Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Hamilelikte Doğru Beslenme

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Anne olmaya karar verdiyseniz ya da hamileyseniz, beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekir. Sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan gıdaları tüketin, folik asit içeren gıda takviyeleri alın.

Hamile kalmayı düşünüyorsanız ya da anne olmak için gün sayıyorsanız, muhtemelen kendiniz ve bebeğiniz ile ilgili temel bilgileri biliyorsunuzdur.Sigara içmemek, alkolden uzak durmak, hamilelikte doğru beslenme gibi belli başlı gerekliliklerin yanı sıra; sağlıklı bir hamilelik süreci için birkaç ipucunu unutmamak gerek.
Yapılan araştırmalar, gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinin plansız gerçekleştiğini gösteriyor. Hiç beklemediği bir anda hamile kaldığını öğrenen biri için bu dönemi sağlıklı geçirmek; planlı gebelik yaşayan birine göre çok daha zor. Uzmanlar, tedbirli davranmaktan yana. Doğurganlık yaşınızdaysanız ve güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyorsanız, her an hamile kalabilirsiniz demektir. Bu gruptaki kadınlar, hem kendileri, hem de bebekleri için sağlıklı bir yaşam planı oluşturmalı ve buna uymalıdır. Sağlıklı yaşam planı, sandığınız gibi diyet listelerine uymak ya da düzenli egzersiz yapmak demek değildir. Sağlıklı yaşam planı, çevresel etkilerin zararlarından kurtulmak üzere oluşturulmalıdır.

FOLİK ASİT ALIN

Anne olmaya karar verdiyseniz yapmanız gereken ilk şey, folik asit kullanımı olacaktır. Folik asitler, gebelikten yaklaşık üç ay önce kullanılmaya başlanmalı ve gebeliğin ilk aylarına kadar kullanılmaya devam edilmelidir. New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesi ve Montefiore Tıp Merkezi’nde hamile bireyler üzerinde yapılan çalışmalar; gebelik sırasında, bebeğin gelişimi için folik asit kullanımının oldukça önemli bir yeri olduğunu göstermiştir.
Dolayısıyla listenizin en başında; en az 400 mikrogram folik asit içeren günlük bir multivitamin kullanmaya başlamak yer almalıdır. Bebeğinizin beyin ve omurilik sistemi gebeliğin ilk ayında gelişir; bu nedenle folik asit, kalsiyum ve demir gibi temel besin maddelerini en baştan almanız önemlidir. Folik asit almak, bebeğinizin spina bifida gibi nöral tüp defekti geliştirme riskini azaltır.

D VİTAMİNİ TAKVİYESİ ÖNEMLİ

Gebelik süresinde ayrıca günlük 10 mcg. D vitamini takviyesine ihtiyacınız vardır. D vitamini, bebeğinizin iskeletinin gelişimi ve gelecekteki kemik sağlığı için önemlidir. İyi yemek yemediğinizden endişeleniyor ya da sağlıklı beslenemediğinizi düşünüyorsanız, folik asit ve D vitaminini çoklu bir vitaminle almayı deneyebilirsiniz.
Hamilelik dönemi, anne açısından -gelecekte- kemik erimesi riskini de beraberinde getirir. Bu sebeple, gebelik döneminde D vitamini takviyesi de önemlidir.
Ancak bu tür takviyeleri, muhakkak gebeliğinizi takip eden doktorunuza danışarak almalısınız. Gebelik döneminde hekimler tarafından Omega 3’ten zengin beslenilmesi gerektiği ısrarla tavsiye edilir. Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan Omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer. Bu ve benzer takviyeleri, gıdalardan almak en doğru ve doğal olanıdır. Folik asidin koyu yeşil sebzelerde, kalsiyum ve proteinin süt ürünlerinde, D vitamininin doğal kaynağı güneşin yanı sıra yumurta, süt ve balıkta, Omega 3’ün ise somon gibi yağlı balıklar, ceviz ve bademde bulunduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.

KARBONHİDRATTAN UZAK DURUN

Gebelik dönemi, iştahın son derece açık ve kontrolünün zor olduğu bir dönemdir.
Bu yan etkiye bir de anne yedikçe bebeğin de iyi beslendiği inancı eklenince, anneler için durum oldukça zor bir hal alır. Şekerden zengin ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme, annenin gereksiz kilo almasına sebep olur. Bu tip beslenmektense, bebeğe faydası kesin olan ihtiyaçları tamamlamak çok daha elzemdir. Anne adayları, temel kurallar ışığında kendi bedenindeki eksiklere göre beslenmeli ve ihtiyacını tamamlamalıdır.
Bu sebeple; gebelik döneminin başında yapılan kan testleri, rezerv kontrolü için çok önemlidir.
Hamilelik dönemi, annenin sıvı ihtiyacının da arttığı bir dönemdir. Özellikle su, bol miktarda içilmelidir. Asitli gazlı içeceklerden, diyet içeceklerden uzak durulmalıdır.
Annelik, ömür boyu devam eden bir serüvendir. Bebeğinizin ihtiyaçlarını bedeninizden ayrıldıktan sonra da karşılamaya devam etmeniz gerekir. İlk zamanlar bunun en iyi yolu anne sütü vermektir.
Bebeğinizin ihtiyacına göre değişen bu harikulade sıvı, bilim adamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış.
Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır.

AZ PİŞMİŞ ET YEMEYİN

Az pişmiş et ve soğuk şarküteri ürünleri, toksoplazma taşıyıcılığı açısından yüksek risk grubuna giren gıda maddeleridir. Uzmanlar, hiçbir et ve et ürününe yüzde 100 güvenemeyeceğimizi söylüyor. Yapılan araştırmalar; az pişmiş bir dana etindeki toksoplazma barındırma ihtimalinin, pişmiş dana etine oranla 5.5 kat, az pişmiş bir kuzu etinin toksoplazma barındırma ihtimalininse pişmiş kuzu etine oranla üç kat fazla olduğunu belirtiyorlar. Toksoplazma hastalığından korunmanın tek yolu, yediğiniz ete dikkat etmekten ibaret değildir. Son derece kötü sonuçlar doğurabilen bu hastalık, iyi yıkanmamış sebze ve meyveden, evcil hayvan kumundan ve bahçe toprağından da bulaşabilir. Toksoplazma hastalığının en yüksek seviyelerde görüldüğü Fransa’da yapılan bir araştırma, evcil hayvan (genelde kedi) beslemenin hastalığa yakalanma riskini 4.5 kat artırdığını gösterdi. Uzmanlar; iyi yıkanmamış çiğ sebze yemenin de, tıpkı az pişmiş kuzu etindeki gibi hastalığa yakalanma riskini üç kat artırdığını söylüyor.

EV HAYVANLARINA DİKKAT!

Banyo temizleme veya evde beslenen hayvanları temizleme gibi günlük görevler bile hamile kaldığınızda riskli olabilir. Toksik kimyasallara maruz kalma, ağır nesneler kaldırma veya bakterilerle temasa girme size ve bebeğinize zarar verebilir. Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için şu önerilere dikkat edin:
 Ağır kaldırmayın.
 Ev temizliğinde sert kimyasalları kullanmayın. Bunların yerine organik temizleyiciler deneyebilirsiniz.
 Uzun süre ayakta durmayın.
 Evcil dostunuza veda etmeyin ancak bazı noktalara dikkat edin. Evcil hayvanlardan geçmesi muhtemel hastalıklar, onlarla yakın temas kurma oranınıza ve şekline göre tehlike oluşturur. Hayvanların ağızlarında pasteurella adında bir mikroorganizma bulunur. Bu mikroorganizma, insanlar için yabancıdır ve ciddi hastalıklara sebep olabilir. Hali hazırda bir açık yaranız varsa (derin bir çizik bile olabilir) ya da bu mikroorganizmayı taşıyan bir hayvan tarafından ısırıldıysanız ve bu ısırık neticesinde yara açıldıysa, kolaylıkla size bulaşabilir. Bu sebeple, özellikle evinizde beslediğiniz evcil dostlarınızın aşılarını mutlaka zamanında yaptırmanız gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki; sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan hayvanlarda hastalıkların büyük bölümü görülmez.

 

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Elinizi Yıkamak Ihmal Edilmemeli

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

elinizi yıkamak

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de erkeklerin yüzde 50, kadınların yüzde 78’i sadece tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkıyor. Suya daha çok dokunun.

Kışın soğuğunu bu sene tam olarak hissedemeden baharın sıcak ve güneşli günlerine kucak açtık. Bu geçiş dönemlerinde sıkça rastladığımız grip ve nezle rahatsızlıklarından çoğu kişi etkilenmekte. Bu dönemde hastalıklardan korunmak çok zor gibi görünse de elinizi yıkamak gibi basit çözümlerle önlemler alabilirsiniz.

HAVA SOĞUK DA OLSA SPOR YAPIN

Özellikle mevsim geçişlerinden oldukça etkilenen bağışıklık sistemimiz, ani sıcaklık değişiklikleri ile birlikte enfeksiyon ve hastalıklara karşı açık hale gelebilir. Bu durumu önlemek adına günlük rutininizde yapacağınız birkaç küçük değişiklikle bağışıklığınızı güçlendirip virüslerle savaşmada vücudunuza yardımcı olabilirsiniz.

İşleyen demir, pas tutmaz

Havalar soğuyunca dışarı çıkıp yürümek, bisiklete binmek, spor yapmak çok zor geliyor olabilir. Ancak yapılan birçok araştırma, fiziksel olarak daha fazla aktif olan insanların daha az hasta olduklarını gösteriyor. Havanın soğuk olmasını kafanıza takmayın. Soğuk hava hastalık yaymaz veya sizi hasta etmez.

Suya sabuna daha sık dokunun

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de yalnızca erkeklerin yüzde 50, kadınlarınsa yüzde 78’i tuvaleti kullandıktan sonra ellerini sabun ve su ile yıkıyor. Gün içinde düzenli olarak ellerinizi yıkayın. Kim ne derse desin bu, enfeksiyonu önlemek için bilinen en iyi yöntemdir.

 

ÇİĞ KURUYEMİŞ TÜKETİN

Grip aşısı olanlar şanslı

Grip aşısı hakkında çok fazla şey duymuş olabilirsiniz ama bu aşı gerçekten işe yarıyor. Her zaman kusursuz bir şekilde virüsü taklit etmese de çoğu zaman hastalığın etkisini yumuşatmayayardımcı olarak vücudun atağa geçip gribi normale göre çok daha hızlı bir şekilde uzaklaştırıyor. Bazı insanlar aşıya hafif bir reaksiyon gösterir ancak grip aşısından grip olmazsınız.

Sağlıklı beslenme altın kuraldır

Bağışıklık sisteminizin hastalıklarla savaşması için ihtiyacı olanı, meyve ve sebzelerden daha iyi başka bir şey veremez. Birçok kişi vitamin ve mineral alımını artırmak için multivitamin tercihetse de, vücudunuzun sağlığını koruması ve enfeksiyonlarla savaşması için ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almasının en iyi ve doğal yolu taze sebzelerdir. Konu beslenme olduğunda altın kural, çeşitliliktir. Tabağınızda farklı renkte sebze-meyveler bulundurmaya çalışın ve bu karışıma biraz da çiğ kuruyemiş eklemeyi deneyin.

Kaliteli uykuya dikkat

Yetersiz uyku çoğu zaman hastalığa yol açar. Herkesin uyku ihtiyacı farklıdır ancak eğer yedi saatten az uyuyorsanız vücudunuzun hastalıklarla savaşmasını önleyerek hasta olma riskinizi artırıyor olabilirsiniz.

Sağlığınız için, su için

Cildiniz dışında vücudunuzun ana koruyucu yüzeyleri hep salgı üreten yerlerdir yani ıslaktır. Gözleriniz, ağzınız, burnunuz, akciğerleriniz, mide ve bağırsaklarınızın hepsi koruyucu bir tabaka üretmek için sulu bir çözelti kullanır. Bu tabaka, vücuda girmeye çalışan her tür istilacıyı kapana kıstırarak yok olmalarına veya dışarı atılmalarına katkıda bulunur. Eğer yeterli su içmiyorsanız araştırmalar, enfeksiyona daha fazla yatkın olabileceğinizi öne sürüyor.

 

Etrafınızı dezenfekte edin

Cep telefonu ekranı ve klavye gibi sık kullandığınız yüzeyler ile kapı kolu ve alet tutacakları gibi ortak temas edilen yerleri düzenli olarak dezenfekte etmeyi alışkanlık haline getirin.

TEPSİYİ PEÇETEYLE TUTUN !

Yüzeylere dokunmayın

Ortak kullanılan yüzeyler çok kirlidir. Başkalarının elle dokunduğu yüzeylere dikkat edin. Kapı açıp kapatırken kıyafetiniz veya kolunuzla ya da kağıt havluyla dokunun. Restoranlarda tepsi gibi servis gereçlerini tutarken peçete kullanın. Başkalarının dokunduğu yüzeylere dokunmaktan ne kadar uzak durursanız hastalıklardan da o kadar uzak durursunuz.

ENGİNAR VÜCUDU TOKSİNLERDEN ARINDIRIR

Bağışıklığınızı güçlendirmeniz için tüketmeniz gereken besinlere bir göz atalım…

 

 

Enginar

Enginarın, özellikle karaciğer sağlığı için son derece önemli olduğunu hepiniz duymuşsunuzdur. Enginar, sindirim sisteminin en iyi dostu olan liften de zengindir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındırır, bağışıklığınızı güçlendirir.

Tavuk suyuna çorba

Pişirme sırasında tavuktan salınan aminoasit sisteinin, kimyasal açıdan bronşit ilacına benzer. Çorbanın tuzlu suyu, öksürük ilaçları gibi etki göstererek mukusun ince tutulmasını sağlar. Sarımsak, soğan ve baharat; çorbanın bağışıklık artırıcı gücünü daha da etkin hale getirebilir.

Et

Çinko eksikliği, vejetaryenler ve kırmızı et tüketmeyenlerde görülür. Oysa hafif çinko eksikliği bile enfeksiyon riskinizi artırabilir. Beslenme listenizdeki çinko; bakterileri, virüsleri tanıyan ve yok eden bağışıklık sistemi hücrelerinden olan beyaz kan hücrelerinin gelişimi için çok önemlidir.

Yoğurt

Probiyotikler veya yoğurtta bulunan canlı aktif kültürler, bağırsak yollarını hastalıklara neden olan mikroplardan uzak tutan sağlıklı bakterilerdir. Araştırmalar; günde 200 gram yoğurt tüketmenin, bağışıklığın artırılmasında etkili olduğunu bulmuştur.

Deniz ürünleri

Kabuklu deniz hayvanlarında bol miktarda bulunan beyaz kan hücreleri; grip virüslerini vücudun dışına çıkarmaya yardım eden proteinler olan sitokinlerin üretilmesine yardımcı olur. Somon, uskumru ve ringa balığı da enflamasyonu azaltan, hava akışını artıran ve ciğerleri soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarından koruyan Omega-3 yağları bakımından zengindir.

Yulaf ve arpa

Norveç’te yapılan bir araştırmaya göre; bu minik taneler, antimikrobiyel ve antioksidan özelliklere sahip bir lif türü olan beta-glukan içeriyor. Bu tür gıdalar bağışıklığı artırır, yara iyileşmesini hızlandırır ve antibiyotiklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Elma

Elma, içerdiği yoğun lif sebebiyle sindirim sistemine dost bir meyvedir. Ayrıca C vitamininden zengin oluşu sebebiyle mevsim geçişlerinde hastalıklardan uzak geçirmenize de yardımcı olur. Her gün bir elma yemek, sindirim sistemini düzene sokar, böylece kilo vermenize de yardımcı olur. Elma; ayrıca soğan, sarımsak, lahana, karpuz ve karnabaharda bulunan ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren kuersetin bakımından da zengindir.

 

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Saman Nezlesi Nedir?

Yayınlanma:

,

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, saman nezlesi olarak adlandırılan alerjik rinitin, soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Bahar mevsimiyle birlikte alerjinin çoğalması,polenlerin artmasıyla alerjik astım hastalarını uyarıyor, Denizhan Dizdar.

Bir çok hava akımı ve hareketinin etkisinde kalan ülkemizde; kışın sona ermesiyle,havaların ısınmaya başlaması sonucu alerji mevsimi de başladı.Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, alerji ile ilgili bilgiler verdi:“Alerji, vücudun normalde tepki vermemesi gereken maddelere aşırı reaksiyon vermesi ve hassasiyeti olarak tanımlanabilir. Teorik olarak her mevsimde görülebilir ama bahar ayları ile birlikte ağaçların, bitkilerin canlanması ve çoğalmak için polenlerini havaya dağıtmaları; bu dönemde alerjik hastalıkları artırır.”

YAZ GRİBİ DE DENİLİR

“Alerjiye neden olan maddelerin (alerjen), burun mukozasına temas etmesi sonrasında ortaya çıkan akıntı, burun ve gözlerde kaşıntı, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi şikayetlere seyreden rahatsızlığa ‘alerjik nezle’ adı verilir” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Alerji, nedeni havada bulunan ve solunumla buruna giren parçacıklara karşı gelişen anormal reaksiyondur. Alerjik nezle ile eş anlamlı olarak saman nezlesi, yaz gribi ve alerjik rinit (burun iltihabı) terimleri de kullanılır. Saman nezlesi ile soğuk algınlığının birbirine karıştırılmaması gereklidir” dedi.

ETLER, ALERJİ NEDENİYLE OLMASI GEREKENDEN FAZLA ŞİŞER

Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burun, alerjik şikayetlerin ortaya çıktığı en önemli organlardan biridir. Burun içindeki konka dediğimiz etler, alerji nedeniyle olması gerekenden fazla şişer. Çocuğunuz sürekli burnunun ucunu kaşıyor, avuç içiyle burun ucunu siliyor (alerji selamı), gözlerini ovuşturuyor, hapşırıyorsa; alerji akla gelmelidir.”

EN ETKİLİ TEDAVİ ALERJİK MADDEDEN UZAK DURMAKTIR

Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burnu etkileyen alerjik maddeler daha çok solunan havadaki alerjenlerdir. Bazen yiyeceklere karşı olan alerjiler de burnu ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjide en etkili tedavi, alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Fakat bu her zaman mümkün değildir. Böyle durumlarda, antihistaminik, dekonjestan, kortizon türü ilaç veya aşı tedavisi gerekebilir” diyor.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Ağız Sağlığı

Kanser Tedavisinde Ağız ve Diş Sağlığı

Yayınlanma:

,

ağız ve diş sağlığı

Kanser tedavisinin yan etkileriyle birlikte hastalık sürecinde ağız bakımının önemi ve ihmal edilmemesi gerektiği; aksi takdirde başka sorunlara yol açabileceği bir gerçek. Bu sebeple tedaviye başlamadan önce diş hekiminizi ziyaret etmenizde büyük fayda var. Peki kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığı nasıl olmalı?

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kanser tedavisinin sebep olduğu bazı ağız problemleri, hastanın tedaviyi ertelemesine ya da durdurmasına neden olacak kadar acı verici olabilir. Ama bu yan etkilerin en aza indirilmesinde veya kontrol edilmesinde doktorunuz ve diş hekiminiz size yardımcı olabilir” diyor.

Yazımızdaki tavsiyeleri dikkate alarak kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığınız için neler yapabileceğinizi inceleyebilirsiniz.

  • D vitamini alın,asitli içecekleri tüketmeyin.
  • Tedaviye başlamadan iki hafta önce diş hekiminizi ziyaret edin.
  • Macunlar rahatsız ediyorsa, ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın.

D VİTAMİNİ ALIN, ASİTLİ İÇECEKLERİ TÜKETMEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören ve tedavi sırasında sıklıkla mide bulantısı ve iştah kaybı yaşayabilen hastaların ağız ve diş sağlıkları açısından nasıl beslenmesi gerektiğini şöyle anlattı:

“Mideniz bulansa da önemli olan doğru miktarda besin ve kalori almaktır. Dikkate alınması gereken diğer bir şey de protein alımıdır. Aynı zamanda sebze ve meyve yiyerek yeterli vitamin alınması da gerekmektedir. Eğer ihtiyaç varsa ek vitaminlerle de destek sağlanmalıdır. Çene kemikleri dişleri desteklediğinden kemikler güçlü ve sağlıklı olduğunda dişler besinleri yeme ve çiğneme sırasında onları tutacak daha güçlü bir dayanağa sahip olur. Çoğu doktor kemik sağlığını korumak için D vitamini ve kalsiyum alınmasını önermektedir. Eğer osteoporoz gibi kemik hastalığınız varsa ilave vitaminlere ihtiyacınız olabilir. Kanser tedavisi boyunca sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Tütün, kanser teşhis edilmemiş olsa bile tüketilmemelidir. Asidik besinler ağız mukozasını irrite edebilir. Gazlı içecekler ve enerji içecekleri gibi asidik, yüksek şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Greyfurt, portakal suyu ve domates suyu da doğal asidik besinler olduğundan tüketimi azaltılmalıdır.”

TEDAVİYE BAŞLAMADAN İKİ HAFTA ÖNCE DİŞ HEKİMİNİZİ ZİYARET EDİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisine başlamadan önce ağız ve diş sağlığınız ile ilgili neler yapabileceğinizi şu sözlerle anlatıyor:

“Kemoterapi ve radyoterapiye başlamadan önce ağız ve dişlerin muayenesinin yapılması eğer bazı problemlere yatkınsanız bunların tespit edilmesi açısından yararlıdır. Diş hekimleri, hasta kanser tedavisine başlamadan en az 2 hafta önce tedavinin istenmeyen yan etkilerini azaltmak ya da kontrol altında tutmak için önerilerde bulunur. Eğer dişlerde çürük varsa ya da diş eti problemi yaşıyorsanız; bu hastalıkların önceden sabit bir duruma getirilmesi sağlanmalıdır. Muayeneden önce diş hekiminin kanserle ilgili sağlık durumunuz hakkında haberdar olması ve tıbbi hikayenizin güncel tutulması gerekmektedir. Diş hekiminiz; doktorunuzu, kanser tedavinizi ve kanserle ilgili görülen diğer belirtileri bilmek zorundadır. Tüm bu bilgiler diş hekiminize sizi nasıl tedavi edeceğini anlamasına, planlama yapmasına, doğru önerilerde bulunmasına ve doktorunuzu desteklemesine yardım eder.”

MACUNLAR RAHATSIZ EDİYORSA AĞZINIZI TUZLU SUYLA ÇALKALAYIN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser hastalarının ağız sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri ile ilgili tüyolar da verdi:

“Eğer kanserseniz, sizin için en önemli şey günde en az 3 kez diş fırçalama ve en azından günde 2 kez diş ipi kullanarak ağız hijyeninizin düzenli ve eksiksiz olmasını sağlamaktır. Kemoterapi ve radyoterapi aldığınızda tükürük akışındaki yavaşlama nedeniyle ağız kuruluğu oluşacaktır. Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının gelişmesinde daha fazla riske sahip olursunuz. İşte bu da neden her öğünden sonra diş ipi kullanmanız gerektiğinin öncelikli sebebidir. Ayrıca diş fırçalarken yumuşak aromalı diş macunları kullanılmalıdır. Çünkü keskin tatlı ürünler ağız mukozasını irrite edebilir. Eğer diş macunu ağız mukozasını irrite ediyorsa, diş fırçaladıktan sonra ağız tuzlu suyla çalkalanmalıdır. Dişeti sorunlarından korunmak için anti bakteriyel gargaralar kullanılmalı ancak alkol içeren türlerinden kaçınılmalıdır.”

KANAYAN BÖLGELERİ YUMUŞAK ŞEKİLDE TEMİZLEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kemoterapi ve radyoterapi ağzımızdaki tükürük bezlerini etkileyebilir. Ağız kuruluğu, tükürük üretiminin azalmasının neden olduğu hoş olmayan bir histir. Bu durum çürük oluşumu riskini artırmanın yanında ağız içinde yanma ve ağrı hissi de başlatabilir” diyerek ağız kuruluğu durumunda yapılabilecekleri anlatıyor:

“Kanser hastasıysanız ve de ağız kuruluğundan şikayetçiyseniz; ağız ve diş sağlığınız için en azından günde 4 defa dişlerinizi fırçalamalı, en az 1 defa da diş ipi kullanmalısınız. Eğer diş etlerinizde kanayan alanlar ya da yara varsa, bu bölgelerin etrafını yumuşak şekilde temizlemelisiniz. Ayrıca dişlerinizi çürüklere karşı korumak için fluorid içeren diş macunu kullanmanız gerekmektedir. Günde birkaç defa ağzınızı karbonatlı ve tuzlu ılık suyla ardından da sadece suyla çalkalayabilirsiniz. Gargara yapmak için alkol içermediği takdirde diğer ağız gargaraları da kullanılabilir. Kanser tedavisi görüyorsanız (bu radyoterapi ya da kemoterapi olabilir), tat alabilme duyunuz değişir ve daha önceden yediğiniz şeyleri tüketmekte zorlanabilirsiniz. Ama bu rahatsız edici zorluklara rağmen önemli olan doktorunuzun önerdiği diyeti devam ettirmektir”.

EN BÜYÜK PROBLEM AĞIZ KURULUĞU

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören hastaların ağız ve diş sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri hakkında bilgi verdi:

Kemoterapi ve radyoterapinin, kanser türüne ve yoğunluğuna bağlı ağızda görülen yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler farklı biçimlerde kendini gösterir:

– Genel olarak bağışıklık sistemi zayıflar.

– Ağız kuruluğu, tedavi süresince tükürük bezlerinden üretilen tükürüğün akışının azalması sonucu görülür.

– Tükürük miktarının azalması nedeniyle diş çürükleri hızlı bir şekilde oluşabilir ya da ilerleyebilir.

– Ağızdaki azalan tükürük miktarına bağlı ağızda, dişlerde ve dişetlerinde ağrı ya da yanma hissi olabilir.

– Yeme, konuşma ve yutkunmada problemler ortaya çıkabilir.

– Diş eti ile ilgili sorunlar meydana gelebilir.

Bütün bu yan etkileri kontrol edebilmek için ağız ve diş sağlığı adına konforunuzu koruyabilmek amacıyla diş hekiminizin tavsiyelerinden yararlanabilirsiniz.

Diş eti problemlerinin hastalıklar üzerindeki etkisiyle ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.