Sosyal Medya

Göze Çarpanlar

Kayak Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yayınlanma:

,

Kayak Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kış aylarında en çok tercih edilen spor dallarından biri olan kayak, kayak severler için çok keyifli olmasına rağmen dikkatli olunmadığı takdirde büyük tehlikelere yol açıyor. Özellikle düşmeler sonrasında meydana gelebilecek yaralanmalar aylar süren tedavilere veya kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Güzel başlayan bir tatilin tatsız bitmemesi ise yapılan birkaç pratik uyarılardan ibaret. Bu yazımızın konusu ise bu pratik uyarılar, yani kayak yaparken dikkat edilmesi gerekenler.

Unutmayalım ki, sporun her dalında kurallara uyulmadığı ve bilinçsizce yapıldığı zaman yaralanmak mümkün.

Soğuk havaların olumsuz etkisi yüzünden biraz rahatlamak ve eğlenmek için kendisini dağların bu eşsiz dinlenme fırsatına atmak isteyenler için kayak zamanı! Kar yağışının artması ve okulların yarıyıl tatiline girmesine az vakit kalması nedeni ile kayak merkezlerinde yoğunluklar başladı.

Kayak merkezlerindeki yoğunluk ile beraber kazaların da artmaya başladığı bu dönemde uzun tedavi gerektirebilecek veya vücudumuzda kalıcı hasarlara yol açabilecek yaralanmalardan korunmak çok önemli. Kazalarda yaralanmadan keyifli bir tatil geçirmek isteyenlerin alabileceği önlemler ise oldukça basit.

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi doktorlarından Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Turhan Özler, alınması gereken önlemleri ve kaza durumlarında uygulanabilecek hayati öneme sahip ilk yardım müdahaleleri hakkında bilgi veriyor.

Doğru ekipman doğru hareket demektir!

Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Turhan Özler, kış sporlarında doğru ekipman kullanmanın ilk ve en önemli unsur olduğunu belirtiyor. Kayak ve snowboard özellikle gençlerin vazgeçilmez kış sporları arasında ilk sıraları alıyor. Kızakla kayma ise daha çok küçük çocukların ve kayak yapmayı bilmeyen erişkinlerin ilgi ve eğlence kaynağı. Yürümek ve kısa mesafeli koşma için yaratılmış olan insanın, kaygan bir zeminde spor yapma arzusu yaralanmaları da beraberinde getiriyor. Kış sporlarını yapan en profesyonel sporcular bile düşebiliyor. Özellikle öğrenme aşamasında bu düşmelerin sıklığı fazla olup öğrendikçe de hızlanıldığından yaralanma şiddeti de artıyor. Düşüleceği gerçeğini baştan kabul edersek o zaman düşme sırasında kendimizi nasıl ciddi bir hasardan koruyacağımızı da elbette bilmemiz gerekiyor.

Kış sporu yapacak kişilerin öncelikle kolay ıslanmayan termal özellikli pantolon ve mont giymeleri, kayak tipi eldiven kullanmaları gereklidir. Hava koşulları aniden değişebileceği için, soğuğa bağlı hareket zorlukları hatta donmalar görülebilir.

Eğitim görmeden kesinlikle yapmayın!

Kayak ve snowboard eğitim almadan kesinlikle yapılmaması gereken sporlardır. Özel bir takım manevraları bilmeden kaymak son derece tehlikeli olacaktır. Bu nedenle yeni başlayanlar mutlaka profesyonel bir hocadan ders almalılardır. Kış sporlarında kullanılan ekipmanlar büyük önem taşır. Giyilen botlar mutlaka ayağa tam oturmalı ve kayağa bağlantı yerlerindeki mekanizmalar düşme sırasında ayaktan kolayca çıkabilmeleri için kiloya göre ayarlanmalıdır. Kayma sırasında eğer kayak ayaktan çıkmaz ve döner ise, vücut bu ani dönüşe uyamayacağından ciddi diz yaralanmaları; özellikle menisküs ve çapraz bağlar ile diz yan bağ yırtıkları ve hatta kaval ve uyluk kemiğinde uzun parçalı kırıklar gelişebilir. Önünüze çıkabilecek bir başka kişi veya bir bariyere çarpma sonucu eğer kaskınız yoksa ciddi kafa travmaları meydana gelebilir. Özellikle snowboardda geriye düşmeler sık olduğundan el bilek koruyuculu eldivenler kullanılmaz ise el bileği kırıkları ve sert düşmelerde kuyruk sokumu yaralanmaları hatta omurga kırıkları meydana gelebilir.

Kızakla kayma ise daha çok kısa mesafelerde eğimli bir zeminde olmakta ancak masum gibi görülen bu kayma tipinde kontrolsüz bir iniş söz konusu olduğundan özellikle küçük çocukların ebeveynlerinin kontrolünde ve mutlaka kask ile kaymaları gerekmektedir. Yaşlılarda ise özellikle menapoz sonrası kemik erimesi olan kadınlarda basit düşmelerle kalça ve omurga kırıkları gelişebileceği akılda tutulmalı ve uygun ayakkabı ve kıyafet ile kontrollü kayılmalıdır. Dağlık bir arazide güzel bir havada yürüyüş yapılırken bile altı kaymayan kar ayakkabıları giyilmeli ve ucu kara saplanabilen kar bastonları tedbir olarak kullanılmalıdır.

Kayak öncesi spora hazırlanmak olmazsa olmazdır!

Genellikle kayak tatilleri hafta sonu süresince veya 5-7 günlük kısa süreli tatiller olduğundan kış sporu meraklıları ilk günden itibaren kaymak ve tüm aktivitelerden ilk andan itibaren yararlanmak istemektedirler. Gün boyu büro, okul, mağaza gibi ortamlarda çalışıyorken aniden ağır bir bedensel aktivite ve yüklenme gerektiren bu sporları yapan kişilerde ciddi yorgunluk, kas güçsüzlükleri ve buna bağlı kas hasarları ve hatta solunum ve dolaşım güçlükleri görülebilmektedir.

Kış sporları öncesi mutlaka kas güçlendirme egzersizleri ve spor yapılarak vücudu hazırlamak gerekir.

Kayak ve snowboard özellikle diz eklemine çok yük bindirdiğinden diz çevresindeki kaslara yönelik güçlendirme egzersizlerini mutlaka yapmak gerekir(düz bacak kaldırma ve diz altındaki bir havluya dizi bastırıp bir süre kasılı olarak bekleyip gevşetme gibi) Ayrıca ani bacak açılmaları veya düşmeler sırasında kas yırtıklarını engellemek için kasların boyunu uzatan germe egzersizlerinin de yapılması şarttır.

Kaza durumunda ilk yardım hayati önem taşır!

Kayak sırasında havanın soğuk oluşu, kayağa karşı olan heves ve olayın heyecanı ile düşme sonrası vücutta oluşan hasarlar çoğunlukla ilk anda anlaşılamaz. Bazen yaralanma sonrası kritik bir hasar gelişir ve kısa sürede müdahale edilmez ise uzun süreli tedaviler gerektirebilir. Özellikle boyun, sırt ve bel omurlarındaki kırıklar ilk anda fark edilemeyebilir ve kalıcı sakatlıklara yol açabilir. Eğer düşme şiddetli ise bir süre düşülen yerde kalıp bir hasar kontrolü yapmak gerekir.

Olası bir düşme sonrası ilk müdahale nasıl yapılmalıdır?

Yaralanan kişiye ilk yardım çok önemlidir. Öncelikle yaralanan kişi sözlü uyarılara yanıt vermiyor ve bilinci kapalı ise bir kafa travması geçirmiş olabileceği akla gelmeli ve ilk önce nefes alıp almadığı kontrol edilmelidir. Yaralı eğer nefes almıyorsa dili geriye doğru kaymış olabileceğinden ağzının açılarak dilinin öne doğru çekilmesi bazen hayat kurtarıcı olabilir. Şiddetli düşmelerde yardım gelene kadar omurga yaralanması riskine karşın yaralı ayağa kaldırılmaya çalışılmamalıdır. Diz yaralanması veya kemiklerde kırık gelişmiş ise kırılan bölge kayak sopaları kullanılarak veya var ise ağaç dalları ile kaşkol yardımıyla sıkı olmayacak şekilde tespit edilebilir ve yaralının nakli sağlanabilir.

Özellikle yüksek bölgelerde kayanların cep telefonları çekmeye bileceğinden kısa mesafelerde etkili bir telsizi yanlarında bulundurmaları yararlı olur. Ve elbette yalnız değil bir arkadaş ile kaymak her zaman daha güvenlidir.

Düşme sonrası vücutta ters giden bir şey olduğu nasıl anlaşılır?

Düşme sonrası hemen fark edilemeyen yaralanmalar çoğunlukla geç ortaya çıkan ağrı ve bölgesel şişlik ve kızarıklıklarla kendini gösterir. Özellikle eklem yaralanmaları sonrası eklem içi kanamaya bağlı şişlikler ve basma zorlukları ile beraber çapraz bağ yaralanmalarında dizde kayma boşalma hissi olur. Omurga yaralanmalarında buyun, sırt veya bel kaslarında spazm ve hareketle artan ağrı olur. Ciddi hasarlarda ise kollarda veya bacaklarda uyuşma ve güç kaybı görülebilir. Kafa travmalarında ise geç dönemde bulantı, kusma ve bilinç bozuklukları ortaya çıkabilir.

Dağlar bizi bekliyor!

Burada anlatılanların hepsi güzel başlayan bir tatilin tatsız bitmemesi için yapılan uyarılardan ibaret. Unutmayalım ki, sporun her dalında kurallara uyulmadığı ve bilinçsizce yapıldığı zaman yaralanmak mümkün.

Kış sporları açık havada şehrin gürültü ve kirliliğinden uzakta yapılabilecek en güzel sporların başında geliyor. Bu nedenle vazgeçilmez güzellikteki dağları keşfederken hem kendimizi, hem de bizim gibi spor yapmak isteyenleri koruyalım ve gerekli kurallara uyalım.

Haydi dağlara!

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, en tehlikeli gıdalar arasındadır. Etiket okumayı ihmal ediyorsanız, farkına varmadan bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içiyorsunuz demektir.

Şeker, özellikle rafine beyaz şeker; fruktoz ve mısır şurubu da dahil olmak üzere pek çok takma isimle karşımıza çıkıyor. Rafine beyaz şeker, hemen hemen her gıdada bulunan bir karbonhidrattır ve birçok tatlının da ana besin kaynağıdır. Bir de tabii yüksek fruktozlu mısır şurubu var… Son zamanlarda Amerika’da adı mısır şekeri olarak değiştirilip kötü ününden kurtulmaya çalışılsa da, bu pek mümkün değil. Biz doktorlar, yapılan araştırmaları değerlendirdiğimizde, yüksek fruktozlu mısır şurubunu, yüzyılın en kolay ulaşılabilir zehri olarak adlandırıyoruz.Bu isim değişikliği üzerine tartışmalar sürse de, kullanımının insan sağlığına olumsuz etkilerini saymakta fayda var.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, tüm gıdalar arasında en tehlikelilerinden birisidir.Eğer alışveriş sırasında etiket okumayı ihmal ediyor ve ne yediğiniz konusunda yeterli bilgiye sahip olamıyorsanız, büyük ihtimalle farkına bile varmadan birçok kez bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içmişsiniz demektir. Özellikle her fırsatta tüketmekten kaçınmanızı önerdiğim hazır meyve sularında, tatlılarda, ekmeklerde tükettiğiniz yüksek fruktozlu mısır şurubu, sizi doyurmak yerine daha çok acıktırarak daha fazla yemek istemenizin başlıca nedenlerinden.

KETÇAPTA DA VAR

Şeker ve fruktoz şurubu… Her iki tatlandırıcının da insan sağlığı için faydalı olmadığı ortada olsa da; tatlı, salata sosu, ketçap, soda ve dondurma gibi pek çok işlenmiş gıda ve içecekde bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubu, biraz daha tehlikeli bir seçenektir!

Tükettiğiniz gıdalarda herhangi bir şekerin fazla olması; kalp rahatsızlığı ve kanser gibi kronik hastalıklara katkıda bulunan insülin direncini, kilo verememeyi ve iltihabı teşvik edip sizi olumsuz etkiler. Sağlık açısından bakıldığında, bazı uzmanlar HFCS yani mısır nişastasından yapılan bir tatlandırıcı olan yüksek fruktozlu mısır şurubunun rafine şekerden farklı olmadığını söylüyor.
Ancak işlenmiş HFCS ve normal şeker arasında bir farklılık var: HFCS’nin içinde çok büyük oranda fruktoz (meyve şekeri) bulunur. Şeker pancarından elde edilen diğer tatlandırıcılarda yarı yarıya fruktoz ve glikoz içerir.Ayrıca normal şeker, size ekstra doygunluk hissi verir.

GÜNDE 6 ÇAY KAŞIĞI ŞEKER

Daha da önemlisi: Journal of Nutrition’da dişi fareler üzerine yapılan yeni bir araştırmada, HFCS’nin şekerden çok daha toksik olduğu, üreme sağlığına zarar verdiği ve ömrü kısalttığı bulundu. Diğer hayvan çalışmaları, yüksek HFCS alımlarının beynin işlevini yavaşlatabileceğini, hafızayı ve öğrenme kabiliyetini düşürdüğünü ileri sürmektedir.
Mısır şurubu, şekerden daha tatlı ama daha ucuz ve taşınması daha kolay olan seçenektir.Bu da bazı üreticiler tarafından daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geldiği için maalesef tercih edilir.

HFCS, normal mısır şurubundan daha tatlıdır ve ürünlerin raf ömrünü uzatmaya yardımcı olduklarından dolayı, özellikle son zamanlarda Amerika’da yaygın olarak kullanılır.
Küçük dozlarda şeker tüketimi yemeğe keyif katabilir ancak bizler her zaman çok fazla tüketiriz. Amerikan Kalp Vakfı’nın verilerine göre, günde altı çay kaşığından fazla ilave şeker alınmaması gerekiyor. Fakat insanların çoğu, günde tepeleme 22 çay kaşığına yakın şeker tüketiyor. Şeker içeren işlenmiş gıdalar tüketmek yerine daha az şeker içeren veya hiç içermeyen sağlıklı, işlenmemiş gıda alternatiflerini deneyin.

ETİKETLERE DİKKAT!

Mutfağınıza alışveriş yaparken aşağıdaki isimlere karşı dikkatli olun:

Früktoz, maltoz, sorbitol, buharlaştırılmış şeker kamışı suyu, şuruplar, ksilitol, ‘ol’ veya ‘oz’ ile biten şekerler.Gazlı içecekleri içmeyin. Benim neredeyse hayatımdan tamamen çıkardığım gazlı içecekleri siz de mutlaka hayatınızdan çıkarın. Alışkanlıkların hemen değişmediğini biliyorum. Öncelikle günlük tüketim miktarınızı yarıya indirerek bu değişime hazırlanabilirsiniz. Hedefinizin, tüketimi tamamen durdurmak olduğunu unutmayın.Yapılan araştırmalara göre, asitli içecek tüketiminizi günde yalnızca bir kutuya düşürmek bile tansiyonunuzu düzene sokabilir.
Asitli içecekler, kafein ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içermektedir. Bu da gayet sağlıksız bir durumdur. Kilo almanın yanı sıra diyabet, kemik zayıflığı ve diş çürümesi riskinizi artırır.

MISIR ŞURUBU VE DİYABET ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?

Kabul edelim, çoğumuz her pazartesi diyete başlayıp şekeri sınırlandırmaya karar veriyoruz ve sonrasında sonuç maalesef bir tatlı ile diyeti bozmak oluyor. Ancak, tatlı tüketimimizi ciddi olarak tekrar gözden geçirmek için bir zaman varsa, o doğru zaman şimdi olurdu. Çünkü yeni araştırmalar, belirli bir tatlandırıcıyı, tip 2 diyabet riskinde artışla ilişkilendiriyor.
Önceki araştırmada söz edilen, obezite ve kalp hastalığına bağlı olarak ilişkilendirilen tatlandırıcı olan yüksek fruktoz mısır şurubudur (HFCS). Global Public Health Dergisi’nde yazan araştırmacılar, daha yüksek fruktozlu mısır şurubunun da daha fazla diyabet anlamına geldiği konusunda uyarıyorlar.
43 ülkeden gelen verileri analiz ettiler ve şurubu kullanan ülkelerde yüzde 20 daha fazla tip 2 diyabet bulduklarını ülkelerle karşılaştırdılar.
Araştırmacılar; Hindistan, İrlanda ve İsveç gibi HFCS kullanmayan ülkelerde tip 2 diyabetin ortalama yüzde 6.7 oranında ortaya çıktığını tespit ettiler.
HFCS’nin ABD, Macaristan ve Kanada gibi büyük tüketicileri, ortalama yüzde 8 oranlarına sahipti. Trend bir ülkenin, genel şeker alımının veya obezite düzeyinin bağımsız olarak varlığını sürdürdüğü görülüyor.

HFCS gerçekten diyabetle ilgili olabilir mi? HFCS, sukrozdan yüzde 10 daha fazla fruktoza sahip ve fruktoz neredeyse sadece karaciğer tarafından metabolize edilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu direkt olarak karaciğere gider ve karaciğerin bu maddeyi şeker olarak algılayıp yağa dönüştürmesine neden olur. Böylece kolestrolü yükseltir ve karın bölgesinde yağlanma oluşmasına neden olur.
HFCS ve şeker arasında birçok büyük fark vardır. Her ikisi de oldukça işlenmiş olmasına rağmen, şeker doğal bir kaynaktan arıtılmıştır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu ise mısırdan işlenir. Ayrıca enzimatik olarak dönüştürülmüştür, bu yüzden şekerden çok daha sentetiktir.

Devamını Oku...

Dr. Yerebakan YouTube Kanalı

Trigliserid : Kanınızdaki Konuşulmayan Yağ

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Trigliserid

Trigliserid : Kanınızdaki Konuşulmayan Yağ

Doymuş ve doymamış yağların, bitkisel ve hayvansal her tür yağın hepsi, önce trigliseridlere ayırıştırılıp karaciğere taşınarak, karaciğerde farklı işlemlere uğrar. Karbonhidrat, protein ya da yağ kaynaklarının herhangi birisinden gereğinden fazla enerji alınırsa, kullanılmayan enerji fazlası vücud tarafından trigliseride çevrilerek yağ hücrelerinde depolanır. Yağ hücreleri şişer, büyür ve kilo artışına neden olur. Yağ hücrelerine depolanmayan trigliserid fazlası ise damarlarda dolaşarak kötü kolesterolün artmasına ve faydalı kolesterolün azalmasına yol açar. Trigliseridler yapı olarak bir şeker molekülüne 3 adet yağ asititnin bağlanması ile oluşan maddelerdir. Ve yüksek miktarda bulunmaları kanınızı lipemik yani göreceli olarak yağlı yapar.

Fazla tüketilen şekerlerin yanı sıra bu videomuzda görsel olarak trigliseridleri yükselten şeyleri anlatmaya çalıştım. Bu konu ile ilgili yazdığım makaleme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sağlıkla kalın.

Devamını Oku...

Göze Çarpanlar

Kalp Hastalıklarını Arttıran 10 Etken

Yayınlanma:

,

Kalp Hastalıklarını Arttıran 10 Etken

Nargile ve sigaradan, aşırı kilo ve hareketsizliğe…

Gerek dünyada gerekse ülkemizde ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıkları geliyor. Yapılan araştırmalara göre, sadece Avrupa’da yılda 4 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybediyor. 65 yaş önce kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler erkeklerde daha sık görülse de, menopoz sonrası kadınlarda da kalpten ölümler hızla artıyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, günümüzde kalp ve damar hastalıklarının giderek yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinin başında yanlış alışkanlıklar ve bilimsellikten uzak söylemlerle hareket etmenin geldiğini vurguluyor. Damar ve kalp hastalıklarını arttıran 10 etkeni anlatan Prof. Dr. Sinan Dağdelen, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Meyve ve sebze tüketiminin azalması

Yeterince meyve ve sebze tüketilmemesi vücudun kalp ve damar hastalıklarına karşı mücadelesini önemli ölçüde engelliyor. Hazır ve yüksek kalorili yağlı beslenme tipi, kalp damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Korunmak içinse mevsim sebzeleri ve meyvelerinden her gün yeterince tüketmek gerekiyor.

Aşırı kilo ve obezite

Dünyada hızla yaygınlaşan obezite ve yağlanma artık çocuklarda da sıkça görülüyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerdeki çocukların ortalama yüzde 16’sında aşırı kilo ve obezite problemi görülüyor. Çağın bu yaygın hastalığı kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere pek çok ciddi hastalığa yol açıyor hatta ömrü kısaltıyor. Bu yüzden sağlıklı beslenerek ideal kiloyu korumak gerekiyor.

Yüksek kolesterol

Yüksek kolesterol seviyesi ve özellikle kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL’nin yüksek olması kalp ve damar hastalıkları açısından ciddi risk oluşturuyor. Yüksek kolesterol ile mücadelede diyet ve yaşam tarzı değişikliği çok önemli. Bununla birlikte hastalar kolesterol ilaçlarını doktorunun onayı olmadan kesinlikle sonlandırmamalı; aksi halde kolesterol ilacını gelişigüzel kesmek ciddi riskler doğurabiliyor.

Diyabet ve insülin direncinin artması

Sağlıksız beslenmenin de etkisiyle diyabet ve insülin direnci son yıllarda yetişkinlerde hızla artarken aynı zamanda metobolik sendromların görülme oranı da çocuk yaşlara kadar indi. Bu durum özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nüfusun yüzde 25’ini etkisi altına alıyor.

Fiziksel aktivitenin azalması

Günümüzde hareketsiz yaşantı giderek artarken, bu durum kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, “Fiziksel aktivitenin azalması ve koltuğa bağımlı yaşam tarzı kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü. Kalbimizi korumak için mutlaka haftada en az üç gün düzenli ve tempolu yürüyüş yapılmalıdır” diyor.

Hipertansiyon yaşının düşmesi

Kalp ve damar hastalıklarının en önemli tetikleyicisi olan hipertansiyon ülkemizde, dünya ortalamasının üzerinde her 3 yetişkinden birinde görülüyor. Üstelik her 10 kişiden 6’sı hipertansiyonu olduğunun farkında bile olmuyor. Bu sinsi hastalık yanlış alışkanlıklar nedeniyle artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.

Bilimsel geçerliliği olmayan tedaviler

Yanlış bilgilendirmeler ve bilimsel olmayan tedavi yöntemleri ile tıbbi tedavilerin önüne geçilebiliyor ve özellikle de yüksek kolesterol ile ilgili bu söylemlere inananlar, doktor kontrolünden uzak ilaçlarını kesebiliyor ve kulaktan dolma bilgilerle aşırı yağlı beslenme gibi bu yöntemleri uygulayabiliyor. Bu da hem kalp ve damar sağlığını olumsuz etkiliyor hem de asıl tedavinin gecikmesine neden olabiliyor.

Nargile de en az sigara kadar zararlı

Sigara içindeki 4 binden fazla zararlı madde ile kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan en önemli etkenlerden biri. Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalbimize zarar veren alışkanlıklardan mutlaka uzak durmak gerektiğini belirtirken, son dönemde sadece ülkemizde değil birçok ülkede kullanımı yaygınlaşan ve zararsız olduğu düşünülen nargilenin de en az sigara kadar zararlı olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen, “Öyle ki bazı hastalarımız ön muayenede sigara içmediği bilgisini veriyor, halbuki neredeyse her gün nargile içiyor. Kalp ve damar hastalıklarında nargile de en az sigara kadar riski artırıyor ve tedavi belirlenirken bu alışkanlığı mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor” diyor.

Ameliyatsız tedavi yöntemleri gelişiyor

Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalbimize zarar veren alışkanlıklardan mutlaka uzak durmak gerektiğini belirtirken, günümüzde kalp hastalıklarındaki artışa rağmen tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını vurguluyor. Son yıllarda ameliyatsız tedavisi yöntemlerinin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Koroner stent teknolojisinde, bypass teknolojilerinde, pil tedavisinde, damardan girilerek kapak tamirleri yapılmasında ve kalpteki deliklerin ve daralmaların tedavisinde ameliyatsız yöntemler son yıllarda son derece gelişti. Bu yöntemler ameliyat sonrası komplikasyon riskini düşürürken hastaların da çok daha kısa sürede normal hayatına dönmesini kolaylaştırıyor” diyor.

 

İlginizi çekebilecek bir başka yazımızda 28 günlük program ile kalp hastalıklarını önlemenin yollarından bahsediyoruz. Yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.