Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Kellik Dayıdan Geliyor

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Saç dökülmesinde en önemli etken genler. Bugüne kadar hep babalar suçlandı. Ancak araştırmalar, saç dökülmesine sebep olan genlerin anne tarafından geldiğini gösteriyor. Yani önce dayınıza bir bakın!

Saç ekimi denildiğinde akla ilk bu durumdan muzdarip erkekler gelir. Oysa gelişen teknolojiyle beraber saç ve kıl ekimi kadınlar için de son derece önemli hale geldi. Saç, güzelliği gösteren en önemli unsurdur. Bu sebeple kellik, her iki cins için de asla istenmeyenler arasında yer alır. Saç ekimi, genelde kellik belirgin hale geldiğinde devreye giren bir yöntemdir. Oysa uzmanlar, kellik oluşmadan yapılan müdahalenin çok daha yerinde olduğunu söylüyorlar. Saç dökülmesinde en önemli etken genlerdir. Bugüne kadar hep babalar suçlandı ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, yanıldığımızı gösteriyor. Saç dökülmesine sebep olan genler, anne tarafından geliyor. Özellikle erkekler, ‘İleride kel kalır mıyım?’ diye düşünüyorlarsa; babalarından önce dayılarına bakmalılar. Toplum genelinde yaygınlaşmış bir hurafe daha var ki; o da, esmerlerde sarışınlara göre çok daha fazla kıl olduğu. Yapılan araştırmalar, bunun da yanlış bir bilgi olduğunu gösterdi. Aslında sarışınlarda çok daha fazla kıl (saç ve diğer vücut kılları) var. Bu konu hakkındaki algımız, göz yanılgısından ibaret. Esmerlerdeki kıllar, daha koyu oldukları için daha çok gibi görünüyorlar.

100 TELE KADAR DÖKÜLMESİ NORMAL

Elbette herkesin saçı dökülür. Kiminin çok fazla, kiminin daha az… Peki hangi gruba girdiğinizi nasıl anlayacaksınız? Yani dökülen saçlarınız, ‘saç dökülmesi problemi var’ sınıfında yer alıp almadığını nasıl anlarsınız? Bunu anlamak aslında oldukça kolay. Evde kendi kendinize uygulayabileceğiniz basit bir test yöntemiyle hangi aşamada dökülme yaşadığınızı anlayabilirsiniz. Başınızın herhangi bir noktasından yaklaşık bir pipet kalınlığında saçınızı tutam halinde ayırın. Ayırdığınız tutamı saç kökünden ucuna kadar nazikçe (kesinlikle çekmeden) sıyırın. Elinizde kalan saç teli miktarı, tüm saçınız için dökülme oranını verir. Bu yöntemle çok sayıda saç teli kökünden yarıldıysa, önlem almanın vakti gelmiş demektir. Testi yaparken unutmamak gerekir ki, günde 40-100 saç telinin dökülmesi, normal kabul edilir. Saç dökülmesinin nedenleri birbirinden çok farklı olabilir. New York’ta uzman dermatologlar tarafından yapılan bir araştırma neticesinde saç dökülmesinin nedenleri, 20 başlıkta toplanmış.

Fiziksel stres:

Fiziksel ve ruhsal travmalar, saç dökülmesine sebep olabilir.

Hamilelik:

Bu tip saç dökülmesi de aslında fiziksel strese örnektir. Hamilelik esnasında değişen hormonlar, buna sebep olabilir. Bazen doğum sonrasında da saç dökülmesinde artış gözlemlenebilir.

Aşırı A vitamini:

Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre aşırı A vitamini almak, saç dökülmesinde artışa neden oluyor.

Protein eksikliği:

Yine Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre, proteinden eksik beslenildiğinde vücut, saçları eskisi gibi beslemiyor ve saçlar dökülmeye başlıyor.

Erkek tipi kellik:

Değişen hormonların etkisiyle, 60 yaş üzeri erkeklerde gelişen dökülmedir.

Kalıtım (kadın tipi dökülme):

Ailedeki kadınlarda yaşın ilerlemesiyle görülen saç dökülmesi hatta kellik, genetik aktarımla diğer aile fertlerine de geçmiş olabilir.

Dişi hormonları:

Yapılan araştırmalarda, hamilelik ve menopoz gibi kadınlara has dönemlerde yaşanan hormon değişiklikleri, saç dökülmesinde artışa sebep olabilir.

Duygusal stres:

Duygusal stres yani ani gelen üzüntüler, kayıplar ve benzer durumlar, saç dökülmesinde artışa sebep oluyor.

AŞIRI KİLO KAYBI SAÇI DÖKER

Anemi:
Aneminin en önemli sebebi, demir eksikliğidir. Saç dökülmesine de sebep olduğu bilinen aneminin en doğru tedavisi, demir takviyesi almaktır.

Hipotroidizim:
Tiroid bezi, tüm vücudu etkileyen hormonları üretmekle görevlidir. Bir troid bezi hastalığı olan hipotroidizm, saç dökülmesine sebep olabilir.

B vitamini eksikliği:
Yapılan araştırmalar, B vitamini eksikliğinin saç dökülmesine neden olduğunu gösterdi.

Otoimmüne bağlı saç dökülmesi:
Aşırı aktif bağışıklık sisteminin bir neticesi olan bu durumda; bağışıklık sistemi, kıl köklerini yabancı bir madde yani tehdit olarak algılar ve bir an önce vücuttan atmaya çalışır.

Lupus:
Otoimmün hastalıklardan biridir ve saç dökülmesine neden olur.

Kilo kaybı:
Aşırı ve ani zayıflamalar, saç dökülmesine sebep olurlar.

İLAÇLAR OLUMSUZ ETKİLİYOR

Kemoterapi:
Genelde kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi ilaçları ciddi oranda saç dökülmesine sebep olur. Dökülen saçlar, tedavi sonunda tekrar çıkar.

Polikistik over sendromu (PKOS):
Hormonal denge, saç dökülmesinde son derece etkilidir. Temelde hormon düzensizliğine dayanan PKOS, saç dökülmesine sebep olur.

Kullanılan ilaçlar:
Yapılan araştırmalar, anti depresan ve kan sulandırıcıların saç dökülmesine sebep olduğunu gösterdi.

Aşırı şekillendirme:
Özellikle kadınlarda görülen saç dökülmelerinin en temel sebeplerinden biri saçların maruz bırakıldığı işlemlerdir.

Yaşlanma:
Tam olarak nedeni bilinmese de 60-70 yaşlarıyla beraber saç dökülmesinde ciddi artış olduğu tespit edilmiş.

Anabolik steroid:
Amerikan Dermatoloji Akademisi’nde yapılan bir araştırmaya göre anabolik steroid kullananlarda saç dökülmesine daha sık rastlanıyor.

SAÇ EKİMİ NEDİR?

Saç ekimi, ülkemizde uzun yıllardır uygulanan bir teknik. Daha önceleri kullanılan FUT tekniği, 2000’li yıllardan sonra FUE tekniği uygulanmaya başlanmıştır. FUE tekniği, FUT tekniğine göre çok daha konforlu bir yöntemdir ancak her iki yöntemde de temel davranış aynıdır. Saçların sağlam ve gür olduğu bölgeden alınan saçların kellik gelişen alana ekilmesidir. Ekilecek olan saçlar genelde başın arka tarafından alınır çünkü bu alandaki saçlar, ömür boyu uzama kapasitesine sahip donor dominant olarak bilinirler. Bu saç kökleri, yeni yerlerine yerleştiklerinde de uzama yeteneklerini yitirmezler. Dominant verici saçlar, saç ekimi işleminin temelini oluştururlar. Saç ekimi söz konusu olduğunda en önemli şey, uzman ellerde, mümkünse hastane ortamında ve maksimum steril şartlarda yapılmalıdır. Saç ekiminin ardından bakım koşulları da son derece önemlidir. İyileşme süreci çok dikkatli geçirilmelidir.

Beslenme

Mutfak Temizliği Nasıl Yapılmalı

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Mutfaktaki su, nem ve ısı değişiklikleri mikroorganizma üremesi için kusursuz bir ortam yaratır. Mutfağınızın devamlı düzenli olması ve tezgahların her daim siliniyor olması, ortamın temiz olduğu anlamına gelmez.

Mutfak ve banyolar, bakteri üremesi için en elverişli alanlardır. Evin diğer odalarında rastlanabilecek birçok bakteri, buralardan yayılır. Su, nem ve ısı değişiklikleri, mikroorganizma üremesi için kusursuz bir ortam yaratır. Bu yüzden mutfak temizliği, önemli bir konudur. Mutfağınızın devamlı düzenli olması ve tezgahların her daim siliniyor olması, ortamın temiz olduğu anlamına gelmez. Mikroorganizmalar gözle görülemezler. Bu sebeple onları besleyen davranışları bilmek ve önlemek, yapılabilecek en iyi şeydir. Yiyeceklerin saklanma koşulları, yemek için hazırlanma aşamaları, pişirilme tekniği ve pişmiş gıdayı saklama usulleri mutfak hijyeni için son derece önemlidir. Her bir gıda maddesi, birbirinden farklıdır ve farklı şekillerde muhafaza edilmesi gerekir. Yeşillikler, sebze, meyve, yumurta, et ve süt ürünleri; dış ortamda bulunan mikroorganizmaları üzerlerine toplarlar ve hızla üremelerine sebep olurlar.

MUTFAKTAN YAYILAN HASTALIKLAR

Mutfaktan doğan en önemli ve bilinen hastalık, besin zehirlenmesidir. Besin zehirlenmesinin en önemli sebepleri; son kullanma tarihi geçmiş gıdaları, oda sıcaklığında bekletilen yiyecekleri ve pişmiş halde üç-dört gün bekletilen yemekleri yemektir. Bu şartlarda muhafaza edilen gıda maddelerinde, E.coli ekolo ve stafilokok benzeri birçok toksin oluşur. Bu zararlılar, bağırsak sistemine ulaştıklarında enfeksiyona sebep olurlar. İshal, kusma ve tansiyon düşüklüğü en önemli belirtilerdir. Şüphelenildiğinde hiç vakit kaybetmeden hastaneye gidilmelidir. Tifo ve salmonella enfeksiyonları da gıda temellidir. Ateş ve ishal gibi etkiler gösteren bu hastalıklar genelde tavuk ve yumurtadan bulaşır. Mantar enfeksiyonları da mutfağınızdan yayılabilirler. İyi derecede havalandırılmayan mutfaklarda ve uygunsuz buzdolabı koşullarında gelişirler. Zatürreye kadar uzanabilecek hastalıklara sebep olurlar. Hepatit A çeşme suları, şişe suları, iyi yıkanmamış kirli sebze ve meyveler aracılığıyla bulaşabilir. Hepatit A, ağır karaciğer hastalıklarına sebep olabilir.

Sebzeler yıkanmadan saklanmalıdır. Eğer yıkandıktan sonra saklanıyorsa, mutlaka iyice kurutulmalıdır. Nemli halde saklanmaları halinde, nemi çok seven mikroorganizmalar, üremek için şahane bir ortam bulmuş olurlar. Süt ürünleri mutlaka buzdolabında muhafaza edilmeliler. Et ürünleri ise hemen tüketilmeyecekse dondurulmalılar. Dondurulmuş et ürünlerinin çözülme koşulları da son derece önemlidir. Kırmızı ya da beyaz et hiç fark etmez, dondurucudan çıkarıldıktan sonra asla tezgah üzerinde bekletilmemeliler. Bir gece önceden dondurucudan çıkarılarak buzdolabına alınmalı ve çözülene kadar burada tutulmalıdırlar. Gıda maddelerinin büyük çoğunluğunun saklandığı buzdolaplarının kullanma koşulları da son derece önemli. Buzdolabının gerektiği gibi çalışabilmesi için içerisinde hava akımının gerçekleşiyor olması gerekir. Bu sebeple hava akımını kesecek büyük kaplardan uzak durulması gerekir. Bir düzen içinde olmalı, sık sık temizlenmeli ve bozulmaya başlayan ne varsa diğerlerini etkilemeden çıkarılmalıdır. Örneğin, küflenmeye başlamış bir sebzenin sadece dolaptan çıkarılması yetmez, ardından tüm buzdolabının dezenfekte edilmesi gerekir. Aksi taktirde ortamda mikroorganizma artığı kalır ve yeni yerleştirilen sebzenin üzerine geçerek üremeye devam eder.

RAFLARDA BOŞLUKLAR BIRAKIN

Özellikle yaz aylarında tıka basa doldurulan dolaplar, hava akımını engelleyerek gerekli ısı derecesine ulaşılmasının önüne geçer. Bu sebeple raflarınızda mutlaka koridorlar bırakın. Pişmiş gıdalar saklanırken, mutlaka hava ile teması kesilmeli ve ağzı kapalı kaplarda muhafaza edilmelidir. Pişmiş gıdaların saklanma süresi uygun koşullar sağlansa bile iki gündür. Bu iki gün içinde de en fazla bir kez ısıtılmalıdır. Peynir ve benzer ürünler, sadece vakumlu paketlerde ise stoklanmalı, aksi taktirde az miktarda alınarak hızlı tüketilmesi sağlanmalıdır. Salça ve peynir çeşitlerinin bir kısmı hızlı küflenerek mantar oluştururlar. Bu gibi durumlarda, küflü kısım temizlenerek kalanını muhafaza etmemeli, tamamı atılmalıdır. Derin dondurucular, gıda saklamak için son derece uygun ortamlardır. Ancak, burada muhafaza edilen gıdalar da sıklıkla kontrol edilmelidirler. Son kullanma tarihi geçmiş olanlar, ilk günden beri derin dondurucuda muhafaza edilmiş olsalar bile tüketilmemelidir.

SEBZELERİ KULLANMADAN ÖNCE YARIM SAAT SİRKELİ SUDA BEKLETİN

Yiyeceklerinizi doğru koşullarda saklamış olsanız bile pişirme aşamasında hata yapıyorsanız, bakterilerden kurtulamazsınız. Sebzeler bol su ile yıkanmalıdır. Özellikle yapraklı olanlar kullanılmadan önce yarım saat sirkeli suda bekletilirlerse, bakterilerden arınmış olurlar. Sebze yıkadığınız lavabo ve kaplar da işlemin ardından dezenfekte edilmelidir. Et, sebze ve ekmek için kullandığınız kesme tahtaları mümkünse farklı olmalıdır. Özellikle et kestiğiniz tahtaların işlemin ardından iyi derecede dezenfekte edilmesi gerekir. Eti pişirme teknikleri önemlidir. Ne yağı yanacak kadar çok ne de çiğ kalacak kadar az pişirilmemelidir. Kırmızı etin orta kısmının az pişmiş olmasında bir sakınca yok ancak tavuk eti tam pişirilmelidir.

MUTFAĞINIZIN KURALLARI OLSUN

  • Evin en serin yeri, mutfak olmalı; 22 dereceyi asla geçmemeli.
  • Nemlenmemesi için tuza pirinç, pirince tuz karıştırılmalı.
  • Bakliyatlar, naylon kap ya da torbalarda değil, bez keselerde saklanmalı.
  • Reçeller, kapakları açıldıktan sonra buzdolabında muhafaza edilmeli.
  • Ocaklar her pişirme sonrası, aspiratör filtreleri, ayda bir temizlenmeli.
  • Tezgahlar daima kuru kalmalı.
  • Her mutfakta olan ‘sarı mutfak bezleri’ en fazla bir hafta kullanılmalı ve atılmalılar. Bir haftalık bu süre zarfında, devamlı dezenfekte edilmeli, katlanmış olarak bekletilmemeli mutlaka açık halde serilerek kurutulmalıdır.
  • Çamaşır suyu da insan sağlığına zararlıdır. Elbette kullanılmalı ancak bir ölçüsü var! Kullandığınız çamaşır suyu, miktarının 10 katı kadar sulandırılmış olmalı.
  • Kullanımı pratik püskürtmeli dezenfektanlardan uzak durun! Püskürtme işlemini kontrol edemezsiniz. Siz tezgahlarınızı temizlediğinizi zannederken, yakın mesafede duran gıda maddelerini kirletebilirsiniz!

Konuyla ilgili hazırladığımız videomuzu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz. Videomuzu izledikten sonra YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Devamını Oku...

Beslenme

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, en tehlikeli gıdalar arasındadır. Etiket okumayı ihmal ediyorsanız, farkına varmadan bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içiyorsunuz demektir.

Şeker, özellikle rafine beyaz şeker; fruktoz ve mısır şurubu da dahil olmak üzere pek çok takma isimle karşımıza çıkıyor. Rafine beyaz şeker, hemen hemen her gıdada bulunan bir karbonhidrattır ve birçok tatlının da ana besin kaynağıdır. Bir de tabii yüksek fruktozlu mısır şurubu var… Son zamanlarda Amerika’da adı mısır şekeri olarak değiştirilip kötü ününden kurtulmaya çalışılsa da, bu pek mümkün değil. Biz doktorlar, yapılan araştırmaları değerlendirdiğimizde, yüksek fruktozlu mısır şurubunu, yüzyılın en kolay ulaşılabilir zehri olarak adlandırıyoruz.Bu isim değişikliği üzerine tartışmalar sürse de, kullanımının insan sağlığına olumsuz etkilerini saymakta fayda var.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, tüm gıdalar arasında en tehlikelilerinden birisidir.Eğer alışveriş sırasında etiket okumayı ihmal ediyor ve ne yediğiniz konusunda yeterli bilgiye sahip olamıyorsanız, büyük ihtimalle farkına bile varmadan birçok kez bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içmişsiniz demektir. Özellikle her fırsatta tüketmekten kaçınmanızı önerdiğim hazır meyve sularında, tatlılarda, ekmeklerde tükettiğiniz yüksek fruktozlu mısır şurubu, sizi doyurmak yerine daha çok acıktırarak daha fazla yemek istemenizin başlıca nedenlerinden.

KETÇAPTA DA VAR

Şeker ve fruktoz şurubu… Her iki tatlandırıcının da insan sağlığı için faydalı olmadığı ortada olsa da; tatlı, salata sosu, ketçap, soda ve dondurma gibi pek çok işlenmiş gıda ve içecekde bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubu, biraz daha tehlikeli bir seçenektir!

Tükettiğiniz gıdalarda herhangi bir şekerin fazla olması; kalp rahatsızlığı ve kanser gibi kronik hastalıklara katkıda bulunan insülin direncini, kilo verememeyi ve iltihabı teşvik edip sizi olumsuz etkiler. Sağlık açısından bakıldığında, bazı uzmanlar HFCS yani mısır nişastasından yapılan bir tatlandırıcı olan yüksek fruktozlu mısır şurubunun rafine şekerden farklı olmadığını söylüyor.
Ancak işlenmiş HFCS ve normal şeker arasında bir farklılık var: HFCS’nin içinde çok büyük oranda fruktoz (meyve şekeri) bulunur. Şeker pancarından elde edilen diğer tatlandırıcılarda yarı yarıya fruktoz ve glikoz içerir.Ayrıca normal şeker, size ekstra doygunluk hissi verir.

GÜNDE 6 ÇAY KAŞIĞI ŞEKER

Daha da önemlisi: Journal of Nutrition’da dişi fareler üzerine yapılan yeni bir araştırmada, HFCS’nin şekerden çok daha toksik olduğu, üreme sağlığına zarar verdiği ve ömrü kısalttığı bulundu. Diğer hayvan çalışmaları, yüksek HFCS alımlarının beynin işlevini yavaşlatabileceğini, hafızayı ve öğrenme kabiliyetini düşürdüğünü ileri sürmektedir.
Mısır şurubu, şekerden daha tatlı ama daha ucuz ve taşınması daha kolay olan seçenektir.Bu da bazı üreticiler tarafından daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geldiği için maalesef tercih edilir.

HFCS, normal mısır şurubundan daha tatlıdır ve ürünlerin raf ömrünü uzatmaya yardımcı olduklarından dolayı, özellikle son zamanlarda Amerika’da yaygın olarak kullanılır.
Küçük dozlarda şeker tüketimi yemeğe keyif katabilir ancak bizler her zaman çok fazla tüketiriz. Amerikan Kalp Vakfı’nın verilerine göre, günde altı çay kaşığından fazla ilave şeker alınmaması gerekiyor. Fakat insanların çoğu, günde tepeleme 22 çay kaşığına yakın şeker tüketiyor. Şeker içeren işlenmiş gıdalar tüketmek yerine daha az şeker içeren veya hiç içermeyen sağlıklı, işlenmemiş gıda alternatiflerini deneyin.

ETİKETLERE DİKKAT!

Mutfağınıza alışveriş yaparken aşağıdaki isimlere karşı dikkatli olun:

Früktoz, maltoz, sorbitol, buharlaştırılmış şeker kamışı suyu, şuruplar, ksilitol, ‘ol’ veya ‘oz’ ile biten şekerler.Gazlı içecekleri içmeyin. Benim neredeyse hayatımdan tamamen çıkardığım gazlı içecekleri siz de mutlaka hayatınızdan çıkarın. Alışkanlıkların hemen değişmediğini biliyorum. Öncelikle günlük tüketim miktarınızı yarıya indirerek bu değişime hazırlanabilirsiniz. Hedefinizin, tüketimi tamamen durdurmak olduğunu unutmayın.Yapılan araştırmalara göre, asitli içecek tüketiminizi günde yalnızca bir kutuya düşürmek bile tansiyonunuzu düzene sokabilir.
Asitli içecekler, kafein ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içermektedir. Bu da gayet sağlıksız bir durumdur. Kilo almanın yanı sıra diyabet, kemik zayıflığı ve diş çürümesi riskinizi artırır.

MISIR ŞURUBU VE DİYABET ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?

Kabul edelim, çoğumuz her pazartesi diyete başlayıp şekeri sınırlandırmaya karar veriyoruz ve sonrasında sonuç maalesef bir tatlı ile diyeti bozmak oluyor. Ancak, tatlı tüketimimizi ciddi olarak tekrar gözden geçirmek için bir zaman varsa, o doğru zaman şimdi olurdu. Çünkü yeni araştırmalar, belirli bir tatlandırıcıyı, tip 2 diyabet riskinde artışla ilişkilendiriyor.
Önceki araştırmada söz edilen, obezite ve kalp hastalığına bağlı olarak ilişkilendirilen tatlandırıcı olan yüksek fruktoz mısır şurubudur (HFCS). Global Public Health Dergisi’nde yazan araştırmacılar, daha yüksek fruktozlu mısır şurubunun da daha fazla diyabet anlamına geldiği konusunda uyarıyorlar.
43 ülkeden gelen verileri analiz ettiler ve şurubu kullanan ülkelerde yüzde 20 daha fazla tip 2 diyabet bulduklarını ülkelerle karşılaştırdılar.
Araştırmacılar; Hindistan, İrlanda ve İsveç gibi HFCS kullanmayan ülkelerde tip 2 diyabetin ortalama yüzde 6.7 oranında ortaya çıktığını tespit ettiler.
HFCS’nin ABD, Macaristan ve Kanada gibi büyük tüketicileri, ortalama yüzde 8 oranlarına sahipti. Trend bir ülkenin, genel şeker alımının veya obezite düzeyinin bağımsız olarak varlığını sürdürdüğü görülüyor.

HFCS gerçekten diyabetle ilgili olabilir mi? HFCS, sukrozdan yüzde 10 daha fazla fruktoza sahip ve fruktoz neredeyse sadece karaciğer tarafından metabolize edilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu direkt olarak karaciğere gider ve karaciğerin bu maddeyi şeker olarak algılayıp yağa dönüştürmesine neden olur. Böylece kolestrolü yükseltir ve karın bölgesinde yağlanma oluşmasına neden olur.
HFCS ve şeker arasında birçok büyük fark vardır. Her ikisi de oldukça işlenmiş olmasına rağmen, şeker doğal bir kaynaktan arıtılmıştır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu ise mısırdan işlenir. Ayrıca enzimatik olarak dönüştürülmüştür, bu yüzden şekerden çok daha sentetiktir.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Çay içmek Yaşlanmayı Yavaşlatır

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çay içmek

Çayın kanserden diyabete, saçtan güneş lekelerine kadar pek çok konuda olumlu etkisi var. Sudan sonra en çok tüketilen çay, yaşlanmayla da mücadele ediyor

Sağlık okur-yazarlığını geliştirmek adına yaptığım çalışmalarım arasında, takipçilerimle twitter’dan düzenli olarak güncel sağlık araştırmalarını paylaşmak yer alıyor. Gözlemlerime göre bugüne kadar en fazla ilgiyi çayla ilgili attığım tweetler çekti. Bunun elbette bir nedeni var. Çay, dünya nüfusunun üçte ikisinin tükettiği en popüler içecektir. Birçok çalışma, kamelya sinensis yapraklarından yapılan geleneksel çayın sadece rahatlatıcı bir sıcak içecek olmadığını, aynı zamanda kanser, tip 2 diyabet, artrite karşı da yardımcı olabileceğini gösteriyor. Çay; suyun yanında insanların tükettiği en ucuz içecek olma özelliğini de taşıyor. Çay içmek, eski çağlardan beri sağlığı teşvik edici bir alışkanlık olarak düşünülmüştür. Modern tıbbi araştırmalar, bu inanca bilimsel bir temel sağlamaktadır. Çay içeceğinin sağlıklı yararlarını destekleyen kanıtlar, bilimsel literatürde yayınlanan her yeni çalışmada daha da güçlenmektedir.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR

Günümüzde, potansiyel sağlıklı yaşam ve hastalıklara karşı mücadele niteliklerine sahip olduğunu iddia eden yüzlerce farklı çay bulabilirsiniz. Araştırmalar, bu doğal karışımların bazılarının bağışıklığı güçlendirebilen, stresi kolaylaştıran ve hatta fiziksel dayanıklılığı artırabilen az miktarda mineraller içerdiğini gösteriyor. Sıcak çayın da sindirim sistemini canlandırdığı kanıtlanmıştır. Sudan sonra dünyadaki en popüler içecek olan çay, aynı zamanda antioksidan ve antienflamatuar özellikleri ile yaşlanmaya karşı mücadele etmesi sayesinde güzellikte de etkili.

CİLT KANSERİYLE SAVAŞIN

Biyokimya ve Biyofizik Arşivi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre, polifenol sayesinde yeşil çay yudumlarken DNA onarımını artırabileceğini ve bunun da UV ışınlarına maruz kalmanın neden olduğu melanom dışı deri kanserleriyle savaşmakta etkili olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Yeşil çay için belirli bir günlük tavsiye bulunmamasına rağmen uzmanlar, günde 2-4 bardak içilmesini öneriyor. Uykusuzluk sorunu yaşamamak adına günün erken saatlerinde içmekte fayda var.

PÜRÜZSÜZ BİR CİLT Mİ?

Eğer losyonunuz çay içermiyorsa, büyük oranda nem kaybedebilirsiniz. Bir dermatolojik terapi çalışmasında, yüzde 6 konsantrasyonda bir yeşil çay yaprağı ekstraktını içeren bir losyon uygulayan gönüllülerin sadece bir ay sonra belirgin şekilde daha fazla nemli, esnek ve pürüzsüz bir cilde sahip olduğu gösterildi.

YANIĞI İYİLEŞTİRİR

Eğer güneşe fazla maruz kaldıysanız, daha iyi hissetmek için çayın yatıştırıcı özelliklerinden yararlanın. Uzmanlar, en az bir düzine yeşil çay poşetini soğuk suda beklettikten sonra banyo suyuna atmayı ve sakinleşene kadar derinin hemen içine girmesini önermektedir. Yeşil çay, iltihaplı deride iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olur. Yalnız organik yeşil çayları tercih etmelisiniz. Saç renginiz solgun görünüyorsa, tonunu parlatmak için çay kullanın. Çay hafif asidiktir. Asitik bileşenler saç kütikülünü kapatır ve saçın parlak görünmesini sağlar. Bir fincan kaynar suyun içine altı papatya çayı paketi koyun, 15 dakika kadar dinlenmeye bırakın, sonra buzdolabında çayı (soğuk bir şampuan olarak kullanmak için) soğutun. Haftada bir veya iki kez saçınızı bu karışım ile yıkayın. İşte sağlık üzerindeki faydaları için yudumlamanız gereken çaylar…

NANE VE KUTSAL FESLEĞEN ÇAYI

Nane çayı sindirime yardımcı olur. Mide rahatsızlığını hafifletip şişkinliği rahatlatabilir. Nane çayı ayrıca tıkalı bir burnu rahatlatmak, balgamı gevşetmek ve boğaz ağrısını yatıştırmak gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtilerini azaltabilir. Yapılan son araştırmalar, nane nişastalı çayların konsantrasyonu artırabileceğini ve hafızanıza yardımcı olabileceğini gösteriyor. İngiltere’deki Northumbria Üniversitesi’ndeki bilim adamları, nane nişastalı çay ve papatya çayı içen gönüllüler arasında, nane çayı içenlerin daha dikkatli ve daha iyi çalışma ve uzun süreli hafıza sergilediğini keşfettiler.

OOLONG ÇAYI

Yaprağının rengi, yeşil ve siyah çayın arasında bir tonda olan oolang çayı, diğerlerine oranla biraz daha aromatic bir tada sahip. Yapılan araştırmalar, oolang çayının cilt döküntülerine iyi geldiğini ve diğerlerine oranla çok daha rahatlatıcı bir çay olduğunu tespit etmişler. Araştırmalar, oolong çayı içmenin metabolizmayı hızlandırdığını ve egzersiz yaparken benzer bir şekilde vücudun enerji harcamasını artırabildiğini gösteriyor. Bir porsiyon yani bir fincan çayda yaklaşık 75 mg kafein vardır.

RHODİOLA ÇAYI

Egzersiz yaparken iyi bir performansınız olmamasından mı endişe ediyorsunuz? En iyi sonucu almak için, biraz Rhodiola çayı için. Etli Rhodiola çiçeği, Soğuk Savaş döneminde Rus atletler tarafından araştırılıp test edildi. Ancak daha yeni araştırmalar, artan dayanıklılık ve daha hızlı egzersiz yapma zamanı gibi, spor yapma özelliklerini de desteklediğini ortaya koyuyor. Çay kafein içermez, bu yüzden daha sonra bir enerji kazasından zarar görmeden uyarıldığınızı hissedebilirsiniz.

YOSUN ÇAYI

Yosun, gezegendeki tiroid koruyucu iyodu, bağışıklığı artırıcı C vitamini ve enerji verme demirini içeren herhangi bir gıda maddesinin en geniş yelpazesini sunar ve bu besleyici faydalarından yararlanmanın bir başka yolu da yosunu demlemektir. Suda yaşayan bitki, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu çok miktarda mineralle doludur, ancak kendi başına üretemez. Uzmanlar, ‘İnsan vücudu için gerekli yaklaşık 60 eser mineral var ve yosunlar bu minerallerin hepsine sahiplerdir’ diyor. Çok sayıda bilimsel araştırma düzenli olarak yosun alımının saç sağlığını koruduğunu gösterdi.

ELMA SİRKESİ ÇAYI

Elma sirkesi, lekeleri gidermekten kilo vermeye kadar sağlıkla ilgili pek çok şey için kullanılmıştır. Doğal bir tedavi olarak lanse edilse de bazı gerçekler var. Çalışmalar, nişastalı gıdalarla tüketildiğinde kan şekerini düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor ve bu da tip 2 diyabeti yönetenler için yararlı bir araç haline geliyor. Bu kadar asidik bir sıvının, diş minesine hasar verme gibi sakıncaları var. Bu sebeple elma sirkesini çay olarak hazırlayarak su ile inceltmek akıllıca bir yöntem diyebiliriz. Elma sirkesini; içimi zor olabileceğinden suyun yanı sıra, bal ve karanfil ile tatlandırabilirsiniz.

Çayların faydalarından bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.