Sosyal Medya

Kanser

Kanserden Korunmak için Eski Kaşar Yiyin

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Kanserden Korunmak için 2 Dilim Eski Kaşar Yiyin

Yapılan araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar peynirinin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi. Bu yazımızda kanserden ve kanserden korunmak için neler yapmanız gerektiğinden bahsedeceğiz.

Kanser, en basit tanımıyla hücrelerin rutin olarak gerçekleştirdiği bölünme ve çoğalma hareketlerinin kontrolsüz gerçekleşmesi ve bu durumun ilerlemeye başlaması sonucu -tabiri caizse- sistemin kontrolden çıkmasıdır. Sağlıklı bir insan vücudunda (kas ve sinir hücreleri hariç), tüm hücreler bölünme ve çoğalma özelliğine sahiptirler. Bu yetenekleri sayesinde gün içerisinde ölen hücreler ya da yaralanan dokular yenilenir veya onarılır. Sistemin kusursuz işlemesi ve yaşamın sağlıklı devam edebilmesi için gereken bu akışın da bir sınırı vardır. Sağlıklı hücreler ne zaman bölünmesi, çoğalması gerektiğini bilirler ve bir hücrenin yaşamı boyunca bu işlemi kaç kez tekrar edebileceği bellidir. Bu bilinci kaybeden hücreler (mutasyona uğramış hücreler), kanser hücresi olarak tanımlanır.

BÖLÜNÜP ÇOĞALIRLAR

Kontrolsüzce bölünüp çoğalmaya başlayan kanser hücreleri, bir süre sonra birikmeye başlarlar. Biriken hücrelerin bir araya gelmeleriyle oluşan ‘yabancı’ yapı da tümör olarak adlandırılır. Tümörler, dokuları sıkıştırarak tahrip edebilir hatta içine sızabilirler. Tümörün de oluşmasıyla artık vücutta bulunan kanser hastalığı, tümörün zarar vermeye başladığı organın adıyla anılır ve uygun tedaviye başlanır. Bazen kanser bir kişinin hatalı genleri kalıtım yoluyla alması veya kansere neden olan maddelerin ortaya çıkması ile kısa ve basit bir yol çizer. Bazen de sebebinin saptanması mümkün olmaz. Kişide yüksek riskte hastalığın ilerlemesine karşı kuvvetli ipuçları sağlayan faktörler bulunmamaktadır. Kişiler bu risk faktörlerine bilirlerse, onları azaltmak için harekete geçebilir ve hayatlarını kurtarabilirler. Şüphesiz hiçbiriniz genlerinizi, ırkınızı ve yaşınızı değiştiremezsiniz. Fakat yüksek risk altındaki kişiler sık aralıklarla tarama testlerini yaptırarak kendilerini kontrol altına alabilirler.

FAZLASI ZARARLI DEĞİL

Sağlıklı beslenerek kanserden yüzde 60-80 oranında korunabilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; eski kaşar peyniri K2 vitamini açısından çok zengin. K2 vitamininin ispatlanan en belirgin özelliği ise kanser hücrelerinin bölünüp çoğalmasına olan yavaşlatıcı etkisidir. Elbette fazlasından zarar gelmez ama her gün iki ince dilim eski kaşar peyniri yemeniz kansere karşı mücadelede en iyi yardımcılarınızdan biri olacaktır. Araştırmalar; her gün yenen iki dilim eski kaşar gibi peynirlerin, akciğer ve prostat kanserine yakalanma riskini azalttığını gösterdi.

SAĞLIKSIZ ALIŞKANLIKLAR

Yaşamımızın günlük etkilerinin pek çok hastalık için risk oluşturması sürpriz değildir. Kanser de bunlardan birisidir. İşte o zararlı alışkanlıklar:

Sigara içmek: Akciğer, ağız, dil, yemek borusu, mesane, böbrek ve pankreas kanseri sebebidir.

Alkol kullanımı: Alkol kullanmak ağız, boğaz, yemek borusu, meme, kolon ve karaciğer kanser riskini artırır. Sonuçları net olarak bilinmese de alkol sindirildiğinde ve metabolize olduğunda tahrip edici kimyasallar bulundurabilir veya toksik materyaller üretebilir. Alkol estrogen (dişilik) hormonunu etkiler, meme, yumurtalık ve rahim kanseri artırıcısı olarak ta bilinir. Alkol, kansere karşı koruma sağlayan besinleri de azaltır.

Çok az veya çok fazla güneş banyosu: Gereğinden az güneş banyosu, D vitamini eksikliğine sebep olur. Güneş ışınları ciltte bulunan bazı kimyasalları harekete geçirerek D vitamini üretilmesini sağlar. D vitamini eksikliği, kolon, rektum, kalın bağırsak ve pankreas kanserine sebep olur. Aşırı ultraviyole ışıması melanoma-deri kanseri ve diğer tip deri kanserlerine sebep olabilir.

Yüksek yağlı ve düşük lifli beslenme: Genel beslenmede yağlı (özellikle doymuş yağ) ve az lifli yiyecekleri tercih edenlerde kolon, rahim ve prostat kanser riski artar.

Şişmanlık: Yüksek beden kitle indeksi; özellikle yemek borusu, mide, kolon, rektum, karaciğer, safra kesesi, pankreas, prostat, böbrek, hodgkin hastalığı olmayan, çoklu miyelom ve lösemi kanserlerine yakalanma riskini artırır. Bir kişinin BMI’si 40 veya fazla ise kanserden ölüm oranı önemli ölçüde artar. Bu oran normal kilolu kişilere göre erkeklerde yüzde 52, kadınlarda yüzde 62’dir. Obezitenin kanser riskini nasıl artırdığı çok açık değildir, ancak yağlı hücreler çok aktiftir ve birçok kanseri tetikleyen estrogen, insulin, insüline benzeyen büyüme hormonlarından bol miktarda üretilmesine sebep olur.

Genetik faktörler: Doktorlar kansere sebep olan bozuk genlerin ailede kanserli ebeveynlerden geçtiğini belirtiyorlar. Örneğin kalıtımsal meme ve yumurtalık kanseri kadınların BRCA1 ve BRCA2 genlerini ailelerinden alırlar.

Kanserden korunmak için neler yapabilirsiniz?

Hastalık oluşturabilecek önemli risklerinizi öğrenin. Sigarayı bırakın. Daha çok fiziksel aktivite yapın. Aşırı kilolu iseniz kilo verin. Doktorunuzun tavsiye ettiği kanser tarama testlerini yaptırın. Ultraviyole ışınları altında uzun süreli kalmaktan sakının ve güneş kremi kullanın.

Kolon kanseriyle mücadele için nasıl beslenmeniz gerektiğinden bir başka yazımızda bahsettik. O yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Ağız Sağlığı

Kanser Tedavisinde Ağız ve Diş Sağlığı

Yayınlanma:

,

ağız ve diş sağlığı

Kanser tedavisinin yan etkileriyle birlikte hastalık sürecinde ağız bakımının önemi ve ihmal edilmemesi gerektiği; aksi takdirde başka sorunlara yol açabileceği bir gerçek. Bu sebeple tedaviye başlamadan önce diş hekiminizi ziyaret etmenizde büyük fayda var. Peki kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığı nasıl olmalı?

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kanser tedavisinin sebep olduğu bazı ağız problemleri, hastanın tedaviyi ertelemesine ya da durdurmasına neden olacak kadar acı verici olabilir. Ama bu yan etkilerin en aza indirilmesinde veya kontrol edilmesinde doktorunuz ve diş hekiminiz size yardımcı olabilir” diyor.

Yazımızdaki tavsiyeleri dikkate alarak kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığınız için neler yapabileceğinizi inceleyebilirsiniz.

  • D vitamini alın,asitli içecekleri tüketmeyin.
  • Tedaviye başlamadan iki hafta önce diş hekiminizi ziyaret edin.
  • Macunlar rahatsız ediyorsa, ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın.

D VİTAMİNİ ALIN, ASİTLİ İÇECEKLERİ TÜKETMEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören ve tedavi sırasında sıklıkla mide bulantısı ve iştah kaybı yaşayabilen hastaların ağız ve diş sağlıkları açısından nasıl beslenmesi gerektiğini şöyle anlattı:

“Mideniz bulansa da önemli olan doğru miktarda besin ve kalori almaktır. Dikkate alınması gereken diğer bir şey de protein alımıdır. Aynı zamanda sebze ve meyve yiyerek yeterli vitamin alınması da gerekmektedir. Eğer ihtiyaç varsa ek vitaminlerle de destek sağlanmalıdır. Çene kemikleri dişleri desteklediğinden kemikler güçlü ve sağlıklı olduğunda dişler besinleri yeme ve çiğneme sırasında onları tutacak daha güçlü bir dayanağa sahip olur. Çoğu doktor kemik sağlığını korumak için D vitamini ve kalsiyum alınmasını önermektedir. Eğer osteoporoz gibi kemik hastalığınız varsa ilave vitaminlere ihtiyacınız olabilir. Kanser tedavisi boyunca sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Tütün, kanser teşhis edilmemiş olsa bile tüketilmemelidir. Asidik besinler ağız mukozasını irrite edebilir. Gazlı içecekler ve enerji içecekleri gibi asidik, yüksek şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Greyfurt, portakal suyu ve domates suyu da doğal asidik besinler olduğundan tüketimi azaltılmalıdır.”

TEDAVİYE BAŞLAMADAN İKİ HAFTA ÖNCE DİŞ HEKİMİNİZİ ZİYARET EDİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisine başlamadan önce ağız ve diş sağlığınız ile ilgili neler yapabileceğinizi şu sözlerle anlatıyor:

“Kemoterapi ve radyoterapiye başlamadan önce ağız ve dişlerin muayenesinin yapılması eğer bazı problemlere yatkınsanız bunların tespit edilmesi açısından yararlıdır. Diş hekimleri, hasta kanser tedavisine başlamadan en az 2 hafta önce tedavinin istenmeyen yan etkilerini azaltmak ya da kontrol altında tutmak için önerilerde bulunur. Eğer dişlerde çürük varsa ya da diş eti problemi yaşıyorsanız; bu hastalıkların önceden sabit bir duruma getirilmesi sağlanmalıdır. Muayeneden önce diş hekiminin kanserle ilgili sağlık durumunuz hakkında haberdar olması ve tıbbi hikayenizin güncel tutulması gerekmektedir. Diş hekiminiz; doktorunuzu, kanser tedavinizi ve kanserle ilgili görülen diğer belirtileri bilmek zorundadır. Tüm bu bilgiler diş hekiminize sizi nasıl tedavi edeceğini anlamasına, planlama yapmasına, doğru önerilerde bulunmasına ve doktorunuzu desteklemesine yardım eder.”

MACUNLAR RAHATSIZ EDİYORSA AĞZINIZI TUZLU SUYLA ÇALKALAYIN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser hastalarının ağız sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri ile ilgili tüyolar da verdi:

“Eğer kanserseniz, sizin için en önemli şey günde en az 3 kez diş fırçalama ve en azından günde 2 kez diş ipi kullanarak ağız hijyeninizin düzenli ve eksiksiz olmasını sağlamaktır. Kemoterapi ve radyoterapi aldığınızda tükürük akışındaki yavaşlama nedeniyle ağız kuruluğu oluşacaktır. Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının gelişmesinde daha fazla riske sahip olursunuz. İşte bu da neden her öğünden sonra diş ipi kullanmanız gerektiğinin öncelikli sebebidir. Ayrıca diş fırçalarken yumuşak aromalı diş macunları kullanılmalıdır. Çünkü keskin tatlı ürünler ağız mukozasını irrite edebilir. Eğer diş macunu ağız mukozasını irrite ediyorsa, diş fırçaladıktan sonra ağız tuzlu suyla çalkalanmalıdır. Dişeti sorunlarından korunmak için anti bakteriyel gargaralar kullanılmalı ancak alkol içeren türlerinden kaçınılmalıdır.”

KANAYAN BÖLGELERİ YUMUŞAK ŞEKİLDE TEMİZLEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kemoterapi ve radyoterapi ağzımızdaki tükürük bezlerini etkileyebilir. Ağız kuruluğu, tükürük üretiminin azalmasının neden olduğu hoş olmayan bir histir. Bu durum çürük oluşumu riskini artırmanın yanında ağız içinde yanma ve ağrı hissi de başlatabilir” diyerek ağız kuruluğu durumunda yapılabilecekleri anlatıyor:

“Kanser hastasıysanız ve de ağız kuruluğundan şikayetçiyseniz; ağız ve diş sağlığınız için en azından günde 4 defa dişlerinizi fırçalamalı, en az 1 defa da diş ipi kullanmalısınız. Eğer diş etlerinizde kanayan alanlar ya da yara varsa, bu bölgelerin etrafını yumuşak şekilde temizlemelisiniz. Ayrıca dişlerinizi çürüklere karşı korumak için fluorid içeren diş macunu kullanmanız gerekmektedir. Günde birkaç defa ağzınızı karbonatlı ve tuzlu ılık suyla ardından da sadece suyla çalkalayabilirsiniz. Gargara yapmak için alkol içermediği takdirde diğer ağız gargaraları da kullanılabilir. Kanser tedavisi görüyorsanız (bu radyoterapi ya da kemoterapi olabilir), tat alabilme duyunuz değişir ve daha önceden yediğiniz şeyleri tüketmekte zorlanabilirsiniz. Ama bu rahatsız edici zorluklara rağmen önemli olan doktorunuzun önerdiği diyeti devam ettirmektir”.

EN BÜYÜK PROBLEM AĞIZ KURULUĞU

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören hastaların ağız ve diş sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri hakkında bilgi verdi:

Kemoterapi ve radyoterapinin, kanser türüne ve yoğunluğuna bağlı ağızda görülen yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler farklı biçimlerde kendini gösterir:

– Genel olarak bağışıklık sistemi zayıflar.

– Ağız kuruluğu, tedavi süresince tükürük bezlerinden üretilen tükürüğün akışının azalması sonucu görülür.

– Tükürük miktarının azalması nedeniyle diş çürükleri hızlı bir şekilde oluşabilir ya da ilerleyebilir.

– Ağızdaki azalan tükürük miktarına bağlı ağızda, dişlerde ve dişetlerinde ağrı ya da yanma hissi olabilir.

– Yeme, konuşma ve yutkunmada problemler ortaya çıkabilir.

– Diş eti ile ilgili sorunlar meydana gelebilir.

Bütün bu yan etkileri kontrol edebilmek için ağız ve diş sağlığı adına konforunuzu koruyabilmek amacıyla diş hekiminizin tavsiyelerinden yararlanabilirsiniz.

Diş eti problemlerinin hastalıklar üzerindeki etkisiyle ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Akupunkturun Kemoterapiye Etkisi Nedir?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

akupunkturun kemoterapiye etkisi

En çok sorulan sorulardan biridir akupunkturun kemoterapiye etkisi… Kemoterapinin yan etkileri akupunktur ile azalıyor.Enerji dengeleme tekniği olarak tanımlanan akupunktur;kemoterapinin etkilerinin azaltılması ve ağrıların hafiflemesi gibi birçok alanda kullanılıyor.

Vücuttaki belirli noktalara batırılan çok ince iğneler ile uygulanan akupunktur; tamamlayıcı tıp uygulamalarından birisidir.Halk arasında birçok hastalığın tedavisinde kupa tedavisi gibi sık sık kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gercekleştirilecek 1.Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi, 19-22 Nisan tarihleri arasında ilk defa uluslararası olarak ülkemizde yapılacaktır.Bu haftaki yazımda ise akupunkturla ilgili merak ettiğiniz konulardan bahsedeceğim…

ENERJİYİ DENGELEME TEKNİĞİ

Geleneksel Çin tıbbının temel bir bileşeni olan akupunktur, 2500 yıldır kullanılmaktadır. Genel akupunktur teorisi; sağlık için gerekli olan, vücuttaki enerji akışı (Qi) modelleri olduğu önermesine dayanır. Bu akışın bozulmasının hastalıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır. Giderek, sadece ağrılar için değil stres yönetimi de dahil olmak üzere genel sağlık için kullanılmaya başlanmıştır. Geleneksel Çin tıbbı, akupunkturu, vücudunuzdaki yollardan (meridyenler) aktığına inanılan, enerji veya yaşam gücü dengeleme tekniği olarak açıklar. Akupunktur uygulayıcıları, bu meridyenler boyunca belirli noktalara iğneler yerleştirerek enerji akışınızın yeniden dengeleneceğine inanırlar. Geleneksel olarak akupunkturun altında yatan kavram; insan vücudunun, içinde qi denen akıntıları olan 12 meridyene sahip olmasıdır. Bu kanallar ‘bloke’ veya ‘dengesiz’ olduğunda sonuç, hastalık ve acıdır. Qi’nin engelini kaldırmak ve dengelemek için uzmanlar, meridyenler ve kolları üzerindeki stratejik noktalara iğneler ekler.

SİNİRLERİ UYARIYOR

Bunun aksine birçok Batılı uygulayıcı, akupunktur noktalarını sinirleri, kasları ve bağ dokusunu uyarıcı yerler olarak görmektedir. Bazıları bu uyarımın vücudunuzun doğal ağrı kesicilerini artırdığını düşünüyorlar. Ayrıca Batılı doktorlar ve araştırmacılar için bu açıklama nesnel kanıt seviyesine çıkmamaktadır. Son olarak, akupunkturun biyomekanizmaları üzerinde son 10 yılda; beyin, sinir sistemi ve bağ dokusunda karmaşık, doğrulanabilir yanıtlar gösteren çalışmalar yapıldı. Yakın zamanda yapılan bir derleme, akupunkturun 20’den fazla bilimsel olarak belirlenmiş yararını, ağrı kesici endorfinlerin etkilerini ve bağışıklık fonksiyonunu arttırmaktan anti-enflamatuarların salınmasına (şişmeyi azaltan ve iyileşmeye yardımcı olan) faydasını eklemiştir. En son araştırmalar; deri altında, kaslar ve organlar arasında uzanan bağ dokusuna odaklanmaktadır. Bu doku, iğneden beyne giden sinyalin iletilmesini sağlamaktadır. Akupunktur, başta aşağıdakiler olmak üzere çeşitli hastalık ve rahatsızlıklarla ilişkili sorunları gidermek için kullanılır:

  •  Kemoterapinin yan etkisinden kaynaklı bulantı ve kusma
  •  Diş ağrısı
  •  Gerilim tipi baş ağrıları ve migren dahil baş ağrısı
  •  Bel ağrısı
  •  Boyun ağrısı
  •  Kireçlenme
  •  Menstrüel krampları (Adet sancısı)
  •  Alerjik rinit gibi solunum bozuklukları

AĞRI ATAĞINI HAFİFLETİR

Şimdiye kadar yapılan birçok ciddi araştırma sonucu, akupunkturun fayda sağladığı hastalıklar olduğunu gösteriyor. Mesela, ameliyat sonrası anestezi sebebiyle gelişen mide bulantısının durdurulmasında, kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının sıklıkla karşılaştığı kusmalarda, doğum sancısını azaltmada, omuz, boyun ve kronik sırt ağrılarında akupunktur yönteminin olumlu etkiler gösterdiği biliniyor. Son çalışmalar, akupunkturun sadece kemoterapi gören kanser hastalarında bulantı ve ağrıyı hafifletmediğini, aynı zamanda baş dönmesi ve karıncalanma gibi nörolojik semptomları da hafifletmesine yardımcı olduğunu göstermektedir. Dahası, hastaların yorucu tedavi süreçlerine sadık kalmalarını sağlayarak hayata bağlanma sonuçlarına da olumlu etki sağladığı gözlemlenmiştir.

ATEŞ BASMALARINI ÖNLER

Akupunkturun; kan basıncını, kalp atış hızını ve kan damarlarının genişlemesini etkileyen vazomotor sistemi (kan damarı çapını kontrol eden sinir sisteminin bir kısmı) düzenlediği düşünülmektedir. Bunların hepsi vücudunuzun aşırı ısınmasında rol oynar. Bir çalışmada akupunkturun, ateş basmalarını yüzde 50 azalttığı görülmüştür.

STRES, ANKSİYETE VE DEPRESYON TEDAVİSİNDE YARARLANILIYOR

Akupunktur, endorfin gibi sakinleştirici, iyi hissettiren nörotransmitterleri ve kortizol gibi stres hormonlarını azaltarak, stresi önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, dokuları oksijenleştiren ve kortizolü dışarı çıkaran kan dolaşımını da geliştirir. Bu etkiler endişeyi yatıştırır ve üzüntüyü hafifletir.

GRİP TEDAVİSİNDE DE ETKİLİ Mİ?

Herhalde hayatı boyunca gribe yakalanmayan hiç kimse yoktur. Griple gelen baş ağrısı, burun tıkanıklığı veya devamlı burun akıntısı hallerini de düşünecek olursak grip, bir an önce kurtulmak istediğimiz hastalıkların başında gelir. ABD ve Avrupa ülkelerinde gripten kurtulmak isteyen çoğu kimse, genelde vitamin desteğine başvuruyor. Çin ve Japonya gibi ülkelerde ise griple karşılaşıldığında, ilaç tabletlerindense alternatif çözümler öncelik kazanıyor. Gripten kurtulmak isteyen Uzak Doğulular’ın başvurduğu yöntemler arasında akupunktur ilk sıralarda yer alıyor. Akupunktur yönteminin tedavi amacıyla denendiği hastalıklara bakacak olursak, grip ilk sıralarda yer almayacaktır. Bunun başlıca sebepleri arasında, gribe karşı ilaç tedavisinin hastaları rahatlatmaya yetecek ölçüde olumlu sonuç vermesi görülebilir. Basit ve kullanımı kolay ilaçların yeterli gelmesi, gribe karşı mücadelede akupunktur gibi koşuşturmacalı bir tedavi süreci gerektiren alternatif yöntemlerin ihmal edilmesine sebep oluyor. Konu akupunkturun soğuk algınlığını önlemedeki faydalarına gelince, sadece iki çalışma dikkat çekiyor. Tüm bunlar dikkate alındığında, akupunkturun grip ve soğuk algınlığından korunmada ya da tedavide faydalı olduğu konusunda henüz yeterli kanıt bulunmadığı görülüyor.

www.sabah.com.tr’den almış olduğumuz yazının orijinali için buraya tıklayabilirsiniz.

Akupunktur ile ilgili sorulan sorulardan biri de gripte etkili olup olmadığı… Bu soruyu cevapladığımız yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Sedef hastalığı, cilt kanserine neden olmaz. Ancak kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar cilt kanseri riskini artırabilir.

Hepimiz bir kez olsun, vücudunun belli bölgelerinde beyaz lekeler oluşmuş birini görmüşüzdür. İşte bu beyaz lekelenmeler, vitiligo olarak adlandırılan cilt hastalığıdır. Vitiligo, deri hastalıkları arasında en sık görülenlerden biridir. Vücudun deriyle kaplı her yerinde görülebilir. Yapılan araştırmalar, en sık kol ve bacaklarda ortaya çıktığına işaret ediyor. Derimizde pigment üreterek ten rengimizi oluşturan melanosit hücreleri bulunur. Bu melanositler, çeşitli sebeplerle zarar gördüklerinde vazifelerini gerektiği gibi yerine getiremezler ve pigment üretimi neredeyse durur. Bu durum, ilgili bölge derisinde sınırları belli ancak dağınık ve yamaya benzetebileceğimiz renk açılmalarına sebep olur. Oluşan beyazlık, neredeyse süt beyazıdır. Kişinin ten rengine göre belirginliği değişiklik gösterir. Vitiligo, esmer tenli kişilerde çok daha belirgindir.

ANİDEN ORTAYA ÇIKAR

Vitiligo, türleri olan bir hastalıktır. Temelde aynı beyaz lekelenme ile ortaya çıkan türler, yaygınlık oranına göre sınıflandırılır. Lokalize, yaygın ve universal (total) olmak üzere üç temel sınıfta toplanır. Bu hastalık hakkında sayısız araştırma mevcut. Ne yazık ki hiçbiri hastalığın gerçek sebebine -henüz- ulaşamadı. Ancak hastalığın sebebi olabilecek dört temel teori oluşturuldu. 1- Sinir hücrelerinin anormal çalışması, melanosite zarar veren zehirli maddelerin oluşmasına sebep olabilir. 2- Vücudun bağışıklık sistemi melanositlere zarar verebilir. Araştırmacılar pigmentin, bağışıklık sistemi tarafından yabancı madde gibi algılanarak zarar verdiğini düşünüyorlar. 3- Pigment üretim hücreleri kendi kendini yok edebilir. Pigment üretilirken, zehirli ürünler ortaya çıkabilir ve bunlar melanositin zarar görmesine neden olur. 4- Genetik hastalıklar sonucu melanositler zarar görebilir. Vitiligo, aniden ortaya çıkan bir hastalıktır. Daha önce hiçbir işaret vermeden gelişebilir. Bu ve benzer etkileri sebebiyle tetikleyicileri olabileceği gerçeği, uzmanları araştırma yapmaya itiyor. Kesin olmamakla birlikte, ağır depresyon, stres, yakınlardan birini kaybetme gibi ani sıkıntılar, hasta hikayelerinde sıklıkla karşılaşılan bulgular arasında yer alıyor.

PİGMENT KAYBI DURUR

Vitiligo’nun şiddet ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir. Kimilerinde ilgili bölgede koyu renk bir nokta bile olmazken bazılarında beyaz lekeleri bölen koyu renk alanlar görülebilir. Bu durum o bölgede hâlâ bir miktar pigmentin bulunduğu anlamına gelir. Vitiligolu kişilerde pigment kaybı, hastalık ortaya çıktıktan bir süre sonra durur. Yani pigment miktarı sabit kalır. Sonra tekrar pigment kaybı ortaya çıkabilir ve bu şekilde devam eder. Hastalık sıklıkla yüz, dirsek, diz, el ve ayaklarda görülür. Tedavi yöntemleri ve tedaviye verilen yanıt kişiden kişiye farklılık gösteriyor. En çok kullanılan tedavi yöntemleri arasında; lokal krem veya merhemler, ağızdan alınan ilaçlar, ışık ve lazer tedavileri yer alıyor. Daha kolay ve sıkıntısız olarak ifade edilebilecek bu yöntemler dışında bir de deri adacıklarının nakli olarak tanımlanabilen deri greftleri ve melanosit süspansiyonlarının transplantasyonu gibi cerrahi yöntemler uygulanıyor.

SEDEF HASTALIĞI BULAŞICI DEĞİLDİR!

Farklı deri hastalıklarıyla karıştırılan sedef hastalığının en önemli belirtileri, ilgili bölgede kaşınma, özellikle el ve ayak bölgelerinde su toplaması, soyulma, çatlak, dirsekdiz gibi darbe gören yerlerde parlak kırmızı deri ve üzerinde hastalığa adını veren sedef renginde pullanmalar görülür. Sedef bulaşıcı bir hastalık değildir. Toplumda, sedefin bulaşabileceğine dair bir inanış vardır. Oysa yapılan araştırmalar sedefin, temas veya ortak eşya kullanımı sonucu bulaşmadığını gösteriyor. Toplumda merak edilen bir başka konu da sedef hastalığının cilt kanserine neden olup olmadığıdır. Yapılan araştırmalar, sedefin cilt kanseri riskini artırmadığını gösterdi. Ancak burada önemli olan doğru tedavidir. Kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar, cilt kanseri riskini artırabilir.

STRES KAYNAKLI SEDEFTEN KURTULMAK ZOR

Sedef, en sık rastlanan deri hastalıklarından biridir. Kronik ve tekrarlayıcıdır. Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde yaklaşık 300 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 2.5 milyon kişi, sedef hastalığıyla mücadele ediyor. Sedef, vitiligo gibi farklı deri hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılır. Oysa tamamen farklı hastalıklardır. Tipik sedef, deride zemini kırmızı üst kısmı beyaz parlak (pullu) plakalar barındırır. Bazı durumlarda kabuksuz sadece kırmızı alanlardan oluşan tipleri de vardır. Sedef hastalığının bağışıklık sistemi tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bazı ilaçlar, çeşitli bakteri ve virüsler, derinin tahrişi veya güneş yanıkları sonucu açığa çıkan proteinler bağışıklık sistemimizin önemli elemanları olan akyuvarları uyarmaktadır. Bu durumda aktifleşerek tepki veren akyuvarların ürettiği çeşitli maddeler epidermis denilen üstderi tabakası hücrelerinin aşırı çoğalmasına ve deri damarlarının genişlemesine neden olmaktadır. Bunun sonucunda normalden dört-sekiz kat fazla deri hücresi oluşmaktadır. Aşırı hücre üremesi nedeniyle üst deri hücreleri normal biçimde olgunlaşıp atılamamakta ve deride kızarma pullanma oluşmaktadır. Stres, sedefe sebep olan en önemli faktörlerden biridir. Bir de hastalık boyunca oldukça kötü bir görüntü oluştuğunu ve bu durumun stres halini tetiklediğini düşünecek olursak, stres kaynaklı sedeften kurtulmanın zor olduğunu anlayabiliriz.

Sedef hastalığı ile ilgili diğer bir yazımızı okumak için buraya tıklayın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.