Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Günlük Su Tüketimi

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Günlük Su Tüketimi

Kişinin ihtiyacı olan su miktarı; günlük aktiviteler, sıcaklık ve nem gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Erken yaşlanma, yorgunluk, kabızlık gibi sorunların çözümü bol su tüketmektir. Günlük su tüketimi, erkekler için günde 3.7, kadınlar için ise 2.7 litredir.

Su; hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için, hayati öneme sahip en önemli şeydir desek, abartmış olmayız diye düşünüyorum. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. Aslında bu oran, vücut ağırlığı vb. durumlarla ilgili olarak, yüzde 50-80 arasında değişen değerlere sahiptir. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni -tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için- günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Kişinin ihtiyacı olan su miktarı; günlük aktiviteler, sıcaklık ve nem gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu gibi sebeplerle bilim adamları, insanların ihtiyacı olan günlük su miktarını belirlerken, herkesi içine alan net bir rakam verememektedirler. Amerika’da bulunan The National Board of Research (Ulusal Araştırma Kurulu), alınan her bir kalori için 1 mililitre su tüketilmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Bu durumda, 2 bin kalorilik diyetle beslenen biri için günlük su ihtiyacının 2 litre olduğu söylenebilir. National Research Council of the US tarafından yayınlanan son kılavuz, günlük su ihtiyacı için daha net rakamlar kullanmayı tercih etmiş. Yayınlanan rehber kılavuza göre erkekler günde 3.7, kadınlar (hamile ve emzirme döneminde olmamak koşuluyla) günde 2.7 litre su tüketmeliler. Yediğimiz besinlerden aldığımız su miktarı da, bu hesaplamalar yapılırken dikkate alınmış.

SUYUN KALİTESİ ÇOK ÖNEMLİ

Su tüketiminin yaşamsal öneme sahip olmasının ardında yatan en önemli neden, su kaybı olarak ifade edebileceğimiz dehidrasyondur. Yeter miktarda su içmeyen biri dehidrasyon neticesinde, ciddi sağlık problemleri yaşayabilir. Yorgunluk, kafa karışıklığı, hafıza kaybı, baş dönmesi, idrar yolu enfeksiyonları, kabızlık, kuru-kırışık cilt, kırılgan saç, zayıf tırnaklar ve baş-kas ağrısı; az su içmek neticesinde karşılaşılabilecek durumlardan birkaçıdır. Gereken müdahale yapılmadığı ve dehidrasyon kronik hal aldığında, yaşamı tehdit eden metabolik problemlere rol açarak çok daha ciddi durumların gelişmesine sebep olur. Örneğin erken yaşlanma bunlardan biridir. Yapılan araştırmalar, fazla miktarda su tüketmenin de yaşamsal fonksiyonları tehdit eden durumlara sebep olduğunu gösteriyor. Bu nedenle her şeyde olduğu gibi su tüketirken de dengeyi muhafaza etmek çok önemli. İçtiğimiz suyun kalitesi ve güvenirliliği, en az su içmek kadar önemlidir. Sıvılar yapıları itibariyle, ağır metaller, toksinler, bakteri, mantar ve çeşitli kimyasallar gibi insan sağlığına zararlı maddeleri yapılarında barındırabilirler. Dünya ülkelerinde tüketilen su kalitesine baktığımızda, gelişmiş ülkelerin temiz ve güvenilir suya erişebildiklerini görüyoruz ancak sıra gelişmekte olan ülkelere geldiğinde durum pek de iç açıcı değil. Yapılan araştırmalar, 2030’lu yıllara gelindiğinde gelişmekte olan ülkelerin su ihtiyacının, mevcut su miktarından yüzde 50 daha fazla olacağını gösterdi! Eminim bu korkunç gerçeği duymak, bundan sonra su tüketirken daha dikkatli olmanıza yetecektir.

KABIZLIĞIN ÇÖZÜMÜ SU DUR

İnsan bedeninin büyük bölümünün sudan oluştuğunu söylemiştik. Eğer yeter miktarda su içmeyecek olursanız sistem, dehidrasyon ile kaybedilen suyun yerine vücudun farklı bölgelerinde bulunan suyu emerek kullanmaya başlar. Organlarınızın bir kısmı, kan hücreleri, idrar ve dışkı; başvurulanlar arasında sayılabilir. Bedeni bir havuza, organlarımızı da bu havuzda yaşayan balıklara benzetecek olursak dehidrasyon, havuzun giderinin açılması anlamına gelir. Durumun devamı halinde havuzda su kalmayacağından balıkların yani organlarımızın yaşaması artık mümkün olmayacaktır. Vücudunuz, içtiğiniz su miktarının sizin için yeterli olup olmadığı hakkında sinyaller gönderir. Kabızlık, bunlardan biridir. Eğer kabızlık şikayetiniz varsa yetersiz miktarda su tüketiyorsunuz demektir. Dehidrasyon sonucu su ihtiyacını karşılamak için başvurulan kaynaklarından biri de dışkıdır. Dışkıdan emilen su, onu adata katı bir hale getirir ve bağırsaklardaki hareketini kısıtlar. Böylece kabızlık problemi ortaya çıkar. Su, aynı zamanda sindirime de yardımcı bir kaynaktır. Yediğiniz gıdaları gerektiği gibi sindirmek, onlardan maksimum fayda sağlamanız için son derece önemlidir.

BÖBREKLERİN İYİ ÇALIŞMASI BOL SU İÇMENİZE BAĞLI

İnsan bedeni kusursuz bir işleyişe sahiptir. Kişi su içtiğinde, sistem ilk olarak suya en çok ihtiyacı olan yeri tespit eder ve içilen suyu direkt oraya gönderir. Kendinizi sürekli yorgun ve bitkin hissediyorsanız bunun sebebi susuzluk olabilir. Dehidrasyon, tansiyon düşüklüğüne sebep olduğundan, kendinizi devamlı yorgun hissetmenize yol açar. Yeterli miktarda su içmek, kendinizi daha dinç ve zinde hissetmenize yardımcı olur. Gün boyu çeşitli yollarla vücudunuza giren toksinlerden kurtulmak için toksin filtrelerinizin temiz yani böbreklerinizin iyi çalışıyor olması gerekir. Böbrekleriniz, 24 saat aralıksız çalışarak toksinlerin ve kandaki fazla suyun atılmasında rol alırlar. Böbreklerin vazifelerini mükemmel şekilde yapabilmeleri için kanın yeter miktarda ince olması gerekir. İncelmiş kan, damarlarda kolaylıkla hareket ederek böbreklere hızlı ve mükemmel bir şekilde ulaşır. Böylece böbrekler, görevlerini kusursuz şekilde yerine getirebilirler.

SUYA EKLENEN LİMON İŞTAHINIZI BASKILAMAYA YARAR

Fazla kilolarınızdan şikayetiniz varsa ve bir uzmandan yardım alıyorsanız, size reçete ettiği diyet, muhtemelen bol su içmeniz gerektiğini söylüyordur. Su içmek; hem kilo vermenize, hem de vücut yağ endeksinizin azalmasına yardımcı olur. Su içmek ve kilo vermek arasındaki ilişkiyi inceleyen bazı çalışmalar, her öğünde 500 mililitre su içmenin kilo vermeye yardımcı olduğunu ve söz konusu öğünde normalden daha az yemek yendiğini gösterdi. Benzer çalışmalardan biri de soğuk su içmenin metabolizmayı hızlandırdığını gösterdi. Ayrıca içtiğiniz suya limon ve benzer aromalar eklemenin iştahı baskıladığı da yapılan çalışmalardan birinde gösterildi. İçtiğiniz suyu tatlandırmak, kilo vermenize yardımcı olabilir. Su içmek için susamayı beklemeyin! Sık sık su içmeyi alışkanlık haline getirin ve vücudunuza ihtiyacı olanı verin.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Tüp Bebek Tedavisinde Yeni Yöntem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

tüp bebek tedavisinde yeni yöntem

Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, rahim içini görüntülemeye yarayan “histeroskopi” yöntemi ile tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarının, rahim içi problemlerin ve gebelik kayıplarının sorun olmaktan çıkacağını söyledi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, rahim içini görüntülemeye yarayan girişimsel bir yöntem olan histeroskopi yönteminin, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında veya tekrarlayan gebelik kayıplarında önemli olduğunu söyledi. Histeroskopi yönteminde özel bir cihaz yardımıyla belli miktarda sıvı verilmesi suretiyle rahmin genişletildiğini ve görüntülenmesinin sağlandığını belirten Yazıcıoğlu, yöntemin faydalarına dair şunları söyledi:

Rahim İçi Sorunların Tespitini Sağlıyor

“Tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında herhangi bir problemin olup olmadığını anlamak için diagnostik yani tanısal histeroskopi, eğer tespit edilmiş polip, rahim içerisine uzanan miyomlar gibi ya da doğumsal perde gibi rahim içerisi patolojisi varsa, operatif histeroskopik yöntemle problemleri ortadan kaldırmak ve kişiyi normal bir rahimle sağlığına kavuşturmak mümkündür. Bu yöntem, rahimde polip adı verilen iyi huylu küçük kitleler ve rahim içerisine doğru invaze olmuş miyomların tedavisinde kullanılmakta, rahim içerisine histeroskopi yöntemiyle girerek bunları temizlemek tamamen mümkün olabilmektedir. Ayrıca yöntem rahimde doğuştan gelen perde gibi semptomların düzeltilmesinde de kullanılmaktadır. Perdeler veya miyomlar gerek yer kaplayarak gerekse bir takım biyokimyasal mekanizmalarla embriyonun rahim içerisine yerleşmesini ve tutunmasını engelleyebilmektedir. Bu nedenle tedavileri önem arz etmektedir.”

Kısırlık Tedavileri İçin Önemli

Rahim içerisinin görüntülenmesinin özelikle kısırlık tedavilerinde önem arz ettiğine dikkat çeken Yazıcıoğlu, tüp bebek tedavisi alan tüm hastalarda histeroskopi yöntemini uygulamadıklarını söyledi. Yazıcıoğlu, yalnızca rahim içerisinde patoloji tespit ettikleri vakalarda yöntemi tercih ettiklerini söyledi. Uygulamanın en fazla 20 dakika sürdüğünü kaydeden Yazıcıoğlu, “Histeroskopiden korkmamak lazım. Uygulama genellikle küçük sedasyon anestezisi ile gerçekleştirilebilmektedir. İşlem patolojinin durumuna bağlı olarak süre almaktadır. Deneyimli ellerde yaklaşık 7-8 dakika ile 15-20 dakika arasında bitirilebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Tüp bebek tedavisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar