Sosyal Medya

Kadın Sağlığı

Hamilelik Sonrası Depresif mi Hissediyorsunuz ?

Gamze Şenbursa

Yayınlanma:

,

Hamilelik Sonrası Depresif mi Hissediyorsunuz?

Bütün anneler doğum sonrası yaşadıkları mutluktan bahseder . Toplum baskısı mı gelenekçilik mi bilinmez anne olmaktan sızlanan bir anne gördünüz mü? Anneler için doğumla birlikte gelen mutluluğun arkasında a’dan z’ye değişen hatta birazcık da karmaşık hale gelen yeni bir hayat başlar aslında. Hamilelik sonrası gelen bu yeni hayat, bebekle birlikte gelen yeni sorumlulukları, hayatı yeniden gözden geçirme güdüsünü, yetememe korkusunu da  beraberinde getirir. Buda annelerde bir takım duygusal travmalara yol açar.

2016 yılında Journal of Affective Disorders ‘da yayınlanan bir çalışmada tıbbi olarak Postpartum depresyon olarak adlandırılan doğum sonrası depresyon doğum ile ilişkili en yaygın duygu durum bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Yine aynı dergide 2015 yılında yayınlanan başka bir çalışmada ise doğum sonrası depresyon görülme oranının , doğum sonrası ilk 12 ayda % 0.5 ile% 60.8 arasında olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte postpartum depresyon oranı,  gelişmekte olan ülkelerde% 1.9’dan-  % 82.1’e , gelişmiş ülkelerde ise % 5.2’den % 74.0 gibi geniş bir aralıkta değişmektedir. Bu çalışmada doğum sonrası depresyon nedenleri ise doğum öncesi depresyon ve kaygı düzeyi , önceki psikiyatrik hastalık öyküsü , kötü evlilik , stresli yaşam , gebeliğe karşı olumsuz tutum ve sosyal desteğin olmaması ile ilişkilendirilmiştir.

2017 yılında American İndian and Alaska Native Mental Health Research ‘de yayınlanan çalışmada Amerikan Hintli /Alaskalı yerli annelerde 3-24 ay içinde stresli yaşam olayları ve doğum sonrası depresif belirtiler araştırılmış; Partnere bağlı ve travmatik stresli yaşam olayları ile postpartum depresif belirtiler riskindeki artış arasında anlamlı şekilde ilişki bulunmuştur.

2016 yılında yapılan Journal of Central South University ‘de yayınlanan çalışma ise oldukça ilginç; Bu çalışma özellikle çoklu doymamış yağ asitleri, D vitamini ve homosistein dahil birkaç besin maddesinin anormal konsantrasyonunun postpartum popülasyonda, depresyon ile ilişkili olduğuna yönelik kanıtlar gösterilmiştir.

Hormonlar da etkiler

Hormonlar da doğum sonrası depresyon üzerinde önemli rol oynamaktadır. Tüm gebelik süreci boyunca vücuttaki hormon salınımlarında değişiklikler olur. Kiminin salınımı artarken kiminin azaldığı farklı bir dönem gebelik. Bu dönemde her zamankinden daha aktif çalışan hipofiz bezi ise son dönemde artık iflas bayrağını çekebilir. Hatta bazen doğum sancılarını başlatacak kadar bile enerjisi kalmaz. Bunun yanı sıra süt bezlerini de aktive edemez ve süt ya bebeğe yetmeyecek kadar az üretilir ya da hiç olmaz. Bununla birlikte uykusuzluk, cinsel isteksizlik, yorgunluk ve hatta bulantı-kusmalar, soğuğa dayanıksızlık oluşur ve doğum sonrası depresyonun bulguları ortaya çıkar.

Nedeni ne olursa olsun doğum sonrası depresyon mutlaka tedavi edilmelidir. Bu durum hem anneyi hem bebeği hem de aile hayatını olumsuz etkileyen bir süreç yaratır. Ve birçok anne bu sürecin aslında bir depresyon olduğunu ve tedavi edilebileceğini bile bilmez. Peki tedavide neler yapılabilir?

Egzersiz yapın!

En basit yöntem 2017 yılında Birth’da yayınlanan bir çalışmada gösteriliyor aslında. Bu çalışma daha iyi psikolojik düzey ve doğum sonrası depresif belirtileri azaltmak için hamilelik döneminde ve doğum sonrasında yapılan  EGZERSİZİN güvenli bir strateji olduğundan bahsediyor. 2017 yılında Journal of Exercise Rehabilitation’da  yayınlanan başka bir çalışmada  ise  koşu bandında yapılan egzersizin  SEROTONİN seviyesini arttırarak doğum sonrası depresyonu  çok etkili bir şekilde iyileştirdiği yönünde.

Bununla birlikte birkaç küçük dokunuşla doğum sonrası depresyonu tamamen ortadan kaldırmak  da mümkün. Bu dokunuşun adı ise  REFLEKS TERAPİ. Hem kendinizi kuş gibi hissetmenizi sağlayan hem de doğal yollarla doğum sonrası depresyonu  tedavi eden bir yöntem. Bu yöntem ile doğum sonrası depresyon tedavi edilir. Hipofiz bezi tekrar uyarılarak hormon salgısının rejenerasyonu hatta sütü kesilmiş annelerin yeniden sütünün gelmesi bile sağlanabiliyor.

Hayat mucizelerle dolu, ne getireceği hiç belli olmaz. Belki de doğum sonrası hem kendinize hem bebeğinize hem de ailenize yapacağınız en büyük iyilik Refleks Terapi ile tanışmaktır.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Vitamin ve Mineral Kaynakları

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

vitamin ve mineral kaynakları

Kemik erimesi için kalsiyum, hamileler için folik asit takviyesi önem taşıyor. Süt, balık ve yeşil yapraklıları tüketmenin yanı sıra vitamin de almaya çalışın.

Dengeli bir beslenme, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından birisidir. Farklı yiyecek gruplarını beslenme programınıza dahil ederek vücudunuzun verimli bir şekilde çalışması için gerekli olan besin maddelerini de sağlamış olursunuz. Ancak yediğiniz gıdalardan günlük vitamin miktarını yeterince karşılıyor musunuz? Özellikle kadınlar için önemli olan vitamin ve mineral kaynakları olan besinleri bu haftaki yazımda bulabilirsiniz.

Vitamin takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey, doktorunuza danışmaktır. Sizin için en doğru olan vitamin tavsiyesini elbette doktorunuz verecektir.

Demir 

Demir, yaşamak için ihtiyacımız olan en önemli mineraller arasında yer alır. Demir; alyuvarlarda hemoglobin üretmek, hücrelere oksijen taşımak, hücre gelişimi ve büyümesini düzenlemek, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ve beyin fonksiyonlarını desteklemek gibi son derece hayati görevleri üstlenir. Ayrıca demir, vücuttaki sıcaklık düzenini destekler; doğru hücre büyümesi için de gereklidir. Yapılan araştırmalar ışığında yaşa göre değişen demir ihtiyacının bir listesi oluşturulmuş. Bu liste şöyle:
 19-50 yaş arası kadınlar: 18 mg.
 14-50 yaş arası hamile kadınlar: 27 mg.
 14-18 yaş arası emziren kadınlar: 10 mg.
 19-50 yaş arası emziren kadınlar: 9 mg.
 51 yaş üstü herkes: 8 mg.

Nereden alabilirim?

Kırmızı et, tavuk, hindi, balık, tahıllı gıdalar, fasulye ve koyu yeşil yapraklı sebzelerden demir ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Kalsiyum 

Kemik sağlığı için hayati önem taşıyan, vücut için yeterli kalsiyum seviyeleri aynı zamanda arter, ven ve kas fonksiyonunu korurken hormonların dengelenmesine yardımcı olur. Bu, kadınlar için olmazsa olmaz mineral aynı zamanda kas kasılmalarını azaltır, sağlıklı bir kan basıncının korunmasına yardımcı olur.
Kemiklerimiz yaşamın erken dönemlerinde (30 yaşından önce) ihtiyaç duydukları kalsiyumun çoğunu alsalar da, besinler daha sonradan kemik sağlığının korunmasında büyük rol oynar. Besin değeri yüksek gıdalar, kas kasılması, sinir ve kalp işleyişi, diğer biyokimyasal reaksiyonlar gibi temel vücut işlevleri için gereklidir. Günlük besin listenizde yeterli miktarda kalsiyum yoksa, vücudunuz kemiklerinizin arasından kalsiyumu çıkarır ve vücudunuz zayıflar.

Nereden alabilirim?

Süt, brokoli, badem, ıspanak, soya peyniri ve sardalya gibi kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslendiğinizde vücudunuzun ihtiyacı olan kalsiyumu almış olursunuz.

Folik Asit 

Kadınların yakından tanıdığı folik asit; kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere yeni hücreler üretmeye ve sürdürmeye yardımcı olur. Sinir sisteminin mesaj taşıyan moleküllerinde dengeyi korur, zihinsel ve duygusal sağlık için de oldukça önemlidir.
Folik asit, kansızlığın önlenmesini sağlar. Özellikle hamilelik öncesi dönem ve hamilelik sırasında kullanılması gereklidir. Gebelik sırasında folik asit eksikliği, erken doğumlar ve nöral tüp defekti ile doğan bebekler gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Çalışmalar, gebelik öncesi ve ilk üç aylık dönemde folik asit takviyeleri alan kadınların, nöral tüp defektli çocuğa sahip olma riskini yüzde 72 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Önerilen günlük miktar 400 mikrogramdır; bu ihtiyaç, hamile kadınlar için 600 mikrograma kadar yükselir.

Nereden alabilirim?

Doğal kaynaklar arasında yapraklı yeşil sebzeler, meyveler ve fasulye bulunur.

Magnezyum 

Vücudunuz bu minerali; normal kas ve sinir fonksiyonunun muhafaza edilmesi, kalp ritimlerinin sabitlenmesi, sağlıklı bir bağışıklık sistemi, kemiklerin güçlenmesi için kullanır. Ayrıca kan şekeri düzeylerinin düzenlemesine yardımcı olmak, tansiyonu dengede tutmak, krampları, baş ağrısını ve migreni azaltmaya yardımcı olmak için de vücudun bu minerale ihtiyacı vardır.

Nereden alabilirim?

Kabak çekirdeği, ıspanak, siyah fasulye, soya, fındık ve avokado; magnezyum açısından zengin gıdalar arasındadır.

Omega 3

Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığı riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur.

Nereden alabilirim?

Somon balığı, fındık, ceviz, keten tohumları ve yapraklı sebzeler gibi gıdalardan omega 3 alabilirsiniz. Takviye almanız, yeterli seviyede omega-3 aldığınıza emin olmanızı sağlar. Her iki durumda da eğer sağlıklıysanız 500 mg, kalp rahatsızlığınız varsa 800-1000 mg arasını ve yüksek trigliserid seviyelerine sahipseniz 2000-4000 mg’ı hedefleyin.

Biyotin

AB vitamini, bazen H vitamini veya B7 vitamini; biyotin olarak anılır. Güzellik vitamini olarak bilinen biyotinin vücuda en önemli faydası, hücre gelişimine katkıda bulunmak ve kanın şeker seviyesini ortalama düzeyde tutmaktır. Özellikle kadınların önem verdiği saç ve tırnak sağlığına olan pozitif etkisi ile biyotin günümüzde birçok kozmetik ürününde kullanılmaktadır.

Nereden alabilirim?

Pazı, havuç, fındık, siyah çay, pirinç, ceviz ve yumurtadan bu vitamini elde edebilirsiniz.

C vitamini

Yeterli miktarda C vitamini seviyesi kırışıklıkları azaltmaya, zararlı serbest radikalleri emmeye ve nörotransmitter üretimine, yara iyileşmesine ve proteinin metabolize edilmesine yardımcı olur.

Nereden alabilirim?

Brüksel lahanası, çilek, kırmızı biber, portakal, kivi, yeşil biber, brokoli, greyfurt, domates suyu, lahana; C vitamini açısından zengin kaynaklardır.

Vitaminlerden ve kaynaklarından bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Göze Çarpanlar

Kalp Krizi Riskini Arttıran Kadın Hastalıkları

Yayınlanma:

,

Kadınlarda kalp krizi göğüs ağrısıyla gelmiyor.

Kalp hastalıkları toplumda hala ‘erkek hastalığı’ olarak kabul edilse de, kalp krizi kadınlarda bir numaralı ölüm sebebi. 80’li yıllardan günümüze toplam kalp krizi görülme oranı azalırken, 40-50 yaş arasındaki kadınlarda bu oran giderek arttı. Öyle ki; erkeklerde kalp krizi sonrası ölüm oranı yüzde 36 iken, kadınlarda yüzde 47 seviyelerinde. Bunun sebebi ise kadınlarda kalp krizi riskini arttıran hastalıkların görülmesi. Ülkemizin kadınlarda kalp krizi nedeniyle ölüm oranı açısından Avrupa birincisi olduğunun altını çizen Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nalan Karadağ; “Kadınlar kalp yetersizliği ve inme açısından da erkeklere göre daha riskli durumda. Bunun birinci nedeni kadınların fizyolojik farklılıkları; ikinci en önemli neden ise hamilelik diyabeti, menopoz, meme kanseri gibi bazı kadın hastalıklarının kalp krizi riskini artırması” diyor.

Özellikle 40-50 yaş arasındaki kadınlarda kalp krizi görülme oranı son yıllarda hızla artıyor. Bunun temelinde ise hem fizyolojik hem de çevresel faktörler yatıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nalan Karadağ, “Kadınların damar yapısı erkeklerden daha farklı ve bu farklılıklar kalp damar hastalıklarının seyrini değiştiriyor. Bununla birlikte hamilelik diyabeti ve hipertansiyonu, menopoz, meme kanseri, polikistik over sendromu gibi bazı kadın hastalıkları da kadınlarda kalp krizi riskini etkileyebiliyor” diyor. Bununla birlikte kadınlarda görülen kalp krizi şikayetlerinin tipik kriz belirtilerinden de farklı seyrettiğini söyleyen Dr. Nalan Karadağ, “Fizyolojik değişikliklerden dolayı kadınlarda kalp krizi belirtileri, sıklıkla klasik göğüs ağrısı yerine ani bastıran yorgunluk, bulantı, mide ağrısı şeklinde olabiliyor; şikayetler haftalar öncesinden başlayabiliyor” diyor.

Kadınlarda kriz tıkanma değil spazm kökenli

Kadınlarda kalp krizi ve kalp damar hastalıklarının artan sıklıkta görülmesinin ilk nedeni fizyolojik farklılıklar. Erkeklere göre kadınlarda damar yapısının daha farklı olduğunu belirten Dr. Nalan Karadağ; “Kadınlarda damar yapısı daha ince. Damar kireçlenmesi kısa bölgelerde ‘ileri darlık’ şeklinde değil tüm damar boyunu tutuyor ancak darlık oranı daha az izleniyor. Özetle tıkayıcı darlık oranı erkeklere göre daha az görülüyor. Bununla birlikte, kadınlarda sıklıkla kalp damarlarında damar kireçlenmesi sonucu tıkanma yerine spazm veya yırtılma kökenli kalp krizi de gelişebiliyor” diyor.

Kadınlarda kalp krizi riskini arttıran hastalıklara dikkat!

Kalp hastalığı riskleri, genel olarak kadınlar ve erkeklerde benzer olmakla birlikte, bazı risk faktörleri sadece kadınları etkiliyor. Özellikle bazın kadın hastalıkları kadınlarda kalp krizi riskini artırmada önemli bir rol oynuyor. Dr. Nalan Karadağ bu hastalıkları şöyle sıralıyor:

Hamilelik diyabeti

Hamilelik diyabeti sadece gebelik sırasında oluşan ve doğum sonrası normale dönen kan şeker yüksekliği olarak değerlendiriliyor ve uzun vadede tip 2 Diyabet riskini artırabiliyor. 20 yıl boyunca hamilelik diyabeti olan kadınların izlendiği bir araştırmaya göre; diyabet ve diğer metabolik sorunlar, henüz belirtileri ortaya çıkmadan önce bile kadınlarda damar kireçlenmesini tetikleyebiliyor. Erken yaşlarda kalp ve damar hastalıkları görülme riskini yükseltebilen bu durum nedeniyle, kadınların kalp hastalıkları yönünden daha erken yaşta takip edilmesi önemli.

Polikistik over sendromu

Polikistik over sendromu olan kadınlarda, kalp damar hastalığı riskini artıran çoklu risk faktörleri bulunuyor. Bu faktörler arasında erkek cinsiyet hormonlarının yüksekliği, santral obezite, insülin direnci, şeker intoleransı ve kolesterol düzeylerinin artması yer alıyor. Polikistik over, kadınlarda damar kireçlenmesi riskini de iki kat artırabilen bir hastalık. Bu nedenle kalp hastalığı riskini azaltmak için, ağırlıklı olarak kadın doğum ile ilişkili görülen polikistik over hastalığının tedavisini multidisipliner bir yaklaşım ile ele almak gerekiyor.

Hamilelik hipertansiyonu (preklampsi ve eklampsi)

Hamilelik sırasında gelişen hipertansiyon uzun dönemde kadınlarda kalp hastalığını 6 kat, diyabet riskini ise 3 kat artırıyor. Bu riskin doğumdan sonraki ilk 5-10 yıl içinde bile ortaya çıkma ihtimali mevcut.

Menopoz

Elbette menopoz bir hastalık değil, doğal bir dönem. Ancak menopozun olumsuz etkilerinden korunmak için yapılan tedaviler kalp hastalıkları riskini artırabiliyor. Hormon replasman tedavileri, kadınlarda hem kanın pıhtılaşma eğilimini hem de kalp damar hastalıkları riskini artırabiliyor.

Meme kanseri

Meme kanserinde uygulanan kemoterapi ve radyoterapi doğrudan veya dolaylı yoldan kalp hastalığı riskini artırıyor. Uygulanan tedaviden birkaç yıl sonra başlamayan risk, 20 yıla kadar görülebiliyor. Bu nedenle meme kanseri tedavisi gören kadınların, hangi yaşta olursa olsun kalp ve damar hastalıkları yönünden düzenli kontrollerini yaptırması gerekiyor.

Otoimmün hastalıklar

Bağışıklık sisteminin kendi dokularına saldırması sonucu gelişen bir hastalık grubu olan otoimmün hastalıklar, elbette ki sadece kadınlarda görülmüyor. Ancak araştırmalar; otoimmün hastalıkların birçoğunun daha çok kadınlarda görüldüğünü gösteriyor. Özellikle romatoid atrit ve sistemik lupus eritematozus (SLE) gibi romatizmal hastalıklar, kadınlarda özellikler genç yaş grubunda kalp damar hastalığı riskini artırıyor. Yapılan bir çalışmaya göre; 35-44 yaş arasında SLE olan bir kadında yaşıtlarına göre kalp krizi geçirme riski 50 kat artıyor. Bununla birlikte, otoimmün hastalıklarda bağ dokusu dışında damar içyapısı ve kalbin kendi kas ve kapak dokularına karşı saldırı geliştiği saptanmıştır.

Kadınlar göğüs ağrısıyla başvurmuyor

Kadınlarda kalp krizinin sıklıkla standart göğüs ağrısı şeklinde belirti vermediğine dikkat çeken Dr. Nalan Karadağ, kadınların bu nedenle doktora başvurmayı geciktirdiklerini ve çok ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabildiklerini belirtiyor. Kadınlarda sıklıkla görülen kalp krizi şikayetlerinin; nefes darlığı, aşırı yorgunluk, çene veya dişlerde ağrı, kollarda ağırlık hissi ve haftalar öncesinden başlayan hazımsızlık olabildiğini belirten Dr. Karadağ; doktor muayenesi gerektiren belirtileri ise şöyle sıralıyor: “Ani bastıran yorgunluk, nefes darlığı, göğüs üzerinde baskı hissi, mide ağrısı, boyun, sırt, çene, sağ kol ve sağ omuzda ağrı, ani soğuk ter boşalması gibi durumlarda hastanın zaman kaybetmeden elektrokardiyografi çektirmesi gerekiyor.”

Kadın kalbinin farkları neler?

  • Kadınlarda kalp boyutları daha küçüktür.
  • Hormonal olarak östrojen ve progesteron baskındır.
  • Adet döngüsü, kan pıhtılaşmasında ve elektrokardiyografi (EKG) bulgularında değişikliklere yol açar.
  • Kalbin atım hacmi yüzde 10 daha azdır.
  • Nabız sayısı daha yüksektir.
  • Damar yapısı daha incedir, kalp damarlarındaki darlıklarsa daha uzundur.

 

Kalp krizini arttıran başka etkenlerden bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya, kalp hastalıklarını azaltmanız için tüyolar bulabileceğiniz bir başka yazımız için ise buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Kadın Sağlığı

Gebelikte Boşaltım Yolu Sorunları

Gazi Yıldırım

Yayınlanma:

,

Gebelikte Boşaltım Yolu Sorunları

Gebelikte Boşaltım Yolu Sorunları

Bu yazımızda sitemizin yazarlarından Prof. Dr. Gazi Yıldırım, Gebelikte boşaltım yolu sorunları ile ilgili merak edilenleri cevapladı.

GEBELİKDE İDRAR KAÇIRMA

Neden

İdrar kaçırma idrarın kontrolsüz olarak dışarı çıkması şeklinde tariflenebilir. Gebelik ve gebelik dışı idrar kaçırmalar temelde ya idrar çıkışını kontrol eden kas demetlerinin iyi çalışmamasınaa bağlı olarak öksürüp hapşırmakla ya da idrar torbasının aşırı  irritasyonuna bağlı olarak sıkışma hissi ile birlikte tuvalete yetişme ihtiyacının ön planda olduğu şekilde gözlenebilir.

Nasıl Gelişir?

Gebelikde kan hacminin artması ve buna bağlı böbreklerden süzülen kan miktarının artması nedeniyle saatlik idrar yapımı artar. Ancak gebe rahmi ile idrar torbası arasındaki yakın komşuluk nedeniyle rahim mesaneye yukardan bastırır: gebelik haftası attıkça idrar torbası da yukarı doğru çekilir. Bu gibi idrar torbası konumunun değiştiği durumlarda idrarın tam olarak boşaltılamamasına bağlı olarak idrar yolu enfeksiyonları daha sık görülmektedir. İdrar yolu enfeksiyonları mesane iç duvarını olumsuz etkileyerek mesane kaslarının istemsiz kasılmasına ve ani sıkışma hissi ile birlikde idrar tutulmasının kontrol edilememesi ile birlikde idrar kaçırmaya neden olur. Bazen mesanenin büyüyen rahim ile birlikte yukarı asılması idrar çıkışını kontrol eden kasların dizilimini etkileyebileceğinden etkili kasılmayı önleyerek öksürük hapşırık gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda idrar kaçışına sebep olabilir. Daha önceden normal doğum yapmış  veya aşırı kilolu bayanlar, kas rahatsızlığı olanlar,  sık idrar yolu enfeksiyonu olan gebelerde de idrar kaçırma daha sık görülür. Gebeliğin ileri haftalarında ise artık bebek doğum kanalına girmeye başladığından idrar torbasına bası yapar, idrar torbası kapasitesi azalır. Sık idrara çıkma ve idrar kaçırma görülür.

Öneriler

Böyle bir durum varlığı aslında çoğu zaman hekimden gizlenir. Çünkü idrar kaçırma toplumda ayıp olarak değerlendirilir ve çoğu hasta idrar kaçırdığını söylemek istemez. Ancak gebelikde karşılaşılan bu durum risk faktörleri ortadan kaldırıldığında çoğu zaman düzelmektedir. Basit bir idrar yolu enfeksiyonunun tedavisi çoğu irritasyona bağlı sıkışma hissini ve idrar kaçırma durumunu önleyebilmektedir. Çoğu gebe bu tür enfeksiyonların tedavisinde ilaç kullanmak istememektedir. Oysa bilinmelidir ki idrar yolu enfeksiyonu olduğu halde tedavi edilmezse erken doğum riski olabilmektedir. Lokal enfeksiyonlar rahim içeriğini ve fetal yapıları etkileyebilecek derecede ciddi bir hal alabilirler. Hatta ileri haftalarda amniyotik suyu gelmeye başlayan gebeler bunu farketmeyip idrar kaçırdıklarını zannedebilirler ve bu nedenle fetal yapıların enfeksiyonu ile birlikde istenmeyen erken doğumlar gözlenebilir. Gebelerin bu nedenle bu sorunlarını hekimleri ile birlikde tartışmaları ve önlemler almaları gerekmektedir.

GEBELİKDE KABIZLIK

Neden

Gebelik kadının yapısının değiştiği yeni bir ortamın kurulduğu bir sistem olarak düşünülmelidir. Bu değişiklikler içerisinde kabızlık çoğu gebede sıkça karşılaşılan durumlardan birisidir. Temelinde değişen hormonal  denge , tüketilen besinlerin değişmesi ya da  kullanılan ilaçlar olabilir.

Nasıl Gelişir

Gebelikde artan progesteron hormonu düz kas üzerinde rahatlatıcı, kasılmayı önleyici etkiye sahiptir. Bu nedenle düz kas hücrelerinden oluşan içi boşluklu organlarda örneğin barsaklar, safra kesesi, idrar taşıyan kanallar gibi yapılarda gevşeme söz konusudur. Kabızlıkla ilgili olarak gevşeyen ve hareketi azalan barsaklarda dışkı daha uzun süre kalır. Bu artan süre nedeniyle içerisindeki su miktarı vucuda geri emildiğinden kıvamı sertleşir ve atılması zorlaşır. Kullanılan bazı vitamin ve demir ilaçları barsak sistemi üzerine kabızlığı artırıcı etki gösterebilirler.

Öneriler

Gebeler bol su içmelidirler. Bu altın kuraldır. Su alımının artmasıyla hem barsak hareketleri artar hem de dışkı içeriğinin yumuşaması sağlanır. Aşırı kabızlık durumunda ise dışkı yumuşatıcı ilaçlar ya da lavmanlar gebeliğe zararı olmadan güvenle kullanılabilirler. Bol sebze, meyve, lifli gıda tüketimi de barsak hareketlerini artırarak kabızlığı önleyecektir.

GEBEDE HEMOROİT

Neden

Kilolu olmak , kabızlık ve buna bağlı ıkınmalar, gebelik haftasının büyümesiyle karın iç basıncının artması, çoğul gebelikler, damar sisteminin hormonlar etkisiyle genişleyip akımlarının azalması gibi durumlar hemoroid oluşumunu artırırlar.

Nasıl Gelişir

Değişen gebelik fizyolojisi nedeniyle düz kas içeren barsak dokusu gibi damar dokusunda da genişlemeler ve gevşemeler olmaktadır. Artan kan miktarı , karın içi basıncın artması ve kabızlığa bağlı aşırı ıkınma gibi durumlarda makat çevresi damarlarda genişlemeler oluşarak hemoroid oluşur.

Öneriler

Yumuşak gıdalar ile beslenme, kabızlığın önlenmesi, gaita yumuşatıcılar hemoroid oluşumunu önleyebilirler. Hemoroidler bazen içlerindeki kanın pıhtılaşması ile ağrı oluşumuna yol açabilirler. Gerekli olgularda cerrahi müdehale önerilebilir. Oturma  banyoları hemoroid sancısını azaltabilir.

 

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.