Bizimle iletişime geçin

Kanser

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Kanserle ilgili kulaktan dolma pek çok bilgi var. Peki bu bilgilerden hangileri gerçekten doğru, hangileri yanlış? Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden, kanserle ilgili doğru bilinen 6 yanlış nedir açıkladı.

“Kanser, insanlığın en eski hastalıklarından biridir. Bir hücrenin kontrolsüz çoğalması ile başlar. Büyüdükçe tarlaya saçılan tohum gibi başka organlarda sıçrar, buralarda yeni koloniler oluşturarak doku ve organ fonksiyonunu bozar. Bu büyüme durdurulamazsa canlının ölümüne sebep olur. 200’ün üzerinde çeşidi vardır. Her bir canlı doku, kanser olabilir. Kanserin oluşması için, hücrenin beyni sayılan DNA’sındaki bazı özel bölgelerinin hasarlanması gerekir. Hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa, hücrenin istenmeyen kanserleşme süreci başlamış demektir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden kanser ile ilgili merak edilenleri anlattı.

“İnsanlar Sigara İçmemiş Olsaydı, Kanser Görülme Oranı Yüzde 70 Azalacaktı”

Kanserleşme sürecinde sistem, kendiliğinden bozulabildiği gibi çoğu zaman dış faktörlerden de etkilenir. Bunların başında sigara gelir. Günümüzde yüz kanserin yetmişinden sigara sorumludur. İnsanlar sigara içmemiş olsaydı, kanser görülme oranı yüzde 70 azalacaktı. Kansere etki eden diğer faktörler ise; iyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, enfeksiyonlar, kimyasallar, beslenme, kilo, hormonal yapılardır.

Kanser Görülme Sıklığı, Sanılanın Aksine Artmamaktadır

Kanserin yaygınlığı ve görülme oranındaki değişkenliği ortaya koyan en doğru bilgiler Amerika tarafından verilmektedir. 1975’ten beri düzenli olarak kayıtlar tutulmaktadır. 1975 yılında her yüz bin kişiden 400’ü kanser olurken, 2014 yılında bu oran 442,7 ye çıkmıştır. 1975’te her yüz bin kişiden 220’si kanserden ölürken 2014 yılında bu oran 166,1’e düşmüştür.

Bu bilgiler ışığında 40 yılda yaklaşık kanser görülme oranı yüzde 10 artmıştır. Yani bu son kırk yıl içerisinde çok ciddi sanayileşme olmasına ve kimyasalların insanların yaşamına girmesine rağmen aynı oranda kanser görülmesinde artma olmamıştır. Ancak medikal teknolojinin ve bilgi birikiminin az olduğu ülkelerde kanser hastalarının tedavi başarı oranları düşük olduğundan, hastalar erken ölmektedir. Türkiye’de ise tanı ve tedavide başarı oranı arttığından farkındalık da artmıştır ama sanki kanser hastalığı artıyormuş gibi bir algı oluşmaktadır.

Cep Telefonları, Mikrodalga Fırınlar, Radyo ve TV Sinyalleri Kanser Yapmaz!

İyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, atomun çekirdeğinden veya iç elektron halkalarından parça koparabilirler. Bu durumda atomun yapısını bozarak molekülü değiştirir. Eğer bu işlem hücrenin DNA’sında olursa DNA’ya zarar verir. DNA zarar görürse, hücre onu tamir etmeye çalışır. Tamir edemez ise o bölümün fonksiyonlarını durdurur veya kendi kendisinin ölümüne karar verir ve hücre ölür. Eğer hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa hücre istemsiz çoğalarak kanser hücresine dönüşür. Bu moleküler yapıyı değiştirecek kadar enerjisi olmayan ışınımların bu yolla kanser yapma yetenekleri yoktur.

Bu ışınımları saçanlara; MR cihazları, enerji hatları, radar dalgaları, radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları, ısıtıcı lambalar, görünen ışık örnek gösterilebilir.

Bu düşük enerjili iyonize olmayan ışınımlar, dokuları ısıtabilirler. Ancak bu ısı lokal ise bölgedeki kan akımı ısıyı düşürerek dokuları korur. Normal hücreler 42 dereceye kadar dayanır. Isı 42 derecenin üstüne çıkarsa protein hasarı olur ve hücre ölür. Isının; sadece hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalara zarar verip hücrenin diğer hayati yapı taşlarına zarar vermemesi nerdeyse imkansızdır. Bu yüzden ısıtılan hücrelerin birçok hayati yapı taşları eş zamanlı zarar göreceğinden hücre kanserleşemez ve ölür.

Bu bilgiler ışığında günümüzde düşük enerjili iyonize olmayan ışınımların kanser yaptığını iddia eden ciddi bilimsel kanıt yoktur. Diğer bir deyişle MR cihazları, Enerji hatları, radar dalgaları, AM, FM radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları ve ısıtıcı lambaların kanser yaptığına dair ciddi bilimsel kanıt yoktur.

‘Tuz’ Kansere Neden Olmaz

Tuz tek başına kanserojen bir molekül değildir. Turşu ve salamuralarda kullanıldığında bazı kimyasal tepkimeler sonucu nitrit asit ve oksidatif moleküller oluşur. Bu moleküller ısıtıldığında veya mide içinde mide asidi ile birlikte güçlü kanser yapıcı maddelere dönüşürler. Bu yiyecekler çok tuzlu olduğu için mide kanserinin sorumlusunun tuz olduğu sanılmaktadır. Olumsuz şartlarda saklanan ve bayatlayan gıdalarda oluşan bakteri ve küf mantarları bu kanser yapıcıları oluşturabilir.

Kaynağı Belli Olmayanlar Hariç, Raf Ömrünü Uzatan Kimyasallar Kanser Yapmaz

İnsanlar, besin maddelerini koruyabilmek için yüzyıllardır gayret içinde olmuşlardır. Günümüzde de gıda sanayisi ile ilgilenen şirketler insan sağlığına zarar vermeden gıdaların raf ömrünü uzatmanın yollarını aramaktadır. Pastörizasyon başta olmak üzere birçok yöntem insan sağlığına zararlı değildir. İmalat edildikleri ülkelerin kontrolündeki firmaların ürünleri insan sağlığına zararı gösterilememiş raf ömrünü uzatan kimyasallar kullanabilmektedirler. Kaynağı belli olmayan gıda ürünleri, birçok sebepten tehlikeli olabilir.

‘Kanserin Çaresi Bulundu, Fakat Açıklanmıyor’ Diye Bir Şey Yok!

Kanserin çaresinin bulunduğu ve bilim dünyasının büyük çıkarlar peşinde olduğu için bunu açıklamadığı söylenmektedir. Böyle bir tezin doğru olma olasılığı hemen hemen hiç yoktur. Tüm dünyada yüzbinlerce kanser araştırması yapan ve kanser hastası tedavi eden araştırmacıların bu ahlaksız durumun sorumluluğunu alması mümkün değildir. Bunun aksini savunarak toplumun bilim adamlarına güvenini sarsarak halkı kendi amaçlarına inandırmak en büyük ihanettir.

Kanserle ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kanser

Kansere Karşı 7 Etkili Yaklaşım

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kansere Karşı 7 Etkili Yaklaşım

Günümüzde hızla artış gösteren kanser, doğrudan ve dolaylı olarak birçok insanı etkileyen bir hastalık. Ailede kanser hastasının olması, hasta yakınına alışılanın dışında roller ve sorumluluklar da yüklüyor. Kimi zaman yıpratıcı olan bu süreç, kişinin yakınları için de zor olabilirken, hastaya doğru yaklaşımın ne olacağı çoğu kez bilinmiyor, ‘destek oluyorum’ sanılırken hasta için süreç daha yıpratıcı biri hale getirilebiliyor! İşte kansere karşı 7 etkili yaklaşım…

Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Alıcı “Kişi, bir yandan sevdiği birinin hastalığını kabullenmek zorundayken, bir yandan ona destek olmaya çalışır. Diğer yandan hastane süreci başlar ve kişi ‘faydalı olduğunu’ düşünürken istemeden bir takım hatalar da yapabilir. Sağlık ve sosyal hizmetlerde hasta yakını ve bakım vericiler kanser bakımının ana öğesi konumunda tanımlanmaktadır. Tam da bu noktada kanser hastasına ailenin yaklaşımı ile ilgili önemli görevler düşmektedir” diyor. Prof. Dr. Süleyman Alıcı aile üyelerine ve hasta yakınlarına, kaçınılması gereken davranış modellerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Bunu yeneceksin” baskısı oluşturmayın

Kanser teşhisi olan kişiye moral vermek çok önemli ancak onları zorladığınızın farkında olun. Aşırı motivasyon demoralize eder. Bazen sadece susup onu dinlemek veya onun yanında olmak bile sözcüklerden daha fazla değer taşır. ‘Bunu yeneceksin’ diye moral vermek isterken kişiye baskı yapabilirsiniz. Kanserle başa çıkmaya çalışan kişi, yakınlarının verdiği morali içinde hissedemediği için kendini suçlamaya başlar. Gerçekçi bir yaklaşım ve ‘Ben yanındayım’ demeniz çok daha yeterli ve faydalıdır. ‘Hobi edin, spor yap’ gibi kişinin işine yarayacak etkinlikler, yakınlar tarafından bir baskı aracına dönüştürülmemeli.

Hastalık yokmuş gibi davranmayın

 

Kanser hastasına moral vermek için ‘hastalık yokmuş gibi’ davranmak doğru değil. Çünkü bu hastayı ve hastalığı görmezden gelmenize neden olabilir. Aslında hastaların fark edilmeye ihtiyacı vardır. Dolayısıyla hastaların birileri ile paylaşmaya, durumu ifade etmeye ihtiyaçları vardır. Onun için hastalığı yok saymak yerine, kabul etmek ve gerekenleri yapmak daha faydalı.

Kendinizi adamayın

Kanser teşhisi konulan kişinin yakınlarının birçoğu kendi tükenmişliklerinden utanırlar. Oysa kanser olan birine bakma süreci stresli ve tüketici olabilir. Kendinizi suçlamayın ve aşırı yormayın. Adanmışlık örnek bir davranış gibi görünse de kendi psikolojinizi de göz ardı etmemeniz gerekir. Bazen kendinizi çaresiz ve ona yardım edemiyormuş gibi hissetmeniz son derece normal. Gerekirse uzmandan psikolojik yardım almaktan çekinmeyin.

Kendinize de ara sıra da olsa zaman ayırın

Sevdiğiniz şeylere ve kendinize vakit ayırmazsanız, iyi hissedemezsiniz ve yakınınıza da yardımcı olamazsınız. Hastanın bakım ve duygusal süreçlerine aile bireyleri aynı oranda katılmalı. Mutlaka sorumluluk paylaşılmalı. Onun adına karar vermeyin İyi bir hasta yakını hastası ile empati kurabilen, samimi ve güven verici bir iletişim sağlayan, karşı tarafın aklını okumadan ihtiyaçlarını sorup cevap bulmaya çalışan ve kendisine iyi bakan hasta yakınıdır. Kişi için daha faydalı olacağını düşünerek onun adına kararlar vermeyin. Kararları beraberce alın. Hatta bu kararlara ailedeki diğer üyeleri de katın.

Suçlamayın

Bazen aileler ve yakınlar ‘Sen kendine bakmadın’ diye kanser olan kişiyi suçlayabilirler. Ancak artık tanı almış birine bunu söylemenin bir anlamı yoktur. Suçlayıcı bir dil kullanmak kişinin kendini daha çok suçlamasına, kötü hissetmesine ve utanmasına içine kapanmasına neden olabilir. Bazen de bu durum hastanın ters bir durum sergilemesiyle (tedaviyi kabul etmeme gibi) sonuçlanabilir. Bu durum hasta ile yakınları arasındaki ilişkiyi de olumsuz etkileyebilir.

Acıyarak yaklaşmaktan kaçının

Kanser hastalarının bu süreçte yakınlarından beklentisi, bu sürecin zorlu olduğunu yakınlarının bilmesini ve her zaman yanında olduklarını hissettirmeleri ihtiyacıdır. Aynı zamanda kendilerine acınarak yaklaşılmasından hiç hoşlanmazlar. Dolayısıyla ailelerin hastanın hangi psikolojik durum içinde olduğunu bilmeleri ve ona göre hareket etmeleri çok önemli. Aile ve hasta arasında iletişimin sürekli açık tutulması, özellikle ilk tanı anından itibaren hastada ortaya çıkabilecek olan sırasıyla hastalığı inkar, şok, öfke ve depresyon gibi duyguları hastaların yaşayabileceğinin farkında olunması ve ona göre iletişimin sağlanması gerekli.

Polyannacılık oynamasını istemeyin

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Alıcı “Hastaya “Pozitif düşünmelisin” diyerek, Polyannacılık oynamasını istemekten kaçının. Mümkünse hastanıza bir ‘hasta bakım ekibi’ oluşturarak, bakımı paylaşın. Özellikle kronik hastalıklarda bakımı bir ekiple paylaşmak, fiziksel ve duygusal açıdan tükenmeyi önler. Bu sayede hastanıza daha kaliteli bakım vermeniz de mümkün olur” diyor.

Kanserle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kanser

Kanser Tedavisinde Ağrı ile Yaşam Kader Değil

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kanser Tedavisinde Ağrı ile Yaşam Kader Değil

Kanser hastalarının yaşam beklentileri her geçen gün artıyor. Ancak ne yazık ki, kanser hastalarının yüzde 70-90’nı hayatlarının bir döneminde ağrıyla karşı karşıya kalıyor. Bu durum sadece günlük yaşamlarını değil, tedavilerinin de gidişatını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde gerçekleştirilen “Kanser ağrılarının güncel tedavi yöntemleri” toplantısında modern tedavi yöntemleri konuşuldu. Kanser tedavisinde ağrı ile yaşam kader değil dedi.

Kanser hastalığının kendisinden, tedavisinden veya eşlik eden diğer nedenlerden kaynaklı ağrılardan dolayı hastaların yaklaşık yüzde 20-25’i girişimsel ağrı (sinir blokları, ağrı pompası v.s.) tedavisine ihtiyaç duyabiliyor. Çünkü ağrı, hastanın bütün fonksiyonlarını, vücudunun ahengini, psikolojisini bozuyor ve günlük yaşam faaliyetlerini sürdüremez hale gelebiliyor. Üstelik tedaviyi de olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla, ülkemizde de her geçen gün artan kanserli hastaların hayatlarının yaşanabilir konforda sürdürebilmesinde ağrı kontrolünün çok önemli bir yeri bulunuyor. Sağlık profesyonellerini bir araya getiren, “Kanser ağrılarının güncel tedavi yöntemleri” başlıklı toplantıda Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde yapıldı.

Tanı İle Birlikte Ağrı Kontrolüne Başlanmalı

Kanserle savaşırken ağrı çekmenin hastanın kaderi olmadığının altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Algoloji uzmanı Prof. Dr. İlhan Öztekin, ağrılarla her hastanın farklı şekilde ve şiddetle karşılaşabildiğine işaret etti. Ancak şiddeti ne olursa olsun kanser tanısı konulduktan sonra hastanın yaşam konforu için kesinlikle ağrı kontrolünün yapılması gerektiğini belirtti.

Kanser ağrıları genellikle ilerleyen ağrılar olduğundan ve hastalığa paralel olarak da artıyor. Hastalığın tedavisine yönelik tedavilerle birlikte, ağrı tedavisi yetkin bir hekim tarafından yapılmadığı sürece, ağrıyı bertaraf etmek mümkün olamıyor. Dolayısıyla, hastanın, ilaca, yönteme güveni kalmadığı için de kısır döngü içine giriyor. Hastanın fizyolojisi, psikolojisi, yaşam kalitesi ve sosyal ilişkileri bozuluyor.

Artık Modern Ağrı Tedavileri Uygulanıyor

Geçmişte kanser ağrısı olan hastaların, morfin ya da diğer analjeziklerle ağrısı dindirilirken günümüzde bu yöntemin tamamen değiştiğini belirten Prof. Dr. İlhan Öztekin, “Modern ağrı tedavisinde; başta Amerika Birleşik Devletlerinde olmak üzere uygulanan yeni bir uzmanlık dallı olan Integrative Onkoloji (Bütünleyici Tedaviler ile onkoloji) uğraşan hekimler ve Algolog (Ağrı Uzmanı)lar tarafından ağrının engellenmesine yönelik tedaviler, ağrı geldiğinde yapılan etkili, girişimsel tedaviler ve son olarak da ağrı uzaklaştıktan sonra vücutta yarattığı tahribatı onarmaya yönelik tedaviler olmak üzere 3 aşamada, kapsamlı ağrı tedavisi yapılabiliyor” diyor.

Ağrı Kontrolü Kanser Tedavisinin Başarısını Yüzde 80 Artırıyor

“Yapılan literatür çalışmalarında, kanser tedavisi gören bir hastada ağrı kontrolünün, kemoterapi ya da radyoterapi yöntemlerin başarısını yüzde 80 oranında artırdığı görülüyor” diyen Prof. Dr. İlhan Öztekin, “Bu nedenle hastalar da tek başına ağrısıyla baş etmeye çalışmamalı mutlaka hekimiyle paylaşmalı. Her hastanın ağrı eşiği birbirinden farklı olabileceği için de, hekimlerin hastalarını bu konuda sorgulaması büyük önem taşıyor. Kanser tedavisi multidisipliner bir tedavi gerektirdiği için kanser ile uğraşan tıbbi ve radyasyon onkologların ve diğer branşların, algoloji uzmanlarıyla (Özellikle Bütünleyici Tıp Eğitimi almış) birlikte hareket etmesi gerekiyor” diye konuşuyor.

Hangi Yöntemlerle Ağrı İle Baş Ediliyor?

Dünya Sağlık Örgütü ağrı kontrolünde basamak tedavilerini öneriyor. Buna göre;

  • İlaç tedavileri: Hastanın durumuna göre, basit ağrı kesiciler, yarı sentetik ama narkotik özelliği olan ilaçlar ve morfin ve benzeri kuvvetli ilaçlar kullanılabiliyor. Hastadan istenilen yanıt alınamadığı durumlarda ise girişimsel yöntemlere başvuruluyor. Burada özellikle ABD’de uzmanlık dalı haline gelmiş olan Integrative (Bütünleyici) Onkoloji dalında uygulanan akupunktur, ozon tedavisi ve fitoterapi gibi geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları da diğer yöntemlerle birlikte uygulanabiliyor. Bu yöntemlerle hastaların yaşam kalitesinin arttığı görülüyor.
  • Sinir blokları uygulaması: Bu yöntem de kendi içinde ikiye ayrılıyor. İlk yöntemle ilgili sinirlere lokal anestezik enjeksiyonları ile fizyolojik değişiklik yaparak ağrının geçici durduruluyor. Diğer yöntemle ilgili sinirlere bazı (alkol, fenol gibi) ilaçlarla veya radyofrekans (ısı) ile sinir uçlarının kalıcı tahrip ediliyor. Bu yöntemlerin erken dönemde uygulanması ile ağrının ilerlemesinde, pek çok narkotik ağrı kesicilerin gereksiz kullanımında ve yan etkilerinin önlenmesinde yardımcı oluyor.
  • Omurilikte ağrı pompası uygulaması: Özellikle uzak metastazları ve yaygın ağrıları olan hastalarda Omurilik seviyesinde merkezi sinir bloklarla ve cilt altına kalıcı pompa yerleştirerek hedefe yönelik daha düşük dozda ama daha etkin ağrı tedavisi yapılabiliyor.

Okumaya Devam Et

Kanser

Meme Kanseri Yeniden Yaşamın Başlangıcı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Meme Kanseri Yeniden Yaşamın Başlangıcı

Breastanbul Halk Günü Etkinlikleri kapsamında “Dinle, Sesimizde Hayat Var!” söyleşisinde, Türkiye’nin önde gelen meme sağlığı uzmanları, meme kanseriyle savaşan ‘cesur’ kadınlarla bir araya geldi. Hamileyken meme kanseri tanısı alan, 33 yaşında aynı tanıyla karşılaşan, titizliği ve ısrarı sayesinde hastalığın ortaya çıkmasını sağlayan cesur kadınlar tanı ve tedavi sürecini dinleyicilerle paylaştılar. Meme kanseri yeniden yaşamın başlangıcı mı? İşte detaylar…

Meme kanseri, her 8 kadından birinde görülen ve yaygınlığı giderek artan bir sağlık sorunu. Meme kanserindeki bilimsel gelişmelerin paylaşılması için 2 yılda bir düzenlenen Uluslararası İstanbul Meme Kanseri Konferansı-Breastanbul, bu yıl üçüncü kez multidisipliner bir anlayışla bilim insanlarını bir araya getirdi. Dünyanın ve ülkemizin çeşitli kentlerinden toplam 700’ü aşkın bilim insanı 11-13 Ekim tarihleri arasında Wyndham Grand İstanbul Levent’te düzenlenen bilimsel etkinlikte, meme kanserinde en son yenilikleri paylaştı. 13 Ekim 2018, Cumartesi günü Breastanbul Halk Günü Etkinlikleri kapsamında “Dinle, sesimizde hayat var!” söyleşisi gerçekleşti. Söyleşide; Türkiye’nin önde gelen meme sağlığı uzmanları, meme kanserini yenmiş ‘cesur’ kadınlar vardı. Moderatörlüğünü gazeteci Ayşe Arman’ın yaptığı söyleşide, uzmanlar meme kanseriyle ilgili önemli bilgiler verirken, hastaları da kendi deneyimlerini paylaştı. Sıcak bir duygu atmosferinin yaşandığı etkinlik sonrasında, sevilen sanatçı Yeliz bu kez şarkılarını meme kanserine karşı söyledi… Breastanbul Halk günü etkinlikleri, kadın kanserleri alanında faaliyet gösteren Pembe İzler Derneği ev sahipliğinde ve Acıbadem Sağlık Grubu sponsorluğunda düzenlendi. Atasay da katılımcılara umut kolyeleri ile destek oldu.

Uzmanlar Son Yenilikleri Anlattı

Etkinliğin ilk bölümü, “Dinle, Sesimizde Hayat Var!” isimli söyleşide Türkiye’nin meme sağlığı konusunda önde gelen uzmanları merak edilen soruları yanıtladı, meme kanserini yenmiş hastalar ise kendi hikayelerini paylaştı.

Moderatörlüğünü gazeteci Ayşe Arman’ın yaptığı söyleşide; meme sağlığı konusunda uzman doktorlar Prof. Dr. Cihan Uras, Prof. Dr. Gökhan Demir, Prof. Dr. Nuran Beşe, Prof. Dr. Başak Oyan Uluç ve Prof. Dr. Gül Esen İçten kendi alanlarındaki en yeni bilgileri paylaştı. Meme kanseriyle mücadele eden ve bu hastalığı yenmiş kadınlar ise deneyimlerini aktardı. Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu Karataş, meme kanseri alanında yaptıkları çalışmaları anlattı.

“Tedavide Son Derece Hızlı Gelişmeler Yaşanıyor”

Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırma Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinin artık tedavi edilebilir, kronik bir hastalık olduğunu belirterek; tanı ve tedavi sürecinde hastalarına her zaman dürüst davrandığını ve güven ilişkisine çok önem verdiğini, onlara yumuşak bir yaklaşımla her şeyi açıklıkla anlattığını söyledi. Aksi takdirde güven ilişkisinin kurulamayacağını belirten Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri tedavisinde son derece hızlı gelişmeler yaşandığını, ‘olmaz’ denilenin mümkün hale geldiğini vurguladı.

Hamileyken Meme Kanseri Tanısı Aldı…

42 yaşında, iki çocuk annesi, ev hanımı Songül Keyvanklı, meme kanseri olduğunu ikinci çocuğuna hamile iken öğrendiğini söyledi. Erzurum’da yaşayan ve hamileliğinin 30. haftasında memesinde bir sertlik hisseden Keyvanklı, çevresindekilere bu durumdan bahsettiğinde “Süt bezesidir, doğumdan sonra geçer” yorumlarıyla karşılaştı. “Hatta ilk gittiğim doktor bile bu durumu önemsemedi. Ancak benim içim rahat etmedi ve daha kapsamlı bir taramaya girdim. Yapılan tetkiklerde mememdeki kitlenin kötü huylu olduğu ortaya çıktı. Daha iyi tedavi olanakları için Erzurum’dan İstanbul’a geldim, soluğu Cihan hocamızın yanında aldım. 32 haftalık hamileyken kemoterapi tedavisine başlandı, yaklaşık 6 seans kemoterapi gördüm ama sonunda ikinci çocuğumu sağlıkla kucağıma aldım. Şimdi cerrahi tedaviyi bekliyorum.”

“Fibrokist Dediler Ama İkna Olmadım!”

48 yaşındaki hemşire Fatma Bayındır, bir sağlık şirketinde yönetici pozisyonunda çalışırken 2016 Ekim ayında sağ memesinde bir kitle eline gelmiş. Gittiği hastanede ultrason ve mamografi çekildiğini, sorun olmadığının söylendiğini belirten Bayındır, ikna olmadığını iki ay sonra başka bir hastaneye gittiğini orada da fibrokist denildiğini anlattı. Hemşire olmasının verdiği bilinçle yine ikna olmadığını söyleyen Bayındır “Aşırı titiz davrandığım söylendi ama ben yine inat ettim ve 25 Mart 2017’de tanı kondu. İkinci evre meme kanseriydim. Prof. Dr. Cihan Uras hocam, 26 Mart 2017’de ameliyatımı yaptı. Her iki memem de alındı. Lenflerime yayılma olmuştu. Halen tedavim devam ediyor. Ailem en büyük destekçim” dedi.

“Aile Desteği Çok Önemli”

4 yıllık evli olan 33 yaşındaki Radyoloji teknikeri Deniz Ceylan Alkan’ın, eşinin de radyoloji uzmanı olması şansı olmuş. Haziran 2018’de sağ memesinde eline gelen kitle nedeniyle eşinin nöbetçi olduğu akşam “Bir bakar mısın;” deyince eşi ultrason yapıyor ve kitlenin iyi görünmediğini söylüyor. Bunun üzerine Prof. Dr. Gül Esen İçten’e gidiyorlar. 6 Haziran 2018’de Cihan Uras ameliyat yapıyor. Sağ memedeki kitle alınırken, sol memede de sorun olabileceği düşünülen noktalar alınıyor. Meme başından izsiz operasyon yapılan Deniz Ceylan Alkan, erken evrede yakalanmasına karşın genç yaşta olmasından dolayı kemoterapi ve radyoterapi planlandığını, ailesinin en büyük destekçisi olduğunu vurguladı.

“Kontrollerimizi İhmal Etmeyelim”

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir de “Meme kanseri erken evre teşhis edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hastalığın ileri evrelerinde bile tedavilerle hastalığı kronik bir hastalık gibi yönetmek mümkündür. Hayatımızda meme kanseri riskini azaltmak için mutlaka sağlıklı beslenmeli (Akdeniz diyeti uygulamalı), ideal kiloyu korumalı, düzenli egzersiz yapmalı, düzenli uyumalı ve sigara, alkolden uzak durmalıyız. Ama tüm bunları yapmamıza rağmen kendi kendine meme muayenesi ve yıllık mamografik takiplerimizi aksatmayacağız” diye konuştu.

“Durun ve Ne Yapıyorsunuz Düşünün!”

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nuran Beşe de, hastalarına her zaman öncelik listesi yaptırdığını belirterek “Türkiye’de en sık 35-55 yaş arası hastalığı görüyoruz. Kadınlar kendilerini unutmuş oluyorlar. Bu hastalık karşınıza çıktıysa bu bir mesaj, durun ve ne yapıyorsunuz düşünün diye. Egzersiz ve sporun hastalıktan ve hastalığın tekrarından korunmada en etkin araçlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Nuran Beşe ayrıca kadınların kendilerini daha mutlu hissedebildiklerini söylüyor. Sigara içmemenin, hobi edinmenin ve onları mutlu eden şeyleri reçete gibi her gün uygulamanın da çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nuran Beşe, “hastalar bu hastalığı geçirdim ama kendimin de farkına vardım diyorlar” diye konuştu.

“Yaşam Kalitesini Korumak Mümkün”

Meme kanserinde en önemli şeyin erken tanı olduğunu vurgulayan Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, 40 yaşına gelince mutlaka mamografi çektirmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, “Bunun dışında meme kanserinde çok sayıda gelişme var. Artık tek bir hastalık olmadığını biliyoruz. En az dört farklı meme kanseri tipi var. Hepsinde farklı tedaviler uyguluyoruz ve büyük başarı sağlıyoruz” dedi. Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, artık eskisinden daha küçük cerrahi yapıldığını, en az yan etki ile yaşam kalitesini koruyarak tedavi yaptıklarını dile getirdi.

“Önce ‘Ben’ Deyin”

Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Esen İçten de konuşmasında “Hastalarıma kötü haberi bazen ilk veren ben oluyorum. Ama meme kanseri tedavisinde Türkiye çok ileride. Hele de erken teşhis edildiğinde tam başarı sağlanabiliyor. Ancak kadınlarımızın önce ‘ben’ demeyi öğrenmeleri, kendilerini çocuklarından da önce birinci sırada tutmaları gerekiyor. Ben de hastalarımdan çok şey öğrendim ve ben de bunu yapmaya çalışıyorum” dedi.

“Meme Kanseri Yeniden Yaşamın Başlangıcı”

Konuşmasında; meme kanseri konusundaki deneyimlerini içtenlikle dile getiren Pembe İzler Derneği Başkanı Arzu Karataş, meme kanserini ‘hayata dair bir tecrübe’ olarak gördüğünü ve nasıl kazanıma dönüştürebilirim diye düşündüğünü, bu düşüncesinin Pembe İzler Derneği ile vücut bulduğunu söyledi. Pembe İzler Derneği’nde 4 yıldır kadın kanserleri alanında farkındalık yaratmayı amaçladıklarını, desteğe ihtiyacı olan hastalara yardım etmek için faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyleyen Arzu Karataş, bugüne dek pek çok kadının hayatında pembe bir iz bırakmayı başardıklarını, buna tüm güçleriyle devam edeceklerini söyledi. Karataş meme kanseri korkulacak bir şey değil, yeniden yaşamın başlangıcı” dedi.

Ayşe Arman: “Kadın gibi savaşıyoruz”

Kadınların enerjisine, gücüne her zaman inandığını ve bu güç ve enerjinin aslında hayatın ta kendisi olduğunu vurgulayan Gazeteci Ayşe Arman da, kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini, kadınların hem anne hem eş hem de kariyer sahibi olarak fazla sorumluluk sahibi olduklarını ama öncelikle hayatın odak noktasına kendilerini koymayı unutmamalarını vurguladı.

“Sanat Meme Kanserinde Çok Önemli”

Halk günü etkinliğinde sanatın meme kanseri tedavisinde gücüne dikkat çekmek için tablolar ve porselen boyama sanatından oluşan sergi de açıldı. Sanat galerisi sahibi olan ve kendisi aynı zamanda Diş Hekimi olan Füsun Aydoğan sergide dikkat çeken kırmızı tablo ile ilgili “Bu kırmızı tablomuz en güzel şekilde anlatıyor. Bir şeyleriniz eksik de olsa siz yine güzelsiniz, yine özelsiniz. Yine pembesiniz, yine rengarenksiniz” mesajı verdi.

Meme kanseriyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen