Sosyal Medya

Alternatif Sağlık

Hangi Çayın Ne Faydası Var?

Yayınlanma:

,

Siyah, beyaz ya da yeşil çay… Aslında hepsinin yaprakları aynıdır. Toplanan yapraklar, oksidasyon sürecinden önce fermante edilir. Oksidasyon süresi, çay tiplerini ayırmada en önemli unsurdur

Çay yetiştiriciliği denildiğinde akla gelen sayılı coğrafyalardan birinde yaşıyoruz. Toplum olarak çay içme alışkanlığımıza bakıldığında ise bunun hakkını verdiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. Bundan sadece birkaç yıl önce sadece siyah çayı tanır ve tüketirdik. Oysa son yıllarda yeşil çay, beyaz çay, oolang gibi çayları da duyar ve faydalarından bahseder olduk. Geçtiğimiz yıllarda katıldığım bir programda çayın, bedenimizin en temel ihtiyaçlarından biri olan suyun yerini tuttuğunu söylediğimde şaşıranlar oldu. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, bu söylemimi destekler nitelikte. Çay, uygun şartlarda demlendiğinde ve tüketildiğinde, suyun temel özelliğini bozmaz. Şöyle düşünün; zaten son derece faydalı olan suya ayrıca faydalar içeren bir başka madde ekliyorsunuz ve bunu yaparken suyun yapısında bir değişiklik meydana gelmiyor. Su ihtiyacınızı karşılarken, çayın sayısız faydasından da yararlanmış oluyorsunuz. Birçoğunuzun, ‘Çay demir eksikliğine sebep olur’ dediğinizi duyar gibiyim. Evet, çay demir eksikliğine sebep olur ancak çayın bu etkiyi gösterebilmesi için içmeniz gereken miktarı tüketebilmeniz neredeyse imkansız.

HEPSİNİN YAPRAĞI AYNI
Özellikle son yıllarda yeşil çay, siyah çaya oranla çok daha popüler hale geldi. Oysa her iki çay da aynı çay yaprağından elde ediliyor. Çay yaprağının toplanmasının ardından uygulanan kurutma yöntemi, aynı öze sahip farklı tipler oluşmasına sebep oluyor. Toplanan çay yaprakları, oksidasyon sürecinden önce fermante edilir. Yaprakların oksidasyon süresi, çay tiplerini ayırmada en önemli unsurdur. Siyah çay; beyaz, yeşil ya da oolang çaylarının tümünden daha uzun süre okside edilir. Yeşil çay, oldukça güçlü bir antioksidan madde olan Epigalokateşin Galat’tan (EGCg) oldukça zengindir. Siyah ve yeşil çay arasındaki farkları inceleyen bilim adamları, EGCg değerlerini karşılaştırdıklarında, yeşil çayın daha zengin olduğunu görmüşler. Aynı çay yaprağından olmalarına rağmen EGCg değerleri arasındaki farkın, siyah çayın fermantasyon sürecinden kaynaklandığını da tespit etmişlerdir. Elde ettikleri bu veri, siyah çay yerine yeşil çay içmenin çok daha doğru bir seçim olduğu kanısını oluşturmuş durumda. Oysa bu yaklaşım, faydalı birçok maddeyi bünyesinde barındaran siyah çaya yapılan bir haksızlık. Böyle düşünen bilim adamları siyah çayın içerdiği maddeleri de incelemişler. Siyah çaya koyu rengini veren theaflavins ve thearubigens adlı bileşiklerin, insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin yeşil çayı aratmadığını da tespit etmişler.

ÇEŞİTLERİNE GÖRE ÇAYLAR

SİYAH ÇAY
Siyah çay denildiğinde tek bir tip çaydan bahsedildiği düşünülse de aslında onun da kendi içinde tipleri vardır. Aralarındaki farklar aromasıyla ilgilidir ve kiminde çiçek, kiminde hafif baharat aroması hissedilir ancak yapraklarının koyu renkli olması sebebiyle aynı grupta incelenirler. Yaprakları koyu siyah olmasına rağmen demlendiğinde kırmızıya yakın bir renk aldığından uzak doğuda ‘kırmızı çay’ olarak da adlandırılan bu tip çayın faydalarını araştıran bilim adamaları; kalp hastalıklarını, kolon kanserini, diş çürüklerini ve ağız kokusunu önlemede son derece yararlı olduğunu tespit etmişler. Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü tarafından yapılan uzun soluklu bir araştırmada, düzenli çay içenlerin felç geçirme risklerinin azaldığı saptanmış. Siyah çayda oldukça yüksek seviyede bulunan flavonoids’in (anti-oksidan özelliklere sahip bir madde) incelendiği farklı araştırmalardan da yardım alan ekip, 552 erkek gönüllüye 15 yıl boyunca her gün düzenli olarak siyah çay içirmiş ve etkilerini incelemiş. Gönüllülerin büyük bir kısmında kalp krizi ve felç olma riskini artıran LDL (kötü kolesterol) seviyesinde düşüş gözlemlenmiş. Ancak içilmesi gereken çay miktarı da önemli. Aynı araştırma sonucu göstermiş ki; günde dört fincan siyah çay içenlerin felç ve kalp krizine yakalanma riski, üç veya iki fincan içenlere oranla daha düşük.

YEŞİL ÇAY
Son yıllarda yeşil çayın da farklı çeşitleriyle karşılaşmaya başladık. Gelişen teknoloji ile beraber yeşil çay yaprakları farklı formlarda işlenmeye başlandı. Bunlardan biri de matcha yani toz yeşil çay. Sıcak suya bir çay kaşığı kadar eklenip karıştırılarak demlenen bu yeni yeşil çay çeşidi, yapraklı olandan çok da farklı değil ancak hem içtiğiniz çayın rengini, ismini çağrıştıran yeşile boyuyor, hem de yeşil çayın farklı alanlarda kullanılmasına olanak sağlıyor. Yeşil çayın faydalarını araştıran bilim adamları; bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, farklı birçok tip kanseri önlemede önemli rol oynadığını ve kolesterolü düşürdüğünü tespit etmişler.

OOLANG ÇAYI
Bazılarımız adını henüz duymuş olsak da farklı çayları denemeyi sevenler oolang çayıyla tanışalı çok oldu. Yaprağının rengi yeşil ve siyah çayın arasında bir tonda olan oolang çayı, diğerlerine oranla biraz daha aromatic bir tada sahip. Yapılan araştırmalar, oolang çayının cilt döküntülerine iyi geldiğini ve diğerlerine oranla çok daha rahatlatıcı bir çay olduğunu tespit etmişler.

BEYAZ ÇAY
Beyaz çay, en az işlenmiş çaylar arasında ilk sıralarda yer alan bir çay tipidir ve piyasada nadir bulunur. Tüm çaylara göre antioksidan miktarı en yüksek olan cins, beyaz çaydır. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada (kolon kanseri araştırması) beyaz çayın, DNA mutasyonunu engelleyerek tümör oluşumu ve gelişimini engellemede son derece faydalı olduğu tespit edilmiş.


ÇAY NASIL DEMLENMELİ?

Koyu yapraklı çaylar: Koyu renk yapraklı çaylar, iyice kaynamış sıcak suda demlenmelidirler. Bu, aroma ve faydalı içeriklerinin suya nüfuz etmesinde oldukça önemlidir.

Açık renk yapraklı çaylar: Açık renk yaprağı olan çaylar, kaynar kaynamaz ocaktan alınmış sıcak su ile demlenmelidir. Doğru aroma için her bir fincana bir çay kaşığı düşecek ölçüde çay demlemelisiniz. Bu şartlarda hazırlanmış beyaz çay için, 4-5 dakika, oolang çayı için 2-5 dakika ve yeşil çay için 1-3 dakikalık demleme süresi yeterlidir.

Alternatif Sağlık

Migren Ağrısını Zencefil ile Önleyin

Yayınlanma:

,

Migren ağrınız başladığında, hiçbir ağrı kesici veya ilaç baş ağrılarınızı, bitmek bilmeyen zonklamanızı geçiremeyecek gibi gelebilir ama bu durum sandığınız kadar korkutucu değil.

Baş ağrısı sosyal hayatı etkileyen rahatsızlıklardan biridir. Öyle ki bazen ilaçlarla dahi önlenemeyebilir. Dikkate alınmaması halinde, migren başta olmak üzere pek çok hastalığı beraberinde getirebilir. Migren ilk olarak Hipokrat tarafından M.Ö. 400 yılında tarif edilmiş bir hastalık. Halen gerçek bir tedavisinin olmaması ilginç. Son yapılan araştırmalar migreni beyindeki iltihapsız enflamasyon olarak nitelendiriyor. Migren ağrısı 3 güne kadar sürebilir ve genellikle kafanın tek tarafında şiddetli, zonklayıcı bir ağrı şeklindedir.  Kafein, patates cipsi ve süt gibi baş ağrısına sebep olduğu bilinen birçok yiyecek ve içecek olduğu kadar migren iyileştirici güçleri olan tonlarca iyileştirici gıdada var. Bu gün anlam veremediğiniz, çözüm bulamadığınız, bitmek bilmeyen ağrılarınızı hafifletmek için doğal yöntemlerle neler yapabiliriz onlardan bahsedeceğim. Aşağıda paylaştığım tariflerin her biri migren önleyici yiyeceklerden oluşuyor.

Her derde deva ZENCEFİL

Hemen şimdi mutfağa gidin zencefil stokunuzu kontrol edin. Eğer toz ya da tane zencefil yoksa doğru marketin yolunu tutun. Bir zencefilin hayatınıza tahmin edemeyeceğiniz kadar etkisi olabilir. Zencefil denince birçoğumuzun aklına mide bulantısına iyi geldiği gelir. Ama zencefil PSM ağrısı, baş ağrısı, şişkinlik ve daha birçok hastalığa iyi gelir. Zencefil migren ağrınız için bire birdir ama bunu etkilerken başka nelerin düzelmesine fayda sağladığını bilmek ister misiniz? Cevabınız evetse sorunuzun yanıtı aşağıda.

1.Migren ağrısını azaltır

Zencefil sizi bu gece acil servise gitmekten alıkoyabilir. Zencefilin anahtar özelliği prostaglandin sentezini engelleme kabiliyetidir. Böylece kan damarlarının şişmesine ve baskı oluşturmasına engel olur. Bir araştırmada, zencefil tozu almanın, yaygın migren ilaçları kadar migren tedavisinde etkili olduğu ortaya çıktı. Dahası, zencefil migren ağrısından sonra ortaya çıkan mide bulantısını da önlemeye yardımcı olur.

2.Bağışıklığı arttırır

Bir zencefil çayını yudumlarken tıkanıklığı ve diğer soğuk algınlığı belirtileriniz azaltıyor olabilirsin. Zencefil bağışıklık artırıcı antioksidanlarla doludur ve doğal bir ağrı kesici, ateş düşürücü yerine geçer.

3.Eklemlerde şişme ve eklem ağrısını giderir

Artrik hastalığının sebep olduğu eklem ağrısı ve iltihaplanmanın azalmasına yardımcı olur. Çünkü zencefil, inflamatuarlu sitokinlerin oluşumunu engelleyebilen güçlü anti-inflamatuar maddeler içerir.

4.Kas ağrılarını yatıştırır

Spor çıkışında kas ağrı yaşamamak için spor salonuna gitmeden önce zencefil tüketmeyi unutmayın. Araştırmalar doğal bir ağrı kesici ve anti-inflamatuar olarak bilinen zencefilin egzersiz sonrası kas ağrılarını hafiflettiğini saptadı. Araştırmada, günde iki gram zencefil verilen katılımcılar (1 çorba kaşığı taze rendelenmiş zencefil veya 3/4 çay kaşığı toz zencefil) egzersizden 24 saat sonra egzersize bağlı kas ağrısında etkisiz ilaç verilenlere göre % 25’lik bir azalma yaşadılar. Başka bir çalışmamada da toz zencefil kullanan sporcularda eklemlerde iltihaplanma daha az gözlemlenmiştir.

5.Karın şişkinliğini engeller

Herkesin bulantı savaşçısı olarak bildiği zencefilin ne kadarda etkisi varmış değil mi? Henüz zencefiller ile ilgili söyleyeceklerim bitmedi. Zencefile şişkinlik savaşçısı da diyebiliriz. Bileşenleri sindirimi artırmak için mide özü sularını ve sindirim organlarını uyarır. Zencefil içinde proteinleri parçalamaya yardımcı olan zingibain enzimini barındırır. Buda düz bir karına sahip olmak için anahtar besin olmasına neden olur.

 Sofranızı yeşillendirin

En çok duyduğumuz bağ ağrısı önerilerinden biri ‘koyu yapraklı yeşillikleri ye!’dir. Haklılarda. Ispanak, lahana, roka, pancar yaprağı ve marul kronik rahatsızlıkların kötü etkilerini azaltan yeşilliklerden sadece birkaçı. Özellikle B2, B6 vitamini ve omega-3 bakımından zengin olan ıspanak migrene iyi geldiği kanıtlanmış yeşilliklerdendir. B2 vitamininin baş ağrısı sıklığını, yoğunluğunu ve süresini azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. En taze yeşillikleri seçerken dikkat etmeniz gereken husus ise yeşilliklerin tonun koyu renkte olması; bitkinin rengi besin değerinin yüksekliğini gösterir bunu unutmayın!

Atıştırmalıklar çantalarda yerini alsın

Bir dahaki migren ağrınız vurduğunda elinizin altında favori kuruyemişlerden bir kaçını bulundurmayı unutmayın. Araştırmalar, yoğun baş ağrısı ve migreni olan kişilerin bu hastalıkları yaşamayanlardan daha düşük magnezyum oranına sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bir araştırmada, magnezyum takviyesiyle migren atağı sıklığının % 41 oranında azaldığı görülmüştür. Badem, susam, kaju fıstığı, ay çekirdeği, yer fıstığı ve ceviz magnezyum dolu atıştırmalıklardandır. Siz siz olun bu küçük atıştırmalıkları yanınızdan ayırmayın.

Kepekli tahıllar sofralarımızın vazgeçilmezi

En basit baş ağrısı tedavilerinden biri fazla kepekli tahıl tüketimidir. Hipoglisemi veya anormal derecede düşük kan şekeri seviyesinin baş ağrılarını tetiklediği bilinmektedir. Hipoglisemiye bağlı migreni önlemek için öğünleri atlamayın, karışık karbonhidratlar ve lifli yiyecekler (karabuğday, arpa, bulgur, bütün yulaf, tam tahıllı ekmek ve kinoa) yiyin. Bu sizin daha uzun süre tok kalmanızı ve kan şekeri seviyenizin sabit kalmasını sağlayacaktır.

Alışverişinizi yaparken içindekiler bölümüne bakmayı unutmayın! % 100 tahıl içeren ürünleri tercih edin. Alışveriş listenizden buğday ununu (rafine beyaz un) çıkartın.

Butterbur bitkisi

Ayçiçeği ailesinden bir bitki olan Butterbur bitkisi üzerinde yapılan çalışmalarda, Butterbur bitkisinin migren ağrısını önlenmede etkili olduğu görülmüştür. Bir araştırmada, Alman ve Amerikalı araştırmacılar erişkin migren hastalarının bir bölümüne günde iki kez 75 mg’lık bir doz Butterbur diğer kısmına da etkisiz ilaç vermiştir. Araştırmacılar, 4 ayın sonunda Butterbur verilen hastaların migreninin % 48 oranında azalttığını görmüşlerdir; etkisiz hapı kullananlarda ise %26 oranında migren ağrısında azalma görülmüştür. Ancak, Butterbur’ın fazlası karaciğerinize zarar verebileceği için dikkatli kullanılmalıdır.

 Kahvaltı sofralarının sultanı: Yumurta

Baş ağrısını azaltan en sevdiğiniz kahvaltı gıdası “yumurtadır”. B vitaminleri baş ağrısı ve migren önleme tedavisinde büyük rol oynamaktadır; günde 200 veya 400 miligram dozdaki B2 vitamininin (riboflavin), baş ağrısı sıklığını, yoğunluğunu ve süresini azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. İki büyük yumurta, ihtiyacımız olan günlük riboflavin değerinin % 24’ünü içerir; bu nedenle Ulusal Sağlık Enstitüleri besin değerleri yüksek yiyeceklerin hastalıkları iyileştirmede büyük rol oynadığı bildirir.

Balık yemeyi ihmal etmeyin

Kronik baş ağrısı hastaları üzerine yapılan bir araştırmada, omega-3’lerde bir artışın omega-6’larda bir azalmanın görüldüğü hastalarda daha az baş ağrısı ve psikolojik sıkıntıda belirgin bir azalma saptanmıştır. Bu durum bazı hastaların genel refah düzeyini bile iyi yönde etkilemiştir. Omega-3 alımını artırmak için, somon, ringa, uskumru, sardalya ve ton balığı gibi omega-3 bakımından yüksek balıklar tercih edin.

Kırmızı et’den vazgeçmeyin

Ulusal Baş ağrısı Vakfı, migrenleri tetikleyebileceği için beklemiş, kurutulmuş, fermente edilmiş, salamura edilmiş, tuzlanmış veya tütsülenmiş et ürünlerinden uzak durulmasını önermektedir. Ancak, işlem görmemiş sığır eti ve sığır ciğeri bitmeyen baş ağrılarınız için bir çözüm olabilir. Her ikisi de Amerikan Nöroloji Akademisi ve Kanada Baş ağrısı Derneği tarafından migren önleyicileri olarak onaylandı. Kırmızı et, B2 vitamininin yanı sıra vücudunuzda doğal olarak bulunan bir bileşen olan CoQ10 bakımından da zengindir.

 

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Aloe Vera ile Saçlarınızı Güçlendirin

Yayınlanma:

,

Saç, bedenin görsel açıdan en çok önemsenen parçasıdır. Saç bakımı denildiğinde, saçlarının daha parlak ve gür olmasını isteyen kadınların ilgi alanına, saç dökülmesi denildiğinde ise erkeklerin ilgi alanına girmiş olursunuz. Bu durum, son yıllarda değişmeye başladı. Saç dökülmesi artık kadınların da korkulu rüyası. Saç bakımı söz konusu olduğunda, gelişen teknoloji ve tıp bilimi çeşitli alternatifler geliştirmeye devam ediyor. Konu hakkında yapılan araştırmalar, sağlıklı saçlara kavuşmanın yollarının çeşitliliğini ortaya koyuyor. Beslenmeden yıkamaya, kurutmadan kesmeye kadar sayısız püf noktasına ulaşmak mümkün.

Erkeklerde daha fazla dökülme oluyor
Yapılan araştırmalar, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla saç dökülmesi görüldüğünü belirtiyor. Erkeklerde saç dökülmesi, genelde ön saç çizgisinin sol ve sağ yanından içeri doğru açılmalar şeklinde başlar ve ön kısımda kelleşmeye neden olur. Ardından vertex adı verilen tepe kısma doğru açılma başlar ve kellik, başın arka kısmına doğru yayılır. Bu sürecin genelde bu düzende gerçekleşiyor olması tesadüf değildir. Genetik saç dökülmesi olarak adlandırılan bu dökülme tipi, androgenetik tip olarak da bilinir. Androgenetik saç dökülmesi, kalıtsal özellik gösterir. Genelde aileden mirastır. Yapılan araştırmalar, yüzde 95 oranında genetik sebeplere bağlı olan bu dökülmenin ilaç ve benzer yöntemlerle tedavisinin oldukça güç olduğunu gösteriyor. Bu sebeple saçlarınız henüz başınızdayken onlara ihtiyacı olan özeni göstermeniz gerekir.

Deriye faydalı
Aloe vera, içlerinde jel benzeri bir madde bulunan kalın yaprakları olan bir bitkidir. Dünyanın pek çok yerinde yetişebilmektedir ve birçok insanın evinde süs bitkisi olarak da bulunur. Aloe vera yapraklarındaki jelin hem saç sağlığına, hem de dermatit sorunlara iyi geldiği bilinmektedir. Özellikle cilt yaraları ve yanıklarında çok eski zamanlardan beri Aloe vera bitkisi tercih edilmektedir. Aloe vera, ayrıca saçları güçlendirmekte, egzama ve mantar gibi sorunlar karşısında saç derisini iyileştirmektedir. Kullanımını anlatmadan önce biraz faydalarından bahsetmek istiyorum sizlere…
 Kaşıntılı kafa derisini yatıştırır: Seboreik dermatit, kepek adı verilen klinik terimdir. Kaşıntılı kafa derisinin ve saçlarınızın altındaki deri döküntüleri Aloe vera ile tedavi edilebilir. 1998 yılında yapılan bir araştırma, Aloe veranın kepeklenmenin neden olduğu kafa derisi iltihaplarının giderilmesine yardımcı olduğunu bulmuştur. Aloe vera bitkisinde bulunan yağ asitleri anti-inflamatuar özelliklere sahiptir. İki kaşık Aloe vera jeline bir kaşık bal karıştırın. Karışıma bir kaşık elma sirkesi de katabilirsiniz. Yaklaşık bir saat saçınızda bekletin ve durulayın.

Parlak Olur
 Yağlı saçları temizler: Aloe vera saç folikülünü etkin bir şekilde temizler, yağ ve artıklardan arındırır. Aloe vera, saçı temizlerken saç tellerine zarar vermez. Saç ürünlerindeki diğer kimyasallardan farklı olarak, Aloe vera naziktir ve saçınızın bütünlüğünü muhafaza eder. Aloe verayı kullanmak; daha sağlıklı, daha parlak ve daha yumuşak görünümlü saçlar elde etmenin mükemmel bir yoludur.
 Saçların uzamasını sağlar: Aloe vera, bir bölgedeki kan dolaşımını artırmak için inanılmaz bir kabiliyete sahiptir. Saçınıza ve saç derinize Aloe vera kullandığınızda, kafa derinizdeki kan akışı artar. Kafa deriniz temizlendiğinde ve saç deriniz Aloe verayı emdiğinde saç kaybınız azalır ve saçlarınız daha hızlı uzar. Aloe vera yaprağından bir kaşık yardımı ile jeli çıkarın, saç diplerinize iyice yedirin. Yaklaşık bir saat saçınızda kalmasını sağlayın ve durulayın.

Saçlarınızı Güçlendiren Diğer Alternatifler

 BALIK
Saç, protein liflerinden oluşur. Dolayısıyla yeni saçların çıkması ve var olanların daha da güçlenmesi için protein almanız gerekir. Protein, saçın önemli bir bileşeni olan keratinin üretilmesinde etkilidir. Somon gibi omega-3 yağ asitleri ve protein açısından zengin deniz ürünleri tüketmek saç sağlığınızı korumanızda fayda sağlar.
 BAL
Kaşıntı ve saç dökülmesi gibi dermatit hastalıklar üzerinde yapılan araştırmalar, balın tedavi edici etkisini ortaya çıkarmıştır. Araştırma sırasında hastalara yüzde 90’ı bal, yüzde 10’u su olan karışım dört hafta boyunca uygulanmış ve olumlu etkiler gözlenmiştir. Balı besin olarak tüketebileceğiniz gibi haftada bir saçınıza uygulayarak da saç sağlığınızı koruyabilirsiniz.
 KURUYEMİŞ
Saç dökülmesinin tedavisine ilişkin en umut verici araştırma Ocak 2015’te Journal of Cosmetic Dermatology’de yayımlanmıştır. Çalışmaya katılan hastalar, altı ay boyunca omega-3 ve omega-6 esansiyel yağ asitleri ve antioksidanlar içeren bir besin takviyesi aldı. Altı aydan sonra, kişilerin yüzde 90’ında saç dökülmesinde bir azalma, yüzde 86’sında saç gelişiminde iyileşme ve yüzde 87’sinde saçlarda kalınlaşma olduğu bildirildi. Siz de omega-3 ve omega-6 yağ asidi açısından zengin olan fındık, ceviz ve üzüm çekirdeği tüketerek benzer sonuçlar elde edebilirsiniz.
 ISPANAK
Ispanak, demir açısından zengin olması ve demir emilimine yardımcı C vitamini içermesiyle saç dökülmelerini azaltmaktadır. Ispanağı haşladıktan sonra içerisine haşlanmış yumurta ve mantar koyarak güzel bir salata yapın. Üç günde bir salatanızı yenileyerek tüketin. Saçınızdaki değişimi fark edeceksiniz.
 SÜT ÜRÜNLERİ
Çinko, saç dökülmesini önleme konusunda süper bir besin maddesidir. Bir çalışmada araştırmacılar, sağlıklı saçlara sahip olan 50 kişi ile saçkırana bağlı saç dökülmesi olan 50 kişinin çinko seviyelerini karşılaştırdılar. Araştırma sonucunda saçkıran hastalarının hepsinde düşük çinko düzeyleri gözlemlenmiştir. Çinko bakımından zengin olan süt ve süt ürünleri saç dökülmelerini azaltmaktadır. Günde bir bardak süt tüketimi hem gelişme çağındaki çocuklar, hem de saç dökülme sorunu yaşayan kişiler için çok önemlidir. Sabah kahvaltılarında peynir, öğle ve akşam yemeklerinizde yoğurt tüketerek, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu çinko değerlerini sağlayabilirsiniz.
 MEYVELER
Özellikle kış aylarının meyveleri arasında yer alan portakal, mandalina ve greyfurt, C vitamini açısından oldukça zengindir. Bu meyvelerin bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği bulunur ve saç yapısının güçlenmesine katkısı vardır.
 SARI KANTARON
Nedeni tam olarak bilenmeyen saçkıran hastalığı hakkında yapılan araştırmalar; bağışıklık sisteminin zayıflaması, genetik faktörler ve stresin bu hastalıkta etkili olduğunu ifade ediyor. Saçkıran sebebiyle kelleşen bölgede tekrar saç çıktığı biliniyor ancak bu durum, hastalığın tekrarlamayacağı anlamına gelmiyor. Saçkıran ile mücadelede atılması gereken ilk adım, bir uzmana başvurmaktır ancak bitkisel çözümlerden de kaçmamak gerekir. 85 ml. sarı kantaron yağı ve 10 damla çay ağacı yağı ile hazırlanan karışım ile ilgili bölgeye hafif masaj yapmak, saçkıran tedavisinde fayda sağlayan kürlerden biridir.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.