Sosyal Medya

Kanser

Kanserden Korunmak için Eski Kaşar Yiyin

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Kanserden Korunmak için 2 Dilim Eski Kaşar Yiyin

Yapılan araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar peynirinin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi. Bu yazımızda kanserden ve kanserden korunmak için neler yapmanız gerektiğinden bahsedeceğiz.

Kanser, en basit tanımıyla hücrelerin rutin olarak gerçekleştirdiği bölünme ve çoğalma hareketlerinin kontrolsüz gerçekleşmesi ve bu durumun ilerlemeye başlaması sonucu -tabiri caizse- sistemin kontrolden çıkmasıdır. Sağlıklı bir insan vücudunda (kas ve sinir hücreleri hariç), tüm hücreler bölünme ve çoğalma özelliğine sahiptirler. Bu yetenekleri sayesinde gün içerisinde ölen hücreler ya da yaralanan dokular yenilenir veya onarılır. Sistemin kusursuz işlemesi ve yaşamın sağlıklı devam edebilmesi için gereken bu akışın da bir sınırı vardır. Sağlıklı hücreler ne zaman bölünmesi, çoğalması gerektiğini bilirler ve bir hücrenin yaşamı boyunca bu işlemi kaç kez tekrar edebileceği bellidir. Bu bilinci kaybeden hücreler (mutasyona uğramış hücreler), kanser hücresi olarak tanımlanır.

BÖLÜNÜP ÇOĞALIRLAR

Kontrolsüzce bölünüp çoğalmaya başlayan kanser hücreleri, bir süre sonra birikmeye başlarlar. Biriken hücrelerin bir araya gelmeleriyle oluşan ‘yabancı’ yapı da tümör olarak adlandırılır. Tümörler, dokuları sıkıştırarak tahrip edebilir hatta içine sızabilirler. Tümörün de oluşmasıyla artık vücutta bulunan kanser hastalığı, tümörün zarar vermeye başladığı organın adıyla anılır ve uygun tedaviye başlanır. Bazen kanser bir kişinin hatalı genleri kalıtım yoluyla alması veya kansere neden olan maddelerin ortaya çıkması ile kısa ve basit bir yol çizer. Bazen de sebebinin saptanması mümkün olmaz. Kişide yüksek riskte hastalığın ilerlemesine karşı kuvvetli ipuçları sağlayan faktörler bulunmamaktadır. Kişiler bu risk faktörlerine bilirlerse, onları azaltmak için harekete geçebilir ve hayatlarını kurtarabilirler. Şüphesiz hiçbiriniz genlerinizi, ırkınızı ve yaşınızı değiştiremezsiniz. Fakat yüksek risk altındaki kişiler sık aralıklarla tarama testlerini yaptırarak kendilerini kontrol altına alabilirler.

FAZLASI ZARARLI DEĞİL

Sağlıklı beslenerek kanserden yüzde 60-80 oranında korunabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; eski kaşar peyniri K2 vitamini açısından çok zengin. K2 vitamininin ispatlanan en belirgin özelliği ise kanser hücrelerinin bölünüp çoğalmasına olan yavaşlatıcı etkisidir. Elbette fazlasından zarar gelmez ama her gün iki ince dilim eski kaşar peyniri yemeniz kansere karşı mücadelede en iyi yardımcılarınızdan biri olacaktır. Araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar gibi peynirlerin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi.

SAĞLIKSIZ ALIŞKANLIKLAR

Yaşamımızın günlük etkilerinin pek çok hastalık için risk oluşturması sürpriz değildir. Kanser de bunlardan birisidir. İşte o zararlı alışkanlıklar:

Sigara içmek: Akciğer, ağız, dil, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri sebebidir.

Alkol kullanımı: Alkol kullanmak ağız, boğaz, yemek borusu, meme, kolon ve karaciğer kanser riskini artırır. Sonuçları net olarak bilinmese de alkol sindirildiğinde ve metabolize olduğunda tahrip edici kimyasallar bulundurabilir veya toksik materyaller üretebilir. Alkol estrogen (dişilik) hormonunu etkiler, meme, yumurtalık ve rahim kanseri artırıcısı olarak ta bilinir. Alkol, kansere karşı koruma sağlayan besinleri de azaltır.

Çok az veya çok fazla güneş banyosu: Gereğinden az güneş banyosu, D vitamini eksikliğine sebep olur. Güneş ışınları ciltte bulunan bazı kimyasalları harekete geçirerek D vitamini üretilmesini sağlar. D vitamini eksikliği, kolon, rektum, kalın bağırsak ve pankreas kanserine sebep olur. Aşırı ultraviyole ışıması melanoma-deri kanseri ve diğer tip deri kanserlerine sebep olabilir.

Yüksek yağlı ve düşük lifli beslenme: Genel beslenmede yağlı (özellikle doymuş yağ) ve az lifli yiyecekleri tercih edenlerde kolon, rahim ve prostat kanser riski artar.

Şişmanlık: Yüksek beden kitle indeksi; özellikle yemek borusu, mide, kolon, rektum, karaciğer, safra kesesi, pankreas, prostat, böbrek, hodgkin hastalığı olmayan, çoklu miyelom ve lösemi kanserlerine yakalanma riskini artırır. Bir kişinin BMI’si 40 veya fazla ise kanserden ölüm oranı önemli ölçüde artar. Bu oran normal kilolu kişilere göre erkeklerde yüzde 52, kadınlarda yüzde 62’dir. Obezitenin kanser riskini nasıl artırdığı çok açık değildir, ancak yağlı hücreler çok aktiftir ve birçok kanseri tetikleyen estrogen, insulin, insüline benzeyen büyüme hormonlarından bol miktarda üretilmesine sebep olur.

Genetik faktörler: Doktorlar kansere sebep olan bozuk genlerin ailede kanserli ebeveynlerden geçtiğini belirtiyorlar. Örneğin kalıtımsal meme ve yumurtalık kanseri kadınların BRCA1 ve BRCA2 genlerini ailelerinden alırlar.

Kanserden korunmak için neler yapabilirsiniz?

Hastalık oluşturabilecek önemli risklerinizi öğrenin. Sigarayı bırakın. Daha çok fiziksel aktivite yapın. Aşırı kilolu iseniz kilo verin. Doktorunuzun tavsiye ettiği kanser tarama testlerini yaptırın. Ultraviyole ışınları altında uzun süreli kalmaktan sakının ve güneş kremi kullanın.

Kolon kanseriyle mücadele için nasıl beslenmeniz gerektiğinden bir başka yazımızda bahsettik. O yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Cilt Bakımı

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Sedef hastalığı, cilt kanserine neden olmaz. Ancak kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar cilt kanseri riskini artırabilir.

Hepimiz bir kez olsun, vücudunun belli bölgelerinde beyaz lekeler oluşmuş birini görmüşüzdür. İşte bu beyaz lekelenmeler, vitiligo olarak adlandırılan cilt hastalığıdır. Vitiligo, deri hastalıkları arasında en sık görülenlerden biridir. Vücudun deriyle kaplı her yerinde görülebilir. Yapılan araştırmalar, en sık kol ve bacaklarda ortaya çıktığına işaret ediyor. Derimizde pigment üreterek ten rengimizi oluşturan melanosit hücreleri bulunur. Bu melanositler, çeşitli sebeplerle zarar gördüklerinde vazifelerini gerektiği gibi yerine getiremezler ve pigment üretimi neredeyse durur. Bu durum, ilgili bölge derisinde sınırları belli ancak dağınık ve yamaya benzetebileceğimiz renk açılmalarına sebep olur. Oluşan beyazlık, neredeyse süt beyazıdır. Kişinin ten rengine göre belirginliği değişiklik gösterir. Vitiligo, esmer tenli kişilerde çok daha belirgindir.

ANİDEN ORTAYA ÇIKAR

Vitiligo, türleri olan bir hastalıktır. Temelde aynı beyaz lekelenme ile ortaya çıkan türler, yaygınlık oranına göre sınıflandırılır. Lokalize, yaygın ve universal (total) olmak üzere üç temel sınıfta toplanır. Bu hastalık hakkında sayısız araştırma mevcut. Ne yazık ki hiçbiri hastalığın gerçek sebebine -henüz- ulaşamadı. Ancak hastalığın sebebi olabilecek dört temel teori oluşturuldu. 1- Sinir hücrelerinin anormal çalışması, melanosite zarar veren zehirli maddelerin oluşmasına sebep olabilir. 2- Vücudun bağışıklık sistemi melanositlere zarar verebilir. Araştırmacılar pigmentin, bağışıklık sistemi tarafından yabancı madde gibi algılanarak zarar verdiğini düşünüyorlar. 3- Pigment üretim hücreleri kendi kendini yok edebilir. Pigment üretilirken, zehirli ürünler ortaya çıkabilir ve bunlar melanositin zarar görmesine neden olur. 4- Genetik hastalıklar sonucu melanositler zarar görebilir. Vitiligo, aniden ortaya çıkan bir hastalıktır. Daha önce hiçbir işaret vermeden gelişebilir. Bu ve benzer etkileri sebebiyle tetikleyicileri olabileceği gerçeği, uzmanları araştırma yapmaya itiyor. Kesin olmamakla birlikte, ağır depresyon, stres, yakınlardan birini kaybetme gibi ani sıkıntılar, hasta hikayelerinde sıklıkla karşılaşılan bulgular arasında yer alıyor.

PİGMENT KAYBI DURUR

Vitiligo’nun şiddet ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir. Kimilerinde ilgili bölgede koyu renk bir nokta bile olmazken bazılarında beyaz lekeleri bölen koyu renk alanlar görülebilir. Bu durum o bölgede hâlâ bir miktar pigmentin bulunduğu anlamına gelir. Vitiligolu kişilerde pigment kaybı, hastalık ortaya çıktıktan bir süre sonra durur. Yani pigment miktarı sabit kalır. Sonra tekrar pigment kaybı ortaya çıkabilir ve bu şekilde devam eder. Hastalık sıklıkla yüz, dirsek, diz, el ve ayaklarda görülür. Tedavi yöntemleri ve tedaviye verilen yanıt kişiden kişiye farklılık gösteriyor. En çok kullanılan tedavi yöntemleri arasında; lokal krem veya merhemler, ağızdan alınan ilaçlar, ışık ve lazer tedavileri yer alıyor. Daha kolay ve sıkıntısız olarak ifade edilebilecek bu yöntemler dışında bir de deri adacıklarının nakli olarak tanımlanabilen deri greftleri ve melanosit süspansiyonlarının transplantasyonu gibi cerrahi yöntemler uygulanıyor.

SEDEF HASTALIĞI BULAŞICI DEĞİLDİR!

Farklı deri hastalıklarıyla karıştırılan sedef hastalığının en önemli belirtileri, ilgili bölgede kaşınma, özellikle el ve ayak bölgelerinde su toplaması, soyulma, çatlak, dirsekdiz gibi darbe gören yerlerde parlak kırmızı deri ve üzerinde hastalığa adını veren sedef renginde pullanmalar görülür. Sedef bulaşıcı bir hastalık değildir. Toplumda, sedefin bulaşabileceğine dair bir inanış vardır. Oysa yapılan araştırmalar sedefin, temas veya ortak eşya kullanımı sonucu bulaşmadığını gösteriyor. Toplumda merak edilen bir başka konu da sedef hastalığının cilt kanserine neden olup olmadığıdır. Yapılan araştırmalar, sedefin cilt kanseri riskini artırmadığını gösterdi. Ancak burada önemli olan doğru tedavidir. Kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar, cilt kanseri riskini artırabilir.

STRES KAYNAKLI SEDEFTEN KURTULMAK ZOR

Sedef, en sık rastlanan deri hastalıklarından biridir. Kronik ve tekrarlayıcıdır. Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde yaklaşık 300 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 2.5 milyon kişi, sedef hastalığıyla mücadele ediyor. Sedef, vitiligo gibi farklı deri hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılır. Oysa tamamen farklı hastalıklardır. Tipik sedef, deride zemini kırmızı üst kısmı beyaz parlak (pullu) plakalar barındırır. Bazı durumlarda kabuksuz sadece kırmızı alanlardan oluşan tipleri de vardır. Sedef hastalığının bağışıklık sistemi tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bazı ilaçlar, çeşitli bakteri ve virüsler, derinin tahrişi veya güneş yanıkları sonucu açığa çıkan proteinler bağışıklık sistemimizin önemli elemanları olan akyuvarları uyarmaktadır. Bu durumda aktifleşerek tepki veren akyuvarların ürettiği çeşitli maddeler epidermis denilen üstderi tabakası hücrelerinin aşırı çoğalmasına ve deri damarlarının genişlemesine neden olmaktadır. Bunun sonucunda normalden dört-sekiz kat fazla deri hücresi oluşmaktadır. Aşırı hücre üremesi nedeniyle üst deri hücreleri normal biçimde olgunlaşıp atılamamakta ve deride kızarma pullanma oluşmaktadır. Stres, sedefe sebep olan en önemli faktörlerden biridir. Bir de hastalık boyunca oldukça kötü bir görüntü oluştuğunu ve bu durumun stres halini tetiklediğini düşünecek olursak, stres kaynaklı sedeften kurtulmanın zor olduğunu anlayabiliriz.

Sedef hastalığı ile ilgili diğer bir yazımızı okumak için buraya tıklayın.

Devamını Oku...

Beslenme

Kanserle Mücadelede Beslenme

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

kanserle mücadelede beslenme

Kanserle mücadelede en önemli silahınız; yediklerinizdir. Tedavinizin yanı sıra beslenmenize dikkat etmek ve antioksidandan zengin beslenmek kanserin ilerlemesini yavaşlatabilir.

Bilim adamları kazanılması zor ancak mümkün olan kanser mücadelesinde size güç katacak silahları araştırmaya devam ediyor. Kanserle mücadelede size destek olacak en önemli şeylerin başında, yedikleriniz geliyor. Elbette sadece beslenmenize dikkat etmeniz, kanseri yenmek için yeterli değil. Uzman doktorunuzun tavsiye ve takip ettiği tedaviyi aksatmamanız; yapmanız gereken ilk ve en önemli şeydir. Yapılan önemli araştırmalar, özellikle meyve ve sebze gibi besleyici ögeleri fazla olan gıdaların bazı kanser türlerinin ilerlemesini yavaşlattığını ve daha başlangıçta önlemeye yardımcı olabileceğini söylüyor. Bu yazımızın konusu, kanserle mücadelede beslenme hakkında.

KARA LAHANA TOKSİNLERİ ATIYOR

Brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası ve kara lahana; aynı ailenin (crucfer) fertleridir. Yapılan araştırmalar bu sebzelerin, vücudun toksinlerden arınmasına yardımcı olduğunu gösteriyor. Kara lahana ve ‘akrabalarının’ kanserle mücadelede öne çıkmasının en önemli sebebi, tümörlerin büyümek için ihtiyaç duyduğu kanla beslenmeyi keserek kanser hücrelerini aç bırakmaya yardımcı olmalarıdır. Kara lahana aynı zamanda harika bir K, A ve C vitamini kaynağıdır ve aynı zamanda kronik hastalıklarla bağdaştırılan inflamasyonla da savaşır. Bilim adamları, bu gruptaki sebzelerin, kadınlarda görülen yumurtalık kanseriyle mücadelede öne çıktığını belirtiyorlar. Araştırmacılar, crucifer ailesine mensup sebzelerin kanserle savaşıcı özelliğinin, sadece yumurtalık kanseri değil meme ve diğer kanser türleriyle de alakalı olan temel karsinojenleri vücudun yok etmesine yardımcı olan izotiyosiyanat isimli bileşenlerle bağlantılı olduğunu düşünüyorlar. Sebzelerden beklenen faydayı elde etmek için doğru pişirme yöntemini kullanmanız gerekir. Kara lahanadan yeteri kadar faydalanabilmek için haşlamak yerine buharda ya da mikrodaolgada pişirmeniz ve pişirmeden önce mutlaka doğramanız tavsiye ediliyor. Peki kara lahanayı her gün mü yemelisiniz? Hayır. Haftada iki kez yaklaşık 70 gram tüketmeniz yeterli.

BEYAZ FASULYE DAHA ETKİLİ

Baklagiller; hem flavanoid, hem de kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatan ve kronik inflamasyonu azaltan diğer fitokimyasallar bakımından oldukça zengindir. Beyaz fasulyeler, kırmızı barbunyadan daha fazla kanserle savaşan diyet lifi içerirler. Beyaz fasulyeler veya diğer baklagilleri pişirerek kalın bağırsağın kansere neden olabilen hasarlı hücreleri yok etmesine yardımcı olan liflerle benzer görevi gören dirençli nişasta seviyesini artırmış olursunuz. Yapılan bir çalışmada; lif alımını günde 10 grama çıkarmanın, kolorektal kanser riskini yüzde 10’a kadar azaltmaya yardımcı olduğu görüldü. Haftada en az iki kere yaklaşık 100 gram fasulye (günlük lif ihtiyacınızın yüzde 20’si) tüketin.

KAHVE RAHİM KANSERİNDEN KORUR

Kahve, kültürümüzde yer edinmiş bir içecektir. Dünya genelinde birçok ülkede en çok tüketilen içeceklerin başında kahve geliyor. Faydasından çok lezzeti sebebiyle sayısız insan için adeta alışkanlık haline gelen kahve, rahim kanseriyle mücadelede öne çıkıyor. Yapılan araştırmalara göre; rahim kanseriyle mücadele etmek için günde dört fincan kahve içmek yeterli. Son zamanlarda yapılan bir araştırma, günde en az dört fincan kafeinli kahve içen kadınların günde bir fincandan az içen kadınlara oranla rahim kanserine yakalanma risklerinin yüzde 25 daha az olduğunu gösterdi. Ayrıca kahvenin, meme, rahim, böbrek, karaciğer, kolon ve prostat kanseri gibi kanser türleri riskini de azalttığı kanıtlandı. Kahve tüketmek yararlıdır çünkü belirli hücreleri kontrol altına alan kafeik asit ve kanserle savaşan antioksidan oranları daha yüksektir. Günde sadece bir fincan kahve içerek bütün kanser türleri riskinizi yüzde 3 oranında azaltabilirsiniz. Kahvenin kanserle savaşıcı özelliklerinden tamamen faydalanmak için günde üç fincan kadar tüketebilirsiniz. Tabii bu miktar sizi rahatsız etmiyorsa…

ÇAYINIZ YEŞİL OLSUN

Yeşil çay ve siyah çay arasındaki bilinen en önemli fark içerdikleri kafein miktarıdır. Siyah çayda kafein miktarı biraz daha yüksektir. Toplanmasının ardından kurutulma şeklindeki farklılık, iki çay arasındaki renk ve tat farkına sebep olan en önemli etkendir. Temelde aynı ‘bitki’ olması sebebiyle hangisini içebiliyorsanız onu tercih etmenizde hiçbir sakınca yoktur. Ancak yeşil çay, antioksidan açısından siyah çaya oranla daha zengindir. Bu sebeple kanserle mücadele söz konusu olduğunda, yeşil çayı tercih etmeniz yararınıza olacaktır. Çayın hücre bölünmesi üzerindeki yavaşlatıcı etkisi, kanserle mücadelede yardımcı olmasını sağlar. Her gün en az iki fincan çay içmeniz, mide kanserine karşı sizi korumada yardımcı olacaktır.

SOĞAN VE SARIMSAK YEMEKTEN KORKMAYIN

Günlük hayatın koşturması ve devamlı insanlarla bir arada olma zorunluluğu, çevremizdekileri rahatsız edici kokulara maruz bırakma riski; soğan ve sarımsak gibi yiyeceklerden uzak durmamızı emretse de bunların sayısız faydaları mutlaka tüketmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Son yıllarda özellikle soğan üzerine sayısız araştırma yapıldı. Soğanın içeriğinde bulunan quercetin adlı madde, özellikle kanserle mücadelede son derece etkili. Drug Metabolism and Disposition adlı dergide yayımlanan bir araştırma; takviye quercetin maddesi alımının kanser hücrelerinde kendiliğinden gerçekleşemeyen -doğal hücre ölümü olarak tanımlayabileceğimiz- apoptosisi teşvik ettiğini göstermiştir. Benzer araştırmaların vardığı ortak kanıya göre; doğal bir mucize sayılabilecek bu madde, özellikle akciğer, kolon ve prostat kanseri üzerinde son derece etkili bulunmuş. Mide kanserleri ya da şüphesi olanlar, daha çok kırmızı soğanı tercih etmeliler.

Devamını Oku...

Beslenme

Karnabahar Yaprakları Kanserden Koruyor

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

kanserden koruyor

Çağımızın en korkulan hastalığından korunmak için sağlıklı beslenmeye özen göstermelisiniz. Karnabahar, eski kaşar, balık ve bakliyat gibi besinler tüketmek kanserden koruyor. Ancak karnabaharı yeşil yapraklarıyla birlikte yemelisiniz.

Kanser, insan hayatını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri haline geldi. Değişen yaşam koşulları, engellenemeyen dış etkenler ve beslenme şeklindeki hızlı değişim gibi nedenlerden dolayı kanserin görülme sıklığı her geçen gün artıyor. Kanser hakkında yapılan araştırmaların en günceli 2012 yılına ait. Araştırmada; 2012 yılında dünya genelinde 14 milyon kişiye kanser tanısı konduğu ortaya çıkmış. Bu hastalardan 8.2 milyonu hayatını kaybetmiş. Her geçen gün yeni bir kanser cinsiyle karşılaştığımız bilinen bir gerçek. En sık karşılaşılan kanser türleri; akciğer, prostat, bağırsak, mide, karaciğer, meme, bağırsak, rahim ağzı, akciğer ve rahim kanserleridir. Bunlardan akciğer, karaciğer ve mide kanserleri, ölüme sebep olan kanser tiplerinin başında geliyor. Bir araştırmaya göre; ülkemizde 2012 yılında 175 bin kişi kanser teşhisi almış ve yaklaşık 70 bin kişi kanser sebebiyle hayatını kaybetmiş.

YENGEÇ HASTALIĞI

Kadınlarda en çok meme, tiroit, bağırsak, rahim ve akciğer kanserlerine rastlanıyor. Erkeklerde ise en sık akciğer, prostat, bağırsak, mesane ve mide kanserleri görülüyor. Çağımızın en korkulan hastalığı olan kanser, Latince’de yengeç anlamına gelen crab sözcüğünden türetilmiştir. Kanser hakkında ilk araştırmaları yapan bilimadamları; bu hücrelerin yayılış biçiminden esinlenerek kıskaçlı bir yengeci andırdığını düşünüp hastalığa kanser ismini vermiş. Kanser, en basit tanımıyla hücrelerin rutin olarak gerçekleştirdiği bölünme ve çoğalma hareketlerinin kontrolsüz gerçekleşmesi ve bu durumun ilerlemeye başlaması sonucu sistemin kontrolden çıkmasıdır.

Sağlıklı bir insan vücudundaki (kas ve sinir hücreleri hariç) tüm hücreler; bölünme ve çoğalma özelliğine sahiptir. Bu yetenekleri sayesinde gün içerisinde ölen hücreler ya da yaralanan dokular yenilenir veya onarılır. Sistemin kusursuz işlemesi ve yaşamın sağlıklı devam edebilmesi için gereken bu akışın da bir sınırı vardır. Sağlıklı hücreler ne zaman bölünmesi, çoğalması gerektiğini bilirler ve bir hücrenin yaşamı boyunca bu işlemi kaç kez tekrar edebileceği bellidir. Bu bilinci kaybeden hücreler (mutasyona uğramış hücreler), kanser hücresi olarak tanımlanır. Kontrolsüzce bölünüp çoğalmaya başlayan kanser hücreleri, bir süre sonra birikmeye başlarlar. Biriken hücrelerin bir araya gelmesiyle oluşan yabancı yapı, tümör olarak adlandırılır. Tümörle dokuları sıkıştırarak tahrip edebilir, hatta içine sızabilirler. Tümörün de oluşmasıyla artık vücutta bulunan kanser hastalığı, tümörün zarar vermeye başladığı organın adıyla anılır ve uygun tedaviye başlanır. Kanser hücrelerini adeta içinde barındıran tümörler, bir süre sonra bu kontrolsüz hücreleri sızdırıp kan dolaşımı gibi yollarla uzakta bulunan diğer organ ya da dokulara ulaşmasına sebep olur. Bu da halk arasında ‘sıçrama’ (metastaz) olarak tanımlanan hadisenin gerçekleşmesine sebep olur.

PEYNİR TÜKETİN

Sağlıklı beslenerek kanserden yüzde 60-80 oranında korunabilirsiniz. Özellikle karnabahar, eski kaşar, balık ve bakliyat tüketip yeşil çay içmelisiniz. Amerikan Kanser Derneği’nin yaptığı araştırmada; karnabaharın kalın bağırsak ve mesane kanseriyle mücadelede son derece etkili olduğu belirtilmiş. Geleneksel karnabahar pişirme yöntemimize bakıldığında sebzenin yapraklarını kullanmadığımız görülüyor. Oysa kanserle mücadelede ihtiyacımız olan; alfa-tokoferol (E vitamini), caffeic asit, kaempfreol, phytic asit ve rutin adlı maddelerin sebzenin yeşil yapraklarında daha yoğun bulunduğu araştırmacılar tarafından gösterildi. Bu sebeple, karnabahar pişirirken yeşil yapraklarını da kullanmalısınız. Yapılan araştırmalara göre; eski kaşar peyniri (ve benzer yapıdaki peynirler) K2 vitamini açısından çok zengin. K2 vitaminin ispatlanan en belirgin özelliği ise kanser hücrelerinin bölünüp çoğalmasına olan yavaşlatıcı etkisidir. Elbette fazlasından zarar gelmez ama her gün iki ince dilim eski kaşar peyniri yemeniz kansere karşı mücadelede en iyi yardımcılarınızdan biri olacaktır. Araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar gibi peynirlerin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi. Kanserle mücadele söz konusu olduğunda, yeşil çayı tercih etmeniz yararınıza olacaktır. Çayın hücre bölünmesi üzerindeki yavaşlatıcı etkisi, kanserle mücadeleye yardımcı olur. Her gün en az iki fincan yeşil çay içmeniz, mide kanserine karşı sizi korumada yardımcı olacaktır.

BAKLİYAT MUCİZESİ

Bakliyatın insan sağlığı üzerindeki faydaları saymakla bitmez. Bu besini, konumuz olan kanserle mücadele açısından incelediğimizde; içerdiği yoğun lifin sahip olduğu en önemli silah olduğunu söyleyebiliriz. Yapılan araştırmalar; bakliyatın içerdiği çözünebilir lif tipinin, kısa zincirli yağ asitleri üreterek oluşmakta olan kanser hücrelerinin büyümesini durdurmada, bazı durumlarda ise onu yok etmede son derece etkili olduğunu göstermiştir. Bakliyatın bir diğer önemli silahı ise; içeriğinde bulunan, kalsiyum, izoflavon ve folatlardır. Bunlar, kanserle mücadelede önemli bir etki gösterir. Yemek alışkanlıklarınız arasına, haftada üç kez (yaklaşık bir su bardağı) bakliyatı ekleyerek kolankanserine yakalanma riskinizi doğal yollarla azaltabilirsiniz

HAFTADA İKİ KEZ BALIK YİYİN

Araştırmalar, haftada iki öğün balık yemenin kalın bağırsak kanserine yakalanma olasılığını düşürdüğünü ortaya koyuyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki; haftada beş kez ve daha fazla balık tüketenlerin kolon kanserine yakalanma riski, bir ve daha az öğünde balık yemeyi tercih edenlere göre yüzde 63 daha azdır. Daha az zararlı madde içereceği için küçük balıkları tercih etmenizde de yarar var. Yapılan araştırmalar sonucunda; dioksin adı verilen ve insan sağlığına son derece zararlı olduğu bilinen toksit maddenin kültür balıklarında 11 kat daha fazla bulunduğu da ortaya çıktı. Bu sebeple, doğal ortamında yetişmiş olan balık tüketmeye özen göstermelisiniz.

 Kanserle mücadelede nasıl beslenmemiz gerektiği hakkında bir başka yazımız için buraya tıklayın.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.