Bizimle iletişime geçin

Cinsel Yaşam

HPV Enfeksiyonuna Dikkat Edin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

HPV Enfeksiyonuna Dikkat Edin

HPV enfeksiyonuna dikkat edin; rahim ağzı kanseri, erken evrede belirti vermemesi ve sinsi ilerlemesi nedeniyle, düzenli sağlık taramalarının hayat kurtardığı kanserlerden biridir. HPV enfeksiyonun, erkeklerde penis kanseri, baş boyun kanseri gibi bazı kanserlerin nedeni olarak görüldüğüne dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal,  kadınlar kadar, erkeklerin de HPV enfeksiyonundan korunma konusunda bilgilendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Taramaların yoğun olarak yapıldığı ülkelerde, rahim ağzı kanserine bağlı yaşam kaybı oranının, geçtiğimiz yüzyılda yüzde 75’den fazla azaldığını paylaşan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal, “Taramanın kapsama oranının yüzde 80’in üzerine çıkması durumunda, yaşam kaybı oranı yüzde 95’ten fazla azaltılabilir. Bu rakamlar, erken yaşlardan itibaren yapılacak düzenli takibin önemini ortaya koyuyor” diye konuşuyor.

ÖNCÜ LEZYONLAR 20’Lİ YAŞLARDAN SONRA ORTAYA ÇIKIYOR

Rahim ağzı kanserinde erken dönem öncü lezyonlarının, yüzde 90’dan fazlasının 45 yaş altında görüldüğünü ve 25-29 yaş aralığında ise en yüksek seviyeye ulaştığını belirten Prof. Dr. Orhan Ünal, şu bilgileri veriyor: “Araştırmalara göre, taramaların organize şekilde yapıldığı gelişmiş ülkelerde, görülme sıklığı ortalama 100 binde 20 kişi iken, ekonomik kaynakları kısıtlı ülkelerde bu rakamın 100 binde 80 kişiye çıktığı görülüyor. Ülkemizde yılda yaklaşık 1800 kadın rahim ağzı kanseri tanısı alıyor. Bu rakam, tüm kadın kanserlerinin yüzde 3’ünü oluşturuyor. Ancak vakaların yüzde 48’i, yani neredeyse yarısının tanısı, ne yazık ki ileri evrede konulabiliyor”

ERKEN EVRELERDE TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 90’A ÇIKIYOR

Erken tanı alan rahim ağzı vakalarında tedavi başarısının yüzde 90’lara kadar çıktığına işaret eden Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal, “Vajinal smear, kolposkopi ve şüpheli dokulardan biyopsi yapılmasıyla, öncü lezyonların ya da erken dönemde kanserin tanısını koymak mümkün. Hiç smear aldırmamış kadınlarda gelişebilecek rahim ağzı kanseri maalesef hızla yayılıyor. Hastanın yaşam süresi de kanserin evresine göre değişiyor” diyor.

KİMLER NE ZAMAN AŞILANMALI?

Rahim ağzı kanserinde, kullanılan aşılar koruyucu ve tedavi edici aşılar olmak üzere iki gruba ayrılıyor. Tedavi edici aşılar henüz çalışma aşamasında olduğundan, koruyucu aşılar ön plana çıkıyor. Yaklaşık 200 farklı HPV virüs tipi bulunuyor. Koruyucu aşıların sadece kanser yapıcı türlere yönelik olduğunu belirten Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal, sözlerini şöyle devam ediyor: “Dünya Sağlık Örgütü (WHO) HPV aşısının rutin olarak yapılmasını ve aşının ulusal aşılama programına katılmasını önermektedir. Dünya çapında kullanılan koruyucu aşılar kuadrivalan (4’lü) aşı ve bivalan (2’li) aşıdır. Aşının bağışıklık sistemine etkisinin en iyi olacağı yaş aralığı 11-12 yaş olarak belirlenmiştir. Servikal kansere neden olan HPV enfeksiyonları gençlerde büyük oranda cinsel aktivite sonrasında izlendiğinden, aşılama programlarında amaç, cinsel aktivite öncesi aşılamanın yapılmasıdır. HPV tiplerinin neden olduğu lezyonlara karşı %100 e yakın bir koruma sağladığı belirtilmiştir. Ancak aşılar, diğer HPV tiplerine etkili olmadığından, servikal taramanın 65 yaşına kadar devam etmesi gerektiği anlatılmalıdır.”

ERKEKLER DE AŞILANMALI MI?

Erkeklere aşı yapılmasının tartışmalı olmakla birlikte, Avustralya, Meksika, İngiltere ve ABD gibi bazı ülkelerde onaylandığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal, “FDA erkekler için 4’lü aşıyı 9-26 yaşlar arasında onaylamıştır. Aşının erkekleri, HPV ilişkili anogenital ve baş-boyun kanserlerinden koruduğuna ve viral geçişi önlediğine dair bilgiler kaydedilmiştir. Kadınların aşılanması ve bilgilendirilmesi kadar, erkeklerin de HPV enfeksiyonlarından korunma, HPV geçiş yolları konusunda bilgilendirilmesi son derece önemlidir. Tamamen korumasa da, HPV geçiş olasılığının bulunduğu durumlarda prezervatif kullanılması korunma açısından önem taşımaktadır” diye konuşuyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cinsel Yaşam

Cinsel Isteksizlik

Özge Kızılkale Yıldırım

Düzenleyen

on

Cinsel isteksizlik

Kadınların %15-25 inde cinsel isteksizlik mevcuttur. Ülkemizde ise % 40’lara kadar çıkmaktadır.Cinsel isteksizlik nedenleri araştırılırken öncelikle primer mi? (ergenlikten beri mevcut), yoksa sekonder mi?( sonradan gelişen: doğum, eş kaybı vs. sonrasında)  olduğu sorgulanır.Sonra organik mi yoksa psikolojik mi olduğu araştırılır.  Organik faktörler bazı hormonlarda dengesizlik ya da yetersizlik olması, nörotransmitter dengesizliği, ilaç yan etkileri, akut ve kronik hastalıklardır.

Psikolojik faktörler arasında çocukluğun ve ergenliğin, şevkatten yoksun geçmesi, bağlanma güçlükleri, kişilik bozuklukları ve bazı psikiyatrik bozukluklar mevcuttur.Aynı zamanda cinsel mitler, cinsel eğitim eksikliği, partnerin cinsel bilgi eksikliği, partnerin cinsel işlev bozukluğu, ilişki uyumsuzluğu ve mekanın mahremiyet ve güven açısından yetersiz olması gibi etkenler de cinsel istek bozukluğuna yol açabilir.Çift değerlendirip sebebi açısından fikir edinildikten sonra terapiye geçilebilir.Tedavinin ilkeleri arasında yanlış bilgi ve inançları düzeltmek, cinsel gerginliği azaltmak, eşe karşı öfkeyi azaltmak, yeni duygusal ve cinsel teknikler elde etmek, eşler arası iletişimi arttırmak, seks sırasında erotik olmayan düşüncelerin dışlanması mevcuttur.Unutulmamalıdır ki cinsel terapi bireyseldir ve kişiye özel tedavi düzenlendir.

Cinsel Tiksinti bozukluğu

Cinsel isteğin aşırı derecede azalıp, cinsellikten tiksinme iğrenme durumudur. Bu kişiler cinsellik eyleminden ve meniden tiksinirler.  Nadiren cinsel ilişikinin herhangi bir patolojiye bağlı ağrılı olması da bu duruma yol açabileceğinden öncelikle jinekolojik muayeneden geçip organik bir sorunun olmadığı görülmelidir.

Cinsel tiksinti bozukluğu nedenleri arasında: Cinsel mitler, katı ahlaki değerler altında büyüme sonucunda cinselliğin utanç verici ve günah olduğu düşüncesi, geçmişte yaşanılan cinsel taciz, istismar hikayesi mevcuttur. Detaylı bir hikaye alınması gereklidir. Cinsel tiksinti bozukluğuna obsesif kompulsif bozukluk, post travmatik stres bozukluğu, fobi bozuklukları ve bazı anksiyete bozuklukları eşlik edebilir.

Tedavisinde  kendi vücut ve bedenini tanıma, erotik masaj, kegel egzersizleri, erkek eş desteği sağlanarak erkek cinsel organına adaptasyon sağlanması çalışmaları uygulanabilir.

Hiperseksüalite (Nemfomani)

Cinsel isteğin insanın günlük yaşamını etkileyecek kadar fazla olmasıdır. Bu kadınlar genellikle tek bir eşle yetinemezler ve sürekli bir ilişkiye sahip olamazlar. Yaygın anksiyete bozukluğu, depresif, narsistik ve borderline kişilik bozukluğuna eşlik edebilirler.

Seks bağımlısı da denebilen bu hastalar cinsel ilişkiden asla tatmin olamazlar, tatmin edici orgazm yaşayamazlar. Sürekli farklı bedenler arayarak  tatmin olmaya çalışırlar, bu durum onların iş hayatından ve sosyal yaşantısında çöküntüye yol açarak onları yalnızlaştırır. Bu tarz kadınlar hemcinsleri ile iyi geçinemezler.

Tedavisi zordur ve minimum 6 ay sürer.

Cinsel Uyarılma Bozuklukları

Cinsel isteğin mevcut olduğu ancak klitoral kabarma ve ıslanma gibi uyarılma bulguların meydana gelmediği veya ilişki boyunca süremediği tablodur. Organik nedenler arasında menopozal dönem, doğum sonrası dönem, diabetes mellitus, bu alana radyoterapi alma hikayesi ve bazı ilaçların kullanımı olabilir. Diğer nedenler ise cinsel ilişki hakkında yeterli bilgiye sahip olmama, ıslanma ve kabarmayı sağlayacak ön sevişmenin yapılmaması, depresif ruh durumu ve anksiyete bozuklularıdır.

Tedavi süresinde eşlere koit yasağı konur ve bedenlerini keşfetmeleri için zaman verilir. Birbirleri ile daha fazla vakit geçirmeleri önerilir ve ilişkileri derinleştirilir. Cinsel birleşme amaç olmadan birbirlerinin bedenlerindeki haz alma noktalarının keşfi sağlanır.

Orgazm Bozuklukları

Cinsel istek ve uyarının olduğu ancak orgazmın olamadığı durumlardır. Kadınların %20-30’unda görülür. Primer ve sekonder olabilir.  Primer en başından beri, sekonder ise sonradan gelişen orgazm olamama durumudur. Nedenleri arasında psikolojik ve fiziksel nedenler sayılabilir. Psikolojik nedenler arasında cinsel ilişkiden utanma, sıkılma, cinsel istismara maruz kalmış olma, cinselliği paylaşamama, kendi bedenini beğenmeme ve bedenini tanımama gibi durumlar mevcutken, fiziksel nedenler arasında kardiyovasküler nedenler, nörolojik nedenler, pelvik taban zayıflıkları ve antidepresan kullanımı sayılabilir.

Orgazm bozukluklarının tedavisinde medikal tedavi ve psikoterapi mevcuttur. Nedeni araştırıldıktan sonra kişiye özel nedene yönelik tedavi uygulanır.

Yazının kaynağı için, yazarımız Özge Kızılkale Yıldırım’ın web sitesine buraya tıklayarak gidebilirsiniz.

 

Okumaya Devam Et

Cinsel Yaşam

Çikolata Kisti Nasıl Tedavi Edilir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Çikolata Kisti Nasıl Tedavi Edilir?

Kadınların kabusu olan çikolata kistlerinin sebebi bilinmese de genetik faktörlerin rolü büyük. Doğru teşhis için muayene, ultrason ve biyopsi gerek

Bu hafta her yaştan kadını yakından ilgilendiren çikolata kisti hakkında bilgi vermek istiyorum. Konuyla ilgili bilgi ve tecrübesine son derece güvendiğim çok değerli mesai arkadaşım Doç. Dr. Gazi Yıldırım’ın değerli katkılarıyla hazırladığım bu yazı, konuyu merak edenlere giriş niteliğinde olacaktır diye düşünüyorum… Son yıllarda tanı yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte çikolata kistlerini (endometrioma) sıkça duymaya başladık. Bir hastalığı tedavi etmenin ilk şartı, onu doğru tanımaktır.

ÇİKOLATA KİSTİ NEDİR?

Çikolata kistinin ne olduğunu anlamak için önce adet döngüsünü bilmek gerekir. Kadın, yaradılış itibariyle anne olmaya programlanmış olarak doğar. Sistem her ay kendini hamileliğe hazırlar. Embriyonun tutunarak gelişmeye başladığı endometrium yani rahim duvarı ortalama 3-5 mm kalınlığında bir tabakadır. Adet döngüsü içinde bu tabaka, kendine ulaşması halinde embriyonun hayatta kalabilmesi için kalınlaşır. Bu kalınlaşma beyin ve yumurtalık tarafından salgılanan hormonlar neticesinde 9-15 mm’ye kadar ulaşır. Döllenme gerçekleşirse embriyo, bu duvara tutunarak gelişmeye başlar. Döllenme gerçekleşmediyse; kalınlaşan bu tabaka, bir süre sonra yıkılmaya başlayarak kanamaya sebep olur, buna adet kanaması denir. Bazı kişilerde adet kanamasının bir kısmı geriye doğru gerçekleşir. Geriye doğru gerçekleşen kanama esnasında endometrium hücrelerinin bir kısmı rahim içinde uygun buldukları yerlere tutunurlar ve tutundukları bu yerde kalınlaşma ve ardından yıkılma ile seyreden sistemi taklit ederler. Kanamadan kalan kalıntılar çevre dokuların birbirine yapışmasına da sebep olabilir ki bu durum, daha ciddi bir tedavi süreci gerektirir.

100 KADINDAN 10’UNDA

Bu döngüde endometrium hücreleri, içleri sıvı dolu kistler halini alır. Endometrium hücrelerinin içini dolduran sıvı, çikolataya benzediğinden bu kistler; çikolata kisti adını almışlardır. Genelde kansere sebep olmazlar ve büyüklükleri 4-15 cm arasında değişir. Hastalığın sebebi tam olarak bilinmese de genetik faktörlerin rolü büyüktür. Çikolata kistlerine, doğurgan dönemdeki kadınların yüzde 10’unda rastlanır. Düzensiz veya sancılı adet görme, nadiren bulantı, kusma ve ateş; belirtiler arasında sayılabilir. Kısırlığa yüzde 100 sebep olmamakla birlikte, hamile kalamayan kadınlar arasında görülme sıklığı yüzde 20-40 olarak tespit edilmiştir. Çikolata kistleri, jinekolojik muayene ve ultrason sonucu kolaylıkla görülebilir.

BİYOPSİ ALINMALIDIR

Bu tip kistlerin evreleri; boyutları, yapışıklık miktarı ve yayılma derecelerine göre sınıflandırılır. Toplamda dört evresi vardır. 1’inci ve 2’nci evre başlangıç aşamasında olduğu anlamına gelir. 3’üncü evre orta dereceliyken 4’üncü evre ilerlemiş olduğunu ifade eder. Tedavi yöntemleri, evrelere göre değişiklik gösterirken; en doğru teşhis, alınan parçanın biyopsisi neticesinde konulur.

KISIRLIĞA SEBEP OLUR MU?

Kısırlık sebebidir diyemeyiz ancak etkileri sebebiyle kısırlığa sebep olabilirler. Bu tip kistlerin sebep olduğu yapışıklıklar, tüplerin kapanmasına neden olurlarsa gebelik imkansız bir hal alabilir.

KİSTİN PATLAMASI NE ANLAMA GELİR?

Çikolata kistleri, büyüklükleri sebebiyle patlayabilirler. Patlama sonucu açığa çıkan sıvı, ilerleyen dakikalarda bulantı ve kusmaya sebep olabilir. Kist varlığı bilinen ve takibe alınan kişiler risk grubunun ilk sırasında yer alırlar. Bu gibi durumlarda mutlaka doktora gidilmeli ve uygun müdahale yapılmalıdır.

HASTALIK TEKRARLAR MI?

Hastalığın en bilinen ve geçerli tedavisi, laparoskopik yöntemlerle kistleri aldırmaktır. Sebebi tam olarak bilinmeyen bu hastalığın tekrarı da mümkün olduğundan doktorunuzun uygun gördüğü ilaçları düzenli kullanmak şarttır. Bitkisel desteklerin fayda sağladığı da artık bilinen bir gerçek. Ancak bu, doktorunuzun onayı neticesinde başvurabileceğiniz bir alternatiftir.

Çikolata kisti hakkında konuştuğumuz Doktor Geldi bölümümüzü izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Aşkın Kimyası

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Aşkın Kimyası

Aşkın, hormonlarla ilişkisi ispatlanmış bir kimyası var ve bu durum, onu sadece bir duygu olmanın çok ötesine taşıyor. Aşık kişiler üzerinde yapılan araştırmalar; dopamin, seratonin ve noradrenalin adlı hormonların seviyelerinde meydana gelen değişikliklere dikkat çekiyor.

Duygular, bedenimiz üzerinde çeşitli etkiler göstererek varlıklarını ortaya koyarlar. Mesela aşık olduğunuzda, midenizde kelebekler uçuştuğunu hissedebilirsiniz, kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, sürekli ve sebepsiz heyecanlı hissedersiniz. Hatta bazıları aşıkken güzelleşir, cildi parlamaya başlar. Bunun sebebi ise aşık olduğumuzda hormonlarda olan değişiklikler. Bu yazımızdaki konumuz aşkın kimyası. Aşık olduğunuzda karşınızdaki kişiden başkasını düşünememek, onun hatalarını göremeyecek kadar odaklanmak gibi durumlar ortaya çıkar ya işte buna sebep serotonin hormonundaki düşüştür. University Collage of London’da Obsesif kompulsif yani tekrar eden takıntılı davranış bozukluğu hastaları üzerinde yapılan bir araştırma, bu kişilerin serotonin hormonunun -tıpkı aşık kişilerde görüldüğü gibidüşük olduğunu tespit etti. Serotonin hormonundaki düşüş, odaklanmanıza sebep oluyor ve aşık olduğunuz kişi aklınızdan çıkmıyor. Bir dakika, yoksa aşk aslında bir hastalık mı?

DOPAMİN SALGILARSINIZ

Aşık olduğunuzda heyecanınız artar, ayaklarınız adeta yerden kesilir ve çok mutlu hissedersiniz. İşte bu durumdan sorumlu hormon ise dopamindir. Aşık olduğunuzda salgısı artan dopamin hormonu, noradrenalini de tetikler. Rutgers Üniversitesi’nde, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu iki hormonun birlikte salgılanmasının sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artan dikkate neden olduğuna, âşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan ‘aşk iksirini’ salgılamaya başladığına dikkat çekiyor. Helen Fisher ve ekibi, aşkın kimyasını araştırdıkları çalışmalarından birinde, aşık kişilerin beyinleri üzerinde fonksiyonel beyin görüntülemesi yapmış.

Bu çalışma esnasında, kişilere aşık oldukları insanların fotoğrafları gösterilmiş ve eş zamanlı olarak beyin fonksiyonları incelenmiş. Raporlanan sonuca göre, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde, kanlanma artışının olduğu saptanmış. Aşık kişilerin karşısındakine duyduğu bağlılığın arttığı da bilinen bir gerçek. Oksitosin ve vazopressin adlı hormonların aşıkken normalden fazla salgılanması, bu durumdan sorumlu. Hatta oksitosin hormonu, aşkın başka bir boyutu olan anne bebek ilişkisinin kurulmasında da önemli bir rol oynayarak doğum sırasında da salgılanıyor ve anne, doğurduğu bebeğine böylece bağlanıyor.

SEBEP OKSİDATİF STRES

İnsan bedeninde sayısız değişikliğe sebep olan aşk duygusunun aslında ne olduğunu merak eden bilim adamları, aşkın ilk basamağı olan çekicilik kavramını da incelemişler. Aslında sıradan olan biri, nasıl oluyor da sizin için diğerlerinden ayrılabiliyor? Neredeyse tüm vücut kimyasını değiştiren aşk, ne zaman ve kimin için devreye giriyor? Bazı insanlar neden çekici bulunurken, bazıları bu sınıfın dışında kalıyor? Bu soruyu tersine çevirip şu şekilde de sorabiliriz; neden bazı özellikleri çekici buluyorken, bazıları dikkatimizi çekmiyor? Son yıllarda yapılan araştırmalar, bedenimizdeki oksijen baskısının hücresel boyutta yanmasına sebep olan oksidatif stresin, çekiciliğin bağlı olduğu en temel unsur olduğunu gösteriyor

Kadınların büyük kısmı tarafından çekici bulunan erkekler üzerinde -psikologlar tarafından- yapılan bir araştırma, bu erkeklerin oksidatif stres bulgularının en düşük seviyede olduğunu gösterdi. Oksidatif stres dışında bir de antioksidanlar var ki bunlar da çekici görünmemizin sebepleri arasında yer alıyor. Düşünce bilimine göre, cazibeyi doğuran bazı özellikler sonradan edinilemez. Ancak zaman içerisinde zayıf yönler gelişerek kişinin çekiciliği artış gösterebilir. Bunu destekleyen en önemli örneklerden biri, içinde bulunduğunuz dönemde çekici bulduğunuz bir erkeğin ya da kadının eski bir fotoğrafına baktığınızda gördüğünüz farktır. Bu teori, yeni doğan bebeklerin yüzlerindeki çekicilik unsurlarını da kapsayan birçok araştırma tarafından desteklenmiştir. Bu araştırmalar, fiziksel çekiciliğin aslında sağlıklı olmanın biyolojik bir sinyali olduğunu savunmaktadırlar.

STRESLİ ERKEKLER ÇEKİCİ BULUNMUYOR

New Mexico Üniversitesi psikologları tarafından 18-38 yaş arası erkeklerde oksidatif stres bulgularının değerlendirildiği bir araştırma yayımlandı. Erkeklerin çift taraflı on farklı fiziksel özellikleri ölçüldü ve karşılaştırıldı. Kan ve idrar numuneleri alınarak oksidatif stres göstergeleri incelendi ve son olarak bir grup kadına, erkeklerin incelenen bu beden yapılarının ve yüzlerinin fotoğrafları gösterilerek fiziksel çekicilik değerlendirmesi yapmaları istendi. Çalışmanın sonucunda, kadınlar tarafından çekici bulunan erkeklerin kan ve idrarındaki oksidatif stres bulgularının diğer gruba oranla daha düşük seviyede olduğu tespit edildi. Aynı zamanda çekici bulunan erkeklerde beden ölçülerinin daha simetrik olduğu tespit edildi.

SARIŞIN KADINLAR NEDEN ÇEKİCİ?

Sarışın kadınların neden çekici olduğu ile ilgili yapılan araştırmalar, sarışınların daha yumuşak bir cilde, daha yuvarlak ve kibar bir yüze sahip olduklarını ve bu özelliklerin erkekler tarafından daha çekici bulunduğunu gösterdi. California Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre sarı saç, fit olmanın bir işareti olarak sayılıyor. Erkeklerin sarışınları daha çekici bulmalarının en önemli sebebi, saç ve cilt renginin açık olmasının, muhtemel hastalıkları daha çabuk ele verdiğini düşünmeleridir. Mesela, esmer bir kişiye oranla açık tenli bir kişinin sarılığı, morlukları veya kansızlık gibi hastalık belirtilerini göstermesi daha kolaydır.

İNCE BELLİ KADIN BEĞENİLİYOR

CalIfornIa Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma, ince belli ve geniş kalçalı kadınların ve bu kadınların doğurdukları çocukların IQ testlerinde daha yüksek puan aldığını gösterdi. Beden kitle indeksine göre değerlendirme yapan başka bir çalışmaya göre, en çekici bulunan kadınların beden kitle indeksi ortalaması 21 olarak belirlendi. Araştırmaya katılan erkeklere beden kitle indeksi 21 olan bu kadınları neden çekici buldukları sorulduğunda verilen cevap, bu fiziki ölçülere sahip olan kadınların daha sağlıklı göründüğü oldu. Yani araştırmaların sonuçlarını değerlendirdiğimiz zaman ince belli ve geniş kalçalı kadınların daha çok beğenildiğini görüyoruz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen