Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer

Hamilelik dönemi hem, anne hem de bebeğin geleceği için son derece önemli bir zaman dilimidir. Dokuz aylık bu süreçte sadece bebeği düşünmek gerekli ancak yetersiz bir tavır olacaktır.
Bu dönemde tamamen anneden beslenen bebek kadar, tabiri caizse rezervini adeta bebeğe adayan anneyi de düşünmek gerekir.
Hamilelik döneminde annenin vitamin ve besin ihtiyacı da otomatik olarak artar.
Yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde doğru beslenmenin; doğum sonrası annede gelişmesi muhtemel kronik hastalıklar ve doğum sonrası depresyonunun önüne geçebildiğini gösteriyor.
Son yıllarda hamilelik dönemi boyunca alınan folik asit takviyesini duymayan yoktur. Hatta folik asit alımı planlı hamileliklerde gebelikten önce dahi alınmaya başlanıyor. Peki folik asit takviyesi neden gerekli? Folik asit, bebekte oluşabilecek sinir sistemi problemlerinin önüne geçmek için son derece gereklidir.
Ayrıca folik asit, kan yapımında önemli rol oynar ki bu da bebeğin iyi besleneceği anlamına gelir.

D VİTAMİNİ TAKVİYESİ ÖNEMLİ
Hamilelik dönemi, anne açısında -gelecekte- kemik erimesi riskini de beraberinde getirir. Bu sebeple gebelik döneminde D vitamini takviyesi de önemlidir. Ancak bu gibi takviyeler, muhakkak takip eden doktorunuza danışarak alınmalıdır.
Gebelik döneminde hekimler tarafından omega 3’ten zengin beslenilmesi gerektiği ısrarla tavsiye edilir. Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer. Bu ve benzer takviyeleri, gıdalardan almak en doğru ve doğal olanıdır. Folik asidin koyu yeşil sebzelerde, kalsiyum ve proteinin süt ürünü gıdalarda, D vitamininin doğal kaynağı güneşin yanı sıra yumurta, süt ve balıkta, omega 3’ün ise somon gibi yağlı balıklar, ceviz ve bademde bulunduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.
Gebelik dönemi, iştahın son derece açık ve kontrolünün zor olduğu bir dönemdir.
Bu yan etkiye bir de anne yedikçe bebeğin de iyi beslendiği inancı eklenince, anneler için durum oldukça zor bir hal alıyor.
Evet, bebeğin beslenmesi için annenin yemesi gerekir ama neyi? İşte kritik soru budur.
Şekerden zengin ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme, annenin gereksiz kilo almasına sebep olur. Bu tip beslenmekdense bebeğe faydası kesin olan ihtiyaçları tamamlamak çok daha elzemdir.
Her insan gibi her hamilelik de farklıdır.
Anne adayları, temel kurallar ışığında kendi bedenindeki eksiklere göre beslenmeli ve ihtiyacını tamamlamalıdır.
Bu sebeple gebelik döneminin başında yapılan kan testleri rezerv kontrolü için çok önemlidir.
Hamilelik dönemi, annenin sıvı ihtiyacının da arttığı bir dönemdir. Özellikle su, bol miktarda içilmelidir. Asitli gazlı içeceklerden, diyet içeceklerden uzak durulmalıdır.
Annelik, ömür boyu devam eden bir serüvendir. Bebeğinizin ihtiyaçlarını bedeninizden ayrıldıktan sonra da karşılamaya devam etmeniz gerekir. İlk zamanlar bunun en iyi yolu anne sütü vermektir.
Bebeğinizin ihtiyacına göre hal değiştiren bu harikulade sıvı, bilim adamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış. Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır. Peki nedir bu anne sütü ve nelerden oluşur?

ALTIN SUYU DA DENİLİR
Anne sütünün içeriği, verildiği döneme, annenin beslenme durumuna ve bebeğin doğum zamanına göre değişiklik gösterir.
Prematüre doğan bir bebeğin ihtiyaçları vaktinde doğan bir bebekten farklıdır ve yapılan araştırmalar, prematüre doğan bebeklerin annelerinden gelen sütün diğer annelerinkinden farklı olduğunu gösteriyor.
Bu gibi misaller, anne sütünün nasıl bir mucize olduğunu bir kez daha ifade ediyor.
İlk yedi gün anne memesinden gelen süte, kolostrum adı verilir.
‘Altın suyu’ olarak da tanımlanan sarımsı renkte ve koyu kıvamdaki bu süt özellikle protein, mineral ve vitamin bakımından zengindir. Sarımsı renk, yüksek beta karoten düzeyinden kaynaklanmaktadır.
Yapılan araştırmalara göre, kolostrumdaki proteinler, bebeği hastalıklara karşı koruyucu antikorlar (özellikle IgA) ve bağırsak epitelinin direncini artırıcı maddeler içerir. Doğumdan hemen sonra yeni doğana ilk besin olarak kolostrumun verilmesi, bebeğin dış ortamdaki patojen bakterilere karşı korunmasını sağlar. Doğumdan sonra damla damla çok az miktarda gelen bu sütün miktarı, bebek emdikçe artmaktadır.
Halk arasında ağız sütü olarak tanımlanan kolostrumun enerji içeriği 67 kcal/100 ml’dir.
Özellikle ilk altı aylık dönemde başka hiçbir takviyeye ihtiyaç duymadan bebeğin beslenmesi için anne sütü tek başına yeterlidir.
Su da bu takviyelerden biridir ve özel durumlar ya da doktor tavsiyesi dışında verilmesine gerek yoktur.

ANNE SÜTÜNÜN İÇİNDE NELER VAR?
Proteinler : Anne sütünde dokuz protein fraksiyonu bulunur ve protein yapı taşları, yani aminoasitler yüksek orandadır.
Karbonhidratlar : Anne sütündeki karbonhidrat; süt şekeri, yani laktozdur.
Laktoz, bebeğin kan şekerinin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Ayrıca kalsiyum emilimini kuvvetlendirici etkisi vardır. Laktozun galaktoz kısmı, yağlarla bileşik yapıp bebeğin beyin dokusu gelişimini sağlar. Laktoz aynı zamanda bağırsaktaki zararlı olmayan mikroorganizmaların çoğalmasına neden olur (prebiyotik etki).
Bu da bağırsak enfeksiyonlarını, belirgin oranda azaltır.
Yağlar : Yağlar, yeni doğan bebekler için enerji kaynağıdır.
Beyin gelişimi için yağ asidine ihtiyacı olan bebekler bu yağ asitlerini anne sütünden temin ederler. Bebekler için yağ, oldukça önemlidir.
Beyin ve sinir sistemi gelişimi dışında gözde retina fonksiyonları için gerekli olan doymamış yağ asitleri de anne sütünde bulunur.
Mineraler : Anne sütünde, potasyum, sodyum, kalsiyum ve çinko bulunur. Bu minerallerin tamamı bebeğin ihtiyacına göre şekillenir ve gelişim sürecindeki yerini alır.
Enzimler : Anne sütünde sindirime yardım eden 20’den fazla enzim vardır.
Bu maddelerin bir kısmı bebekte sindirimi kolaylaştırırken bir kısmı hücresel düzeyde, mikropların vücutta etkisiz hale getirilmesi sırasında destek sağlar.