Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Gözünüze Gözünüz Gibi Bakın

Yayınlanma:

,

Mükemmel bir sisteme sahip olduğu gibi bir o kadar da hassas olan gözlerinize iyi bakmalısınız. İşte uyku düzeninden beslenmeye, vitamin desteklerinden lens kullanımına kadar göz sağlığı ile ilgili çeşitli bilgiler…

Göz, tüm yaşama yakından etki eden en önemli organlardan biridir. Olması gerektiği gibi gören gözeriniz varsa, bu organın işleyişindeki mucizeleri fark etmeden yaşamaya devam edersiniz. Oysa göz, sahip olduğu sistemin mükemmelliği oranında hassastır da. Ona gereken özeni göstermeli ve onu beslemelisiniz. Yediğiniz gıdalardan, gözlük ve lens seçimine kadar sayısız faktör göz sağlığınızı etkiler.

Nasıl Beslenmeniz Gerekiyor?
A vitamininden zengin beslenin. A vitaminin göz sağlığı açısından mucizevi etkileri vardır. Görme kalitesini artırır, korneayı korur, göz bebeği yüzeyini parlaklaştırır ve gece körlüğü, glokom, katarakt, yaşa bağlı makula dejenerasyonu gibi göz hastalıklarının etkilerini minimize eder. Çocukluğumuzdan beri hepimizin duyduğu bir şey vardır ki o da havuç yemenin gözlerimize iyi geleceğidir. Evet, doğru! Havuç, içerdiği A vitamini oranı sebebiyle göz sağlığınızı korumaya yardımcı olabilir. Peki gözlerimizin ihtiyaç duyduğu A vitamini sadece havuçta mı var? Tabi ki hayır! Ispanak, dolmalık biber, tatlı patates ve yumurta da A vitamini açısından zengin gıdalar arasında yer alır.

C Vitamininden Zengin Beslenin
C vitamini, tüm vücut sağlığımız için kritik öneme sahip vitamin gruplarından biridir. En bilinen marifeti, bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek grip ve soğuk algınlığı gibi çeşitli hastalıklardan korunmamıza yardımcı olmasıdır. Bu sebeple kış aylarının gelmesiyle birlikte C vitamini barındıran gıdaların tüketiminde artış gözlenir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, C vitaminin strese bağlı hastalıklardan korunmaya yardımcı olduğunu, hatta felç geçirme riskini de düşürdüğünü gösterdi. Bu mucize vitaminin göz sağlığı üzerindeki etkileri de azımsanmayacak ölçüde değerli. Yapılan araştırmalar C vitaminin, katarakt oluşumu riskini azalttığını gösterdi. Bilindiği gibi katarakt yaşa bağlı gelişen bir göz hastalığıdır. Bu sebeple özellikle 40 yaşından sonra C vitamininden zengin beslenmek gerekir. C vitamini denildiğinde akla ilk portakal, limon ve benzer gıdalar gelir. Evet, bu saydıklarım C vitamini yönünden oldukça zengindir. Bunların yanında yeşil biber, çilek ve yeşil yapraklı sebzeler de C vitamini yönünden zengin gıdalar arasında yer alır.

E Vitamini kataraktı önlüyor
E vitamini, göz sağlığınız için son derece gerekli vitaminlerin başında gelir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, biber, fındık ve bitkisel yağlarda bol miktarda bulunan E vitamini, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve katarakt oluşumunu engellemede son derece önemli bir yardımcıdır.

Sebzeleri zeytinyağı ile tüketin
İlerleyen yaş ve -korunmasız haldemaruz kalınan güneş ışınlarının sebep olduğu yaşa bağlı makula dejenerasyonu (sarı nokta hastalığı), okuma güçlüğü ile başlayıp ilerlemesiyle birlikte nesneleri çarpık ve dalgalı görmeye kadar gidebilen bir göz hastalığıdır. Yapılan araştırmalar, tamamen durdurulması -maalesef- imkansız olan bu hastalığın etkilerini azaltmanın (hatta yavaşlatmanın) mümkün olduğunu gösterdi. Bu aşamada devreye giren mucizenin adı, lutein… Luteinin etkisinin; A, C vitaminleri, çinko ve selenyum ile birlikte alındığında arttığı da biliniyor. Ispanak, brokoli gibi koyu yeşil sebzelerde bolca bulunan lutein, avokadoda da yeter miktarda bulunuyor. Yapılan araştırmalar, bu koyu yeşil sebzeleri az miktarda zeytinyağı ile tüketmenin, lutein etkisini artırdığını da gösterdi.

Omega-3 desteği alın
Omega-3 yağ asitleri, insan sağlığına faydası kanıtlanmış yağ gruplarının başında gelir. Yapılan araştırmalar, Omega-3 yağ asitlerinin göz kuruluğunun etkilerini azalttığını gösterdi. Somon balığı, ceviz ve keten tohumu; Omega-3 açısından oldukça zengin gıdalar arasında yer alır.

Uyku Çok Ön emli!
Gözleriniz, her gece -minimum- beş saat boyunca dinlenmelidir. Yeterli uyku uyunmadığında, gözler gereğinden fazla çalışmış ve dolayısıyla da yorulmuş olur. Yapılan araştırmalar; az uyumanın, göz spazmlarının başlıca sebepleri arasında yer aldığını gösteriyor. Yeterli uyku uyunmadığında, gözlerde kızarıklık, yorgunluk ve batma hissi de ertesi gün semptomları arasında yer alır.

Lenslerinizi doğru temizlemezseniz hastalığınız çok hızlı şekilde ilerler
Lens kullananların en çok dikkat etmesi gereken şey, lens temizliğidir. Lensler, doğru solüsyonla ve yöntemle temizlenmelidir. Gözlük kullanımın zorluğu ya da estetik kaygılar, kişileri lens kullanmaya itiyor ancak lensin yanlış kullanımı, rahatsızlığın son derece hızlı ve zaman zaman geri dönüşü mümkün olmayan derecede ilerlemesine sebep oluyor. Lens, herkesin kullanımına uygun görünse de herkes için aynı derecede konforlu değildir. Lens taktığınızda kendinizi rahatsız hissederseniz, bunu gözlerinizden gelen bir mesaj olarak algılayın ve dikkate alın. Rutinde bir şikayetiniz yok ancak nadiren rahatsız oluyorsanız, lenslerinizi hemen çıkarın ve şikayetiniz tamamen geçene kadar tekrar takmayın.

Dumandan Uzak Durun
Ayrıca yapılan araştırmalar, sigara dumanının; göz kuruluğu, glokom, görme kaybı ve yaşa bağlı makula dejenerasyonuna sebep olduğunu gösterdi.

İşportadan gözlük satın almamalısınız
Güneşin zararları söz konusu olduğunda hemen hemen hepimizin aklına, yüksek koruma faktörlü güneş kremleri gelir. Oysa güneş ışınları, cildimiz kadar gözlerimiz için de tehlike oluşturur. Gözlerinizi zararlı güneş ışınlarından korumak için seçeceğiniz güneş gözlüğü de yeterli faydayı sağlamak açısından son drece önemli. Gözlüklerinizi mutlaka, yetkili bir bayiden ve çeşitli kalite belgeleriyle belgelendirilmiş markalardan almaya özen gösterin. Sokak ve pazarlarda satılan güneş gözlükleri, göz sağlığınız için adeta birer tehdit unsurudur.

Gözlerinizi Ovuşturmayın
Gözlerinizi sık aralıklarla ovuşturuyorsanız, daha önce fark etmediğiniz alerjik bir durum söz konusu olabilir. Alerjik durumlarda, göz sıklıkla kaşınır ya da ovuşturulma ihtiyacı duyar. Göz bebeği üzerinde uygulanan kontrolsüz baskı, birçok sağlık sorununa sebep olabilir. Ayrıca etraftaki mikropların ellerde taşındığını düşünecek olursak, ellerimizi devamlı olarak gözlerimize götürmemiz, mikrobik durumların gelişmesine de sebep olabilir ki bu da önemsenmesi gereken bir tehlikedir. Gözlerinizi ovuşturuyorsanız, mutlaka bir uzmana baş vurmalı ve rahatlatıcı göz damlaları kullanmalısınız.

Aile Sağlığı

Beslenmenizi Bebeğinizin İhtiyacına Göre Düzenleyin

Yayınlanma:

,

Anne olmaya karar verdiyseniz ya da hamileyseniz, beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekir. Sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan gıdaları tüketin, folik asit içeren gıda takviyeleri alın

Hamile kalmayı düşünüyorsanız ya da anne olmak için gün sayıyorsanız, muhtemelen kendiniz ve bebeğiniz ile ilgili temel bilgileri biliyorsunuzdur.
Sigara içmemek, alkolden uzak durmak, sağlıklı beslenmek gibi belli başlı gerekliliklerin yanı sıra; sağlıklı bir hamilelik süreci için birkaç ipucunu unutmamak gerek.
Yapılan araştırmalar, gebeliklerin yaklaşık yüzde 50’sinin plansız gerçekleştiğini gösteriyor. Hiç beklemediği bir anda hamile kaldığını öğrenen biri için bu dönemi sağlıklı geçirmek; planlı gebelik yaşayan birine göre çok daha zor. Uzmanlar, tedbirli davranmaktan yana. Doğurganlık yaşınızdaysanız ve güvenli bir doğum kontrol yöntemi kullanmıyorsanız, her an hamile kalabilirsiniz demektir. Bu gruptaki kadınlar, hem kendileri, hem de bebekleri için sağlıklı bir yaşam planı oluşturmalı ve buna uymalıdır. Sağlıklı yaşam planı, sandığınız gibi diyet listelerine uymak ya da düzenli egzersiz yapmak demek değildir. Sağlıklı yaşam planı, çevresel etkilerin zararlarından kurtulmak üzere oluşturulmalıdır.

FOLİK ASİT ALIN
Anne olmaya karar verdiyseniz yapmanız gereken ilk şey, folik asit kullanımı olacaktır. Folik asitler, gebelikten yaklaşık üç ay önce kullanılmaya başlanmalı ve gebeliğin ilk aylarına kadar kullanılmaya devam edilmelidir. New York’taki Albert Einstein Tıp Fakültesi ve Montefiore Tıp Merkezi’nde hamile bireyler üzerinde yapılan çalışmalar; gebelik sırasında, bebeğin gelişimi için folik asit kullanımının oldukça önemli bir yeri olduğunu göstermiştir.
Dolayısıyla listenizin en başında; en az 400 mikrogram folik asit içeren günlük bir multivitamin kullanmaya başlamak yer almalıdır. Bebeğinizin beyin ve omurilik sistemi gebeliğin ilk ayında gelişir; bu nedenle folik asit, kalsiyum ve demir gibi temel besin maddelerini en baştan almanız önemlidir. Folik asit almak, bebeğinizin spina bifida gibi nöral tüp defekti geliştirme riskini azaltır.

D VİTAMİNİ TAKVİYESİ ÖNEMLİ
Gebelik süresinde ayrıca günlük 10 mcg. D vitamini takviyesine ihtiyacınız vardır. D vitamini, bebeğinizin iskeletinin gelişimi ve gelecekteki kemik sağlığı için önemlidir. İyi yemek yemediğinizden endişeleniyor ya da sağlıklı beslenemediğinizi düşünüyorsanız, folik asit ve D vitaminini çoklu bir vitaminle almayı deneyebilirsiniz.
Hamilelik dönemi, anne açısından -gelecekte- kemik erimesi riskini de beraberinde getirir. Bu sebeple, gebelik döneminde D vitamini takviyesi de önemlidir.
Ancak bu tür takviyeleri, muhakkak gebeliğinizi takip eden doktorunuza danışarak almalısınız. Gebelik döneminde hekimler tarafından Omega 3’ten zengin beslenilmesi gerektiği ısrarla tavsiye edilir. Omega 3’ün hem bebek, hem de anne için önemli faydaları vardır. Bebeğin zeka gelişimi için kritik rol oynayan Omega 3, annenin doğum sonrası depresyonuna yakalanmasının da önüne geçer. Bu ve benzer takviyeleri, gıdalardan almak en doğru ve doğal olanıdır. Folik asidin koyu yeşil sebzelerde, kalsiyum ve proteinin süt ürünlerinde, D vitamininin doğal kaynağı güneşin yanı sıra yumurta, süt ve balıkta, Omega 3’ün ise somon gibi yağlı balıklar, ceviz ve bademde bulunduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.

KARBONHİDRATTAN UZAK DURUN
Gebelik dönemi, iştahın son derece açık ve kontrolünün zor olduğu bir dönemdir.
Bu yan etkiye bir de anne yedikçe bebeğin de iyi beslendiği inancı eklenince, anneler için durum oldukça zor bir hal alır. Şekerden zengin ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme, annenin gereksiz kilo almasına sebep olur. Bu tip beslenmektense, bebeğe faydası kesin olan ihtiyaçları tamamlamak çok daha elzemdir. Anne adayları, temel kurallar ışığında kendi bedenindeki eksiklere göre beslenmeli ve ihtiyacını tamamlamalıdır.
Bu sebeple; gebelik döneminin başında yapılan kan testleri, rezerv kontrolü için çok önemlidir.
Hamilelik dönemi, annenin sıvı ihtiyacının da arttığı bir dönemdir. Özellikle su, bol miktarda içilmelidir. Asitli gazlı içeceklerden, diyet içeceklerden uzak durulmalıdır.
Annelik, ömür boyu devam eden bir serüvendir. Bebeğinizin ihtiyaçlarını bedeninizden ayrıldıktan sonra da karşılamaya devam etmeniz gerekir. İlk zamanlar bunun en iyi yolu anne sütü vermektir.
Bebeğinizin ihtiyacına göre değişen bu harikulade sıvı, bilim adamları tarafından çeşitli yöntemlerle araştırılmış ve her defasında hayranlık uyandıran sonuçlara varılmış.
Hayata gözlerini açtığı andan itibaren savunmasız durumda olan bebekler için ilk altı ay (en az) anne sütü almak, hayatta kalmak için gereken en önemli kaynaktır.

AZ PİŞMİŞ ET YEMEYİN
Az pişmiş et ve soğuk şarküteri ürünleri, toksoplazma taşıyıcılığı açısından yüksek risk grubuna giren gıda maddeleridir. Uzmanlar, hiçbir et ve et ürününe yüzde 100 güvenemeyeceğimizi söylüyor. Yapılan araştırmalar; az pişmiş bir dana etindeki toksoplazma barındırma ihtimalinin, pişmiş dana etine oranla 5.5 kat, az pişmiş bir kuzu etinin toksoplazma barındırma ihtimalininse pişmiş kuzu etine oranla üç kat fazla olduğunu belirtiyorlar. Toksoplazma hastalığından korunmanın tek yolu, yediğiniz ete dikkat etmekten ibaret değildir. Son derece kötü sonuçlar doğurabilen bu hastalık, iyi yıkanmamış sebze ve meyveden, evcil hayvan kumundan ve bahçe toprağından da bulaşabilir. Toksoplazma hastalığının en yüksek seviyelerde görüldüğü Fransa’da yapılan bir araştırma, evcil hayvan (genelde kedi) beslemenin hastalığa yakalanma riskini 4.5 kat artırdığını gösterdi. Uzmanlar; iyi yıkanmamış çiğ sebze yemenin de, tıpkı az pişmiş kuzu etindeki gibi hastalığa yakalanma riskini üç kat artırdığını söylüyor.

EV HAYVANLARINA DİKKAT!
Banyo temizleme veya evde beslenen hayvanları temizleme gibi günlük görevler bile hamile kaldığınızda riskli olabilir. Toksik kimyasallara maruz kalma, ağır nesneler kaldırma veya bakterilerle temasa girme size ve bebeğinize zarar verebilir. Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için şu önerilere dikkat edin:
 Ağır kaldırmayın.
 Ev temizliğinde sert kimyasalları kullanmayın. Bunların yerine organik temizleyiciler deneyebilirsiniz.
 Uzun süre ayakta durmayın.
 Evcil dostunuza veda etmeyin ancak bazı noktalara dikkat edin. Evcil hayvanlardan geçmesi muhtemel hastalıklar, onlarla yakın temas kurma oranınıza ve şekline göre tehlike oluşturur. Hayvanların ağızlarında pasteurella adında bir mikroorganizma bulunur. Bu mikroorganizma, insanlar için yabancıdır ve ciddi hastalıklara sebep olabilir. Hali hazırda bir açık yaranız varsa (derin bir çizik bile olabilir) ya da bu mikroorganizmayı taşıyan bir hayvan tarafından ısırıldıysanız ve bu ısırık neticesinde yara açıldıysa, kolaylıkla size bulaşabilir. Bu sebeple, özellikle evinizde beslediğiniz evcil dostlarınızın aşılarını mutlaka zamanında yaptırmanız gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki; sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan hayvanlarda hastalıkların büyük bölümü görülmez.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Yanlış Diyetler Bağışıklık Sisteminizi Zayıflatıyor

Yayınlanma:

,

Sık seyahat etmek, yalnızlık, mide asidini düşürücü ilaçlar ve ağrı kesiciler; bağışıklık sistemimiz üzerinde olumsuz etki yapabiliyor. Sağlıklı beslenmeli, seyahatte olsak bile egzersizden vazgeçmemeliyiz

Uykusuzluk, fazla stres, yoğun çalışma temposu gibi durumların sağlığmız için çok da iyi olmadığını zaten hepimiz biliyoruz. Peki ya yeni başladığın diyetin veya aldığın ilaçların sağlığın için yararlı olduğunu düşünürken bağışıklık sistemin için tam tersi etki yaptığını söylesem… Hemen paniğe kapılmayın, bu olumsuzluğu gidermek adına sizlere iyi bir haberim var. Yaşam tarzınızda yapacağınız değişiklikler veya yeni alışkanlıklar, enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sisteminin yeniden güçlenmesine yardımcı olabilir.
Bağışıklık sisteminizi zayıflatan nedenlere ve bunları nasıl düzelteceğinize bir göz atmaya ne dersiniz?

Anti-asitler (Mide koruyucu asit düşürücü ilaçlar): Boyundaki lenf bezleri dışında bağışıklık sistemimizin yüzde 70’i aslında tüm sindirim sistemi boyunca lenfoid doku biçiminde bağırsakta bulunur. Bu nedenle, Bağışıklık Sistemi Kurtarma Planı’nın yazarı ve Blum Sağlık Merkezi’nin Kurucu-Yöneticisi Susan Blum’a göre, bağışıklık sistemine zarar veren şeylerden kaçınmak önemlidir.
Mide koruyucuların, bağışıklık sistemimiz üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya çıkarılmıştır. Mide asidini emen midenize iyi gelen ilaçların yanında reçeteyle satılan ağır mide koruyucular da vardır. Bunlar midenizin pH seviyesini değiştirebilir. Mideniz yediklerinizi düzgün şekilde mikroplardan arındıramadığında, vücudunuza daha fazla enfeksiyon yayılabilir ve bu da bağırsağınızın bağışıklık sistemine daha fazla stres yüklenmesine sebep olur. Araştırmalar, düzenli olarak mide koruyucu alan kişilerin bağırsak bakterilerinin daha az çeşitlilik gösterdiğini, bu nedenle ishal, bağırsak enfeksiyonu ve zatürre gibi hastalıkların ortaya çıkma riskinin arttığını saptadı.
Bazı besinler düşük asit ortamında düzgün şekilde emilemiyor.
Bu da vücudun ihtiyacı olan bazı vitaminlerin yeteri kadar alınamamasına sebep oluyor. Araştırmalar, uzun süre mide koruyucusu alan kişilerin B12, çinko, C vitamini ve demir gibi besin maddeleri yetersizliği eğiliminde olduğunu ve bu eksikliklerin bağışıklık sistemini zayıflattığını söylüyor.
Peki, ne yapmamız gerekli? Uzmanlar, üç aydan daha uzun süre mide koruyucu kullanmaya karşı kişileri uyarıyor ve bir eleme diyeti öneriyor.
Bu diyetle reflüye sebep olan yiyecekleri belirleyip ortadan kaldırmak amaçlanır.

ELEME DİYETİ NASIL YAPILIR?
Uzmanlar diyetin ilk aşaması için portakal, muz, domates, patates, biber, patlıcan, yumurta, süt, peynir, buğday, mısır, çiğ balık, sığır eti, soya fasulyesi ürünleri, yer fıstığı, tereyağı, işlenmiş yağlar, alkol, kahve, rafine edilmiş şeker, çikolata, ketçap gibi bazı gıdaları kesmenizi önerir. Yeniden yemeye başlama evresi ayrı bir süreç ve eğer bu diyeti kalıcı bir sağlık sorununu çözmek için yapıyorsanız, bir uzmanın gözetimi altında olmanız çok daha akıllıca olacaktır.

Bazı ağrı kesici ilaçlar: Araştırmacılar, anti-asitlere ek olarak, bazı ağrı kesicilerin bağırsak astarına zarar verdiğini ve bu durumun bağırsak geçirgenliğinin artmasıyla birlikte Geçirgen Bağırsak Sendromu’na neden olduğunu saptamıştır.
Sonuç olarak, enfeksiyonlar ve sindirilmemiş yiyecek parçacıkları bağırsak duvarından geçerek vücudunuza girebilir, bu da bağışıklık sistemini zorlayarak düzgün çalışmasına engel olabilir.
Ayrıca devamlı olarak ağrı kesici kullanımının sorunlara neden olabileceği de araştırmalar tarafından söylenmektedir.
Unutmayın, ‘devamlı kullanım’ sadece günlük hap kullanmak değildir. Haftada birkaç kez ya da düzenli periyodlarla ağrı kesici almak da düzenli kullanıma girebilir.

SEYAHATTE EGZERSİZE DEVAM

Yapılan araştırmalar, çok fazla seyahat edenlerin bağışıklık sisteminin daha güçsüz olduğunu ortaya çıkartmıştır. Çünkü otellerde ve uçaklarda vücudun alışık olmadığı virüs ve bakterilerle karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Yeterince dinlenememe, normal beslenme düzeninin dışına çıkma da bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Seyahatteyken alışık olduğumuz uyku ve yeme alışkanlığı gibi rutinlerimizin dışına çıkmamaya dikkat etmeliyiz. Bunun yanında her gün en az 15-20 dakika egzersiz yapmak bağışıklık sistemimizin güçlenmesine yardımcı olur. Ayrıca seyahatteyken sağlıklı atıştırmalıklarınızı (portakal, kuruyemiş, bitter çikolata vb.) yanınıza almayı unutmayın. Çocuklarla seyahat ederken göz önünde bulundurulması gereken de birçok husus vardır. Özellikle sık hastalanan ve bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarla tatile çıkmadan birkaç hafta öncesinden hazırlanmak gerekir. Ayrıca çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa evden ayrılmadan önce bir yemek listesi planlamak, seyahatiniz sırasında kolaylık sağlayacaktır.

YALNIZLIK 
Araştırmalar, uzun süreli kronik yalnızlığın bağışıklık sistemine zarar verdiğini ve kişiyi hastalıklara açık hale getirdiğini gösteriyor. Kronik yalnızlık tahmin edilenden çok daha yaygındır. Bu insanlarda bağışıklık sisteminin biyolojisinde değişme ve vücudu viral enfeksiyonlardan koruyan genlerde azalma gözlemlenmiştir. Peki, ne yapmamız gerekiyor? Yalnızlığı tanımlarken çevremizdeki insanların sayısından çok nasıl hissettiğimiz önemlidir. Kendimizi insanlarla plan yapmaya zorlamaktansa meditasyon ya da yoga gibi çalışmalara yönelerek özgüven eksikliği ve korkularımızdan uzaklaşmaya çalışabilirsiniz.

BİLİNÇSİZ YAPILAN DİYETLER
Bazen sağlıklı olduğunu düşünerek yaptığımız diyetler bile daha sık hastalanmamıza sebep olabilir. Bunun nedeni düşük kalori veya düşük karbonhidratlı besin tüketimidir. Çünkü bazı diyetlerde çinko, selenyum, magnezyum gibi vücudumuz için gerekli olan vitamin ve mineraller olması gerekenden daha az seviyede bulunur.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Konforlu ve Sağlıklı Uçuş İçin Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yayınlanma:

,

Konforlu ve sağlıklı bir uçak yolculuğu için bol su içmeli, şişkinliğe neden olabilecek gıdaları tüketmemeli ve her saat başı bir dakika yürümelisiniz

Günümüzde uçak yolculuğu, sağladığı pek çok avantajla diğer taşıma araçlarından daha sık tercih ediliyor. Özellikle zaman tasarrufu sağlaması, yaygın kullanılmasının en önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu yolculuklar tüm artılarına rağmen nadir de olsa sağlık sorunlarına neden olabilir. Yeryüzündeki çekim ve basınca vücudumuz uyumludur. Uçuş sırasında yüksek hız ve rakımlarda gökyüzüne çıkmak vücutta deformasyonlara yol açabilir. Uçak havayı dışarıdan pompalar ve 35 bin feetlik hava, alıştığınızdan çok daha kurudur. Özellikle yüksek rakım, cildinizi ve gözlerinizi kurutabilir. Böylece cildiniz kaşıntılı hale gelir. Yağlı bir cilde sahipseniz kuru hava sizi daha yağlı hale getirebilir.

Kuru hava için bol su tüketin: Kuru hava ayrıca mikropların bağışıklık sisteminizi istila etmesine neden olabilir. Havadaki nemle birlikte solunum yolları nemlenir ve mikroplar vücudunuza giriş yapar. Kuru havanın tüm bu olumsuz etkilerinden korunmak için su tüketimine özen göstermek gerekir. Alkol, kahve gibi içecekler dehidrasyona sebep olduğundan bu içeceklerden kaçının. Gözlerinizde kuruluk, bir problem haline gelirse yapay gözyaşı kullanın. Cildinizi nemlendirmeyi unutmayın. Cildinizin su tutmasına yardımcı olan bir nemlendirici tercih edin.

Kabin içi egzersizleri deneyin: Oturduğunuzda, yer çekimi; bacaklarınızda ve ayaklarınızdaki sıvının birikmesine neden olur. Bu genellikle bir problem değildir. Çünkü bacaklardaki kaslar, ayağa kalktığınızda ve dolaşırken vücudunuzdaki aşırı sıvıyı pompalar. Ancak saatlerce uçak koltuğunda oturmak ayak ve bacaklarda sıvı biriktirir. Bu durum da şişmeye neden olur. Aşırı sıvıyı boşaltmak için, uçuş sırasında ayağa kalkın ve saatte bir yaklaşık bir dakika dolaşın. Cam kenarında oturuyor ve sık sık ayağa kalkamıyorsanız kabin içi egzersizler yapın.

Hava basıncı, şişkinlik yapabilir: Hava basıncı sizi şişirir ve gaz yapabilir. Kabindeki hava, basınçlı olmasına rağmen hava basıncı hâlâ zemin seviyesinde kullandığınızdan daha düşüktür. Bu düşük basınç, bağırsaklarınızdaki gazların şişmesine ve şişkinliğe neden olur. Uçak üzerindeki hava basıncını değiştiremezsiniz, ancak uçmadan önce ve uçuş sırasında brokoli veya fasulye gibi şişkinliğe neden olan gıdalardan uzak durursanız, bu problemi en aza indirebilirsiniz.

Jet-lag yorgunluğa neden olabilir: Farklı bir saat dilimine uçtuğunuzda, vücudunuzun biyolojik saati zorlanır. Bu durum, gündüzleri yorgun hissetmenize ya da uyku sorunu yaşamanıza neden olabilir. Ayrıca uyandığınızda baş ağrısı hissedebilirsiniz. Bunu önlemek için yapabileceğiniz en iyi şey, normal uyku zamanlarınızı olabildiğince sıkı tutmaktır. Jet-lag’in olumsuz etkilerinden kurtulmak için gideceğiniz ülkenin saatine göre uçuş öncesinde uyku düzeninizi ayarlayabilirsiniz.

Beslenmenize dikkat edin: Seyahat ettiğiniz gün, yulaf ezmesi gibi yüksek lifli gıdalar (veya sabah uçuşu ise bir gün önce) yiyin ve su içme oranınızı artırın. Uçuş öncesinde mümkün olduğu kadar fastfood’dan uzak durun. Sizi rahatsız edebilecek gıdalardan kaçının. Rutin kahvaltı ve yemeklerinizi yiyin. Şişkinlik ve gaz yapabilecek gıdaları tüketmemeye çalışın. Kabızlık sorunu yaşıyorsanız yeşil yapraklı sebzeler ve çorba gibi sulu yemekler tüketin. Böylelikle uçuş sırasında ya da gideceğiniz yere vardığınızda kabızlık gibi bir sorunla karşılaşmazsınız.

Baş ağrısını önlemek mümkün: Uçağın inişi sırasında başınızda ağrı hissedebilirsiniz. Uçağın kalkışı ve inişi sırasında kulak zarının arkasındaki tüp, hava basıncına uyum sağlamak için çok fazla çalışır. Böylelikle kulak içindeki hava basıncını dengelemede yardımcı olur. Dolayısıyla uçağın kalkışı ve inişi sırasında kulakta basınç ve ağrı hissedilmesi doğaldır. Basıncın neden olduğu bu rahatsızlıklar barotravma adını alır. Barotravma kişiden kişiye değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin çocukların kulağı daha hassas olduğundan onlar basıncı daha fazla hissedebilir. Barotravmanın etkisini azaltmak için önerilen hareketleri yapabilirsiniz.

Yolculuk Enfeksiyonuna Dikkat!
Yurt dışına çıkmadan önce gideceğiniz ülkenin enfeksiyon riskini göz önünde bulundurarak 20 gün önceden aşılarınızı mutlaka yaptırın. Enfeksiyon riski yüksek ülkelerde önlem almamanız daha büyük hastalıkların habercisi olabilir.
Ulaşımın kolaylaşmasıyla birlikte günümüzde ülkelerarası seyahatler giderek artıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelere yapılan yolculuklar beraberinde bazı enfeksiyon hastalıkları için risk faktörleri de taşıyor. Her coğrafik bölgenin kendine has iklim yapıları, florası ve coğrafik bölgeye özgü enfeksiyon riskleri bulunuyor. Özellikle Afrika, Güney Amerika, Orta ve Uzakdoğu Asya en riskli bölgeler arasında yer alıyor.

Yolculuktan önce yapılması gerekenler: İklim değişikliklerinin coğrafik bölgeye özgü canlı yapısı, onlarla taşınan enfeksiyonlar için risk oluşturur. Bu enfeksiyonların en tipik örneği; Afrika ve Güney Amerika’da görülen sıtma ve sarıhumma hastalıklarıdır. Bunların dışında Asya’nın birçok ülkesinde tifo, Tanzanya’da kuduz, Mısır’da Hepatit C, sivrisineğin çok yoğun olduğu yerlerde de sarıhumma, malarya, sıtmanın dışında, tripanazoma uyku hastalığı gibi birtakım enfeksiyonlar mevcut. Bu ülkeleri ziyaret edecek kişilerin mutlaka enfeksiyonlar hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor.
Kişilerin seyahat edecekleri ülkeye ait enfeksiyon hastalıkları konusunda oluşacak risk faktörlerine karşı bilgi almaları oldukça önemli. Sağlık Bakanlığı sitesinden seyahat edilecek ülkenin enfeksiyon riskleri ve alınması gereken önlemlerle ilgili bilgilerden faydalanmak mümkün.
1) Gidilecek ülkede hangi hastalığın sık görüldüğü araştırılmalı. Çünkü enfeksiyon nedenleri dönemlere göre değişiklik gösterebiliyor. Bu araştırmalar, Sağlık Bakanlığının internet sitesinden ve Dünya Sağlık Örgütünden yapılabilir.
2) Çocukların rutin aşılarının tamamlanmış olması çok önemli bir faktör. Rutin aşıları tamamlanmamış çocukların, hızlandırılmış bir programla aşılarının tamamlanması gerekiyor. Örneğin; kızamığın yoğun olduğu bir bölgeye gideceklerse 1 yaşından itibaren kızamık aşısı uygulanabiliyor. Fakat kızamığın salgın olduğu bir bölgeye gideceklerde altı aydan itibaren tek doz kızamık aşısı yaptırılabilir.
3) Gidilecek bölgenin zorunlu aşılarının yapılması. Bu aşılardan bir tanesi meningokok (menenjit) bir diğeri de sarıhumma aşısı. Bu aşıların, bazı ülkelere girişlerde yapılması zorunludur.
4) Güney Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Asya gibi bölgelere ziyaretlerde kolera, tifo gibi aşılar yapılmalı.
5) Turist ishaline karşı önlemler alınmalı. Özellikle gidilen yerdeki içme sularının temiz olmaması, hijyenin olmamasından, hava, toprak ve her şeyden enfeksiyon bulaşabilir. Bu enfeksiyonlar ciddi sıvı kayıplarına sebep olabiliyor.

Bu nedenle: 
 Gidilen ülkedeki suları imkan varsa kaynatarak tüketin. Bir dakikalık kaynatma, suyu mikroorganizmalardan arındırır.
 Musluk sularını içmeyin.
 Dişleri bile bu sularla fırçalamayın.
 Çocuklarınız için emzik ve biberonları sterilize edin.
 Buz kullanmayın.
 Özellikle pişmiş gıda tüketmeye özen gösterin.
 Salata gibi gıdaları kısıtlı tüketin ya da hiç tüketmeyin.
 Hijyenik ortam bozuksa, elleri yıkayacak ortam bulunamıyorsa mutlaka yanınızda dezenfektan götürün.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.