Sosyal Medya

Kanser

Kanserden Korunmak için Eski Kaşar Yiyin

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Kanserden Korunmak için 2 Dilim Eski Kaşar Yiyin

Yapılan araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar peynirinin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi. Bu yazımızda kanserden ve kanserden korunmak için neler yapmanız gerektiğinden bahsedeceğiz.

Kanser, en basit tanımıyla hücrelerin rutin olarak gerçekleştirdiği bölünme ve çoğalma hareketlerinin kontrolsüz gerçekleşmesi ve bu durumun ilerlemeye başlaması sonucu -tabiri caizse- sistemin kontrolden çıkmasıdır. Sağlıklı bir insan vücudunda (kas ve sinir hücreleri hariç), tüm hücreler bölünme ve çoğalma özelliğine sahiptirler. Bu yetenekleri sayesinde gün içerisinde ölen hücreler ya da yaralanan dokular yenilenir veya onarılır. Sistemin kusursuz işlemesi ve yaşamın sağlıklı devam edebilmesi için gereken bu akışın da bir sınırı vardır. Sağlıklı hücreler ne zaman bölünmesi, çoğalması gerektiğini bilirler ve bir hücrenin yaşamı boyunca bu işlemi kaç kez tekrar edebileceği bellidir. Bu bilinci kaybeden hücreler (mutasyona uğramış hücreler), kanser hücresi olarak tanımlanır.

BÖLÜNÜP ÇOĞALIRLAR

Kontrolsüzce bölünüp çoğalmaya başlayan kanser hücreleri, bir süre sonra birikmeye başlarlar. Biriken hücrelerin bir araya gelmeleriyle oluşan ‘yabancı’ yapı da tümör olarak adlandırılır. Tümörler, dokuları sıkıştırarak tahrip edebilir hatta içine sızabilirler. Tümörün de oluşmasıyla artık vücutta bulunan kanser hastalığı, tümörün zarar vermeye başladığı organın adıyla anılır ve uygun tedaviye başlanır. Bazen kanser bir kişinin hatalı genleri kalıtım yoluyla alması veya kansere neden olan maddelerin ortaya çıkması ile kısa ve basit bir yol çizer. Bazen de sebebinin saptanması mümkün olmaz. Kişide yüksek riskte hastalığın ilerlemesine karşı kuvvetli ipuçları sağlayan faktörler bulunmamaktadır. Kişiler bu risk faktörlerine bilirlerse, onları azaltmak için harekete geçebilir ve hayatlarını kurtarabilirler. Şüphesiz hiçbiriniz genlerinizi, ırkınızı ve yaşınızı değiştiremezsiniz. Fakat yüksek risk altındaki kişiler sık aralıklarla tarama testlerini yaptırarak kendilerini kontrol altına alabilirler.

FAZLASI ZARARLI DEĞİL

Sağlıklı beslenerek kanserden yüzde 60-80 oranında korunabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; eski kaşar peyniri K2 vitamini açısından çok zengin. K2 vitamininin ispatlanan en belirgin özelliği ise kanser hücrelerinin bölünüp çoğalmasına olan yavaşlatıcı etkisidir. Elbette fazlasından zarar gelmez ama her gün iki ince dilim eski kaşar peyniri yemeniz kansere karşı mücadelede en iyi yardımcılarınızdan biri olacaktır. Araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar gibi peynirlerin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi.

SAĞLIKSIZ ALIŞKANLIKLAR

Yaşamımızın günlük etkilerinin pek çok hastalık için risk oluşturması sürpriz değildir. Kanser de bunlardan birisidir. İşte o zararlı alışkanlıklar:

Sigara içmek: Akciğer, ağız, dil, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri sebebidir.

Alkol kullanımı: Alkol kullanmak ağız, boğaz, yemek borusu, meme, kolon ve karaciğer kanser riskini artırır. Sonuçları net olarak bilinmese de alkol sindirildiğinde ve metabolize olduğunda tahrip edici kimyasallar bulundurabilir veya toksik materyaller üretebilir. Alkol estrogen (dişilik) hormonunu etkiler, meme, yumurtalık ve rahim kanseri artırıcısı olarak ta bilinir. Alkol, kansere karşı koruma sağlayan besinleri de azaltır.

Çok az veya çok fazla güneş banyosu: Gereğinden az güneş banyosu, D vitamini eksikliğine sebep olur. Güneş ışınları ciltte bulunan bazı kimyasalları harekete geçirerek D vitamini üretilmesini sağlar. D vitamini eksikliği, kolon, rektum, kalın bağırsak ve pankreas kanserine sebep olur. Aşırı ultraviyole ışıması melanoma-deri kanseri ve diğer tip deri kanserlerine sebep olabilir.

Yüksek yağlı ve düşük lifli beslenme: Genel beslenmede yağlı (özellikle doymuş yağ) ve az lifli yiyecekleri tercih edenlerde kolon, rahim ve prostat kanser riski artar.

Şişmanlık: Yüksek beden kitle indeksi; özellikle yemek borusu, mide, kolon, rektum, karaciğer, safra kesesi, pankreas, prostat, böbrek, hodgkin hastalığı olmayan, çoklu miyelom ve lösemi kanserlerine yakalanma riskini artırır. Bir kişinin BMI’si 40 veya fazla ise kanserden ölüm oranı önemli ölçüde artar. Bu oran normal kilolu kişilere göre erkeklerde yüzde 52, kadınlarda yüzde 62’dir. Obezitenin kanser riskini nasıl artırdığı çok açık değildir, ancak yağlı hücreler çok aktiftir ve birçok kanseri tetikleyen estrogen, insulin, insüline benzeyen büyüme hormonlarından bol miktarda üretilmesine sebep olur.

Genetik faktörler: Doktorlar kansere sebep olan bozuk genlerin ailede kanserli ebeveynlerden geçtiğini belirtiyorlar. Örneğin kalıtımsal meme ve yumurtalık kanseri kadınların BRCA1 ve BRCA2 genlerini ailelerinden alırlar.

Kanserden korunmak için neler yapabilirsiniz?

Hastalık oluşturabilecek önemli risklerinizi öğrenin. Sigarayı bırakın. Daha çok fiziksel aktivite yapın. Aşırı kilolu iseniz kilo verin. Doktorunuzun tavsiye ettiği kanser tarama testlerini yaptırın. Ultraviyole ışınları altında uzun süreli kalmaktan sakının ve güneş kremi kullanın.

Kolon kanseriyle mücadele için nasıl beslenmeniz gerektiğinden bir başka yazımızda bahsettik. O yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kanser

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Kanserle İlgili Doğru Bilinen 6 Yanlış

Kanserle ilgili kulaktan dolma pek çok bilgi var. Peki bu bilgilerden hangileri gerçekten doğru, hangileri yanlış? Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden, kanserle ilgili doğru bilinen 6 yanlış nedir açıkladı.

“Kanser, insanlığın en eski hastalıklarından biridir. Bir hücrenin kontrolsüz çoğalması ile başlar. Büyüdükçe tarlaya saçılan tohum gibi başka organlarda sıçrar, buralarda yeni koloniler oluşturarak doku ve organ fonksiyonunu bozar. Bu büyüme durdurulamazsa canlının ölümüne sebep olur. 200’ün üzerinde çeşidi vardır. Her bir canlı doku, kanser olabilir. Kanserin oluşması için, hücrenin beyni sayılan DNA’sındaki bazı özel bölgelerinin hasarlanması gerekir. Hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa, hücrenin istenmeyen kanserleşme süreci başlamış demektir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Metin Güden kanser ile ilgili merak edilenleri anlattı.

“İnsanlar Sigara İçmemiş Olsaydı, Kanser Görülme Oranı Yüzde 70 Azalacaktı”

Kanserleşme sürecinde sistem, kendiliğinden bozulabildiği gibi çoğu zaman dış faktörlerden de etkilenir. Bunların başında sigara gelir. Günümüzde yüz kanserin yetmişinden sigara sorumludur. İnsanlar sigara içmemiş olsaydı, kanser görülme oranı yüzde 70 azalacaktı. Kansere etki eden diğer faktörler ise; iyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, enfeksiyonlar, kimyasallar, beslenme, kilo, hormonal yapılardır.

Kanser Görülme Sıklığı, Sanılanın Aksine Artmamaktadır

Kanserin yaygınlığı ve görülme oranındaki değişkenliği ortaya koyan en doğru bilgiler Amerika tarafından verilmektedir. 1975’ten beri düzenli olarak kayıtlar tutulmaktadır. 1975 yılında her yüz bin kişiden 400’ü kanser olurken, 2014 yılında bu oran 442,7 ye çıkmıştır. 1975’te her yüz bin kişiden 220’si kanserden ölürken 2014 yılında bu oran 166,1’e düşmüştür.

Bu bilgiler ışığında 40 yılda yaklaşık kanser görülme oranı yüzde 10 artmıştır. Yani bu son kırk yıl içerisinde çok ciddi sanayileşme olmasına ve kimyasalların insanların yaşamına girmesine rağmen aynı oranda kanser görülmesinde artma olmamıştır. Ancak medikal teknolojinin ve bilgi birikiminin az olduğu ülkelerde kanser hastalarının tedavi başarı oranları düşük olduğundan, hastalar erken ölmektedir. Türkiye’de ise tanı ve tedavide başarı oranı arttığından farkındalık da artmıştır ama sanki kanser hastalığı artıyormuş gibi bir algı oluşmaktadır.

Cep Telefonları, Mikrodalga Fırınlar, Radyo ve TV Sinyalleri Kanser Yapmaz!

İyonize yeteneği olan yüksek enerjili ışınlar, atomun çekirdeğinden veya iç elektron halkalarından parça koparabilirler. Bu durumda atomun yapısını bozarak molekülü değiştirir. Eğer bu işlem hücrenin DNA’sında olursa DNA’ya zarar verir. DNA zarar görürse, hücre onu tamir etmeye çalışır. Tamir edemez ise o bölümün fonksiyonlarını durdurur veya kendi kendisinin ölümüne karar verir ve hücre ölür. Eğer hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalar bozulursa hücre istemsiz çoğalarak kanser hücresine dönüşür. Bu moleküler yapıyı değiştirecek kadar enerjisi olmayan ışınımların bu yolla kanser yapma yetenekleri yoktur.

Bu ışınımları saçanlara; MR cihazları, enerji hatları, radar dalgaları, radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları, ısıtıcı lambalar, görünen ışık örnek gösterilebilir.

Bu düşük enerjili iyonize olmayan ışınımlar, dokuları ısıtabilirler. Ancak bu ısı lokal ise bölgedeki kan akımı ısıyı düşürerek dokuları korur. Normal hücreler 42 dereceye kadar dayanır. Isı 42 derecenin üstüne çıkarsa protein hasarı olur ve hücre ölür. Isının; sadece hücrenin ne zaman çoğalacağına veya çoğalmanın ne zaman duracağına karar veren mekanizmalara zarar verip hücrenin diğer hayati yapı taşlarına zarar vermemesi nerdeyse imkansızdır. Bu yüzden ısıtılan hücrelerin birçok hayati yapı taşları eş zamanlı zarar göreceğinden hücre kanserleşemez ve ölür.

Bu bilgiler ışığında günümüzde düşük enerjili iyonize olmayan ışınımların kanser yaptığını iddia eden ciddi bilimsel kanıt yoktur. Diğer bir deyişle MR cihazları, Enerji hatları, radar dalgaları, AM, FM radyo sinyalleri, TV yayınları, mikrodalgalar, cep telefonları ve uydu yayınları ve ısıtıcı lambaların kanser yaptığına dair ciddi bilimsel kanıt yoktur.

‘Tuz’ Kansere Neden Olmaz

Tuz tek başına kanserojen bir molekül değildir. Turşu ve salamuralarda kullanıldığında bazı kimyasal tepkimeler sonucu nitrit asit ve oksidatif moleküller oluşur. Bu moleküller ısıtıldığında veya mide içinde mide asidi ile birlikte güçlü kanser yapıcı maddelere dönüşürler. Bu yiyecekler çok tuzlu olduğu için mide kanserinin sorumlusunun tuz olduğu sanılmaktadır. Olumsuz şartlarda saklanan ve bayatlayan gıdalarda oluşan bakteri ve küf mantarları bu kanser yapıcıları oluşturabilir.

Kaynağı Belli Olmayanlar Hariç, Raf Ömrünü Uzatan Kimyasallar Kanser Yapmaz

İnsanlar, besin maddelerini koruyabilmek için yüzyıllardır gayret içinde olmuşlardır. Günümüzde de gıda sanayisi ile ilgilenen şirketler insan sağlığına zarar vermeden gıdaların raf ömrünü uzatmanın yollarını aramaktadır. Pastörizasyon başta olmak üzere birçok yöntem insan sağlığına zararlı değildir. İmalat edildikleri ülkelerin kontrolündeki firmaların ürünleri insan sağlığına zararı gösterilememiş raf ömrünü uzatan kimyasallar kullanabilmektedirler. Kaynağı belli olmayan gıda ürünleri, birçok sebepten tehlikeli olabilir.

‘Kanserin Çaresi Bulundu, Fakat Açıklanmıyor’ Diye Bir Şey Yok!

Kanserin çaresinin bulunduğu ve bilim dünyasının büyük çıkarlar peşinde olduğu için bunu açıklamadığı söylenmektedir. Böyle bir tezin doğru olma olasılığı hemen hemen hiç yoktur. Tüm dünyada yüzbinlerce kanser araştırması yapan ve kanser hastası tedavi eden araştırmacıların bu ahlaksız durumun sorumluluğunu alması mümkün değildir. Bunun aksini savunarak toplumun bilim adamlarına güvenini sarsarak halkı kendi amaçlarına inandırmak en büyük ihanettir.

Kanserle ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kanser

Uyku Kalitenizi Arttırın

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Uyku Kalitenizi Arttırın

Çocukların sağlıklı gelişimi ve büyümesi için şüphesiz en önemli faktörlerden birisi uyku kalitesi. Gece salgılanan melatonin hormonu ise uykunun sağlıklı olmasını sağlar. Eğer bu hormon eksik salgılanırsa pek çok hastalığın ortaya çıkması söz konusu olabilir. Bu hastalıklardan birisi de kanser. Kansere yakalanmamak için öncelikle uyku kalitenizi arttırın. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, bu nedenle çocukların erken uyutulmasını ve cep telefonları, tablet ya da bilgisayar kullanımına sınırlandırma getirilmesi gerektiğini söylüyor.

Çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 30’unu oluşturan löseminin nedenleri ve risk faktörlerine yönelik çalışmalar devam ediyor. Hastalığın çeşitli sebeplerle vücuttaki tümör baskılayıcı genlerin işlevlerini kaybetmesi ve/veya vücutta onkojenik genlerin aşırı aktivite kazanması sonucu ortaya çıktığı biliniyor. Özellikle son yıllarda çocukların teknolojik aletlere yatkınlığının artması nedeniyle konuyla ilgili hız kazanan çalışmalar ilginç verileri de ortaya çıkarıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. İnci Ayan, bu doğrultuda, elektromanyetik alan maruziyeti ve melatonin hormonu eksikliği ile kanser artışı arasında ilişki olabileceğini belirtiyor. “Elektromanyetik uyarılar çocukların büyüme ve gelişmesinde önemli olan ve uykuda, karanlıkta salgılanan melatonin hormonu eksikliğine de neden olarak, DNA tamir mekanizmasına zarar veriyor. Bu durum da kanser gelişmesi için önemli bir risk oluşturuyor” diyor. Bu nedenle çocukların erken uyutulması ve elektromanyetik dalga saçan cep telefonları, tablet ya da bilgisayarlardan sınırlı ölçüde yararlanmaları tavsiye ediliyor.

Pek Çok Nedeni Var

Her ne kadar çocuklarda lösemi tedavisinde yüz güldüren sonuçlara ulaşmak mümkün olabilse de asıl önemlisi bu ortamı yaratan ve kanser için zemin hazırlayan risk faktörlerine maruziyeti mümkün olduğu kadar en aza indirmek. Zira istatistiklere göre son 10 yılda tüm çocuk kanserlerinde yüzde 11,5 artış saptandığı görülüyor. Üstelik bu artışın devamlılık gösterdiği ve her yılda ortalama yüzde 0,7 arttığı bildiriliyor. İstatistiklere göre, en çok beyin tümörleri, akut lösemiler ve kemik tümörlerinde artış görüldüğüne işaret eden Prof. Dr. İnci Ayan, artışta radyasyon, nükleer atıklar, elektromanyetik kirlenme, sanayi atıkları ile hava su ve toprağın kirlenmesi, besinlerde ürün artırıcı kullanımının artışı, tarım ilaçlarının bilinçsiz ve denetimsiz kullanımıyla bazı virüs hastalıklarının sorumlu tutulduğunu söylüyor.

İlk 5 Yaşta Görülme Sıklığı Artıyor

Lösemi her yaşta ortaya çıkmakla birlikte sıklıkla ilk beş yaşta görülüyor. Birçok kanserde olduğu gibi lösemide de erken teşhis tedavi başarısını etkilediği için ebeveynler ve çocuklarla yakın ilişkide olan kişilerin belirtiler konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. Ancak özellikle daha hareketli bir yapısı olan çocuklarda ortaya çıkabilecek belirtiler ‘çocukluk ya da yaramazlığına’ bağlanarak atlanabiliyor. Löseminin en tipik belirtileri olan vücutta morluklar, kol ya da bacak ağrıları da çok hareket etmeye bağlanarak atlanabiliyor. Prof. Dr. İnci Ayan, çocuklarda; solukluk, kol bacak veya vücudun diğer kemik kısımlarında giderek artan ağrılar, vücudun farklı bölgelerinde morluklar, sık ateşlenme, boyun ve başka bölge lenf bezlerinde şişlikler, karında şişlik, dalak bölgesinde ağrı, halsizlik gibi belirti ve şikayetler karşılaşıldığında zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerektiğinin altını çiziyor.

Erken Tanıyla Tedavi Edilebilen Bir Hastalık

Lösemiyle ilgili araştırmalar yoğun şekilde devam ederken, risk kategori ve tedaviye yanıtın belirlenmesi konusunda bazı önemli parametrelerin tanımlandığını söyleyen Prof. Dr. İnci Ayan, doğru tanı, risk gruplarının doğru belirlenmesi ve riske göre hızla tedaviye başlamanın sonuçta elde edilen başarıyı etkilediğine işaret ediyor. Bu doğrultuda günümüzde lösemi hastalığında risk gruplarına göre yüzde 30-80 oranında başarı sağlanabildiğini anlatan Prof. Dr. İnci Ayan, “Çocuklarda löseminin başlıca tedavisi kemoterapi olup ihtiyaca göre de kan ve kan ürünleri desteği, koruyucu ve gerektiğinde tedavi edici antimikrobiyal tedaviler de kullanılabiliyor. Hücre tipi ve risk grubuna göre ilk tedavinin sonunda veya hastalık tekrarında kötü hücreler temizlendikten (remisyon sağlanmasının ardından) sonra kök hücre nakli yapılabiliyor. Bununla birlikte yaklaşık 2-3 yıl devam eden tedavi süresince beslenmeye dikkat etmek, moral desteği sağlamak, enfeksiyonlardan korunmak ve oluştuğunda tedavi etmek ve belirli ölçüde izolasyon da tedavi başarısını etkileyen diğer faktörler arasında yer alıyor” diyor.

Uykuyla ilgili bir diğer yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kanser

Meme Kanseriyle İlgili Bilimsel Gerçekler

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

meme kanseriyle ilgili bilimsel gerçekler

Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen kanser çeşitlerinden biridir. Türkiye’de her 12-15 kadından birisi meme kanseri ile karşı karşıya kalmaktadır. Günümüzde meme kanseri görülme sıklığı her yıl artış göstermektedir. Görülme yaşı ise 45-55 yaşlarından 35, hatta çok daha genç yaşlara kadar düşmüştür.  Erken tanının hayati önem taşıdığı meme kanseriyle ilgili toplumda kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgiler yer almaktadır. Acıbadem Fulya Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Aktan meme kanseriyle ilgili bilimsel gerçekler neler anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yanlış: Memede gelişen her kitle kanserdir

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine memedeki kitlelerin 10’undan 8’i kanser değildir. Bu kitlelerin kist (içi sıvıyla dolu kese) veya fibroadenoma (anormal ancak kanser olmayan kitle) olma ihtimali daha yüksek. Bazı kitleler adet dönemlerinde ortaya çıkıp daha sonra kaybolabiliyor.

Yanlış: Kanser olan meme kitleleri ağrı yapmaz

Doğrusu: “Bu her zaman doğru olmayabiliyor” diyen Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Aktan sözlerine şöyle devam ediyor: “Meme kanseri çoğunlukla ağrısız olmakla birlikte, kitlenin ağrı yapmaması meme kanseri ihtimalini tamamen ortadan kaldırmıyor. Çünkü iltihabi reaksiyonlu meme kanseri erken evrede şişlik, hassasiyet ve sıcaklık gibi belirtilerle gelişiyor ve ele gelen kitle varsa bu ağrılı olabiliyor”

Yanlış: Emziriyorum, kanser olmam

Doğrusu: Emzirirken enfeksiyon veya süt kanallarının tıkanması sonucu memede kitleler oluşabiliyor ve bunlar kanserle ilişkili olmuyor. Emzirmek meme kanserinden koruyucu etkenlerden biri. Yapılan çalışmalarda 12 ay emziren kadınlarda riskin yüzde 4 oranında azaldığı tespit edilmiş. Ancak uzun süre süt vermiş kadınlarda da meme kanseri görülme riski olabiliyor. Emzirmek meme kanserine yakalanma riskini azaltsa da, ele gelen kitle nadiren de olsa kötü huylu tümör olabiliyor.

Yanlış: Genç yaştayım, elime gelen kitlenin meme kanseri olma ihtimali yok

Doğrusu: Meme kanserine yakalanma riski menopozdan sonra ve 50 yaşın üzerinde daha yüksek olmakla birlikte, günümüzde 35 yaş altında tanı konulan meme kanseri sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu nedenle genç yaşlarda ele gelen kitle de meme kanserine işaret edebiliyor.

Yanlış: Mamografimi yeni yaptırdım, elime gelen kitle için bir sene bekleyebilirim

Doğrusu: Yakın zamanda sonucu normal çıkan bir mamografi çektirmiş olsanız bile memenizde bir kitle fark ettiğinizde mutlaka doktora başvurun. Çünkü özellikle yoğun meme dokusuna sahipseniz veya kitle koltuk altı gibi saptanması zor bir bölgede ise mamografide gözden kaçmış olabiliyor. Doktorunuz mamografinin tekrar edilmesini veya ultrasonografi tetkiki yaptırmanızı ya da MR (magnetik rezozans) çektirmenizi isteyebilir. Sonuç yine normal çıkarsa sadece takip ederek beklemeyi önerebilir.

Yanlış: Ailemde meme kanseri yok, elime gelen kitle muhtemelen zararsız

Doğrusu: Pek çok kadın ailesinde meme kanseri öyküsü yoksa bu riski taşımadığını düşünüyor. Ancak Amerikan Kanseri Derneği’nin verilerine göre; meme kanserine yakalanan kadınların en fazla yüzde 15’inin ailesinde bu hastalık mevcut. Prof. Dr. Şükrü Aktan bu nedenle ailede meme kanseri öyküsü olsun veya olmasın, memede fark edilen kitlelerin ihmal edilmemesi ve doktora başvurulması gerektiğini vurgulayarak, “Unutmayın ki meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor.” diyor.

Yanlış: Memedeki kistler (fibrokistik hastalık) kanser riskini artırır

Doğrusu: Fibrokistik meme yapısı kanser riskini artıran bir durum değil. Ancak bu tür yapıda meme dokusuna sahip bir kadın meme kanseri nedeniyle oluşan kitleyi ayırt edemeyeceği için sorun yaratabiliyor. Ayrıca bu tür meme yapısında hekimler ne kadar deneyimli olurlarsa olsunlar, elle muayenede olası bir kitle saptanamayabiliyor. Bu nedenle fibrokistik meme yapısına sahip kadınların her yıl elle muayene +doktor muayenesi + mamografi (40 yaş ve üzeri) +ultrasonografi tetkiklerini ihmal etmemeleri yaşamsal önem taşıyor.

Yanlış: Memede tespit edilen kitleden biyopsi yapılması kanserin yayılmasına neden olur

Doğrusu: Memede şüpheli bir kitle tespit edildiğinde önerilen biyopsi ve sonrasında meme kanseri yayılmaz, çünkü günümüzde tru-cut biyopsi olarak adlandırılan özel bir tetkikle yapılan biyopsi iğnesi tamamen kapalı sistemle işlev görüyor. Yani; kitleden alınan doku iğnenin ucunda bulunan ve otomatik çalışan bir sürgülü kapak sistemiyle iğne ucuna alınıyor ve tümör iğne yolu boyunca yayılımı engelliyor.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.