Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Hamilelik Sonrası Depresif mi Hissediyorsunuz ?

Gamze Şenbursa

Düzenleyen

on

Hamilelik Sonrası Depresif mi Hissediyorsunuz?

Bütün anneler doğum sonrası yaşadıkları mutluktan bahseder . Toplum baskısı mı gelenekçilik mi bilinmez anne olmaktan sızlanan bir anne gördünüz mü? Anneler için doğumla birlikte gelen mutluluğun arkasında a’dan z’ye değişen hatta birazcık da karmaşık hale gelen yeni bir hayat başlar aslında. Hamilelik sonrası gelen bu yeni hayat, bebekle birlikte gelen yeni sorumlulukları, hayatı yeniden gözden geçirme güdüsünü, yetememe korkusunu da  beraberinde getirir. Buda annelerde bir takım duygusal travmalara yol açar.

2016 yılında Journal of Affective Disorders ‘da yayınlanan bir çalışmada tıbbi olarak Postpartum depresyon olarak adlandırılan doğum sonrası depresyon doğum ile ilişkili en yaygın duygu durum bozukluğu olarak tanımlanıyor.  Yine aynı dergide 2015 yılında yayınlanan başka bir çalışmada ise doğum sonrası depresyon görülme oranının , doğum sonrası ilk 12 ayda % 0.5 ile% 60.8 arasında olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte postpartum depresyon oranı,  gelişmekte olan ülkelerde% 1.9’dan-  % 82.1’e , gelişmiş ülkelerde ise % 5.2’den % 74.0 gibi geniş bir aralıkta değişmektedir. Bu çalışmada doğum sonrası depresyon nedenleri ise doğum öncesi depresyon ve kaygı düzeyi , önceki psikiyatrik hastalık öyküsü , kötü evlilik , stresli yaşam , gebeliğe karşı olumsuz tutum ve sosyal desteğin olmaması ile ilişkilendirilmiştir.

2017 yılında American İndian and Alaska Native Mental Health Research ‘de yayınlanan çalışmada Amerikan Hintli /Alaskalı yerli annelerde 3-24 ay içinde stresli yaşam olayları ve doğum sonrası depresif belirtiler araştırılmış; Partnere bağlı ve travmatik stresli yaşam olayları ile postpartum depresif belirtiler riskindeki artış arasında anlamlı şekilde ilişki bulunmuştur.

2016 yılında yapılan Journal of Central South University ‘de yayınlanan çalışma ise oldukça ilginç; Bu çalışma özellikle çoklu doymamış yağ asitleri, D vitamini ve homosistein dahil birkaç besin maddesinin anormal konsantrasyonunun postpartum popülasyonda, depresyon ile ilişkili olduğuna yönelik kanıtlar gösterilmiştir.

Hormonlar da etkiler

Hormonlar da doğum sonrası depresyon üzerinde önemli rol oynamaktadır. Tüm gebelik süreci boyunca vücuttaki hormon salınımlarında değişiklikler olur. Kiminin salınımı artarken kiminin azaldığı farklı bir dönem gebelik. Bu dönemde her zamankinden daha aktif çalışan hipofiz bezi ise son dönemde artık iflas bayrağını çekebilir. Hatta bazen doğum sancılarını başlatacak kadar bile enerjisi kalmaz. Bunun yanı sıra süt bezlerini de aktive edemez ve süt ya bebeğe yetmeyecek kadar az üretilir ya da hiç olmaz. Bununla birlikte uykusuzluk, cinsel isteksizlik, yorgunluk ve hatta bulantı-kusmalar, soğuğa dayanıksızlık oluşur ve doğum sonrası depresyonun bulguları ortaya çıkar.

Nedeni ne olursa olsun doğum sonrası depresyon mutlaka tedavi edilmelidir. Bu durum hem anneyi hem bebeği hem de aile hayatını olumsuz etkileyen bir süreç yaratır. Ve birçok anne bu sürecin aslında bir depresyon olduğunu ve tedavi edilebileceğini bile bilmez. Peki tedavide neler yapılabilir?

Egzersiz yapın!

En basit yöntem 2017 yılında Birth’da yayınlanan bir çalışmada gösteriliyor aslında. Bu çalışma daha iyi psikolojik düzey ve doğum sonrası depresif belirtileri azaltmak için hamilelik döneminde ve doğum sonrasında yapılan  EGZERSİZİN güvenli bir strateji olduğundan bahsediyor. 2017 yılında Journal of Exercise Rehabilitation’da  yayınlanan başka bir çalışmada  ise  koşu bandında yapılan egzersizin  SEROTONİN seviyesini arttırarak doğum sonrası depresyonu  çok etkili bir şekilde iyileştirdiği yönünde.

Bununla birlikte birkaç küçük dokunuşla doğum sonrası depresyonu tamamen ortadan kaldırmak  da mümkün. Bu dokunuşun adı ise  REFLEKS TERAPİ. Hem kendinizi kuş gibi hissetmenizi sağlayan hem de doğal yollarla doğum sonrası depresyonu  tedavi eden bir yöntem. Bu yöntem ile doğum sonrası depresyon tedavi edilir. Hipofiz bezi tekrar uyarılarak hormon salgısının rejenerasyonu hatta sütü kesilmiş annelerin yeniden sütünün gelmesi bile sağlanabiliyor.

Hayat mucizelerle dolu, ne getireceği hiç belli olmaz. Belki de doğum sonrası hem kendinize hem bebeğinize hem de ailenize yapacağınız en büyük iyilik Refleks Terapi ile tanışmaktır.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Menopozla ilgili Merak Edilenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Menopozla ilgili Merak Edilenler

Menopoz nedir sorusu yaşı ilerleyen pek çok kadın için kafalarda yer etmeye başlıyor. Ancak menopoz ne demek sorusunu yanıtlamak kadınların hayatındaki en önemli dönemlerden birini oluşturan menopoz sürecini doğru anlamak için yeterli olmayabilir. Bu sebeple menopoz konusunda çok daha geniş bir araştırma yapmak gerekmektedir. Kadınların en çok merak ettiği konu da menopoz yaşıdır. Peki menopoz ile ilgili bilinmesi gereken esas noktalar neler? İşte menopozla ilgili merak edilenler…

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Rukset Attar, menopozun kadınların yaşamında çok önemli bir dönem, bir kilometre taşı olduğunu belirtiyor.

Menopoz Nedir?

Menopozun kelime anlamının “adet kanamasının sona ermesi” olduğu bilgisini veren Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Rukset Attar, menopozun basitçe adetlerin kalıcı olarak kesilmesi olduğunu belirtiyor.

“Çoğu hastada kalıcı olarak adet kesilmesinden önce adet araları açılır. Hastalar daha uzun aralarla adet görmeye başlar. Bir grup hastanın ise aşırı adet görme şikâyeti olur” diyen Prof. Dr. Rukset Attar, adetlerin nadir olarak da olsa bazı hastalarda bir anda kesilebildiğini söylüyor. Menopoza giren hastaların bu dönemdeki şikâyetlerinin hastanın yaşam kalitesini düşürebileceğini söyleyen Prof. Dr. Rukset Attar, şikâyetleri şöyle sıralıyor: “Tipik olarak boyun ve göğüs kısmından başlayıp yüzün yukarısına yayılan sıcak basması, gece terlemeleri, sinirlilik, uykusuzluk ve çarpıntı bu dönemde sıkça rastladığımız şikâyetlerin başında geliyor. Bu semptomlar doğal yolla menopoza giren hastaların yaklaşık yüzde 50’sinde, yumurtalıkların alınması sonucu cerrahi bir müdahale ile menopoza giren hastaların ise yüzde 90’ında görülüyor.”

Menopoz Belirtileri Nelerdir?

Menopozdaki temel olay yumurtalıklardaki foliküllerin tükenmesi ve yumurtalıkların artık çalışmaması olarak özetleyen Prof. Dr. Rukset Attar, menopoza girer girmez hastanın bir hekime görünmesinin çok önemli olduğunu ifade ediyor.

Hasta bir hekim tarafından kontrol edilip gerektiğinde menopoz tedavisine başlamazsa östrojen eksikliğine bağlı olarak bir takım risklere maruz kalabiliyor; Östrojen eksikliğine bağlı olarak orta-uzun vadede ürogenital semptomlar ortaya çıkabiliyor.

Çünkü vulva, vajen, mesane ve üretrada östrojen reseptörleri bulunuyor. Bu organlarda menopoz sonrası östrojen eksikliğine bağlı olarak oluşan atrofi ve değişiklikler sonucu ağrılı cinsel ilişki, vulvar kaşıntı, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma gibi şikâyetler söz konusu olabiliyor.

Menopozla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Meme Kanserinde Doğru Bilinen Yanlışlar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Meme Kanserinde Doğru Bilinen Yanlışlar

Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, tam anlamıyla korkulu rüya. Öyle ki, erken teşhisin hayat kurtardığı bilinmesine rağmen birçok kadın eline bir kitle gelecek diye endişe ederek kendi kendini elle muayeneden kaçınıyor. Kimi mamografi çekimine yanaşmazken, kimi de şifalı diye satılan bitkilere umut bağlayarak tıbbi tedaviyi reddediyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, günümüzde her 8 kadından birinin kapısını çalan meme kanserinin özellikle de erken teşhisi durumunda tedavide tam başarı sağlanabildiğini, buna karşın hurafelerinse gerek erken teşhisi gerekse tedavi sürecini olumsuz etkilediğini vurguluyor. Peki toplumda yaygın olan bu yanlış inanışlar neler? Prof. Dr. Cihan Uras meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Elle muayene gereksiz! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Elle muayene hayat kurtarıyor. 20 yaşından sonra her kadının ayda bir kez 10 dakikasını ayırarak kendi kendine meme muayenesi yapması, erken teşhiste ilk basamağı oluşturuyor ve meme kanserinin ileri aşamalara ulaşmadan fark edilmesine yardımcı oluyor.

Ailemde kanser yok, ben de olmam! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüm meme kanserli kadınların sadece yüzde 10’unun ailesinde meme kanseri görülüyor. Ancak ailede meme kanseri olması riski ciddi derecede arttırırken, ailede kanser öyküsü olmaması riski yok etmiyor. Zira genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin yanı sıra ‘kadın olmak’ bile tek başına meme kanseri riski taşımak anlamına geliyor. Aşırı kilo, ilk adeti erken görmek, ilerleyen yaş, menopoza geç girmek, menopoz sonrası gereksiz hormon tedavisi görmek, yağ bakımından zengin beslenmek, alkol ve sigara kullanmak da bu riski artırıyor.

Mamografi yaptırmak zararlı! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ailesinde kanser öyküsü olmayan her kadının 40 yaşından itibaren mamografi yaptırması gerekiyor. Mamografide memenin baskılanması rahatsızlık verse de, memeye zarar vermiyor ve genelde ağrı duyulmuyor. Radyasyon dozu yeni cihazlarda son derece düşük. Uzun bir uçak yolculuğunda aynı miktarda radyasyon dozu alınıyor. Halbuki mamografi sayesinde koyulan erken tanı hayat kurtarıyor.

Emzirirken kanser olmam! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Emzirmenin kanserden korunmaya faydası olduğu şüphesiz. Ancak nadir de olsa emzirme sırasında kitle gelişebiliyor. Kitlenin sert olması ve zamanla büyümesi durumunda kanser riski bakımından dikkat etmek gerekiyor. Buna karşın bazen emzirirken süt kanallarının tıkanması ya da enfeksiyon sonucu memede değişiklikler olabiliyor ki bunların kanserle ilgisi yok.

Kanser olsaydı kitle olurdu! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanserinde ele kitle gelmesi önemli belirtilerden biri ancak tek gösterge değil. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras “Kitle çok önemli bir sinyal olmakla birlikte; ele kitle gelmese de; meme derisinde, meme başında herhangi bir çöküntü, renk değişikliği, memede büyüme ya da şekil bozukluğu, meme başı akıntısı gibi belirtilere karşı da çok dikkatli olmak gerekiyor” diyor.

Meme kanseri yalnızca kadınlarda olur! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüm meme kanserli hastaların yüzde 1’ini oluştursa da erkeklerde de risk bulunuyor. Memede veya koltuk altında sertlik veya şişlik hissedilmesi durumunda hemen hekime görünmekte fayda var.

Tıbbi tedavi yerine şifalı bitkiler daha faydalı! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumda giderek yaygınlaşan ‘şifalı bitki’ diye kullanılan bitkisel ilaçlar bilimsel bir fayda taşımıyor. Aksine fayda yerine zarar verebiliyor. Tıbbi tedavi yerine bitkisel ilaçlar kullanmak tedavi sürecinde gecikmeye ve kanserin ilerlemesine neden olabildiği gibi, tedavi esnasında kullanılıyorsa ilaçlarla uyuşmazlığa yol açabiliyor. Bu nedenle hekimin bilgisi ve onayı olmadan bitkisel ürün kullanılmamalı.

Hamileyken kemoterapi görmek bebeğe zarar verir! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Meme kanseri tedavisinde gecikme olması durumunda hastalığın yayılma riski artıyor. Bu nedenle hamilelik esnasında da olsa zaman kaybetmeden tedaviye başlanması şart. Hamilelik döneminde meme kanseri teşhisi konulursa, hastalığın evresine göre öncelikle bebeğe zarar vermeden yapılabildiği için cerrahi girişim tercih ediliyor. Hamileliğin ilk üç ayında kemoterapi yapılmıyor ancak sonrasında hastalığın seyrine ve bebeğim gelişimine göre yapılabiliyor. Radyoterapi ise zorunlu olmadıkça hamilelik döneminde önerilmiyor.

Bıçak değerse kanser yayılır! YANLIŞ!

DOĞRUSU: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras; “Tamamen yanlış bir inanış. Aksine kanser vücuttayken yayılma riski taşıyor çünkü kanserli doku damarlardan çok zengin olduğu için onu besleyen damarlarla kan ve lenf yoluyla vücuda yayılıyor. Çıkarıldığı zaman ise bu risk ortadan kalkıyor” diyor.

Meme kanseriyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Meme Kanserinden Korunmanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Meme Kanserinden Korunmanın Yolları

Son yıllarda gençlerde de sıkça görülen çağın hastalığı meme kanserinden korunmanın yollarını bilerek ve yaşam tarzınızda yapacağınız bazı değişikliklerle büyük ölçüde önleyebileceğinizi biliyor muydunuz?

Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, “Yeni tanı alan meme kanserlerinin yaklaşık yarısı erken adet görme, ilk doğum yaşının geç olması, geç menopoz gibi risk faktörlerine bağlıdır. Yaklaşık yüzde 5- 10 kadarında da ailesel meme kanserleri ile ilişkilidir. Geri kalanlar yaşam şekli, çevresel faktörler gibi değiştirilebilir etkenlere bağlıdır. Temel yaşam tarzı değişiklikleri ile meme kanserinden korunmak mümkündür” diyor. Ülkemizde ve dünyada kadınların en sık kapısını çalan, her 8 kadından birinde görülen meme kanserinden korunmanın 9 yolunu anlatan Prof. Dr. Gökhan Demir, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıklı Beslenin ve Sağlıklı Kilonuzu Koruyun

Obezite özellikle hormon duyarlı meme kanseri riskini artırıyor. Vücuttaki fazla yağ dokusu östrojeni artırarak meme kanseri açısından risk oluşturuyor. Yapılan çalışmalar Akdeniz diyetinin meme kanseri riskini azalttığına işaret ettiğinden, günde en az 3 porsiyon mevsiminde sebze ve meyve, lifli gıdalar tüketmek gerekiyor. İşlenmiş gıdalardan, yağlı yiyeceklerden ise uzak durun.

Fiziksel Olarak Aktif Olun ve Düzenli Egzersiz Yapın

Yapılan çalışmalar; obeziteden bağımsız olarak fiziksel aktivite ve haftada en az 3 gün 40 dakika yapılan egzersizin meme kanserine karşı koruyucu olduğunu ortaya koyuyor.

Sigarayı Bırakın, Gerekirse Destek Alın

Sigara meme kanseri için de risk faktörü. Elektronik sigaralar da dahil olmak üzere her türlü tütün türevinden uzak durun. Eğer sigara içiyorsanız en kısa zamanda bırakmak üzere danışmanlık alın.

Uyku Düzeninize Dikkat Edin

Dünya Sağlık Örgütü, uyku düzensizliğini kanserojen etkiler arasında sayıyor. Gece vardiyasında çalışan kadınlarda yapılan çalışmalar bu kadınlarda meme kanseri riskinin arttığını gösteriyor. Uyku sırasında salınan bir hormon olan melatoninin kansere karşı koruyucu olduğu yönünde kanıtlar giderek artıyor.

Alkolden Uzak Durun

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Düzenli olarak günde 2-3 kadeh alkol tüketen kadınlarda meme kanseri riski yüzde 20 artmaktadır. Günde bir kadeh alkol tüketenlerde bile riskin yüzde 7 oranında arttığı gösterilmiştir. Son birkaç yılda uluslararası onkoloji cemiyetleri, Dünya Sağlık Örgütü alkol kullanımına giderek daha çok dikkat çekmekte ve uyarılarda bulunmaktadır” diyor.

Yıllık Taramanızı Yaptırın

40 yaş üzerindeyseniz hiç yakınmanız ve aile öykünüz olmasa dahi yıllık taramanızı yaptırın. Erken tanı hayat kurtarıyor. Yıllık muayene, mamografi ve ultrason ile tarama programlarında meme kanseri tanısı alan her beş kadından biri kurtarılıyor.

Emzirme

Yapılan çalışmalar; erken yaşta bebek sahibi olmanın ve bebeği emzirmenin meme kanserine karşı koruyucu olduğunu ortaya koyuyor. Emzirme sürecinde meme dokusu daha düşük oranda östrojene maruz kalıyor ve emzirme süresi arttıkça koruyuculuk artıyor.

Gerekirse Danışmanlık Alın

Ailenizde özellikle de birinci ve ikinci derece yakınlarınızda meme kanseri hikayesi varsa tarama açısından genetik danışmanlık almak faydalı. Özellikle meme kanseri ile ilişkisi olduğu bilinen ve kuşaklar boyunca aktarılabilen bazı gen mutasyonu taşıyıcılarında meme kanseri ortaya çıkmadan önce alınabilecek koruyucu önlemler mevcut.

Gereksiz Hormon İlaçları Kullanmayın

Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir “Gereksiz hormon ilaçları kullanmayın. Hormonal tedaviler çok dikkatli, yakın hekim kontrolünde yapılması gereken tedavilerdir. Fertilite tedavilerinin ve hormon replasmanı tedavilerinin yakın hekim gözetiminde yapılması riski azaltmaz. Uzamış tedavilerden kaçınmayı öneriyorum. Bu dönemde mamografik ve ultrasonografik takiplerin de daha özenli yapılması şart” diyor.

Meme kanseriyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar