Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Karaciğer Sağlığını Tehdit Eden Hastalık, Hepatit C

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
Karaciğer Sağlığı Tehdit Eden Hastalık, Hepatit C

Sinsice ilerlediği için hemen fark edilemeyen karaciğer sağlığını tehdit eden hastalık, Hepatit C tedavi edilmezse birçok önemli hastalığa neden olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, “Hepatit C’den tamamen kurtulmak yeni ilaçlar sayesinde çok büyük oranda mümkün hale geldi. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde tüm dünyada hepatit C’nin tamamen yok edilmesi planlanmaktadır” diyor. Doç. Dr. Atakan Yeşil, Hepatit C ile ilgili önemli uyarılarda bulundu.

‘Karaciğerin iltihaplanması’ olarak tanımlanan Hepatit C, Hepatit B virüsü ile birlikte karaciğer kanserinin en önemli nedenlerinden biri. Veriler, ülkemizde yaklaşık 3,5 milyon Hepatit B, 750 bin de Hepatit C hastası olduğunu ortaya koyuyor. Yani her 100 kişiden 1’i Hepatit C hastası. Dünya genelinde ise sorun yaygın. Tüm dünyada 325 milyon kişide kronik hepatit olduğu tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın sıklığının azaltılması amacıyla birtakım önlemler alındığını belirtirken, bu önlemler ile 2020 yılına kadar Hepatit B ve C’de yeni hasta sayılarında yüzde 30 ve bu hastalıklara bağlı ölümlerde yüzde 10 azalma bekleniyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, son yıllarda tüm dünyada hastalığın görülme sıklığında azalma yaşandığını belirterek “Özellikle Hepatit A ve B’ye karşı aşılamanın yaygınlaştırılması, Hepatit B ve C tedavisine ulaşımın artırılması, anneden bebeğe geçişin engellenmesine odaklanılması, kan nakli ve cerrahi uygulamaların daha güvenilir hale getirilmesi hastalığın görülme sıklığını azaltmada önemli faktörlerdir” diyor.

Kolayca Bulaşabiliyor!

Viral hepatitler bulaşıcı özellikleri nedeniyle önemli halk sağlığı sorunlarının başında geliyor. Hepatit C virüsü taşıyıcısı olanların, hasta olmasalar bile kan ve diğer vücut sıvıları yoluyla hastalığı başkalarına bulaştırabileceklerini bilmeleri gerekiyor. Bu nedenle diğer kişilerle temasta önlem almaları önemli. Bu hastaların düzenli doktor takibinde olmaları gerekiyor. Yılda 2 kere karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmaları, alkol almaktan kaçınmaları, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırlarsa doktora danışmaları da önemli.

Sinsice İlerleyebiliyor!

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, akut hepatitin genellikle halsizlik, iştahsızlık, yorgunluk, kilo kaybı, idrar renginde koyulaşma ve deriyle göz akında sararma ile kendisini gösterdiğini belirtirken, kronik hepatitte ise hastalarda herhangi bir yakınma olmayabileceğini söylüyor. Hastalığın çoğu zaman belirti vermemesi nedeniyle fark edilemeyerek zaman kaybedildiğini söyleyen Doç. Dr. Atakan Yeşil “Akut Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonu gelişen olguların yakından takip edilmeleri ve erken tedavi ile hastalığın ilerlemesinin önlenmesi gerekmektedir. Aksi halde tanı konulmadığında ve gerekli önlemler alınmadığında yıllar içerisinde önce siroza ve daha sonra da karaciğer kanserine neden olmaktadırlar” diyor.

Bu Önlemlere Dikkat!

Hastalığın tehlikesi yüksek olmasına karşın alınacak önlemlerle korunmak mümkün. Hepatit A ve B’ye karşı aşılamalar ile hepatitlerin önemli bir bölümünün oluşması engellenebilirken, toplumda hastalığın bulaşma yolları konusunda bilinçlenme çok önemli. Doç. Dr. Atakan Yeşil diğer önlemleri şöyle özetliyor: “Güvenli kan ürünleri ve enjeksiyon kullanımı ile yenilen ve içilen gıdaların hijyenik şartlarda üretilmesi, paketlenmesi, saklanması ve tüketilmesi hepatit virüslerinden korunmada çok önemli adımları oluşturacaktır.” Günümüzde önemli kronik hepatit etkenlerinden Hepatit C’den tamamen kurtulmanın yeni ilaçlar sayesinde çok büyük oranda mümkün hale geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Atakan Yeşil, “Önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde tüm dünyada Hepatit C’nin tamamen yok edilmesi planlanmaktadır. Hepatit B için ise günümüzde virüsü tamamen yok edebilecek ilaçlar mevcut değildir. Gerektiği durumlarda Hepatit B’ye karşı verilen ilaçlar henüz hastalığın ilerlemesini durdurmaya yöneliktir. Bu alanda da çalışmalar devam etmektedir” diyor.

Karaciğer sağlığıyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Böbrek Sağlığıyla Ilgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Böbrek Sağlığıyla Ilgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Türkiye’de her 7 kişiden birinde böbrek hastalığı olduğu araştırmalarda görülüyor. Peki böbrek hastalıkları hakkında yeterince bilgiye sahip miyiz? İşte böbrek sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar…

Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin böbrek hastalıklarıyla ilgili farkındalığın az olması ve kulaktan dolma bilgiler nedeniyle hatalı davranışlar sergilemenin erken tanı ve tedaviyi çoğu zaman olumsuz etkilediğine işaret ederek, “Bunun sonucunda hastalık aslında tedavi edilebilir durumdayken kronik bir sürece doğru ilerleyerek böbrek yetersizliğiyle sonuçlanabiliyor” uyarısında bulunuyor. Peki böbrekler hakkında zihinlerimize kazınan bu hatalı bilgiler neler? Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin toplumda böbrek sağlığı hakkında doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yanlış: Belin her iki yanında gelişen ağrı, böbrek hastalığı belirtisidir

Doğrusu: Taş hastalıkları, tümör ve büyük kistler dışında, böbrek hastalıkları ağrı yapan hastalıklar değildir. Bazı durumlarda böbrek enfeksiyonları olarak adlandırılan piyelonefritlerde belin her iki yanında künt ağrı hissedilebiliyor.

Yanlış: İdrar çıkışının normal olması böbreklerin iyi çalıştığını gösterir

Doğrusu: Böbrek fonksiyonu yüzde 15’in altına düşene dek idrar miktarı azalmaz. Yani idrar çıkışının normal miktarlarda olması, idrar yaparken ağrı olmaması, her zaman böbreklerin iyi çalıştığını göstermez.

Yanlış: Çok su içmek böbrekleri temizler

Doğrusu: Böbrekler sağlıklı çalıştığında günlük alınan su miktarının fazla bir önemi olmuyor. Böbrek taşı hastalığında ise günlük içilen su miktarının 2 litreden fazla olması böbrek taşının tekrarlama riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. Ancak böbrek fonksiyonu bozulduğunda, böbreğin atık maddeleri vücuttan temizleyebilmesi için günlük su tüketiminin 2 litrenin üzerinde olması gerekiyor.

Yanlış: Antibiyotik kullanmak böbreklere zarar verir

Doğrusu: Antibiyotik kullanımının gerekli olduğu durumlar, bakterilere bağlı gelişen enfeksiyonlardır. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin ciddi enfeksiyonların da tedavi edilmediğinde böbrekleri etkilediğine işaret ederek şu bilgileri veriyor: “Dolayısıyla antibiyotikler enfeksiyon nedeniyle uygun dozlarda ve uygun süreyle kullanıldıklarında böbreklere zarar vermezler. Ancak hastanın böbrek fonksiyonlarını etkileyen diyabet ve hipertansiyon gibi başka hastalıklarının olması ve bu hastalıklar için kullanılan ilaçların antibiyotikler ile etkileşimi, böbreklerin daha kolay etkilenmesine yol açabiliyor”

Yanlış: Tansiyon ilaçları böbreklerde hasar oluşturur

Doğrusu: Yüksek tansiyon kontrol altına alınmadığında kalp, beyin ve böbreklere zarar veriyor. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmezse yıllar içerisinde böbrek yetmezliğiyle de sonuçlanabiliyor. Sanılanın aksine tansiyon ilaçları sayesinde kan basıncı kontrolü sağlandığı için böbreklerin yüksek kan basıncına bağlı olarak zarar görmesi önleniyor.

Yanlış: Hastalıklarda ilaç yerine bitkisel ürünler kullanarak böbreklerimizi ilaçların zararlı etkilerinden koruyabiliriz

Doğrusu: Alternatif tedaviler olarak halk arasında yaygın kullanılan bitkisel ürünler, içeriklerinin tam olarak bilinmemesi ve ilaçlarla etkileşime girmeleri nedeniyle böbreklerde bir tür alerjik reaksiyon yoluyla nefrit olarak adlandırılan hastalıklara yol açabiliyor.

Yanlış: Süt ve süt ürünleri böbrek taşı yapar

Doğrusu: Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin tam aksine kalsiyumdan fakir bir beslenmenin böbrek taşı riskini arttırdığını belirterek, “Kalsiyum içeriği yüksek olan süt ve süt ürünlerinin belirli miktarlarda tüketimi böbrek taşı riskini azaltıyor. Ancak kalsiyum içeren ilaçların kullanımı ise taş oluşum riskini yükseltiyor” diyor.

Yanlış: Fazla çay içmek böbrek taşı riskini arttırır

Doğrusu: Sanılanın aksine, fazla çay içmek böbrek taşı riskini azaltıyor. Kahve tüketimindeki artış ise böbrek taşı riskini arttırıyor.

Böbrek sağlığıyla ilgili farklı bir konuya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Diz Ağrısında Kök Hücre Tedavisi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Diz Ağrısında Kök Hücre Tedavisi

Kök hücreler, insanlarda bütün dokulardaki damarların çevresinde yerleşmiş ata hücrelerdir.  Kök hücrelerin hastalıkların tedavisi konusunda kullanımı üzerinde son yıllarda giderek yaygınlaşmıştır. Diz ağrısında kök hücre tedavisi konusunda bilgiler veren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, kök hücreyle ilgili merak edilenleri açıkladı.

Kök Hücre Nedir?

Kök hücre vücutta bulunan tüm hücrelere dönüşme potansiyeli olan ana hücrelerdir. Kök hücre vücudumuzda kan, yağ dokusu, kemik iliği ve kordon kanı içerisinde bulunur.

Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

Kök hücre  pratikte yağ dokusundan ve kemik iliğinden elde edilir. Kök hücrelerin alınması işleminde hastanın ağrı duymaması için anestezi altında yapılır. Leğen kemiği ve göbek yağ dokusu kök hücrenin çok sayıda alınabileceği iyi bir kaynaktır.  Leğen kemiği veya göbekten alınan yağ dokusu içerisindeki kök hücreler filtreleme  ve ayrıştırma işlemi yapılır. Bu ayrıştırma işlemi steril koşullarda yapılmaktadır. Kök hücrenin hazırlık işlemi yaklaşık 20-30 dk sürmektedir. Bu süre sonunda elde edilen saf kök hücreler hastaya uygulanmaya hazırdır.

Kök Hücre Tedavisi Hangi Hastalıklarda Uygulanır?

Eklemlerimizde bulunan kıkırdak hasarı oluştuğu zaman kendini iyileştirme kapasitesi çok sınırlıdır. Kıkırdak hasarı özellikle diz ve kalça ekleminde zamanla aşınma ve ağrıya en son olarak da kireçlenme denilen artroza sebep olur. Kök hücre tedavisi özellikle erken dönemde kıkırdak hasarlanması başlamış, ağrılı ekleme sahip ameliyat için uygun olmayan veya ameliyatı istemeyen hastalara uygulanabilir. Bu tedavide amaç kıkırdak dokusunun bir miktar kendini iyileştirmesinin sağlanması, hastanın ağrısının azaltılıp daha hareketli bir eklem haline getirilebilmesidir.

Menisküs dokusu diz eklemi içinde eklem yüzlerinin birbirine sürtünmesini önleyip destek görevi gören dokulardır. Menisküs yırtılması sonrasında bu bölgenin kanlanması zayıf olduğu için kendi kendine iyileşemez. Menisküsün küçük olan  yırtıklarında veya ameliyatın uygun olmadığı durumlarda kök hücre tedavisi uygulanabilir. Menisküs yırtığının semptomlarının azaltılması amaçlanır.

Kök Hücre Uygulama İşlemi Nasıl Yapılır?

Kök hücre kişinin kendi hücreleri olduğu için tedavi amacında dokunun kendini iyileştirip yenilemesi amaçlanır. Kök hücreler kemik iliği veya yağ dokusundan alınıp hazırlandıktan sonra hastaya uygulamaya hazır hale gelir. Hazırlanan kök hücre miktarı yaklaşık 3-5ccdir ve diz içine basit bir enjeksiyon ile verilir.

 Kök Hücre Tedavisinin Sonuçları Nelerdir?

Kök hücre konusunda yapılan çalışmalar oldukça yenidir. Özellikle kıkırdak hasarı olan ve implant uygulanması için uygun olmayan hastalarda kıkırdak dokusunun kendini iyileştirmesi amacıyla yapılan bu tedavinin sınırlı hasta üzerinde yapılan erken dönem sonuçlarında %80 oranında başarılı sonuç verdiği gösterilmiştir. Ancak tedavinin başarısını arttıran ana etmen doğru hasta seçimi ve kök hücrelerin uygun teknikle elde edilmesi çok önemlidir. Hastaların kilo verme, egzersiz ile kök hücre tedavisinin etkisi arttırılmaya çalışılmalıdır.

Kök Hücre Tedavisinin Riskleri Nelerdir?

Kök hücre tedavisi oldukça yeni bir tedavidir ve konu ile ilgili yapılan çalışmalar az sayıdadır. Özellikle kıkırdak gibi kendini yenileme özelliği olmayan dokuların hasarlanmalarında tercih edilmekle beraber amaç buraya verilen kök hücrelerin kıkırdak dokusuna dönüşmesidir. Ancak bazı durumlarda kök hücreler kemiğe dönüşebilir veya gereğinden fazla gelişerek kalın bir doku oluşturup kişiyi rahatsız edebilir. Bu nedenle uygulama sonrası iyi hasta takibi yapılması ve hastaların bilgilendirilmesi gereklidir.

Diz problemleriyle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Havuzlardan Bulaşabilecek Hastalıklar

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Havuzlardan Bulaşabilecek Hastalıklar

Yazın serinlemek adına imdadımıza yetişen havuzlar; ishal, mantar, idrar yolları, kulak ve göz enfeksiyonlarına sebep olabiliyor. Havuzlardan bulaşabilecek hastalıklar nedir, Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nail Özgüneş, bu konuyla ilgili bilgiler verdi.

Göz Enfeksiyonları

Yüzme havuzları, sıcak ve nemin etkisiyle bazı enfeksiyonların yayılımını kolaylaştırır. Havuz suyunun dezenfeksiyonunda yararlanılan klor bazlı maddelerin uygunsuz kullanımı tahrişlere, kornea yüzey bozukluklarına ve gözün bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Belirtileri çapaklanma, kızarıklık, bulanık görme, kaşıntı, yanma ve batmasıdır. Gözlerinde enfeksiyon olan kişiler, diğer havuz kullananların sağlığını düşünerek bulguları düzelinceye kadar havuz kullanmamalıdır. Lens kullananların ise havuza lensleriyle girmemeleri uygun olur. Havuza lensleriyle giren kişilerde, şiddetli göz ağrılarının olması çeşitli enfeksiyonlardan dolayı olabilir. Bu nedenle havuza ya da denize girerken havuz gözlüğü kullanımı önemlidir.

Sindirim Sistemi Enfeksiyonları

Havuzlardan bulaşan enfeksiyonların en başında, sindirim sistemi enfeksiyonları gelmekte ve bu durum kendini bulantı ve/veya ishal ile kendini göstermektedir. Rotavirüs, Hepatit A, Salmonella, Shigella, E. Coli (Turist İshali) olmak üzere çok çeşitli virüs ve bakteriler su sirkülasyonu ve klorlamanın yetersiz olduğu havuzlarda uzun süre canlılığını koruyabildiği için bu mikropları içinde barındıran havuz suyunun yutulması ile ortaya çıkar.

Genital Bölge ve İdrar Yolu Enfeksiyonları

Daha çok uygunsuz koşullara sahip havuzlardan kaynaklanan, idrar yolu enfeksiyonları ve kadınlarda görülen vajinit de sık rastlanan ve rahatsız edici enfeksiyonlar olarak karşımıza çıkar. Bu enfeksiyonlar idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, bel ve kasık ağrısı, genital bölgede ağrı, kaşıntı ve akıntı gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Genital siğiller (HPV) de, havuzlardan bulaşabilmektedir.

Deri Enfeksiyonları ve Mantarlar

Bazı deri enfeksiyonları ve mantarlar havuz yolu ile bulaşabiliyor. Bunların başında, genital siğiller ve ‘molluskum kontagiozum’ gelmektedir. Sıcak ile artan terlemenin, yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığı biliniyor. Aşırı miktarda klor kullanılan havuz suları, duyarlı bazı kişilerde ciltte tahrişe neden olabiliyor. Hijyenik olmayan ortamlardan ya da temiz olmayan havlulardan da uyuz, impetigo gibi deri hastalıkları bulaşabiliyor.

Dış Kulak Yolu Enfeksiyonları ve Sinüzit

Dış kulak yolu enfeksiyonu, sulu ortamı seven bakteriler ve bazen de mantarların sebep olduğu bir durumdur. Şiddetli kulak ağrısı, kulakta akıntı ve işitme azlığı, kaşıntı ve ileri durumlarda kulakta şişme ve kızarıklığa neden olur. Uzun süre suda kalma ya da kulağa su kaçması sonucunda risk artar. Aynı zamanda suya dalma esnasında eğer varsa sudaki bakteriler burun yoluyla sinüslere kadar ulaşabilir ve sinüzite neden olabilir.

Peki Bu Enfeksiyonlardan Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?

* Klorlamanın ve su sirkülasyonunun yeterli olmadığını düşündüğünüz havuzlara girmeyin.

* Havuzda kesinlikle su yutmamaya özen gösterin. Özellikle sakız çiğnerken su yutulabileceği için, yüzerken sakız çiğnemeyin.

* Çocuk havuzu ve yetişkin havuzlarının ayrı olduğu tesisleri tercih edin.

Islak mayo ile uzun süre oturmayın, mutlaka kurulanın.

* Havuzun bulunduğu kısma girmeden ayakların antiseptik solüsyonlar ile yıkandığı, havuza girmeden duş almanın ve bone kullanımının zorunlu olduğu tesisleri tercih edin.

* Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alarak üzerinizdeki olası mikrop ve fazla klordan temizlenin ve temiz çamaşırlar giyin.

* Havuzdan çıkar çıkmaz kurulanın. Çünkü bazı bakterilerin, uyuz ve mantar gibi enfeksiyonların gelişiminde nem, çok önem taşıyor.

* Havuza girerken mutlaka kulak tıkacı kullanın.

* Aktif bir kulak enfeksiyonunuz varsa ya da kulağınıza tüp takıldı ise havuza girmekten kaçının.

* Sinüzitten korunmak için havuza dalarken ya da suya atlarken burun tıkacı kullanın ya da burnunuzu elinizle kapatın.

* Göz enfeksiyonları açısından, havuz suyuyla teması en aza indirmek ve bu amaçla yüzücü gözlüğü kullanmak yararlı olur.

Havuzda hastalık riskiyle ilgili farklı bir konuya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.