Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Kellik Dayıdan Geliyor

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Saç dökülmesinde en önemli etken genler. Bugüne kadar hep babalar suçlandı. Ancak araştırmalar, saç dökülmesine sebep olan genlerin anne tarafından geldiğini gösteriyor. Yani önce dayınıza bir bakın!

Saç ekimi denildiğinde akla ilk bu durumdan muzdarip erkekler gelir. Oysa gelişen teknolojiyle beraber saç ve kıl ekimi kadınlar için de son derece önemli hale geldi. Saç, güzelliği gösteren en önemli unsurdur. Bu sebeple kellik, her iki cins için de asla istenmeyenler arasında yer alır. Saç ekimi, genelde kellik belirgin hale geldiğinde devreye giren bir yöntemdir. Oysa uzmanlar, kellik oluşmadan yapılan müdahalenin çok daha yerinde olduğunu söylüyorlar. Saç dökülmesinde en önemli etken genlerdir. Bugüne kadar hep babalar suçlandı ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, yanıldığımızı gösteriyor. Saç dökülmesine sebep olan genler, anne tarafından geliyor. Özellikle erkekler, ‘İleride kel kalır mıyım?’ diye düşünüyorlarsa; babalarından önce dayılarına bakmalılar. Toplum genelinde yaygınlaşmış bir hurafe daha var ki; o da, esmerlerde sarışınlara göre çok daha fazla kıl olduğu. Yapılan araştırmalar, bunun da yanlış bir bilgi olduğunu gösterdi. Aslında sarışınlarda çok daha fazla kıl (saç ve diğer vücut kılları) var. Bu konu hakkındaki algımız, göz yanılgısından ibaret. Esmerlerdeki kıllar, daha koyu oldukları için daha çok gibi görünüyorlar.

100 TELE KADAR DÖKÜLMESİ NORMAL

Elbette herkesin saçı dökülür. Kiminin çok fazla, kiminin daha az… Peki hangi gruba girdiğinizi nasıl anlayacaksınız? Yani dökülen saçlarınız, ‘saç dökülmesi problemi var’ sınıfında yer alıp almadığını nasıl anlarsınız? Bunu anlamak aslında oldukça kolay. Evde kendi kendinize uygulayabileceğiniz basit bir test yöntemiyle hangi aşamada dökülme yaşadığınızı anlayabilirsiniz. Başınızın herhangi bir noktasından yaklaşık bir pipet kalınlığında saçınızı tutam halinde ayırın. Ayırdığınız tutamı saç kökünden ucuna kadar nazikçe (kesinlikle çekmeden) sıyırın. Elinizde kalan saç teli miktarı, tüm saçınız için dökülme oranını verir. Bu yöntemle çok sayıda saç teli kökünden yarıldıysa, önlem almanın vakti gelmiş demektir. Testi yaparken unutmamak gerekir ki, günde 40-100 saç telinin dökülmesi, normal kabul edilir. Saç dökülmesinin nedenleri birbirinden çok farklı olabilir. New York’ta uzman dermatologlar tarafından yapılan bir araştırma neticesinde saç dökülmesinin nedenleri, 20 başlıkta toplanmış.

Fiziksel stres:

Fiziksel ve ruhsal travmalar, saç dökülmesine sebep olabilir.

Hamilelik:

Bu tip saç dökülmesi de aslında fiziksel strese örnektir. Hamilelik esnasında değişen hormonlar, buna sebep olabilir. Bazen doğum sonrasında da saç dökülmesinde artış gözlemlenebilir.

Aşırı A vitamini:

Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre aşırı A vitamini almak, saç dökülmesinde artışa neden oluyor.

Protein eksikliği:

Yine Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre, proteinden eksik beslenildiğinde vücut, saçları eskisi gibi beslemiyor ve saçlar dökülmeye başlıyor.

Erkek tipi kellik:

Değişen hormonların etkisiyle, 60 yaş üzeri erkeklerde gelişen dökülmedir.

Kalıtım (kadın tipi dökülme):

Ailedeki kadınlarda yaşın ilerlemesiyle görülen saç dökülmesi hatta kellik, genetik aktarımla diğer aile fertlerine de geçmiş olabilir.

Dişi hormonları:

Yapılan araştırmalarda, hamilelik ve menopoz gibi kadınlara has dönemlerde yaşanan hormon değişiklikleri, saç dökülmesinde artışa sebep olabilir.

Duygusal stres:

Duygusal stres yani ani gelen üzüntüler, kayıplar ve benzer durumlar, saç dökülmesinde artışa sebep oluyor.

AŞIRI KİLO KAYBI SAÇI DÖKER

Anemi:
Aneminin en önemli sebebi, demir eksikliğidir. Saç dökülmesine de sebep olduğu bilinen aneminin en doğru tedavisi, demir takviyesi almaktır.

Hipotroidizim:
Tiroid bezi, tüm vücudu etkileyen hormonları üretmekle görevlidir. Bir troid bezi hastalığı olan hipotroidizm, saç dökülmesine sebep olabilir.

B vitamini eksikliği:
Yapılan araştırmalar, B vitamini eksikliğinin saç dökülmesine neden olduğunu gösterdi.

Otoimmüne bağlı saç dökülmesi:
Aşırı aktif bağışıklık sisteminin bir neticesi olan bu durumda; bağışıklık sistemi, kıl köklerini yabancı bir madde yani tehdit olarak algılar ve bir an önce vücuttan atmaya çalışır.

Lupus:
Otoimmün hastalıklardan biridir ve saç dökülmesine neden olur.

Kilo kaybı:
Aşırı ve ani zayıflamalar, saç dökülmesine sebep olurlar.

İLAÇLAR OLUMSUZ ETKİLİYOR

Kemoterapi:
Genelde kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ilaçları ciddi oranda saç dökülmesine sebep olur. Dökülen saçlar, tedavi sonunda tekrar çıkar.

Polikistik over sendromu (PKOS):
Hormonal denge, saç dökülmesinde son derece etkilidir. Temelde hormon düzensizliğine dayanan PKOS, saç dökülmesine sebep olur.

Kullanılan ilaçlar:
Yapılan araştırmalar, anti depresan ve kan sulandırıcıların saç dökülmesine sebep olduğunu gösterdi.

Aşırı şekillendirme:
Özellikle kadınlarda görülen saç dökülmelerinin en temel sebeplerinden biri saçların maruz bırakıldığı işlemlerdir.

Yaşlanma:
Tam olarak nedeni bilinmese de 60-70 yaşlarıyla beraber saç dökülmesinde ciddi artış olduğu tespit edilmiş.

Anabolik steroid:
Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre anabolik steroid kullananlarda saç dökülmesine daha sık rastlanıyor.

SAÇ EKİMİ NEDİR?

Saç ekimi, ülkemizde uzun yıllardır uygulanan bir teknik. Daha önceleri kullanılan FUT tekniği, 2000’li yıllardan sonra FUE tekniği uygulanmaya başlanmıştır. FUE tekniği, FUT tekniğine göre çok daha konforlu bir yöntemdir ancak her iki yöntemde de temel davranış aynıdır. Saçların sağlam ve gür olduğu bölgeden alınan saçların kellik gelişen alana ekilmesidir. Ekilecek olan saçlar genelde başın arka tarafından alınır çünkü bu alandaki saçlar, ömür boyu uzama kapasitesine sahip donor dominant olarak bilinirler. Bu saç kökleri, yeni yerlerine yerleştiklerinde de uzama yeteneklerini yitirmezler. Dominant verici saçlar, saç ekimi işleminin temelini oluştururlar. Saç ekimi söz konusu olduğunda en önemli şey, uzman ellerde, mümkünse hastane ortamında ve maksimum steril şartlarda yapılmalıdır. Saç ekiminin ardından bakım koşulları da son derece önemlidir. İyileşme süreci çok dikkatli geçirilmelidir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Karında basınç hissi, şişkinlik, ağrı… Kadınların büyük bir kısmının zaman zaman yaşadığı ve “geçer” diye önemsemediği bu belirtiler, büyük bir tehlikenin sinyali olabilir, karın ağrısını dikkate alın… Zira yumurtalık kanseri, sinsice ilerleyerek genellikle 3. evrede bu belirtileri veriyor. Jinekolojik kanserler arasında ölüm riski en yüksek olan yumurtalık kanserine karşı en büyük silah, düzenli jinekolojik muayene. Her yıl yaptıracağınız düzenli muayene ile bu kanserin erken evrede yakalanabileceğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, özellikle genetik risk altında olan kadınların, genetik test ile risklerinin belirlenmesinin hayat kurtarıcı bir tedbir olacağını vurguluyor.

Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi verilerine göre, Türkiye’de yüz binde 6 kadında görülen yumurtalık kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında 7. sırada yer alıyor. Genellikle ileri safhada şikayetlerle ortaya çıkan yumurtalık kanseri sadece düzenli jinekolojik muayenelerle tespit edilebiliyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 250 kadının bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Yumurtalıklardan sonra tüm karın bölgesine sessizce yayılabilen bu hastalığın sadece menopoz sonrası değil tüm yaş gruplarında ortaya çıkabildiğini belirterek düzenli jinekolojik kontrollerin önemine dikkat çekiyor.

Sadece Menopoz Sonrası Hastalığı Değil

Kadında çoğalma organı olarak görev yapan yumurtalıklar, her ay yumurta üretmelerinin yanı sıra kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun üretiminden de sorumlular. Genellikle menopoz sonrası görülen ama bu yaş grubuyla sınırlı olmayan yumurtalık kanseri sinsice yayılan ölümcül bir kanser türü. Üreme çağındaki kadınlarda, hatta genç kızlarda bile görülebilen bu hastalığın teşhisi için yumurtalıklarda rastlanan her türlü kist ve kitlenin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu Belirtilere Dikkat!

Sinsice ilerleyen yumurtalık kanseri ancak yumurtalıklarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin düzenli olarak takip edilmesi ile erken aşamalarda tespit edilebiliyor. Hastalığın sık görülen belirtileri ise şunlar:

  • Karında basınç hissi ve şişkinlik
  • Kasıkta dolgunluk veya ağrı
  • Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı
  • Bağırsak alışkanlıklarında kabızlık gibi değişiklikler
  • Mesane alışkanlıklarında sık sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişikliler
  • İştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi
  • Vajinal kanama

Kilo kaybı

Bu belirtilerin özellikle birkaçının birlikte olduğu durumlarda rutin muayene periyodlarının dışında da doktora gidilmesi öneriliyor.

Erken Evre İçin Rutin Kontroller Çok Önemli

Yumurtalık kanserlerini erken tespit edebilecek bir tanı ve tarama yöntemi yok. “Hastaların genellikle karında şişlik ve ağrı, sindirim bozuklukları, idrar sorunları ve bağırsak alışkanlıklarında değişiklik şikayetleri oluyor ama kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yerine başka branş doktorlarına giderek vakit kaybediyorlar” diyen Prof. Dr. Mete Güngör, bu nedenle tanının ya rutin jinekolojik muayenelerde erken evrede ya da sıklıkla hastalığın tedavisinin zor olduğu ileri evrelerde konulabildiğinin altını çiziyor.

Kimler Risk Altında?

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı kalıtımsal bozukluklar sonucu ortaya çıkarken geriye kalan yüzde 85-90’ının hangi nedenler ile oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı durumlarda ve bazı kadınlarda yumurtalık kanserleri daha sık ortaya çıkıyor. Örneğin az doğum yapanlarda, erken adet görenlerde, geç menopoza girenlerde, infertilite sorunu olan veya infertilite tedavisi görenlerde ve genital bölgeye talk pudrası uygulayanlarda yumurtalık kanserleri daha sık görülüyor.

Doğum Kontrol Hapları Koruyucu Rol Oynuyor

Uzun süreli doğum kontrol hapı kullananlarda, çok doğuranlarda ve tüpleri bağlanmış veya alınmış olan kadınlarda ise hastalığa daha az rastlanıyor. Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı da aile bireylerinde kuşaktan kuşağa geçen kalıtsal genetik hasarlar sonucunda meydana geliyor. Bu hasarlardan en çok bilinen ikisi BRCA 1 ve BRCA 2 gen mutasyonları. Bu gen mutasyonları olan kadınlarda yaşam boyu yumurtalık kanseri görülme riski yüzde 20-40’lara kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle ailesinde 2 veya daha fazla akrabasında meme ve yumurtalık kanseri olan kadınlarda BRCA1 ve BRCA2 gen hasarları araştırması gündeme geliyor. Doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini düşürüyor. Hastalığın, bir yıla kadar doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yüzde 30; 5 yıldan uzun süre kullanan kadınlarda yüzde 70 daha az görüldüğüne dair pek çok araştırma mevcut. Aynı şekilde doğum sayısı arttıkça yumurtalık kanserinin görülme sıklığında azalmalar olduğu da tespit edilmiş durumda.

Yumurtalıklarda Kist Veya Kitle Tespit Edilirse

Yumurtalık kanserinin erken teşhisi çok önemli, çünkü hastalık sadece yumurtalıkta sınırlıyken tedavi edilebilme oranı yüzde 90-100 iken, ileri evrede yaşam süresi 5 yılda %40-50 ile sınırlı kalıyor. Yumurtalık kanserinde tedavinin cerrahi olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığa bulunduğu evreye göre gerekli görülürse öncesinde ya da sonrasında kemoterapi de uygulanabileceğini belirtiyor. Hastalığa ileri evrede rastlanması durumunda jinekolojik organların tümü, bölgesel lenf bezleri ve üzerinde tümör bulunan diğer organlar geride hiç tümör dokusu kalmayacak şekilde çıkartılıyor ve ameliyat sonrası geride kalmış olan mikroskobik düzeydeki tümör hücrelerini de yok etmek için hastalara kemoterapi veriliyor. Erken evrede karşılaşılan hastaların tedavileri ise robotik veya laparoskopik olarak kapalı cerrahiyle yapılabiliyor. Tedavi gören hastaların yarısında takip eden 5 yıl içerisinde hastalığın tekrar görülme riski olduğu için kontrollerin de aksatılmaması gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Stres ile başa çıkmanın yolları;  gün içerisinde otobüsü kaçırmak, işe geç kalmak, sınavlar, girdiğimiz çeşitli tartışmalar ve bunun gibi birçok olay bizi strese sürükleyebiliyor. Peki strese en iyi gelen şeyin temizlik olduğunu söylesem?

Günümüzde stres, neredeyse yaşantımızın bir parçası oldu. Yaşanılan birçok olay kimi zaman farkında olarak kimi zaman farkında olmadan strese sebep olabiliyor. Çoğu insan stresli bir hayatı kabul ederek hayatlarına bu şekilde devam ederken bazı insanlarsa stresin önüne geçmek için ya da stres anında buna bir dur demek için önlemler alıyor.
Çeşitli masajlar, çaylar ve sosyal etkinlikler stresin önüne geçerken, son zamanlarda yapılan araştırmalar, stres altında olan insanların temizlik yaparak kendilerini rahatlattıklarını ortaya koyuyor. Temizlikle beraber sadece temizlik yapılan ortam değil beyin de temizleniyor. Temizlik iyileştirici bir özellik taşıyor. Stresli ya da kaygılı olduğumuz zamanlarda içinde bulunduğumuz ortamın dağınık ve pis olması bizi daha da strese sokup kaygılandırırken, etrafın temiz ve toplu olduğu bir ortamda bulunmak ruh halini sakinleştirerek, duygu durumunu düzene sokar.
Stresli olduğumuz zamanlarda kafamız ve duygularımız karmaşık bir durumda olur. Bulunduğumuz alanın temiz olması sakinleşme ve refah duygusu gibi olumlu duygulara yol açabilir.
Yapılan bazı araştırmalar, evi dağınık olan bir kadınlarda stres hormonunun daha yüksek olduğunu tespit etmiştir. İnsan stresliyken kafasını kurcalayan, meşgul eden endişeler vardır bu yüzden de ek olarak gözle görülen bir düzensizliğe tahammül edemez. Örneğin; bulaşık yıkamak, kireç temizlemek gibi rutin temizlik işlemleri yaşadığımız günlük stresin önüne geçerek kafamızı dağıtır.

Meditasyon yapmak stresin önüne geçiyor

Gün içerisinde yaşanan yoğunluk ve stresi, gün sonunda atıp rahatlamak sağlıklı bir yaşam için oldukça önem taşır. Zihnimizi boşaltmak rahatlatır ve stresin önüne geçer. Düzenli ve temiz bir alan daha rahatlatıcı ve sağlıklı bir ortam sunarken, dağınık ve karmaşık ortamlar dikkat dağınıklığını ve stresi arttırır. Temiz bir ortamda meditasyon yapmak zihni boşaltmaya ve rahatlamaya yardımcı olur.

Kaygılarınız Sizi Strese Sürüklüyor

Hayata dair kaygılarınız, gerek iş hayatı, gerek özel hayatınızla ilgili olsun sizi strese sürükleyerek, içinden çıkılmaz bir kısır döngüye sokabilir. Kaygı yaşadığınız konuların üstüne giderek onları çözebilir, kaygılarınızdan uzaklaşarak stresi hayatınızdan çıkartabilirsiniz.Stres Sizi Değil, Siz Stresinizi Yönetin

Siz farkında olmadan stres iç huzurunuzu bozarak, yavaş yavaş sizi tüketir. Gün içerisinde yaşadığınız birçok olay siz farkında olmadan bilinçaltınıza girip sizi yönlendirir.
Çeşitli nefes egzersizleri ve meditasyonlarla zihninizi boşaltmak ve rahatlamak mümkün!

Beslenmeniz ve sosyal aktivitelerle stresin önüne geçebilirsiniz

Yediğiniz besinler, girdiğiniz sosyal ortamlar veya sosyal aktiviteleriniz de stres düzeyinizde önemli bir rol oynarken, stresinizin önüne geçmeye yardımcı olmaktadır.
Sizi rahatlatacak çaylar içip, nefes alıp vermenizi kontrol altına almanız vücudunuzun sakinleşmesine ve stresten uzaklaşmanıza yardımcı olmaktadır.

Stresiniz Sizi Tüketebilir!

Stresli olduğunuz zamanlarda kendinizi tükenmişlik sendromuna yakalanmış gibi hissedebilirsiniz. Bu tür durumlarda bahsettiğim rahatlama yollarıyla kendinizi rahatlatın. Stresinizi kontrol altına almak için iyi beslenmeyi öğrenmeli, sizi strese sokacak durumları tespit edip uzak durmalı ve kaygılarınızı kontrol altında tutmalısınız.

Stresin Üstüne Giderek Ondan Kurtulun

Stresi reddetmek çare değildir. Önce stresi tanımamız, kabul etmemiz ve sonra onun nedenlerini bulup sorunu çözmeliyiz.
Stres yaşantımızı tehdit niteliği taşımaktadır. Yapmamız gereken şey olayların iyi yönünden bakmak ve stresi çözümlemeye çalışmaktır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo uzmanı