Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Kellik Dayıdan Geliyor

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Saç dökülmesinde en önemli etken genler. Bugüne kadar hep babalar suçlandı. Ancak araştırmalar, saç dökülmesine sebep olan genlerin anne tarafından geldiğini gösteriyor. Yani önce dayınıza bir bakın!

Saç ekimi denildiğinde akla ilk bu durumdan muzdarip erkekler gelir. Oysa gelişen teknolojiyle beraber saç ve kıl ekimi kadınlar için de son derece önemli hale geldi. Saç, güzelliği gösteren en önemli unsurdur. Bu sebeple kellik, her iki cins için de asla istenmeyenler arasında yer alır. Saç ekimi, genelde kellik belirgin hale geldiğinde devreye giren bir yöntemdir. Oysa uzmanlar, kellik oluşmadan yapılan müdahalenin çok daha yerinde olduğunu söylüyorlar. Saç dökülmesinde en önemli etken genlerdir. Bugüne kadar hep babalar suçlandı ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, yanıldığımızı gösteriyor. Saç dökülmesine sebep olan genler, anne tarafından geliyor. Özellikle erkekler, ‘İleride kel kalır mıyım?’ diye düşünüyorlarsa; babalarından önce dayılarına bakmalılar. Toplum genelinde yaygınlaşmış bir hurafe daha var ki; o da, esmerlerde sarışınlara göre çok daha fazla kıl olduğu. Yapılan araştırmalar, bunun da yanlış bir bilgi olduğunu gösterdi. Aslında sarışınlarda çok daha fazla kıl (saç ve diğer vücut kılları) var. Bu konu hakkındaki algımız, göz yanılgısından ibaret. Esmerlerdeki kıllar, daha koyu oldukları için daha çok gibi görünüyorlar.

100 TELE KADAR DÖKÜLMESİ NORMAL

Elbette herkesin saçı dökülür. Kiminin çok fazla, kiminin daha az… Peki hangi gruba girdiğinizi nasıl anlayacaksınız? Yani dökülen saçlarınız, ‘saç dökülmesi problemi var’ sınıfında yer alıp almadığını nasıl anlarsınız? Bunu anlamak aslında oldukça kolay. Evde kendi kendinize uygulayabileceğiniz basit bir test yöntemiyle hangi aşamada dökülme yaşadığınızı anlayabilirsiniz. Başınızın herhangi bir noktasından yaklaşık bir pipet kalınlığında saçınızı tutam halinde ayırın. Ayırdığınız tutamı saç kökünden ucuna kadar nazikçe (kesinlikle çekmeden) sıyırın. Elinizde kalan saç teli miktarı, tüm saçınız için dökülme oranını verir. Bu yöntemle çok sayıda saç teli kökünden yarıldıysa, önlem almanın vakti gelmiş demektir. Testi yaparken unutmamak gerekir ki, günde 40-100 saç telinin dökülmesi, normal kabul edilir. Saç dökülmesinin nedenleri birbirinden çok farklı olabilir. New York’ta uzman dermatologlar tarafından yapılan bir araştırma neticesinde saç dökülmesinin nedenleri, 20 başlıkta toplanmış.

Fiziksel stres:

Fiziksel ve ruhsal travmalar, saç dökülmesine sebep olabilir.

Hamilelik:

Bu tip saç dökülmesi de aslında fiziksel strese örnektir. Hamilelik esnasında değişen hormonlar, buna sebep olabilir. Bazen doğum sonrasında da saç dökülmesinde artış gözlemlenebilir.

Aşırı A vitamini:

Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre aşırı A vitamini almak, saç dökülmesinde artışa neden oluyor.

Protein eksikliği:

Yine Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre, proteinden eksik beslenildiğinde vücut, saçları eskisi gibi beslemiyor ve saçlar dökülmeye başlıyor.

Erkek tipi kellik:

Değişen hormonların etkisiyle, 60 yaş üzeri erkeklerde gelişen dökülmedir.

Kalıtım (kadın tipi dökülme):

Ailedeki kadınlarda yaşın ilerlemesiyle görülen saç dökülmesi hatta kellik, genetik aktarımla diğer aile fertlerine de geçmiş olabilir.

Dişi hormonları:

Yapılan araştırmalarda, hamilelik ve menopoz gibi kadınlara has dönemlerde yaşanan hormon değişiklikleri, saç dökülmesinde artışa sebep olabilir.

Duygusal stres:

Duygusal stres yani ani gelen üzüntüler, kayıplar ve benzer durumlar, saç dökülmesinde artışa sebep oluyor.

AŞIRI KİLO KAYBI SAÇI DÖKER

Anemi:
Aneminin en önemli sebebi, demir eksikliğidir. Saç dökülmesine de sebep olduğu bilinen aneminin en doğru tedavisi, demir takviyesi almaktır.

Hipotroidizim:
Tiroid bezi, tüm vücudu etkileyen hormonları üretmekle görevlidir. Bir troid bezi hastalığı olan hipotroidizm, saç dökülmesine sebep olabilir.

B vitamini eksikliği:
Yapılan araştırmalar, B vitamini eksikliğinin saç dökülmesine neden olduğunu gösterdi.

Otoimmüne bağlı saç dökülmesi:
Aşırı aktif bağışıklık sisteminin bir neticesi olan bu durumda; bağışıklık sistemi, kıl köklerini yabancı bir madde yani tehdit olarak algılar ve bir an önce vücuttan atmaya çalışır.

Lupus:
Otoimmün hastalıklardan biridir ve saç dökülmesine neden olur.

Kilo kaybı:
Aşırı ve ani zayıflamalar, saç dökülmesine sebep olurlar.

İLAÇLAR OLUMSUZ ETKİLİYOR

Kemoterapi:
Genelde kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ilaçları ciddi oranda saç dökülmesine sebep olur. Dökülen saçlar, tedavi sonunda tekrar çıkar.

Polikistik over sendromu (PKOS):
Hormonal denge, saç dökülmesinde son derece etkilidir. Temelde hormon düzensizliğine dayanan PKOS, saç dökülmesine sebep olur.

Kullanılan ilaçlar:
Yapılan araştırmalar, anti depresan ve kan sulandırıcıların saç dökülmesine sebep olduğunu gösterdi.

Aşırı şekillendirme:
Özellikle kadınlarda görülen saç dökülmelerinin en temel sebeplerinden biri saçların maruz bırakıldığı işlemlerdir.

Yaşlanma:
Tam olarak nedeni bilinmese de 60-70 yaşlarıyla beraber saç dökülmesinde ciddi artış olduğu tespit edilmiş.

Anabolik steroid:
Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre anabolik steroid kullananlarda saç dökülmesine daha sık rastlanıyor.

SAÇ EKİMİ NEDİR?

Saç ekimi, ülkemizde uzun yıllardır uygulanan bir teknik. Daha önceleri kullanılan FUT tekniği, 2000’li yıllardan sonra FUE tekniği uygulanmaya başlanmıştır. FUE tekniği, FUT tekniğine göre çok daha konforlu bir yöntemdir ancak her iki yöntemde de temel davranış aynıdır. Saçların sağlam ve gür olduğu bölgeden alınan saçların kellik gelişen alana ekilmesidir. Ekilecek olan saçlar genelde başın arka tarafından alınır çünkü bu alandaki saçlar, ömür boyu uzama kapasitesine sahip donor dominant olarak bilinirler. Bu saç kökleri, yeni yerlerine yerleştiklerinde de uzama yeteneklerini yitirmezler. Dominant verici saçlar, saç ekimi işleminin temelini oluştururlar. Saç ekimi söz konusu olduğunda en önemli şey, uzman ellerde, mümkünse hastane ortamında ve maksimum steril şartlarda yapılmalıdır. Saç ekiminin ardından bakım koşulları da son derece önemlidir. İyileşme süreci çok dikkatli geçirilmelidir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

D Vitamini COVID-19’dan Koruyor Mu?

Avatar

Düzenleyen

on

Yapılan bazı çalışmalarda, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğu görüldü.

COVID-19’un kış ayında ortaya çıkması ve yine bu aylarda yoğun yayılım göstermesi, o zamanlardan beri ‘havalar ısındığında virüs gidecek mi?’ sorusunu hep merak ettirdi.  Uzmanların bu konudaki ilk görüşleri virüsün tamamen yok olmayacağı yönündeydi. Artık havalar ısındı ve virüsün yayılımı da yavaşlamaya başladı. Şimdi merak edilen soru ise bu bir tesadüf mü yoksa virüs gerçekten yaz aylarında yok mu olacak?

Coronavirüsün tamamen yok olmasını sağlayacak olan sıcaklığın 70 derece civarı olduğunu biliyoruz. Coronavirüs bu sıcaklıkta yaşayamıyor ve yok oluyor. Yaz aylarında ise böyle bir sıcaklığa ulaşılmıyor, dolayısıyla da COVID-19 yaz aylarında yok olacak demek pek de mümkün değil. Ancak Rusya İnsan Sağlığı Kurumu’nun yaptığı bir çalışma ile yeni tip coronavirüsün 30 derece ve üzeri sıcaklıklarda bulaşıcılığını kaybettiği gözlendi. Yani coronavirüsün güneş ışığını sevmediği aşikâr. Ayrıca güneş ışığına bir de düşük nem oranı eklendiğinde virüsün yapısı bozulmaya uğruyor ve etkisi kayboluyor.

Araştırmacılara göre her şey yolunda giderse COVID-19’un SARS ve diğer tip coronavirüsleri gibi davranması ve sıcak havalarda yok olup kış aylarında diğer grip, nezle salgınları gibi rutin bir döngüye girmesi olasılık dâhilinde. Elbette henüz COVID-19 bu rutin döngüye dahil olan bir virüs mü kesin bir şey söylemek zor.

D Vitamini yüksek olan hastalar COVID-19’dan kurtulabiliyor

Hava sıcaklıkları arttığında virüs yok olacak mı olmayacak mı diye araştırmalar yapılırken ortaya güneşin bir başka açıdan virüs üzerinde etkili olabileceği sonucu çıktı. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre; D vitamini COVID-19 hastalarındaki ciddi komplikasyonları azaltmaya yardımcı oluyor. 20 yıldan fazla süredir D vitamini hakkında araştırma yapan uzmanlar, D vitamini seviyeleri ile COVID-19 ölüm oranları arasındaki ilişkiyi inceledi ve en yüksek enfeksiyon ve ölüm oranlarının D vitamini seviyesi düşük olanlar arasında görüldüğü ortaya çıktı. Araştırmacılar D vitamininin COVID-19 sonuçlarını olumlu yönde etkilediğini kesin olarak söyleyemese de düşük D vitamini ile COVID-19 ölümleri arasındaki bağlantıyı inkar etmiyorlar.

Bazı ülkeler coronavirüs tedavisinde uygulanan destekleyici yöntemlere D vitamini takviyesi eklemeye ve vatandaşlarını takviye D vitamini almaları konusunda yönlendirmeye başladı. Yapılan çalışma, yüksek D vitamini seviyesine sahip olan COVID-19 hastalarının virüsten kurtulma olasılığının çok daha yüksek olduğunu gösterdi. Bununla birlikte Amerika’daki Northwestern Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma da, ciddi D vitamini eksikliği olan hastaların coronavirüs ile ilgili ciddi sağlık sorunları yaşama olasılığının iki kat fazla olduğunu ortaya koydu.

Sitokin fırtınası ile D vitamini seviyesi bağlantılı

Coronavirüs ile D vitamini arasındaki ilişkiyi inceleyen uzmanlar, bazı coronavirüs hastalarında görülen düşük D vitamini seviyeleri ile, aşırı aktif bir bağışıklık sisteminin neden olduğu hiper-inflamatuar bir durum olan sitokin fırtına tepkisi arasında güçlü bir bağlantı olduğunu keşfetti. Sitokin fırtınası akciğerlere ciddi şekilde zarar verebiliyor ve akut solunum sıkıntısı sendromuna yol açabiliyor. Bu durum da COVID-19 hastalarını ölüme götürüyor gibi görünüyor.

Gıdalardan da D vitamini alabilirsiniz

D vitamininin en büyük kaynağı güneştir. Güneşe maruz kalındığında ciltte üretilen D vitamini daha sonra karaciğere taşınır. Buradan da, bağırsaklardaki yiyeceklerden kalsiyum taşınmasını arttıran ve kalsiyumun iskeleti güçlü tutmak için yeterli olmasını sağlayan aktif bir hormona dönüştürüldüğü böbreklere taşınır. Gün içinde 30 dakika güneşe maruz kalmak D vitamini almanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca somon balığı, mantar, takviye eklenmiş gıdalar ve vitamin tabletleri de D vitamini almanızı sağlar.

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Oruç Tutmak Tüm Vücuda İyi Geliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.

Oruç tutmak, artık sağlık ve kilo kaybı konularında sıkça duyulan sözcükler olmaya başladı. Her ne kadar farklı yöntemlerle denense de aç kalmak üzerine kurulu bir sistem. Özellikle kilo vermek isteyenler arasında oldukça popüler. 2016 yılında Journal of Translational Tıp dergisinde yapılan bir araştırma 8 hafta boyunca aralıklı oruç tutanların, diğer kontrol grubuna göre daha fazla vücut yağı kaybettiğini ortaya koydu. Obesity dergisinin 2018’de yaptığı bir başka çalışmaya göre ise oruç tutmak, kalori kısıtlamaları olan düzenli bir diyete göre daha fazla kilo ve yağ kaybı sağlıyor. Ancak oruç tutmanın faydaları araştırıldıkça artık daha çok uzman tarafından sadece kilo kaybı için değil, sağlık için de önerilir hale geldi. Üstelik oruç tutmak belli bir bölgeye ya da organa fayda sağlamıyor, tüm vücut üzerinde olumlu sonuçlar ortaya çıkarıyor.


Cilt

Serbest radikallere maruz kalmak cilt hücrelerine zarar vererek kırışıklıklara, lekelere ve ince çizgilere neden olabilir. Oruç tutmak, hücreleri daha dayanıklı hale getirir, cildin daha pürüzsüz ve daha sıkı kalmasını sağlayan oksidatif stresin neden olduğu hasara dayanmalarına yardımcı olur.

Kaslar

Kilo verirken daima kasları ve yağ dokularını kaybedersiniz. Ancak oruç tutmak yağ yakımını arttırır. Bu nedenle diğer diyetlerden daha fazla ve daha az kas kütlesi kaybedersiniz. Daha yağsız kas kütlesi de metabolizmayı hızlandırır.

Beyin

Oruç bilişsel işlevi arttırır, yeni beyin hücrelerinin büyümesini teşvik eder hatta ruh halinizi daha olumlu hale getirebilir. Periyodik olarak kalori kısıtlaması beyne bağlantılarını güçlendiren koruyucu proteinler üretmesi için sinyal verir.

Kalp

Oruç tutmak kötü kolesterol seviyesini yüzde 32’ye, trigliseritleri yüzde 42’ye kadar düşürebilir ve kan basıncı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde kalp hastalığı riskiniz önemli ölçüde azalır.

Pankreas

Bir yemeğin ardından yiyeceklerden glikozu emmek ve enerji için kullanmak üzere pankreas insülin salgılar. Oruç tutmak vücudu insüline daha duyarlı hale getirir bu nedenle glikozu işlemek için daha az glikoza ihtiyaç duyulur. Bu da daha düzenli kan şekeri sevilerini teşvik eder ve tip 2 diyabete karşı korur.

Karaciğer

Yapılan bazı araştırmalar oruç tutmanın karaciğer yağlanmasıyla savaşabileceğini düşündürüyor. Oruç tutmak karaciğerin yağ asitlerini emmesini ve aşırı yağın orada depolanmasını önleyen proteinlerin üretimini teşvik eder.

Karın

12-14 saat arası oruç tutmak, inatçı karın yağları da dahil olmak üzere vücudun enerji için yağ yakmaya başlamasını sağlar. Bir çalışmaya göre bir gün 500 kalori ve diğer gün normal beslenme düzenini sürdürenler, yani aralıklı oruç tutanların, geleneksel diyet yapanlar kadar kilo verdiği görüldü.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Ramazanda Su Tüketimi Önemli

Avatar

Düzenleyen

on

Oruç tutmanın faydalarını, sağlık üzerindeki olumlu etkilerini artık biliyorsunuz. Peki ya oruç tutmanın ömrü uzattığını da biliyor musunuz?

İnsanın uzun yaşama arzusu hemen her alanda olduğu gibi aralıklı oruç çalışmalarında da kendini gösterdi. Aralıklı orucun sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin yanında yaşlanma ve yaşam süresi üzerindeki etkileri de detaylı bir şekilde ele alındı. Yüz yıllık bir araştırmanın ardından ortaya çıkan genel sonuç, kısıtlı gıda tüketiminin yaşam süresini önemli ölçüde arttırdığı oldu.

Yapılan en eski çalışmaların birinde, genç yetişkin olduklarında alternatif-gün beslenme rejimi uygulanan sıçanların ortalama ömürlerinin yüzde 80’e kadar arttığı görüldü. 1934’ten 2012’ye kadar yapılan çalışmaların meta analizine göre sıçanlarda ortalama yaşam süresinin yüzde 45’e, farelerde ise yüzde 27’ye kadar arttığı belirlendi.

Aralıklı açlık kalori kısıtlamasından daha etkin

İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda aralıklı orucun obezite, insülin direnci, dislipidemi, hipertansiyon ve iltihabı iyileştirdiği görüldü. Yapılan bir denemede 16 sağlıklı katılımcı 22 gün boyunca aralıklı açlık rejimine tabi tutuldu. Katılımcılar başlangıç ağırlıklarının yüzde 2.5’ini ve yağ kütlelerinin yüzde 4’ünü kaybetti. Bununla birlikte katılımcıların açlık insülin seviyelerinde yüzde 57’lik bir azalma oldu. Diğer bir çalışmada aşırı kilolu yaklaşık 200 kadın iki gruba ayrılarak incelendi. İlk gruba aralıklı açlık rejimi, ikinci gruba da yüzde 25’lik kalori alımı kısıtlaması uygulandı. 6 ay sonra her iki gruptaki kadınlar yaklaşık olarak aynı miktarlarda kilo verdiler ancak, aralıklı açlık rejimi uygulayan gruptaki kadınlarda insülin duyarlılığında daha fazla artış ve bel çevresinde daha fazla incelme olduğu görüldü.

İftar ve sahur arasında bol su tüketin

Vücudun yüzde 60’ı sudan oluşuyor ve düzgün çalışabilmesi için de suya ihtiyacı var. Bu nedenle gün boyunca bol su içmek oldukça önemli. Ramazan ayında ise su içmeden geçirilen 16 saati telafi etmek için iftar ve sahur arasında bol su içmek gerekiyor. Ancak kısıtlı zamanda günlük ihtiyacı karşılayacak kadar su içmek herkes için kolay değil. Bu sebeple işte size iftar ve sahur arasında su alımınızı arttırabilmeniz için birkaç öneri.

 

 

 

 

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar