Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Kalça Ağrısı Hayatınızı Kabusa Çevirmesin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kalça Ağrısı Hayatınızı Kabusa Çevirmesin

Doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebilen kalça ağrıları, genellikle kireçlenme sonucu ortaya çıkarken, bilinçsiz yapılan egzersizler de sebep olur.

Ağrılar, özellikle yaşa bağlı olanlar, en konforlu olmamız gereken yıllarda hayatı zorlaştırmaya devam ediyor. Özellikle kalça ağrısı, ileri yaş ağrılarının başında geliyor. Kalça eklemi; yürümek ve oturmak başta olmak üzere bir çok hareketi yapabilmek için ihtiyaç duyulan en büyük eklemdir. İnsan vücudunun her zerresinde olduğu gibi kalça ekleminde de muazzam bir sistem vardır. Yuvarlak bir baş ve bunu çevreleyen bir yuvadan oluşur. Eklem yüzeylerinin hemen hemen hepsinde olduğu gibi kalça ekleminde de sürtünmeyi azaltan eklem kıkırdağı ve sıvısı mevcuttur.
Kalça ağrıları doğuştan olabileceği gibi sonradan da gelişebilir. İleri yaşlarda görülen ağrılar genelde, kıkırdak aşınmaları (kireçlenme) gibi sebeplerle ortaya çıkarken, doğuştan kalça çıkıklığı ve romatizma gibi durumlarda erken yaşlarda da görülebilir.
Yaşa bağlı ya da doğuştan olmayan sebepler arasında en önemlilerden biri de bilinçsiz yapılan egzersizlerdir.

UYKUNUZU BÖLÜYORSA DİKKAT!

Kalça problemleri, dayanılmaz ağrılara erişmeden çok daha önce sinyal verirler ancak birçok hasta, uykusundan olana kadar bir uzmana başvurmaz. Vücudunuzun verdiği sinyalleri iyi okumak, erken teşhis ve tedavi için çok önemlidir. Şikayetler arasında en dikkat çekeni, oturma pozisyonundayken kalçanın içe doğru dönme zorluğudur. Bacakları kendine doğru çekerken hissedilen şiddetli ağrı da kalça probleminin varlığına işaret eden bir diğer bulgudur. Ani gelişen yaralanma gibi durumlarda, takılma veya kilitlenme hissi, kireçlenme sebebiyle gelişen ağrılarda el ve ayak eklemlerinde bozukluk; tarif edilen ağrılardan bazılarıdır.
Hastalığın tedavisi, sebebine göre şekillenir.
Tedaviye başlamadan önce hastaya düşen en önemli görev, uzman bir doktora başvurmaktır. Ortopedik hastalıkların büyük kısmında alternatif tedavi yöntemleri -maalesef- sıklıkla tercih ediliyor.
Bu, hastalığın hızla ilerlemesine ve geri dönüşü mümkün olmayan kalıcı hasarlara sebep olabilir.

KALÇA ARTROSKOPİSİ NEDİR?

Kalça artroskopisi, genelde ani gelişen spor yaralanmalarının tedavisinde tercih edilen bir yöntemdir. Yaralanmalar sonucu, gelişen labrum (eklem yastığı) yırtığı gibi durumlarda oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Kamera ile sadece iki küçük delikten girilerek uygulanır. Hızlı taburcu olunur ve tümüyle iyileşme oranı son derece yüksektir.

HAREKET KISITLILIĞI OLUŞUR

Romatizmal hastalıklar, kireçlenme veya ihmal edilmiş kalça çıkıklarına bağlı eklem bozukluklarında tedavi; ağrı, yürüme mesafesi ve hareket kısıtlılığının düzeyine göre değişiklik gösterir. Başlangıç seviyesinde genelde ağrı kesicilere ve geçici hareket kısıtlılığına başvurulur. Orta dereceli hastalar için bir adım ileri gidilerek, ilaç ve kısıtlılığa fizik tedavi eklenir.
İleri derecede ağrı duyan ve hastalığı ilerlemiş kişilere Total Kalça Protezi önerilebilir.
Bu yöntem, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzyılın en yararlı ameliyatlarından biri olarak gösterilmiştir. Total Kalça Protezi uygulaması; aşınmış eklem yüzeylerinin, eklemi taklit eden ileri teknoloji ürünü yüzeyle değiştirilmesi işlemidir.

KIRMIZI-MOR ÇÜRÜK GÖRÜNTÜSÜ OLUŞABİLİR

Kemikl erini zden biri zarar gördüğünde kırılıp kırılmadığını anlamanın bazı ipuçları var. Benzer semptomlar gösteren burkulma ve incinme durumlarını kırıklardan ayırmak aslında çok basit.

  • Öncelikle duyduğunuz seslere dikkat edin! Kemikler kırıldığında, olay anında dahi duyabileceğiniz bir çıtırtı sesi ortaya çıkar.
  • Söz konusu bölge aniden ve ciddi oranda şişmeye başlar.
  • Kırığın yaşandığı bölge, kırmızı-mor ya da siyah-mavi renk alarak çürük görüntüsü oluşur.
  • Söz konusu bölgeye dokunmak çok güçtür. Eğer bir kırıkla karşı karşıyaysanız, son derece hassas bir temas bile hastaya ciddi acı verir.
  • Kırılan kemiğin içeriden baskı yaparak cilt üzerinde oluşturduğu kabartı, çıplak gözle görülebilecek bir hal alır.
  • Kemiğin kırıldığı bölgede eğrilikler meydana gelir ve kırığın oluştuğu yerde çukur oluşur. Çukurdan sonra meydana gelen kabarıklık, şişlikten farklı bir görünüme sahiptir ve kolayca ayırt edilebilir.
  • Bacakta meydana gelen kırıklarda, bacağa yüklenmek son derece zordur ve kırık şüphesi varsa kesinlikle uzman yardımı gelene kadar ayağa kalkmamak gerekir.

KIRIKLARDA İLK YARDIM NASIL OLMALI?

  • Uzman yardımı ulaşana kadar yapılması gereken ilk şey, kanama var ise onu durdurmaktır. Bunun için ulaşabildiğiniz temiz bir bez ya da benzer bir şeyle kanamanın olduğu yerin biraz üstünden bölgeyi sıkıca bağlayın.
  • Kırık şüphesi varsa bölgeyi kıpırdatmamaya özen gösterin. Bulabildiğiniz bir tahta parçası ya da benzer düz bir plakayı dikkatlice kırığın oluştuğu bölgenin altına (bacak veya kol gibi bölgelerde uzvu sabitlemek için) yerleştirin ve hareket etmesini engelleyin.
  • Kırığın oluştuğu bölgeye buz kompresi uygulayın. Her iki-üç saatte bir 15’er dakika uygulayacağınız kompres; hem acıyı, hem de morluk ve şişlik oluşumunu yavaşlatır.

KIRILAN KEMİK HANGİ SÜREÇLERDEN GEÇER?

  • Kemik kırıldığı anda bölgede bir kanama meydana gelir ve kanama neticesinde oluşan pıhtılaşma, hematon adı verilen şişliğe sebep olur. İlk 24 saatte kırık oluşan bölgede iltihaplanma görülür. Ardından granülasyon dokusu (yeni doku yapımıyla görevli doku) gelişmeye başlar.
    Böylece yeniden yapılanmanın ilk adımları atılmış olur ve bir hafta sonunda granülasyon dokusu, bağ dokusuna dönüşür. Bağ dokusundaki bazı hücrelerden osteoblastlar gelişmeye başlar. Bu madde, yeniden kemik yapısı oluşturmakla görevlidir.
  • İkinci ve üçüncü haftalarda, gelişen osteoblastlar, birleşmeye başlayarak yeni kemiğin temelini oluşturan kallus’u oluştururlar. Kallus, gelişen yeni kemiğe verilen addır.
  • Dördünce ve beşinci haftalarda kallus, biçim kazanmaya başlar.
  • Kallus, başlangıçta kemik yüzeyinden yukarıdadır ve beşinci haftadan itibaren normal seviyeye yaklaşmaya başlar. Bu süreler, ortalama bir hasta için geçerlidir ve kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.
    Kemik kırıklarının tedavisinde en önemli nokta, doğru düzlemde ve doğru biçimde alçılanmasıdır.
    Kırık teşhisinin doğru konabilmesinin tek yolu ise uzman bir hekim tarafından ve röntgen sonucu incelenerek karara varılmış olmasıdır. Kırıkların tedavisinde, bölgeye rahat dolaşım desteği sağlamak, kalsiyumdan zengin beslenmek yapılabilecekler arasında yer alır.

Kalça ağrısından bahsettiğimiz bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Şah Damarı ve İnme

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Şah Damarı ve İnme

Şah damarı (karotis), boynumuzun her iki yanında bulunan ve beynimize kan taşınmasını sağlayan atardamarlardır. Beynimizin ihtiyacı olan kanın çok büyük bir kısmını taşıyan şah damarın tıkanması ya da daralmasının en önemli sebebi, damar sertliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Damar sertliği ise sadece şah damarımızı değil, vücudumuzda yer alan diğer damarları etkileyen bir durumdur.

Şah damarının duvarı esnektir ve iç yüzeyi ise pürüzsüz bir yapıdadır. Ancak yüksek kan kolesterol seviyesi ve sigara kullanımı nedeniyle şah damarının duvarında yağ, kireç ve kolesterol gibi maddeler birikmeye başlar. Bu maddelerin birikmesi de şah damarının duvarında kalın bir kireç tabakasının oluşmasına neden olur. Damarın sertleşmesine neden olan kireç tabakası kan akımının da azalmasına neden olabilir. Şah damarındaki kan akımının kritik düzey altına düşmesi ise, beynin beslenememesine ve beraberinde inme gibi durumlara neden olabilmektedir.

Şah Damarı Darlığı-Tıkanması Sonucu İnme Belirtileri

Şah damarı daralması inmeye neden olabilecek ciddi bir durumdur. Bunun ilk nedeni damarın kireç tabakası nedeniyle tam olarak tıkanması ve beyne giden kan akımının durmasıdır. Yine şah damarında meydana gelen bu kireç tabakası üzerinde pıhtılar oluşabilir ve bu da beyne giden kan akımını engelleyebilir. Ayrıca kireçlenme tabakasından küçük kireç parçalarının kopması, bu parçaların kan akımı ile ince beyin damarının içine kaçması ile ani tıkanmalar ve inme meydana gelebilir.

Şah damarı tıkanıklığı, damar çapının ciddi oranda daralmasına kadar belirti vermeyebilir. Bu daralmanın kritik düzeye gelmesi sonucunda beynin ihtiyacı olan kan karşılanamaz ve “geçici iskemik atak” yani inme yaşanabilir. Geçici iskemik atak belirtileri ise şunlardır:

  • Kolda, bacakta ve yüzde uyuşma
  • Kolda, bacakta ya da vücutta kuvvet kaybı
  • Yüz yarısında felç,
  • Görme kaybı ya da bulanık görme
  • Konuşma güçlüğü,
  • Konuşulanları anlayamama,
  • Baş dönmesi,
  • Bilinç kaybı,

Bu geçici inme hali uyarıcı niteliğindedir. Hastayı, yaklaşan daha kalıcı bir inme durumuna karşı uyarır niteliktedir. Bu duruma neden olan karotis damar darlığı doğru şekilde tedavi edilemez ise hastanın kalıcı iskemi yani inme/felç durumu ile karşılaşması olağandır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güncel tedavi yöntemleri ile hastalığınızdan kurtulmak için hemen randevu alın.  +90 551 379 72 56

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Çağımızın hastalıklarından birisi olan obezite, vücuttaki yağ oranının aşırı artmasına denir. Tedavi edilmediği takdirde kalp rahatsızlıkları, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi birçok rahatsızlığa yol açan bu hastalık, aynı zamanda hastaların hareket özgürlüklerini de kısıtlamaktadır. Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdulcabbar Kartal, obezite cerrahisi hakkında bilinmeyenler hakkında bilgi verdi.

Şişmanlık Cerrahisi Nedir?

Beden kitle indeksi ya da vücuttaki yağ oranı ölçülerek şişman oldukları belirlenen hastaların kilo vermelerine yardımcı olmak amacıyla sindirim sistemine cerrahi müdahalede bulunulmasına “obezite cerrahisi” ya da “bariatrik cerrahi” denmektedir.

En Uygun Adaylar Kimlerdir?

Öncelikle kişinin en az üç yıldır devam eden obezite şikayetinin bulunması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığının bulunmaması ve kabul edilebilir ameliyat riski sınırları içinde olması gerekir. Obezite cerrahisi yapılacak bir hastanın aktif bir psikiyatrik hastalığı olmamalıdır. Yaş sınırlaması olmamakla beraber 20-60 yaşları arasında daha güvenle ameliyat yapılabilir. Cerrahi, kilo vermede son çare olarak düşünülmelidir. Obezite cerrahisi, hormonal rahatsızlığı olmadığı halde kilo veremeyen, diğer tedavi yöntemlerinde başarı sağlayamayan ya da tekrar kilo almış kişilerin, sağlık durumları bozulmaya başladığında yapılmalıdır.

Şişmanlık Cerrahisi Ameliyatı Nasıl Etkili Oluyor?

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemleri temelde gıda alımını azaltan, besinlerin emilimini kısıtlayan ya da her ikisini birden sağlayan yöntemler olarak sınıflandırılabiliriz. Kısıtlayıcı ameliyatlarda, midenin hacmi küçültülür; mideye giren gıdaların miktarı ve kişinin yediği gıda miktarı azaltılır. Emilimi azaltan ameliyatlarda, besin emilimini azaltmak için bağırsakların bir kısmı bypass edilir. Ameliyat olan hastanın yapılan ameliyat tipine bağlı olarak aldığı günlük gıda miktarı ve alınan gıdanın bağırsaklarda emilim oranı azalır. Böylece hasta hızlıca kilo verir. Fakat obezite cerrahisinin kilo verme konusunda kesin ve kalıcı bir etki sağlaması için kişinin önemli bir operasyon geçirdiğinin bilincinde olması, ameliyat sonrasında beslenmesine ve egzersizlerine devam etmesi gerekir.

En Sık Hangi Ameliyat Yapılıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde en sık yapılan iki ameliyat gastrik bypass (mide baypası) ve sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarıdır. Bu ameliyatlar laparoskopik olarak, küçük deliklerden yapılabiliyor. Bu yöntem ile daha küçük kesiler ile daha az ağrılı ve güvenli bir şekilde ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Gastrik bypass ameliyatında ilk olarak mide hacmi küçültülerek hastanın alabileceği yiyecek miktarı azaltılmaktadır. Buna ilave olarak ince bağırsakların bir kısmı bypass edilmektedir. İnce bağırsakta gıdaların kat ettiği yol kısaldığı için besinlerin emilimi azalmaktadır. Bu ameliyat tekniği yüksek kalorili diyet ile beslenme alışkanlığı olan hastalarda daha fazla tercih edilmelidir. Çünkü bu tip hastalar, az miktarda ama yüksek kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığına sahiptirler.

Tüp Mide Ameliyatında Ne Yapılıyor?

Sadece gıda alımını azaltan ameliyatlar ile yeterli kilo kaybına ulaşmak mümkün olmayabilir. Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatında ise midenin büyük kenarı kesilip çıkartılarak bir mide tüpü oluşturulur. Bu teknik ile hem midenin hacmi azaldığı için alınan gıda miktarı azalır hem de çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan ‘Ghrelin’ hormon seviyesinde düşme sağlandığı için tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. Böylece hastaların normal sindirim sistemi bütünlüğü korunarak hızlıca kilo verebilmeleri sağlanabilir.

Dünyada En Çok Gastrik Bypass Ameliyatı mı Uygulanıyor?

Gastrik bypass ameliyatı yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık uygulanan ameliyat tekniğiydi. Fakat tüp mide ameliyatı hem daha kolay olması hem de bypass ameliyatına benzer sonuçlar elde edilmeye başlanması nedeniyle hem dünyada hem de ülkemizde en sık uygulanmaya başlanan ameliyat olmuştur.

Ameliyat Uzun Sürüyor mu?

Ameliyat süresi yapılan ameliyatın tipine, hastanın şişmanlık derecesine ve cerrahi ekibin deneyim ve tecrübesine göre farklılık gösterebilir. Tüp mide ameliyatları genellikle 60-90 dk kadar sürmektedir. Ayrıca hastanın ameliyata hazırlanması ve uyutulması 20-25 dk ve hastanın ameliyattan sonra uyandırılması da 20-25 dk kadar sürmektedir. Gastrik bypass ameliyatında bu süre bir miktar daha uzun olabilmektedir.

Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Kadar Sürede Ne Kadar Kilo Verilir?

Laparoskopikgastrik bypass ameliyatlarında iki yıl sonunda beklenen kilo kaybı yaklaşık yüzde 70, sleeve gastrektomi ameliyatında yaklaşık yüzde 60 civarında olup verilen toplam kiloda hastanın ameliyat sonrasındaki uyumu çok önemlidir. Kilo vermedeki başarı hastanın ameliyat sonrası diyet ve egzersiz programına uyması ile doğru orantılıdır.

Ameliyat Sonrası Ne Zaman İşe Dönmek Mümkün?

Obezite ameliyatlarından sonra genellikle hastalarımıza 15 gün ev istirahati önermekteyiz. Hasta masa başı çalışıyor ise 15 gün sonra işine dönebilmektedir. Yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için ve spora başlamak için yaklaşık 30 gün beklenmesi tavsiye edilir.

Tekrar Kilo Alma Riski Var mı?

Obezite ameliyatlarından sonra kilo verme yaklaşık 1,5-2 sene kadar devam etmektedir. Bazı durumlarda hastalar fazla kilolarını bu süreç tamamlanmadan bir yıl gibi kısa bir sürede verebilmektedir. Ameliyat sonrasında sağlıklı kilo verme ve ideal kilonun korunması için en önemli faktörler dengeli beslenme ve egzersizdir. Bununla beraber uzun dönemde asıl başarı size önerilen tüm kurallara ne kadar uyduğunuza da bağlıdır. Eski beslenme alışkanlıklarını değiştirip, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek, düzenli egzersiz yapmak, ameliyat sonrası kontrollerini aksatmamak, motivasyonunu bozmamak ve gerekirse psikolojik destek almak verilen kiloların geri alınmaması için önemlidir.

Bu Ameliyatların Riski Nedir?

Obezite cerrahisi tüm diğer ciddi cerrahi müdahaleler gibi belirli riskler taşır. Standart risk faktörleri hastanın genel sağlık durumu, hastanenin teknik imkanları ve cerrahi ekibin deneyimidir. Obezite ameliyatlarının en sık görülen riskleri kanama, anastomoz kaçakları (zımba hattında kaçak), demir, kalsiyum, vitamin D ve B12 eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve safra kesesi taşı oluşumudur. Tüm laparoskopik obezite ameliyatlarından sonra açık cerrahiye dönme ve vücudun belli yerlerinde sarkmalar görülmesi mümkündür.

Obezite cerrahisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Fıtıklar en sık kasık fıtıkları şeklinde görülür. Ağır yük taşımaktan ağır sporlara kadar pek çok nedeni olabilir. Unutmayın, bilinçsiz yapılan sporlar fıtığa dönüşebilir. Bazen hayati risk yaratacak kadar önemli bir hale dönüşebilen fıtıklar hakkında Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem’den bilgi aldık.

Fıtık, karın içi organların kendisini çevreleyen karın zarının (periton) oluşturduğu fıtık kesesi ile birlikte, normal anatomik yapıdan dışarıya çıkması durumuna deniyor. Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan fıtığın tek bir tedavisi var; cerrahi. Sık görülmesi, farklı türlerinin olması ve laparoskopik fıtık onarım tekniklerin gelişmesi bu alandaki eğitimi de önemli hale getiriyor. Bu nedenle Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertemtarafından ilki Mayıs 2018 ayında düzenlenen ve ikincisi de Eylül ayında gerçekleştirilen International Hernia School İstanbul’da katılımcı cerrahlar yeni teknikler konusunda eğitim aldı; katılamayanlar ise tüm ülkelerden izlenen canlı ameliyat yayınlarını uzaktan izlediler. Fıtık konusunda merak edilenleri de aktaran Prof. Dr. Metin Ertem, fıtığın birçok türü bulunmakla beraber en sık rastlananın karın duvarı fıtıkları olduğuna dikkat çekti.

Ağır sporlar fıtığa yol açıyor

Sık rastlanan karın duvarı fıtıkları oluşumunda başlıca nedenler var. Bunlar; ağır eşyaları kaldırmak veya taşımak, spor yaparken zorlanmak, kronik öksürük, kronik kabızlık, çok doğum yapmış olmak, işeme zorluğunun olması (prostat hipertrofisi vb) yanında geçirilmiş ameliyat kesilerinden ortaya çıkabileceği gibi tek başına ileri yaşa bağlı olarak da oluşabiliyor.

Hayati risk oluşturabiliyor

Ağır yük taşınması esnasında karın duvarı kasları kasılıyor ve karın içi basıncı artıyor. Doğuştan veya sonradan oluşan etkenlerle zayıflamış olan özellikle göbek ve kasık bölgesinde artan basınç, yırtılmalara neden oluyor. Daha ileri safhada fıtık kesesi içine giren organlarda, halk arasında barsak düğümlenmesi denilen ileus gelişebiliyor. Bu durumda aşırı kusma, gaz ve dışkı çıkaramama gözleniyor ve ölüme kadar gidebilen olaylar birbirini takip edebiliyor.

Erkeklerde daha sık görülüyor

Karın duvarı fıtıkları içinde ise en görüleni kasık fıtıkları. Ülkemizde istatistiksel bir bilgi bulunmamakla beraber karın duvarı fıtıkları için yapılan cerrahi girişimler diğer cerrahi işlemler arasında sık uygulanması açısından ilk sırayı alıyor. Bu fıtıklar arasında yine sık görülen kasık fıtığı, kadınlara oranla erkeklerde çok daha fazla ortaya çıkıyor.

Tek tedavi yöntemi: Cerrahi

Kasık fıtığının belirtilerinin kasık bölgesindeki belirgin şişlik, ağrı, hareket veya eğilip doğrulma sırasında kasık bölgesinde rahatsızlık olabileceğini vurgulayan Prof. Ertem, tek tedavi yönteminin de cerrahi operasyonlar olduğunu söylüyor. Prof. Ertem hastaya en az zarar veren ve günümüzde en ideal cerrahi yöntemin ise ‘Laparoskopik Fıtık Tamiri’ tabir edilen teknik olduğuna değinerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Laparoskopik fıtık tamiri tekniğinin, diğer fıtık tamir yöntemlerine göre oldukça fazla ve belirgin üstünlükleri söz konusudur. Bu yöntemle yapılan ameliyat sonrasında hastalar ameliyattan bir gün sonra hatta aynı gün hastaneden yürüyerek taburcu olabilmektedirler. Hastalar ameliyat sonrası daha az ağrı duymakta ve en önemlisi merdiven çıkmak, otomobil kullanmak, işine erken başlamak, cinsel yaşamına çabuk dönebilmek gibi aktif yaşamlarına devam edebilmektedirler. Hastalığın tekrarlama (nüks) oranı da diğer tekniklere oranla çok daha azdır.”

3 ayrı kasık fıtığı var!

Kasık fıtıklarının 3 ayrı tipi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Metin Ertem, bu fıtık türleri hakkında şu bilgileri verdi:

İndirekt fıtıklar: Çocuklarda ve gençlerde görülüyor

Sıklıkla doğuştan oluşuyor. Erkek bebeklerde daha anne karnındayken yumurtalıklar (testisler) karın içerisinden bir kanal eşliğinde aşağı inmektedir. Yumurtalıkların yerine inmesi tamamlandıktan sonra bu kanalın kapanması gerekir. Kapanmadığı taktirde ilerleyen yaşlarda ağır kaldırma, spor, öksürme, kabızlık, idrar güçlüğü ve zorlanma gerektiren benzeri durumlarda kapanmayan kanal daha da açılır ve karındaki organlar bu açıklıktan dışarı çıkarlar. Bu tip daha çok çocuklarda ve gençlerde görülür.

Direkt fıtıklar: İlerleyen yaşların hastalığı

İlerleyen yaşlarda kollajen sentezin (doku aralarındaki protein kompleksleri) zayıflamasıyla oluşan fıtıklardır. Erişkinlerde görülen bu tip fıtıklar sıklıkla ileri yaşa bağlı olarak karın duvarındaki doku zayıflığı ve beraberindeki karın içi basıncı artıran nedenlerdir. (kronik öksürük, kabızlık, idrar güçlüğü, ağır kaldırma-taşıma, kronik sigara içiciliği) Karın içi basıncının artmasıyla yine kasık bölgesinde zayıflamış ve gevşemiş karın duvarından fıtık gelişmektedir. Sigara kullanımı ileri yaşlarda görülen fıtıkların hazırlayıcısı olabilmektedir. Sigara, kollajen sentezini bozarak dokuların direncini azaltmaktadır.

Femoral Fıtık: Sık doğum yapanlarda rastlanıyor

Bacak damarlarının yanında yer alan dar bir halkadan çıkan femoral fıtıklardır. Bu tip daha çok kadınlarda, özellikle çok doğum yapanlarda görülmektedir.

Fıtık tedavisiyle ilgili videoma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar