurt ise hem tok tutuyor, hem de sağlığı koruyor.

Oruç tutarken tüm beslenme düzenimiz değişir. Özellikle uzun yaz günlerinde oruç tutuyorsanız, sadece iki öğünle sınırlı sofralarınızı doğru gıdalarla doldurmalısınız. Sağlık bilinciyle donattığınız sofralar sayesinde hem acıkmadan oruç tutabilir, hem de orucun faydalarından maksimum ölçüde yararlanabilirsiniz.

SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN

Karbonhidratlar yani nişastalı tüm gıdalar hızlı tokluğa ve erken açlığa sebep olur. Ramazan ayında dengeyi iyi korumak kaydı ile uzun dönem tokluk hissi oluşturan proteinden zengin beslenmek çok önemli. Süt ve süt ürünleri başta olmak üzere, et ve diğer proteinli gıdaları tüketin. Ancak proteinli gıdaların azot yükü fazla olduğundan aşırısı böbreklere zararlıdır. Bu azot yükünü yıkayabilmek için su tüketimi de protein tüketimi gibi artırılmalıdır. İftarı; bir kase yoğurt, bir kase çorba, belki biraz süt ile geçiştirip en az 30-45 dakika ara verdikten sonra normal yemek ihtiyacınızı karşılayın. Yemek seçimleri düzgün olduğu sürece ne açlık hissedersiniz, ne de kısa sürede hızlı yemek yemenin rahatsızlığını.

Fazla tuzlu ve baharatlı gıdalardan (reflüsü olanlar başta olmak üzere), kızartmalardan uzak durmak gerekir. Bu gıdalar, aşırı derecede susamanıza sebep olacaktır. Uzun saatler süren açlık tüm vücudunuzu olduğu gibi bağırsaklarınızı da etkiler. İftar ve sahurda yenen birer kase yoğurt hem tok tutar, hem de sağlığı korur. Süt ürünleri sindirim sisteminizi rahatlatır, tok tutar ve daha az susatır. Yoğurdun bilimsel olarak günlük kalori ihtiyacını 500 kalori civarında azalttığı kanıtlanmıştır. Bedeninizi oruca göre programlar, susuzluğu önler ve bağırsaklarınızın daha sağlıklı olmasını sağlar. Uzun süreli açlık, bağırsak sisteminde duraksama veya yavaşlamaya sebep olur, içindeki dışkı akımı azalan bağırsaklarda bakteri yükü artar ve bu bakteriler hastalıklara sebep olabilir. Bunu da en iyi dengeleyen gıda yoğurttur.

NANE YAPRAĞI KULLANIN

Bitki çaylarından ziyade siyah çayın olağanüstü faydalarından bahsettiğim yazıma arşivden ulaşabilirsiniz. Hem Ramazan boyunca, hem de normal yaşantınızda bitki çaylarını, siyah çayınıza aroma katmak için kullanabilirsiniz. Örneğin taze nane yaprakları siyah çayın içinde hem mükemmel bir lezzet oluşturur, hem de sindirimi kolaylaştırır. Lavanta veya adaçayı da kullanılabilir.

TATLANDIRICI YERİNE HURMA ŞURUBU

Yediğiniz tatlılar, oruç tutmanız sebebiyle dengede durmakta zorlanan sistemde ani kan şekeri yükselmeleri ile hormon dengenizin de bozulmasına sebep olur. Tatlı, Ramazan ayında kilo almanıza sebep olmanın dışında bir de yorgunluk kaynağıdır. Her ne kadar bitkisel olanları olsa da, ben tatlandırıcılara şüpheli yaklaşıyorum. Tatlandırıcı yerine hurma şurubu tercih edilebilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Çocuklarda Kasık Fıtığı ve Tedavisi

Avatar

Düzenleyen

on

kasık fıtığı

Araştırmalara göre her 20 çocuktan 1’inde görülen kasık fıtığının en sık görülen belirtisi kasık bölgesinde görülüp kaybolan şişliklerdir.Çocuklarda farklı özellikler gösterip, yetişkinlerde zorlanmaya bağlı olarak gelişen,erken teşhis ve doğru planlama ile tedavi edilebilen kasık fıtığı; kısırlıktan hayati tehlikeye kadar sebep olabilecek sorunlara yol açıyor.Memorial Hizmet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Mustafa Akman hastalık hakkındaki detayları anlattı.

Tedavide geç kalmamak önemli

Çocuk ve bebeklerdeki kasık fıtığı zamanında tedavi edilmediği zaman çok daha ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen yani boğulmuş fıtık denen durum bağırsağın ve yumurtanın zarar görmesine hatta çürümesine neden olabilmektedir. Bununla birlikte fıtık tedavisinin gecikmesi damarlarda oluşabilecek baskı ve ısı farkı nedeniyle kısırlığa yol açabilmektedir.

Erkek çocuklarda daha sık görülüyor

Çocuk ve bebeklerdeki kasık fıtığı ile yetişkinlerde görülen arasında sadece isim benzerliği bulunmaktadır. Yetişkinlerde genellikle zorlanmayla ortaya çıkan kasık fıtığı, çocuk ve bebeklerde doğuştan gelmektedir. Bebekler anne karnındayken yumurtaları kendi karınları içinde böbreklerine yakın bir bölgededir. Hamileliğin son 2 ayında bebeklerin yumurtaları bir kanal içinde kasık bölgesine doğru inmektedir. Bu kanallar normalde doğumdan önce kapanmaktadır. Ancak bu kanallardan bir veya ikisi çeşitli nedenlerle kapanmayarak zardan bir kese oluşabilmektedir. Kesenin içinde sadece sıvı biriktiği durumlarda halk arasında “Su fıtığı” olarak bilinen Hidrosel gelişirken aynı keseye bağırsak gibi organlar keseyi doldurduğunda bebeklerde fıtık oluşmaktadır. Her 20 çocuktan birinde görülen kasık fıtığı, erkek çocuklarda çok daha sık ortaya çıkmakla birlikte kız çocuklarında da yaşanabilmektedir.

Bebeğinizin şişlikleri uykuda kaybolabilir

Bebek ve çocuklardaki kasık fıtığının en sık görülen belirtisi görülüp kaybolan şişliklerdir. Bebek uyanık ve hareketliyken artan kasık bölgesindeki şişlikler uykuda ya da sırtı üstü yatarken azalmakta hatta kaybolmaktadır. Prematüre veya düşük doğumlu bebeklerde görülme sıklığı neredeyse 3 katına varan kasık fıtığında huzursuzluk, ağrı ve kusma gibi belirtiler de yaşanabilmektedir.

Cerrahi için bebeğinizin büyümesini beklemeyin

Yetişkinlerle kıyaslandığında kasık fıtığının ortaya çıkış nedenleri gibi tedavisi de farklıdır. Korse, fıtık bağı gibi araçların yarar sağlamadığı çocuklarda görülen kasık fıtığının tek tedavisi cerrahi yöntemdir. Hidrosel, kordon kisti de kasık fıtığı olup, teşhis ve tedavileri farklıdır. Hidrosel bir yaşından önce tedavi edilmezken kordon kisti ise en kısa sürede ameliyat edilmelidir. Başka bir sağlık sorunu olmayan bebeklerin anestezi almasında sorun bulunmamaktadır. Genel anestezi altında gerçekleştirilen ameliyatlar yeni doğmuş bebeklerde bile rahatlıkla uygulanabilmektedir.

Aynı gün evinize dönebilirsiniz

Cerrahi işlem sırasında ameliyat bölgesine etkili ağrı kesiciler yapıldığı için sonrasında çocuğu rahatsız edecek oranda ağrı yaşanmamaktadır. Cerrahinin ardından çocuk taburcu edilmektedir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek görülmemektedir. Ancak büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilmektedir. Uzman ellerde gerçekleştirilen cerrahilerin ardından fıtığın tekrarlama ihtimali çok düşüktür. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur.

Yazının orijinal halini okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

İş Yaşamında Duygusal Zeka Önemli mi?

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

duygusal zeka

Duygusal zeka ; son yıllarda sıkça duyduğumuz 1990’lı yıllarda popüler olmaya başlayan bir kavram olarak zaman içinde bir çok bilimsel araştırmaya konu oldu. İşe alımlar söz konusu olduğunda adayların duygusal zekalarının ölçülmesi alanında da pek çok adımlar atılıyor. Duygusal zekanın (EQ) iş performansı, liderlik ve akademik başarı üzerinde; bilişsel zekadan (IQ) daha etkili olduğu sürekli tartışılıyor.Peki duygusal zeka başarı getiriyor mu? Ne ölçüde gerekli? Doç. Dr. Selda Koydemir bu konudaki araştırmaları ve görüşlerini aktardı.

Duygusal zeka nedir?

Duygusal zekanın en temel özelliklerinden biri, kendi duygularımızı ve başkalarının duygularını anlama kapasitesidir. Duygusal zekası yüksek kişiler mutluluk, üzüntü, şaşkınlık, korku, öfke gibi duyguları ayırt etmekte başarılıdırlar. Ayrıca duyguların ne anlama geldiğini ve bizleri ne gibi davranışlara yönlendireceğini de bilirler. Örneğin korkunun, kendilerine yöneltilmiş bir tehdide, suçluluk duygusunun ise yaptıkları bir yanlışa işaret edebileceğini fark ederler. Mutluluk hissedenlerin o sırada sosyalleşmeyi isteyebileceğini, üzüntü hissedenlerinse yalnız kalmayı tercih edebileceğini anlarlar.

Duygusal zeka ayrıca duyguları düzenleyebilmeyi, düşünce ve davranışlarımızı şekillendirmede duygularımızı kullanabilmeyi de içerir. Öfkelendiğimizde karşımızdakine bağırmak yerine biraz sakinleşmeyi bekledikten sonra konuşmaya ve sorunu çözmeye çalışmak, duygu düzenleme stratejilerine bir örnek olarak verilebilir. Dikkati dağıtmak veya duygumuzu görmezden gelmek de birer duygu düzenleme stratejisi; ancak sürekli kullanıldığında uzun vadede psikolojik sağlığımız için pek faydalı değil.Kısacası duygusal zekâ duyguları fark etme, anlama, duyguların gösterdiği bilgileri kullanma ve duyguları düzenleme becerilerini içeren bir yetenektir.

Duygusal zeka iş yerinde olumlu ilişkiler kurmamıza yardımcı oluyor.

Duygusal zeka iş performansımıza doğrudan çok fazla katkıda bulunmasa da daha olumlu ilişkiler kurmamızı ve takım arkadaşlarımızla daha rahat iletişimde bulunmamızı sağlayarak performansımızın artmasına dolaylı olarak destek sağlıyor.

Duygusal zekanın başarı ve performansa etkisi, yaptığımız işin doğasına göre değişiyor.

Pek çok uzman ve eğitimci, duygusal zekanın başarıya ve performansa bilişsel zekadan (IQ) daha fazla etki ettiğini söylese de araştırmalara göre bu ilişki göründüğü gibi basit ve kesin değil. Evet, duygusal zekanın performans ve başarıyla bir ilişkisi var ama bilişsel zekadan daha önemli olduğunu söylemek zor. En önemlisi de bu ilişki sadece bazı meslekler için geçerli…

Mesela pazarlama alanında çalışanlar için duygusal zekanın işe yarayabileceğini düşünebiliriz; ancak araştırmalara göre bu alanda çalışan kişilerin ne kadar satış yaptıklarını belirleyen en önemli faktör IQ; duygusal zekanın etkisi ise oldukça az. Buna karşın eğer her gün başkalarının duygularıyla ilgilenmeniz gereken bir işte çalışıyorsanız (örneğin satış, emlakçılık, çağrı merkezi çalışanları veya avukatlık gibi), o zaman duygusal zekanın size iş performansınızda epey katkısı olabilir. Öte yandan duyguları anlamayı ve duygularla ilgili bilgiyi kullanmamızı gerektirmeyen işlerde çalışanlar için duygusal zeka başarının bir belirleyicisi değildir. Örneğin gününü istatistik analizi yaparak geçiren birisi için duygular gerekli olmadığı gibi dikkat dağıtıcı bile olabilir.

Bunun yanında duygusal zeka, zor ve duygusal açıdan yük getiren işlerde, stres verici iş ortamlarında daha da önem kazanıyor. Çağrı merkezi çalışanları buna iyi bir örnek. Gün içinde arayan çok farklı kişilik özelliğine sahip, o anda sorununun çözülmesi beklentisiyle aramayı yapan, ısrarcı, bazense öfkeli müşterilerle ilgilenmek hiç kolay değil. Bu tarz işlerde duygusal zeka becerileri, karşısındakini anlayarak tepkilerini ona göre düzenleme ve stresle başa çıkma konusunda önemli bir destek kaynağı.

Duygusal zeka ve liderlik

Araştırmalara baktığımızda yüksek duygusal zekaya sahip yöneticilerin (liderlerin) elemanları tarafından daha başarılı ve etkin olarak algılandığı biliniyor. Ayrıca duygusal zekası yüksek liderlerin çalışanları iş yaşamlarından daha fazla doyum alıyor ve iş yerinde daha mutlu oluyor. Liderler için duygusal farkındalık ve kendi duygularını farklı ortamlarda en iyi şekilde kullanma becerileri, geliştirmeleri gereken en önemli becerilerden. Ancak duygusal zekâ liderliğe katkı sağlasa da bazen liderleri aşırı hassas da yapabildiği için olumsuz etkileri de olabilir.

Kurumlar, duygusal zekayı geliştirmeye yatırım yapmalı mı?

Duygusal zekası gelişmiş çalışanların olduğu bir iş yerinde daha etkin, daha üretken ve iletişime daha açık bir çalışma ortamı olacağını söyleyebiliriz. Ancak duygusal zeka becerilerinin faydaları kurumun ve yapılan işin özelliklerine göre değiştiği için bu kararı verirken bu faktörleri göz önüne almakta fayda var. Yani belki belli bazı rollerde çalışanların duygusal zeka becerilerindense farklı becerilerini geliştirmesi hem kendi başarıları hem şirket için getireceği başarılar açısından daha faydalı olabilir. Şunu da unutmamak gerekir; çalışanların duygusal zekası ne kadar geliştirilirse geliştirilsin, kurum kültürü ve yönetim şekli bu becerilerle çelişiyorsa yapılan bu yatırım çok da anlamlı olmayacaktır.

Yazıyı yazan doktor hakkında daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar