Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Hamilelikte Kaçınılması Gereken 10 Hata

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hamilelikte Kaçınılması Gereken 10 Hata

Hamilelik sürecinde yapılan hatalar hem bebeğin hem de annenin sağlığını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Bu nedenle hamile kalmadan önce bazı alışkanlıklarımı değiştirmek gerekli. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz hamilelikte kaçınılması gereken 10 hata nedir anlattı, önemli önerilerde bulundu.

İki Kişilik Yemek Yemek

“İki canlısın, 2 kat fazla yemelisin” Bu cümleyi hemen her hamile kadın ailesinden veya eş dosttan mutlaka duymuştur. Ancak sanılanın aksine hamilelik döneminde 2 kişilik yemek bebeğe yarar sağlamadığı gibi, annenin de fazla kilo alıp doğum ve sonrasında problemler yaşamasına neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz hamilelik döneminde fazladan ortalama olarak sadece 300 kaloriye ihtiyaç duyulduğunun altını çizerek “Önemli olan fazla değil, dengeli beslenmek” diyor.

Az Su İçmek

Toplumdaki hatalı inanışlardan biri de, fazla su içilirse amnion sıvısının artacağı şeklinde. Amnion sıvısını bebeğin idrarı oluşturuyor. Dolayısıyla bu sıvının miktarını annenin içtiği su belirlemiyor. “Anne iyi beslenir ve son 3 ayda istirahat etmeye özen gösterirse, bebeğin suyu da normal olacaktır” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle bebeğin suyunun azaldığı oligohidramnıos ile seyreden, örneğin anne karnında gelişme geriliği olan durumlarda annenin istirahati önemli. Sık kontroller ve istirahatle doğumun bebek için en iyi zamanda gerçekleşmesi sağlanabiliyor. Hamilelik döneminde en az 1,5-2 litre su içmeli. Böbreklerle ilgili bir problemi yoksa bol idrara çıkarak aslında idrar yolu enfeksiyonu oluşmaması için önlem de almış oluyor”

Suda Uzun Süre Kalmak

Hamilelikte deniz ve havuz suyu zarar vermese de, vücut ısısını düşürecek kadar uzun kalmayın. Suda en fazla 30 dakika kalmanız yeterli olacaktır. Suda fazla zaman geçirildiğinde ısı kaybı oluyor ve enfeksiyonlara, özellikle idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlanıyor. Ayrıca ideal banyo suyu sıcaklığı 37-38 derecedir. Su ısısının 40 santigrat dereceyi geçmemesine dikkat edin.

Kirli Suda Yüzmek

İshal, kusma, idrar yolu enfeksiyonu, “konjonktivit” denilen göz iltihaplanmaları, cilt enfeksiyonları, özellikle mantar enfeksiyonu gibi enfeksiyonlara neden olabileceği için temizliğinden emin olmadığınız suda yüzmeyin. Bunun aksine temiz suda yüzmek ise kasların hemen hemen tümünü çalıştırdığı için hamilelik döneminde önerilen egzersizler arasında yer alıyor.

Sert Yatakta Yatmak

Hamileliğin ikinci 3 ayı itibariyle, göbeğin büyümeye başlamasıyla birlikte vücudun ağırlık merkezi öne doğru kayıyor ve buna bağlı olarak bel ile sırt ağrıları başlıyor. Toplumda bel sağlığı için sert yatakta yatılması gerektiğine yönelik yanlış bir inanış var. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz sanılanın aksine sert yatakta yatmanın sırt ve bel ağrılarına yol açtığını vurgulayarak, “Hamilelik döneminde bu sorun daha da şiddetlenebiliyor. Bu nedenle yatıldığında vücudun şeklini alabilen ve bele destek veren yatakları tercih etmekte fayda var” diyor.

Yüksek Topuklu Ayakkabı Giymek

Vücudun ağırlık merkezini değiştirerek diz, kalça ve bel ağrılarına sebep olabileceği için yüksek topuklu ayakkabılardan kaçının. Dengeli yürüyüş ve dengeli adımlar için ortopedik ayakkabılar tercih edin.

Kaplıca Havuzuna ve Saunaya Girmek

Kaplıca suyu ile banyo yapmanın sakıncası yok, fakat kaplıca havuzu veya sauna hamilelere önerilmiyor. Bunun nedeni ise sadece sıcak suyun değil ortamın da ısısının yüksek olması nedeniyle vücut ısısında artış oluşması. Sıcağın damarlarda genişlemeye yol açması sonucu düşen kan basıncı da bayılmaya neden olabiliyor. Ayrıca vücut ısısının 38,9 C’ üzerine çıkması, özellikle ilk 3 ayda bebeğin zarar görmesine yol açabiliyor. Örneğin hamilelikte ilk 3 ayda ateş yükselmesine, yarık damak dudak gibi orta hat gelişim defektlerine, kalp anomalilerine, kol ve bacaklarda gelişim anomalilerine, baş ve kafa içi gelişim anomalilerine ve düşüklere sebep olabiliyor.

Kahve Keyfini Abartmak

Kafein fazla tüketilirse metabolizmayı hızlandırdığı için çarpıntı, uykusuzluk ve ilerleyen hamilelik haftalarında mide reflüsünü artırabiliyor. Günlük güvenli tüketim dozunun 200mg/dl olduğu ve bir fincan kahvede 95mg/dl olduğu düşünülürse, günde 1 fincandan fazla kahve içmek hamilelik döneminde bu şikayetlere neden olabiliyor. Kolalı içecekler de kafein içermeleri ve gereksiz kalori sağladıkları için önerilmiyor. Bu hiç içemeyeceğiniz anlamına gelmiyor, bir kutu kolada 50 mg kafein olduğunu düşünerek dikkatli tüketin.

Bitki Çaylarında İdeal Miktarı Aşmak

Aslında ilaçların büyük bir kısmının bitkilerden elde edildiğini düşünürsek, bitki çaylarının fazla tüketilmesinin ilaç etkisi yaratacağını düşünmek yanlış olmaz. Ancak yeterli bilimsel çalışma olmamakla birlikte, hamilelikte aynı çaydan 2 fincandan fazla tüketilmesi, örneğin melisa ve yasemin çaylarını içmek, aşırı uykuya eğilim yapabiliyor. Yeşil çay da yoğun kafein içerdiği için hamilelikte günde bir fincandan fazla önerilmiyor. Özellikle hamilelikte rahim kasılmasını artırıcı etkileri nedeniyle adaçayı, ahududu, sinameki ve fesleğen çaylarından da kaçınmak gerekiyor. Hamilelikte ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve papatya çayları ise günde 1-2 fincan tüketilebilir.

Alkol ve Sigara Tüketmek

Araştırmalar günde 1-2 kadeh alkol tüketen kadınların bebeklerinde öğrenme, konuşma ve dikkat eksikliği ile hiperaktivite gibi bozuklukların daha sık rastlandığını ortaya koyuyor. Alkolün bebeğin sinir hücrelerinin gelişimi ve fonksiyonunu bozduğu, kemik ile kıkırdak hücrelerinde erken ölümlere sebep olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da bebekte yüz anomalileri oluşabiliyor. Ayrıca alkol tüketiminin düşük doğum tartılı bebek doğurma ve erken doğum riskini artırdığı tespit edilmiş.

Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Cemiyeti günde 2 kadehten fazla alkol tüketimini ağır alkol tüketimi olarak kabul edip, bu hamilelerin bebeklerinde fetal alkol sendromunun oluşma riskinin çok yüksek olduğunu belirtmişler. Bu nedenle hamilelikte özellikle ilk 3 ayda alkol tüketilmesi önerilmiyor. Hamilelikte sigara içmek de çok riskli! Öyle ki sigara içindeki kanserojen maddeler ile nikotinin bebeğe geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Filiz Candan Topuz bunun sonucunda da erken doğum, ölü doğum ve bebekte gelişme geriliği gibi son derece ciddi tablolar gelişebildiği uyarısında bulunuyor.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Gebelik Dönemi Multivitamini Brokoli

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gebelik Dönemi Multivitamini Brokoli

Sağlıklı yaşam tarzını benimsemek hayatın her sürecinde gerekli bir durum. Fakat öyle bir dönem var ki sağlıklı yaşam tarzını benimsemek, bir yerine birden fazla hayatı olumlu yönde etkiliyor. Evet, hamilelik dönemi! Sağlıklı bir hamilelik dönemi için, birtakım alışkanlıklarınıza veda etmeli ve sağlıklı bir yaşam planı oluşturmalısınız. İşte size bu özel süreçte yardımcı olacak besinler listesi…

Portakal, Gebelik Dönemi Tansiyon Riskini Azaltır

Portakal içerdiği c vitamini ile meşhur, fakat üç farklı madde daha barındırıyor. Birincisi folik asit, ikincisi potasyum ve üçüncüsü ise hisperidin. Folik asit gebeliğin özellikle öncesi ve ilk iki ayındaki önemini birçok kaynaktan biliyoruz fakat potasyum ve hisperidin daha da önemli. Potasyum tansiyonu düşürücü etkiye sahip, tıpkı hisperidin gibi. Fakat hisperidin meyvenin suyunda değil etrafını çevreleyen beyaz süngerimsi dokuda mevcut, dolayısı ile bununla birlikte yenmesini tavsiye ediyoruz. Unutmayın gebeliğin en ciddi komplikasyonlarından birisi pre-eklampsidir yani tansiyona sebep olan plasental dolaşımla ilişkili durum. Gebelik dönemi tansiyon çok riskli olabilir, bu riski biraz olsun uzak tutmak için portakal bu süreçte tüketilmesi gereken meyvelerin başında geliyor.

Sindirim Sağlığı İçin Tatlı Patates Tüketin

Tatlı patates, vücudunuzda A vitaminine dönüşen bir bitki bileşiği olan beta-karoten bakımından oldukça zengindir. A Vitamini sağlıklı fetal gelişimi için çok önemlidir. Hamile kadınların genellikle A vitamini alımlarını % 10-40 oranında artırmaları önerilir. Ayrıca, tatlı patates, kan şekeri artışını azaltan ve sindirim sağlığını artıran lif içerir.

Yoğurt Süte Oranla Daha Fazla Kalsiyum İçer

Yoğurt iyi bir protein kaynağı hatta kalsiyum kaynağıdır. Unutmayın, yoğurt süte oranla daha fazla kalsiyum içermektedir. Diğer taraftan yoğurtların içerisindeki sağlıklı aktif kültürler (maya) sayesinde mantar enfeksiyonları önlenebilmektedir. Mantar enfeksiyonları gebelik döneminde sıkça karşılaşılan bir durumdur ve korunmak için yoğurdu ihmal etmemelisiniz. Unutmadan, laktoz entoleransı olan kişiler yoğurdu tolere edebilmektedirler, bu sayede bu kişiler süt ürünlerinden yoğurt sayesinde mahrum kalmamaktadır.

Gebelik Dönemi Multivitamini: Brokoli

Brokoli koyu yeşil yapraklı sebzelerden diyoruz, fakat yaprağını göremeseniz bile tomurcukların küçük yaprakçıklardan oluştuğunu unutmayın. Aslen lahana ailesinin bir mensubu olan brokolide kalsiyum var, evet kalsiyum! Diğer yandan c vitamini, folik asit ve B6 vitamini, yani kendi başına gebelik dönemi multivitamini gibidir.

Kabızlık Sorununu Mercimekle Giderin

Mercimek aynı fasulyeler gibidir, sadece gaz oluşumuna daha az sebep olur ve içerisindeki faydalı maddeler daha yoğun oranda bulunurlar. Mercimek folik asit, demir, protein ve lif için çok iyi bir kaynaktır. Başlı başına içerdiği lif sayesinde sindirim sisteminizin gebelik döneminde iyi çalışmasını sağlayarak bu dönemde oluşabilecek kabızlık ve hemoroidlerin önüne geçebilir.

İncir, Potasyum Zengini

İncir hepimizin bildiği gibi özel bir meyve, ister kuru ister taze. İncir neredeyse diğer tüm meyve ve sebzelerden daha fazla lif içerir, potasyum zenginliği ile meşhur muzdan daha çok potasyum içerdiği gibi. Ayrıca kalsiyum ve demir için de iyi bir kaynak olup hem kansızlığa hem de kemik erimesine karşı etkilidir.

Elma ile Çocuğunuzun Alerji Olma Riskini Düşürün

Hamilelik sırasında elma tüketerek lif bakımından zengin beslenebilirsiniz. Ayrıca yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde elma tüketen annelerin çocuklarının, çocukluk alerjisi olma olasılığının daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Miyomun 8 Sinyali

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Miyomun 8 Sinyali

Rahmin kas dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümörler olarak tanımlanan miyomlar oldukça sık görülüyor. Öyle ki ülkemizde yaklaşık her 4 kadından birinde miyom tespit ediliyor. En sık üreme çağında olan 25-45 yaş grubundaki kadınlarda rastlanıyor. Bunun nedeni ise üreme çağında salgılanan östrojen hormonu. Menopozla birlikte östrojenin vücuttan çekilmesiyle birlikte miyomun büyümesi duruyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci toplumdaki yaygın inanışın aksine her miyomun ameliyat gerektirmediğine ve düzenli takibin yeterli geldiğine dikkat çekerek, “Eğer miyom sadece adet kanamasında artış ve ağrı gibi sorunlara yol açıyorsa bunlara yönelik tedavi yeterli oluyor. Ancak bazı durumlar var ki miyomların mutlaka ameliyatla alınmaları büyük önem taşıyor, çünkü geç kalındığında ameliyatın şekli değişiyor, rahim alınmak zorunda kalınabiliyor” diyor. Peki, miyomlarda cerrahi tedavi ne zaman gündeme geliyor? Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyomların ne zaman alınmaları gerektiğini anlattı, önemli uyarılarda bulundu!

Tehlike Çanları Ne Zaman Çalıyor?

Günümüzde yapılan çalışmalar miyomların oluşum nedenlerini henüz açıklayamıyor. Ancak durağan yaşayan ve şişman kadınlarda daha çok görülmesine karşın atletik kadınlarda daha seyrek ortaya çıkması, miyomlardan korunmada kas aktivitesinin önemli olduğunu düşündürüyor. Her 100 kadından yaklaşık 25’inde çapı ufak veya büyük, az sayıda ya da çok sayıda miyomlara rastlanıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyomların büyüklük ve büyüme hızları olarak her kadında farklılık gösterdiğine işaret ederek “Öyle ki miyomlar 1-2 cm’den tüm rahmi kaplayan ve karnı dolduran boyutlara ulaşabiliyor. Tek parça halinde rahmi de büyütebiliyor, birden çok yumrular halinde de görülebiliyor. Miyomların yılda 1-2 cm büyümeleri normal kabul ediliyor, ancak yılda 1.5-2 kat büyürlerse, bu durum kanser (sarkom) gibi önemli bir sorunun habercisi olabiliyor.” diyor.

Her Miyom Ameliyat Gerektirmiyor

“Miyomun varlığı bir ameliyat nedeni değildir. Çünkü miyomun kansere dönüşmesi yüzde 1-1.5 gibi oldukça düşük bir olasılıktır” diyen Prof. Dr. Fuat Demirci, “Ayrıca üreme çağındaki kadınlarda cerrahi operasyonla çıkarılan miyomların menopoz dönemine dek tekrar gelişme riski oluyor. Bu nedenle herhangi bir rahatsızlık vermiyorlarsa ya da başka olumsuzluklara yol açmıyorlarsa, özellikle üreme çağındaki kadınlarda ameliyatla miyomları almak tercih edilmiyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci hemen ameliyat yerine miyomu düzenli olarak takip etmenin ve kanama, adet düzensizliği gibi sorunlar oluşturduysa bunları ilaç ya da diğer yöntemlerle ortadan kaldırmanın daha doğru bir tercih olduğunu söylüyor.

Miyomlar Ne Zaman Alınmalı?

Miyomun varlığı tedavi nedeni olmuyor. Miyomlar ancak bazı durumlarda ameliyatla alınıyor. Bunlar;

Hamileliği önlüyorsa: Herhangi bir başka neden olmamasına karşın miyom varsa ve hasta hamile kalamıyorsa ameliyat kararı alınıyor.

Düşüğe yol açıyorsa: Hasta hamile kaldığı halde düşük ya da düşükler oluşuyorsa alınması gerekiyor.

Hızla büyüyorsa: Miyom yılda 1.5 -2 kat gibi bir hızla büyüyorsa kansere (sarkom) dönüşme riski yüksek oluyor. Bu nedenle bu risk düşünülerek ameliyat kararı alınıyor.

Adet kanamalarında ciddi artışa neden oluyorsa: Adet kanmalarını, yaşam kalitesini düşürecek ya da kansızlık oluşturacak şekilde bozuyorsa, hastanın ameliyat edilmesi gerekiyor.

Çevre organlara bası yapıyorsa: Miyom büyüklüğüne ve bölgesine göre çevresindeki organlara bası yaparak bulgu veriyor. İdrar torbasına baskı oluşturması nedeniyle sık idrara çıkmaya, üretraya bası yaparak idrar torbasını boşaltamamaya, kalın bağırsağa bası yaparak kabızlığa, etraftaki sinirlere bası yaparak ağrıya neden oluyor. Bu durumlarda da ameliyat kararı alınıyor.

Miyomun 8 Sinyali

Miyomlar genellikle belirti vermiyor, çoğu kez jinekolojik muayeneler sırasında rastlantı sonucu tespit ediliyorlar. Ancak büyümeye paralel olarak çeşitli belirtiler de oluşturabiliyorlar. Bunlar;

  • Adet kanamalarında artış,
  • Adet arası dönemde ara kanama,
  • Cinsel ilişki sonrasında kanama,
  • Sık idrara çıkma ya da idrar yapmada zorluk,
  • Karında büyüme veya şişlik,
  • Adet dönemlerinde ya da cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı,
  • Adet döneminde kanamalardaki artışa bağlı olarak kansızlık,
  • Kalın bağırsağın son kısmına bası yapması nedeniyle kabızlık.

Miyom Ameliyatında Rahmin Alınması Şart Değil!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci miyom eğer çok büyük değilse ameliyatın laparoskopi ile kapalı olarak yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Bunun nedeni ise laparoskopinin hastaya avantajlar sağlaması. Ciltte büyük kesi olmaması, daha az ağrı, daha az kanama ve enfeksiyon riskinin daha az olmasının yanı sıra hastanın hastaneden erken taburcu olup işine erken başlaması laparoskopinin avantajlarını oluşturuyor. Ayrıca laparoskopide yapışıklık az olduğu için hamile kalmayı etkilemiyor” diyor. Prof. Dr. Fuat Demirci miyom ameliyatlarında rahmin alınmasına gerek olmadığına da dikkat çekerek, “Günümüzde artık hasta olmayan organı kesinlikle almıyoruz. Örneğin meme kanserinde eskiden olduğu gibi tüm meme değil yalnızca kanserli bölge alınıyor. Bu bağlamda hastanın yaşından bağımsız olarak rahminin değil sadece miyomlarının alınması yeterli geliyor” diyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Modern çağın korkulu rüyası kanserin tedavisine yönelik bilim dünyasında çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Meme kanseri ise üzerinde en fazla çalışılan kanser çeşidi olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda meme kanseri tedavisinde çok önemli yeniliklerden biri tek doz radyoterapi yöntemi. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi uygulaması sayesinde hastaların 33 seans yerine tek bir seansta tedavi olabilir hale geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Cihan Uras’tan önemli açıklamalar…

Günümüzde her 4 kanser hastasından 3’ünde uygulanan, iyileştirici tedavi yöntemi radyoterapi yönteminde son yıllardaki hızlı gelişmeler umutları artırıyor. Artık gelişmiş radyoterapi teknikleri ile hem vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkün oluyor, hem zamandan kazanılıyor hem de kozmetik açıdan büyük avantajlar sağlanıyor. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras “Meme kanserinin tedavisinde çok önemli yeniliklerden birisi tek doz radyoterapidir. Meme koruyucu cerrahi geçiren kadınlarda normalde ameliyattan sonraki dönemlerde 25 kere tüm memeye, 8 kere de tümörün bulunduğu bölgeye olmak üzere 33 kere radyoterapi yapılır. Gerçi günümüzde gelişen radyoterapi teknikleri ile vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkündür. Ama yine de mutlaka radyasyondan yansımalardan vücut etkilenebilir. Tek doz radyoterapi ise tedaviyi bir seansa indirgiyor ve hastaya pek çok açıdan büyük kazanımlar sağlıyor” diyor.

Aynı Gün İyileşmek Mümkün

Prof. Dr. Cihan Uras bu yeni yöntemi şu sözlerle anlatıyor: “Meme koruyucu cerrahi yaptığımız hastalarda tümörü çıkardıktan sonra yara açıkken radyoterapi yapıyoruz. Özellikle burada en fazla riskli olan bölge, tümörün çevresindeki meme dokusudur. Bu tümör çıktıktan sonra bu çevre dokuyu ameliyat sırasında hazırlıyoruz ve göğüs duvarına, yani vücudumuza girecek radyasyonu engellemek için göğüs duvarına bir kurşun plak yerleştiriyoruz yaranın içinden. Üzerine ışınlamak istediğimiz meme dokusunu getiriyoruz ve daha sonra radyoterapi cihazı gelerek bu bölgeye kenetleniyor. Ve kenetlendikten sonra da buraya bir kere olmak üzere ışın veriyoruz ve bu ışınla bizim 33 kere yaptığımız tedaviyi bir kerede bitirmiş oluyoruz.”

Hastaya Pek Çok Avantaj Sağlıyor

Tek doz radyoterapi yöntemi sayesinde hastanın vücudu radyasyondan hemen hemen hiç etkilenmiyor. Çünkü sadece hedef yer ışınlanıyor, koruyucu bir plak olduğu için arkaya da geçmiyor.

Hastanın işgücü ve zaman kaybı ortadan kalkıyor. Çünkü hastaya ameliyat esnasında radyoterapi uygulandığından, ameliyatla birlikte radyoterapisi de bitiyor ve iki günde toparlanıyor.

Özellikle yurt dışından gelen hastalar için çok büyük kolaylık. Çünkü eskiden radyoterapi nedeniyle kalış süresi uzuyordu. Oysa tek doz radyoterapi ile tedavileri bittiği için kısa sürede bütün tedavileri tamamlanmış olarak ülkelerine dönüyorlar.

Meme cildi hiç etkilenmediği için radyoterapinin meme cildinde oluşturduğu değişiklikler de yaşanmıyor. Meme cildinde herhangi bir bozukluk, deformite olmuyor. Hem meme cildi korunuyor hem de daha iyi bir görüntü elde ediliyor.

Meme dokusunda uzun vadede etkilere bağlı olmak üzere memede küçülme meydana gelebiliyorken, tek doz radyoterapi ile bu sorundan da hasta korunmuş oluyor.

Ameliyat Süresine Sadece 5 Dakika Ekleniyor!

Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi yönteminin herkese uygulanamadığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Bu tedaviyi herkese uygulayamıyoruz. Çünkü belli kriterlerimiz var; tümörün özellikleri bizim için çok önemli. Hastanın yaşı çok önemli, tümörün büyüklüğü –örneğin 2 cm’yi geçmemesi gerekir- ve tümörün biyolojik özellikleri çok önemli. Kriterlere uyan hastalarımıza koruyucu cerrahiyi yaparken ameliyat sırasında tek doz radyoterapiyi uygulayabiliyoruz. Bu işlem ameliyat süresine sadece 5 dakika eklenerek yapılabiliyor.”

Radyasyon Onkoloğu ile Karar Veriliyor

Tek doz radyoterapi yönteminin Radyasyon Onkoloğu ile planlanarak yapıldığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras “Bu uygulama tek başına cerrahın kararıyla olmuyor. Biz genel cerrahi ekibi olarak hastanın bu yönteme uygun olduğunu görürsek radyasyon onkolojisi ekibimize hatta spesifik olarak meme radyasyon onkolojisi ekibimize söylüyoruz. Onlarla kararlaştırıyoruz. Onlar da bu yöntemin hastaya uygun olduğuna karar verirlerse hastalara uyguluyoruz. Yani bu kararı vermede meme cerrahı, meme radyasyon onkoloğu ve patoloğun kararları çok önemli. Üçlü ayak görevi görüyoruz. Üçümüz bir araya gelip uygun hastaya karar veriyoruz” diyor.

“Mucizeyi Yaşadım!”

Kosova’dan Türkiye’ye gelerek bir günde sağlığına kavuşan 53 yaşındaki meme kanseri hastası Fetbordha Krasta “Kosova’daki hekimim ameliyatı sadece Cihan hocaya yaptırmamı tavsiye edince ben de hemen randevu alıp geldim” diyor. Aynı gün biyopsisi ve radyoloji tetkikleri yapılan, yine hemen arkasından patoloji raporu 1 günde çıkan 2 çocuk annesi Krasta şu sözlerle dile getiriyor duygularını: “Korkulacak bir neticeyle gelmiştim ama tek doz radyoterapi sayesinde korkum da kısa sürdü, hemen işimiz bitti. Çok mutluyum. Çok kısa sürede evime dönüyorum. Bu bir mucize, mucizeyi yaşadım. Cihan hocaya minnettarım.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar