Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Gür Saçların Sırrı Sağlıklı Beslenmede Saklı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gür Saçların Sırrı Sağlıklı Beslenmede Saklı

Işıl ışıl parlayan, hacimli ve gür saçlar… Sağlıklı saçlar denildiğinde aklımıza genellikle kozmetik ürünler ve düzenli uygulanan bakımlar geliyor. Ancak bu faktörler etkili olsalar da, gür saçların sırrı sağlıklı beslenmede saklı! Çünkü besinlerin içerisinde bulunan vitamin, mineral ve proteinler kan yoluyla saç köklerine ulaşıyor ve saç yapısını koruyup ve güçlendiriyor.

Vitamin, mineral ve proteinden zengin olan besinleri yeterince tüketmiyorsanız, bu alışkanlığınız saçlarınızın kuru, kırılgan ve mat olmasına, daha da kötüsü dökülmelerine yol açabiliyor. Sağlıklı saçlar için yeterli ve dengeli beslenmenin son derece önemliyken, besin değeri zengin gıdalar tüketerek ve saçlara zarar veren tuz ile şeker gibi besinlerden kaçınarak saçlarınızın kalın, parlak ve güçlü olmasını sağlayabilir, hatta beyazlama süresini bile geciktirebilirsiniz.

Sağlıklı Saçlar İçin Bu Besinleri Tüketin

Tüm sağlıklı besinler saçlarımız üzerinde etkili olsalar da, bazı besinler var ki içerdikleri vitamin ve minerallerle ayrı bir önem taşıyorlar. Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yeşim Özcan, sağlıklı ve gür saçlar için mutfağınızdan eksik etmemeniz gereken 10 besini anlattı, önemli bilgiler verdi.

MANDALİNA

Mandalina C vitamini içeriği sayesinde, saç tellerini besleyen kılcal damarları güçlendiren kolajen üretimine yardımcı oluyor. Aynı zamanda vücuttaki demir emilimini artırarak saçı güçlendiriyor. Mandalinadaki B vitaminleri de saçın daha hızlı uzamasını sağlıyor, saç kaybını azaltıyor ve beyazlama sürecini yavaşlatıyor. Sağlıklı saçlar için her gün 2-3 adet küçük boy mandalina tüketmenizde fayda var.

SOMON

Somon, sağlıklı omega-3 yağ asitlerinden zengin bir balık. Vücudumuz bu sağlıklı yağları kendisi üretemediği için yiyecek veya takviyelerden almanız gerekiyor. Omega 3 sayesinde saçlar daha parlak ve canlı görünüyor. Haftada 2 kez somon balığı tercih edebilirsiniz.

YOĞURT

Yoğurt, B5 vitamini olarak adlandırılan, pantotenik asit içeriyor. Bu vitamin sayesinde saç incelmesi ve saç dökülmesi problemlerini önlüyor. B5 vitamini saç derisindeki kan akımını hızlandırarak saç derisini de koruyucu yapıya sahip. Günde 2 kase yoğurt tüketebilirsiniz.

HAVUÇ

Havuç, Beta karoten, yani A vitamini yönünden zengin bir besin. Vücut tarafından sebum yapmak için A vitamini gerekiyor. Sebum tüylerimizin oluşturduğu yağlı bir madde ve sağlıklı bir kafa derisi için doğal bir bakım sağlıyor. Sebum olmadan kepekli ve kuru saç problemi yaşanabiliyor. Bu nedenle A vitamininden zengin olan havucu kışın salatalarınızdan eksik etmeyin.

TARÇIN

Vücutta kan dolaşımını artırması sayesinde saç köklerine oksijen ve besin taşınmasına katkıda bulunuyor. Bu etkisiyle saç köklerini güçlendiriyor ve bakım yapıyor. Tarçını çayınıza ya da meyvelerin üzerine ekleyerek tüketebilirsiniz.

YUMURTA

Vücutta biyotin eksikliği saç kırılmalarına sebep oluyor ve saç derisinde kepeklenme yapıyor. Yumurtada yüksek miktarda biyotin bulunuyor. Biyotin suda çözünebilen bir B vitamini. Yumurta aynı zamanda en iyi protein kaynağı. Bu sayede protein yapıda olan saçı besliyor ve sağlığını koruyor. Her gün 1 adet yumurta tüketebilirsiniz.

YULAF

Yulaf, saçın büyümesini hızlandıran, kalın ve sağlıklı hale gelmesini sağlayan demir, lif, çinko, omega-3 yağ asitleri ve çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin bir besin. Yulafı sütle pişirdikten sonra içerisine meyve, kuruyemiş ve tarçın ekleyip kahvaltıda tüketebilirsiniz.

MERCİMEK

Protein, demir, çinko ve biyotin içeren mercimekte bol miktarda folik asit de bulunuyor. Folik asit, cilt ve saç derisinde kırmızı kan hücrelerinin yapısını besliyor. Saç derisinin oksijene doymasını sağlıyor. Bu özellikleri sayesinde yeni saç oluşumuna zemin hazırlıyor ve saçları güçlendiriyor. Mercimeği salatalarınızda veya tencere yemeği olarak haftada 2-3 kez tüketebilirsiniz.

ISPANAK

Ispanak A vitamini, demir, beta karoten, folat ve C vitamini içeriyor. Bu mineraller saç ve saç derisi için çok önemli. Saçları nemlendiriyor ve güçlendiriyor. Demir saçlar için özellikle önemli bir mineral. Vücutta demir eksikliği saç dökülmesinin başlıca nedenini oluşturuyor. Ispanak demir içeriği zengin bir besin. Yine demir içeriği zengin olan kırmızı et ile birleştiğinde biyo yararlılığı artıyor. Örneğin kıymalı ıspanak yemeği demir açısından zengin bir besin olup, saç dökülmesi yaşayanlar için doğru bir besin tercihi.

KURUYEMİŞ

Kuruyemişler E vitamini, selenyum ve çinkodan zengin besinlerden. Bu mineraller sayesinde saç yapısını güçlendiriyorlar. Kaju, içerdiği yüksek biyotin ile saçın sağlıklı uzamasını sağlıyor. Ceviz de içerdiği elastin sayesinde saç kırılmalarını engelliyor. Özellikle antepfıstığı erkeklerde görülen kellik problemine iyi geliyor. Her gün 2 tam ceviz veya 10 adet kaju/antep fıstığı tüketebilirsiniz.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Hamilelikte Hangi Bitki Çayları İçilebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hamilelikte Hangi Bitki Çayları İçilebilir

Adaçayı faydalarından dolayı hamilelikte anne adayları arasında popüler olan bitkilerden biri ancak gebelikte tüketirken dikkatli olmak gerekiyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Orhan Ünal gebeliğin ilk üç ayında adaçayı ve benzeri bitki çaylarını tüketirken dikkatli olunmasını hatta mümkünse hiç tüketilmemesini vurgulayarak önemli açıklamalarda bulunuyor.

Adaçayı Hangi Nedenle Hamilelerde Düşük Tehlikesine Yol Açar?

Hamilelikte anne adaylarının en çok merak ettikleri sorulardan biri de hamilelikte adaçayı içmenin güvenli olup olmadığıdır. Amerikan Gebelik Derneği’nin hamilelikte çok miktarda adaçayı tüketiminin zararlı olabileceğine dair araştırmalarının olduğunu belirten Prof. Dr. Orhan Ünal, adaçayında bulunan thujone isimli bileşenin gebelikte yüksek tansiyona ve düşüğe neden olabileceğini vurguluyor.

Adaçayı Hamileliğin Her Döneminde mi Tehlikeli?

Hamilelikte; ilk üç ayda adaçayı, sinameki, fesleğen, keten tohumu, ahududu çayların tüketilmesi ve özellikle de sık sık tüketilmesi düşük olasılığını artırabileceği düşünülüyor.

Hamileliğin ikinci ve üçüncü üç aylık dönemlerinde adaçayının kan basıncını arttırıcı etkisi nedeniyle, özellikle yüksek tansiyona eğilimi olan gebelerde plasentanın erken ayrılmasına yani dekolman riskinin artmasına neden olabiliyor. Bu nedenle adaçayının, doktora danışılmadan tüketilmemesi gerekiyor.

Adaçayı ile Birlikte Hangi Bitki Çaylarından Uzak Durulmalıdır?

Prof. Dr. Orhan Ünal, hamilelikte tüketildiğinde erken doğuma sebep olabileceği düşünülen; fesleğen, biberiye, lavanta, yaban mersini, sarı kantaron, melisa yaprağı, kediotu, oğul otu, aleo vera, karahindiba gibi bitkilerin çaylarının da gebelikte dikkatli tüketilmesi, riskli durumlarda hiç tüketilmemesini öneriyor.

Hamilelik boyunca, hatta hamilelik planlandığı andan itibaren uzak durulması önerilen bitki çayları arasında aslında tedavi edici özelliği de bulunan kava ve sarı kantaron bitkileri de yer alıyor. Bunun yanında karayılan otu da kadında menstural döngüyü (adet kanamasını) destekleyici özellik gösterdiği için sakıncalı olabiliyor.

Kafein hamilelikte mümkün olduğu kadar uzak durulması gereken bir maddedir. Yeşil çayın içerisinde de diğer çaylarda olduğu gibi kafein bulunduğu için dikkatli tüketilmesi gerekiyor.

Hangi Bitki Çayları İçilebilir?

Hamilelik döneminde anne adayının vücudunun sıvı ihtiyacı arttığı için bol sıvı tüketmeleri gerekiyor. Su tüketimini azaltacağı ve içerisindeki kafeinden dolayı siyah çay ve kahveden mümkün olduğu kadar uzak durmaları gerekiyor.

Kesinlikle günde 1, en fazla 2 fincanı geçmemek şartıyla gebelikte faydalı olan bitki çayları tüketilebilir. Bu bağlamda özellikle hamilelik döneminde soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıklardan korunmak ve bağışıklık sistemini güçlü kılmak için zencefil, ıhlamur, papatya, rezene, kuşburnu, melisa çayları güvenle içilebilir. Rezene çayı, anne adayının sıvı ihtiyacını giderip rahatlamasına yardımcı olduğu için, taze zencefil çayı da mide bulantısı ve hazımsızlığı hafiflettiği için tüketilebilecek bitki çayları arasında yer alıyor. Ancak kurutulmuş zencefil çayı gebelikte önerilmiyor.

Papatya, rezene, ısırgan otu çayları da doğum sonrası lohusalık döneminde anne sütünü arttırmak için tercih edilebiliyor. Ancak gebelikte bu bitki çaylarının da günde 2 fincandan fazla tüketilmemesi ve demlendikten sonra bekletilmeden tüketilmesi önem taşıyor.

Hamilelik döneminin, bir kadının ruhsal, fiziksel neredeyse tüm özelliklerinin değişim gösterdiği aşırı farklı ve hassas bir dönem olduğunu ifade eden Prof. Dr. Orhan Ünal, dolayısıyla da genel geçerli sağlıklı beslenme kuralları haricinde gebelikte yiyip içilen her bir maddenin doktor onayından geçmesini öneriyor.

Hamileliğin ilk üç ayında (ilk trimester’da) önerilmeyen ahududu çayı, 4. aydan itibaren günde bir iki fincan olmak üzere, güvenle içilebiliyor. Özellikle kalsiyum ve diğer mineraller açısından zengin olan bu çayın, rahim kaslarını beslemeye yardımcı olabiliyor.

Hamilelik boyunca tüketilebilecek bitki çaylarının marketlerden alınan hazır paketlerden ziyade aktarlardan alınan sade bitki olarak tercih edilmesi gerekiyor.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Anne Olma Şansını Artıran Besinler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Anne Olma Şansını Artıran Besinler

Anne olma şansını artıran besinler neler? Ispanaktan yumurtaya, mercimekten avokadoya… Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, yumurtanın kalitesi ile sayısını artırabilmek için öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmek gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle folik asit, omega 3, A, D ve E vitamini ile çinko ve selenyum içeren besinleri düzenli olarak tüketmek çok önemli. Bu bileşenler genel olarak tükettiğimiz günlük gıdalarımız olan tahıl, taze meyve, sebze ve kuruyemişlerde bolca bulunuyor” diyor…

Bilimsel verilere göre, günümüzde her 7 kadından biri hamile kalmakta güçlük çekiyor ve ilerleyen yıllarda obezite, sigara kullanımı, alkol, aşırı kahve tüketimi gibi hatalı yaşam ile beslenme alışkanlıkları nedeniyle bu oranın ikiye katlanacağı öngörülüyor. Bunun nedeni ise yumurtanın sayısı ile kalitesinin bu faktörlerden olumsuz yönde etkilenmesi. Yüz güldüren haber ise infertilite (kısırlık) sebepleri arasında sayılan yaş ve genetik faktörleri değiştirmek mümkün olmasa da, tıbbi tedavilerin yanı sıra, hamilelik planlayan çiftlerin sağlıklı ve doğru beslenerek şanslarını artırabilmeleri. Öyle ki Harvard Üniversitesi ve Cleveland Clinic tarafından yapılan çalışmalara göre; doğru beslenme ve hayat tarzının düzenlenmesiyle kadınlarda hamilelik şansı yüzde 70 gibi yüksek bir oranda artabiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, yumurtanın kalitesi ile sayısını artırabilmek için öncelikle sağlıklı ve dengeli beslenmek gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle folik asit, omega 3, A, D ve E vitamini ile çinko ve selenyum içeren besinleri düzenli olarak tüketmek çok önemli. Bu bileşenler genel olarak tükettiğimiz günlük gıdalarımız olan tahıl, taze meyve, sebze ve kuruyemişlerde bolca bulunuyor” diyor.

SEBZELER

Yeşil Yapraklı Sebzeler

Ispanak, pazı ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler içerdikleri zengin folik asit sayesinde yumurta kalitesini artırıyorlar. Ayrıca genetik anormalliklere bağlı düşük riskini de azaltıyorlar.

Brokoli

Yumurtlama için hayati önem taşıyan C vitamini ve folik asit açısından zengin bir besin. C vitamininin progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesine yardımcı olup lüteal faz yetmezliği riskini azalttığı bildiriliyor.

Brüksel Lahanası

Folik asit açısından zengin olan Brüksel lahanası döllenmiş olan yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyor.

Lahana

Lahana di-indol methan açısından zengin bir besin. Bu madde infertilitenin yaygın sebeplerinden olan endometriozis ve miyom oluşumuna karşı koruyucu etki gösteriyor.

Patates

C vitamini açısından zengin ve lüteal faz yetmezliği olan kadınlarda faydalı oluyor. Havuç: Beta-karoten açısından zengin olan havuç yumurtalıklardan yumurtlama (ovülasyon) oranlarını artırırken, oluşan hamileliğin düşükle sonuçlanma riskini de azaltıyor.

MEYVELER

Nar

İçerdiği bol miktarda C vitaminiyle progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesinde kolaylaştırıyor ve rahmin en iç tabakası olan endometriumun döllenmiş yumurtanın yerleşmesi için hazırlanmasına yardımcı oluyor. Ayrıca cinsel isteği de artırıyor.

Avokado

Folik asit, E vitamini, lif, doymamış yağ asitleri ve minerallerden zengin bir meyve. E vitamini, rahmin iç tabakası endometriumun olgunlaşmasına katkıda bulunarak döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyor.

Muz

B6 vitamini ve potasyum açısından zengin bir meyve. Yumurtanın kalitesini artırıyor. Kırmızı meyveler (dut, ahududu, yaban mersini): Bol miktarda C vitamini ve folik asit içeren kırmızı meyveler progesteron hormonunun hücre içine nüfuz etmesine yardımcı olup lüteal faz yetmezliği riskini düşürüyor.

HAYVANSAL PROTEİNLER

Yağsız Et (Tavuk, Kırmızı Et)

Demir ve esansiyel yağ asitleri açısından zenginler. Demir eksikliği kadınlarda yumurta oluşumu ve yumurtlama sorunlarına neden olabiliyor. Haftada 2 kez tüketmek gerekiyor. Yumurta: D vitamini, kolin, omega-3 yağ asitleri ve folik asit açısından zengin. Bu içerikleri sayesinde Polikistik Over Sendromu (PCOS) ve miyom gibi iyi huylu ur nedeniyle gelişen döllenme sorunlarının aşılmasına katkı sağlıyor. Ayrıca yumurta kalitesini artırıyor. Günde 1 veya 2 yumurta farklı şekillerde tüketilmeli. Kabuklu deniz ürünleri (Karides, İstiridye vs): B12 vitamini açısından çok zengin olan bu deniz ürünleri döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesine yardımcı oluyorlar.

Somon

Omega 3 yağ asitleri açısından çok zengin olan somon yumurta kalitesini artırıyor. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ Mükemmel bir kalsiyum, D vitamini ve probiyotik deposu olan süt ve yoğurt, Polikistik Over Sendromu (PCOS) ve miyom gibi iyi huylu urların varlığına bağlı döllenme sorunlarının aşılmasına yardımcı oluyor.

BAHARATLAR

Zerdeçal

C, E vitamini ile folik asit, beta karoten ve lutein gibi antioksidanlar açısından zengin olan zerdeçal adet düzensizliğinin önlenmesinde fayda sağlayarak doğurganlığı artırıyor. Antioksidanlar vücuttu oluşan zararlı serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yumurta kalitesini yükseltiyor.

Sarımsak

Antioksidanlar ve selenyum açısından zengin. Selenyum yumurta kalitesini artırıyor.

YAĞLAR VE YAĞLI TOHUMLAR

Zeytinyağı

Antioksidan etkinliğine sahip doymamış yağ asitlerini yüksek oranda içeriyor. Kadınlarda insülin direncini azaltarak doğurganlığın artırılmasına katkıda bulunuyor. Kabak ve ayçiçeği çekirdeği: Sağlıklı bir üreme sistemi için gerekli olan çinkoyu yüksek oranda içeriyorlar. Çinko, antioksidan etkisiyle üreme organlarında kan akımını artırıyor.

Keten Tohumu

Omega 3 ve lignin açısından çok zengin. Lignin, miyom boyutlarının küçülmesine katkıda bulunarak doğurganlığın artırılmasına yardımcı oluyor. Omega 3 yağ asitleri, antioksidan etkiyle hücre yıkımını azaltarak ve rahimde kan akımını artırarak oluşan hamileliğin rahme yerleşmesi ve devamında rol oynuyor.

KURUYEMİŞLER

Badem

İçerdiği E vitamini ve omega 3 yağ asitleriyle yumurta kalitesini artırıyor. Ceviz: Omega 3 yağ asitleri, magnezyum ve lif açısından zengin olan ceviz antioksidan etkiyle yumurta kalitesini artırıyor.

KURUBAKLAGİLLER

Mercimek ve Fasulye

Bitkisel protein, lif ve B vitamini açısından zenginler. Bu içerikleriyle kadınlarda yumurtlama (ovülasyon) oranlarını artırıyor ve oluşan hamileliğin düşükle sonuçlanma riskini azaltıyorlar.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Her 7 Gebeden Birinde Diyabet Var

Türkiye’deki gebelik diyabeti oranlarını ortaya çıkarmak için Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan araştırma hiçbir riski olmayan anne adaylarında da gebelik diyabetinin yüzde 4,5 olduğunu ortaya koydu.

Tüm dünyada diyabet sıklığının endişe verici hızla arttığı biliniyor. Bu konuda yoğun araştırmalar devam ediyor. Ancak hem anne hem de bebeğe problem oluşturan riskler açısından son derece önemli olan gebelik diyabeti konusundaki bilgiler çok sınırlı. Bu açığı giderebilmek amacıyla yeni bir araştırma gerçekleştirildi. Yeditepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Aydın’ın koordinatörlüğünü yaptığı çalışmada, 18-45 yaş arası ve gebeliğinin 24-28 haftasında bulunan 2 bin 643 kadına şeker yükleme testi yapılarak sonuçlara ulaşıldı.

Araştırma sonucunda gebelik diyabeti görülme sıklığının yüzde 16,2 olduğu yani başka bir ifade ile her 7 gebe kadından birinde gebelik diyabeti görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Aydın  “Ancak çalışmaya göre, beden kitle indeksi yüksek, ileri yaşta olan ya da ailesinde diyabet hikâyesi bulunanların dışında hiçbir risk faktörüne sahip olmayan kadınlarda da yüzde 4,5 oranında gebelik diyabeti tespit edildiğine dikkat çekiyor” dedi.

Oranlar Bilinenden Yüksek

Prof. Dr. Aydın “2017’de TÜİK verilerine göre ülkemizde 1 milyon 292 bin gebelik oluşmuş. Bunların yüzde 16,2’sinin gebelik diyabeti olduğunu varsayarsak bu bize yaklaşık 209 bin 150 gebelik diyabeti olan kadının olduğunu gösterir. Gebelik diyabetinde yaş, en önemli kriterlerden birini oluşturuyor. Yapılan araştırma da bu bilgiyi doğruluyor” dedi.

Kritik Sınır: İlk 6 Ayda 8 Kilo

Araştırma sonuçlarına göre, yaş arttıkça gebelik diyabeti görülme sıklığı artıyor. 35 yaşın üstünde her 3 kadından birinde hastalık ortaya çıkıyor. Bununla birlikte gebelik süresince alınan kilo da diyabet gelişiminde etkili oluyor. İlk 6 ayda 8 kg ve üzerinde kilo alınması durumunda diyabet gelişme riski iki kat artırıyor.

Yükleme Testi Şart

Vücut kitle indeksinin yüksek olması, ailede daha önce Tip 2 diyabet hikâyesinin bulunması, kadının önceki gebeliklerinde diyabet yaşaması risk faktörleri arasında yer alıyor. Ancak bunlardan hiçbirinin bulunmaması da hastalıkla karşılaşmayı engellemiyor. Prof. Dr. Hasan Aydın, hiç risk taşımayan, yani 25 yaş altı, beden kitle indeksi normal sınırlarda olan ve ailesinde diyabet hikâyesi bulunmayan her 20 gebeden birinde de gebelik diyabeti görüldüğünü tespit ettiklerini belirterek “Bu son derece önemli bir veridir. Çünkü Kuzey Avrupa ülkelerinde riskli grup içinde gebelik diyabet görülme oranı yaklaşık yüzde 2-3 iken, biz de hiç risk taşımayan kadınlardaki oran dahi neredeyse bu rakamın iki katı bulundu. Bu da bize kilo ve beslenme alışkanlıklarının ne derece önemli olduğunu gösteriyor” diye konuşuyor.

Gebelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar