Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Havuzda Bebek Bezinden Hastalık Bulaşabilir

Yayınlanma:

,

Bebek bezinden kazara sızan dışkı, kolaylıkla tüm havuza yayılabildiğinden dikkatli olmanız gerekir. Eğer kusma ve ishal olursa hemen doktora gitmelisiniz

Yaz aylarının gelişiyle birlikte güneşin kendini hissettirdiği şu günlerde en sık tercih edilen yerlerden biri de tatil beldeleridir. Özellikle havuzlu tesisler, adeta olmazsa olmazlar arasında sayılabilir. Peki havuzlar ne kadar temiz?
Yapılan araştırmalara göre havuzlar, insanların ortak kullanım alanları olduğu için hastalık bulaştırabiliyor.
Havuza giren kişinin burun akıntısı, deri üzerindeki bakterileri, genital akıntısı ve idrar yolu akıntıları havuz suyuna karışabiliyor.
Özellikle yara üzerindeki bakteriler, mantarlar ve deri yarası bakterileri, suya normal vücut floralarından çok daha kolay bulaşıyor. Dolayısıyla bu bakteriler çocuklara ve cilt yapısı hassas olanlara zarar verebiliyor.
Bu nedenle havuza girmeden önce saça bone takılması, duş alınması ve ayakların da dezenfektan sudan geçirilmesi gerekiyor.

MANTAR YAYILIR
Havuzda en çok yayılan hastalıklardan biri de mantar hastalığıdır. Mantar enfeksiyonu özellikle ayaklarda ve parmak aralarında bulunur.
Dezenfektan su, ayak yüzeyindeki mantarların havuza ya da suya bulaşmasını engeller. Bu nedenle havuza girmeden önce ayaklar çok iyi dezenfekte edilmelidir.
Bunun yanı sıra ishal, idrar yolu enfeksiyonu veya yara akıntınız var ise havuza girmemeniz gerekir. Çünkü denizin aksine havuzun kendini dezenfekte edebilme özelliği bulunmaz. Dolayısıyla deniz suyundan enfeksiyon kapma riski neredeyse yok denilebilir. Peki suyun temiz olup olmadığı nasıl anlaşılır?

DEZENFEKTE EDİLMEYEN HAVUZ
Havuz, otel ya da tatil beldesi görevlilerine çok iş düşüyor. Öncelikle havuzdaki kimyasal seviyeler günde en az iki kez test edilmeli. Havuzdaki kimyasal seviyelerine dikkat edilmediğinde, havuzu kullanan kişilerde kusma ve kramp meydana gelebilir. Dolayısıyla tesisin, belediyenin önerdiği klor miktarlarıyla havuzu dezenfekte ettiğine dair belgesi bulunmalıdır.
Ayrıca havuza girecek kişilerin havuzun ne kadar süre arayla temizlendiğini sorması önemlidir.

SU BULANIKSA…
Bir havuzun suyu köpüklü ve berrak değilse, havuza girilmemelidir. Suyun dibinin görünmemesi, havuzun pek çok hastalığa davetiye çıkarabileceğinin ve hatta ölümle sonuçlanabileceğinin işareti olabilir.

KUSMA VARSA…
Bebeklerin hem beden gelişimi, hem sosyalleşmesi için su, önemli bir yere sahiptir. Eğer havuzda her yaş grubundan bebek varsa dikkat etmeniz gerekir. Çünkü bebek havuzundaki bebeklerin çoğu genellikle bezlidir. Bebek bezinden kazara sızan dışkı, bebeğinizi hastalıklara karşı savunmasız bırakır. Sızıntı kolaylıkla tüm havuza yayılabildiğinden bebeğiniz için dikkatli olmanız gerekir. Eğer havuzdan sonra kusma ve ishal gözlemliyorsanız, mutlaka çocuk doktoruna görünmelisiniz.

ISLAK MAYOYLA OTURMAYIN

  • Gireceğiniz havuz yeterince büyük ve temiz değilse havuza girmeyin.
  • Su sirkülasyonu olmayan ve aynı klorla tekrar tekrar temizlenen havuzlardan kaçının.
  • Islak mayo ve bikini ile oturmayın.
  • Havuza girmeden önce ve sonra mutlaka duş alın.
  • Havuz suyu yutmayın.
  • Havuzun yoğun tercih edildiği zamanlarda havuza girmeyin.
  • Havuzdan çıktıktan sonra mutlaka kurulanın.
  • Dışarıda giydiğiniz terlik ve ayakkabılar ile havuza girmeyin.
  • 2 yaşından küçük bebeğinizi, suya ve hastalıklara karşı savunmasız olduğundan, suya sokmayın.
  • Havuza girerken, deniz gözlüğü, bone ve kulak tıkacı kullanın.

KULAKTA AĞRI VARSA MUTLAKA DOKTORA GİDİN

Göz enfeksiyonları
Klorun gözü tahriş etmesinden kaynaklı olarak gözden konjonktivit gelişebilir. Bakteriyel konjonktivit gözde çapaklanmaya, kimyasal konjonktivit ise kızarıklık ve göz ağrısına sebep olabilir. Havuzdan çıktıktan sonra bu semptomlardan herhangi birini yaşıyorsanız havuza girerken deniz gözlüğü kullanabilirsiniz. Şikayetlerinizin artması halinde bir gözdoktoruna görünmenizde fayda var.

Kulak enfeksiyonları
Kulak enfeksiyonları, yüzme sonrasında kulak içindeki suyun kulağa bırakılması ile oluşabilir. Dış kulak iltihabı veya otitis eksterna olarak bilinen bu enfeksiyon, çocukluk çağında ortaya çıkan orta kulak enfeksiyonu ile aynı değildir. Enfeksiyon, dış kulak yolunda oluşur ve her yaştan kişiler için ağrı ve rahatsızlığa neden olabilir. Yaygın semptomlar arasında; kulak içinde kaşıntı, kızarıklık ve kulakta şişme, kulağa basınç uygulandığında ağrı, işitme azlığı, uğultu, çınlama, kulakta dolgunluk ve tıkanıklık hissi bulunur. Kulak enfeksiyonlarından korunmak için:

  • Havuz girmeden önce bone ve kulak tıkacı kullanın.
  • Suyun kulak kanalınızdan içeriye kaçmaması için, başınızı sağa ve sola yatırarakkulağınızı kuruttuğunuzdan emin olun.
  • Kulağınızda rahatsızlık hissi, kaşıntı, kızarma ve ağrı hissediyorsanız mutlaka doktora görünün.

Sindirim sistemi enfeksiyonları
Birçok tesis, birkaç havuz için tek bir filtreleme sistemi kullanır. Bu, çeşitli havuzlardangelen suyun karışımı anlamına gelir ve potansiyel olarak mikropların, bağlı havuzlar arasında kısa sürede yayılmasına neden olur. Dolayısıyla klorun mikropları öldürmesi veya suyun filtreler yoluyla geri dönüştürülmesi sırasında ishal mikroplarına maruz kalabilirsiniz. Bu mikroplardan korunmak için;

  • Klor seviyesinden ve temizliğinden emin olmadığınız havuzlara girmeyin.
  • Havuza girmeden önce ve girdikten sonra duş alın.
  • Kesinlikle su yutmamaya çalışın.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.