Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Göz Renginiz Size Ne Söylüyor?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Göz Renginiz Size Ne Söylüyor?

Göz renginiz, aslında hangi hastalıklara sahip olduğunuz hakkında ipuçları veriyor. Koyu renk gözlü olanlar katarakta, açık renk gözlüler ise sarı nokta hastalığına daha yatkın oluyor.

Görme gibi tüm hayatınızı yakından ilgilendiren bir yeteneği yöneten gözlerinizin daha sağlıklı olması için ona gereken özeni göstermeniz gerekir. Göz renginiz, genetik mirasınızla yakından ilgilidir. Tıpkı sahip olduğunuz hastalıklar gibi. Peki göz renginizin hangi hastalıklara sahip olduğunuz hakkında ipuçları barındırdığını biliyor muydunuz? Konuyu merak eden bilim adamları, hangi göz rengine sahip kişilerin hangi hastalıkları taşıma eğilimi gösterdiklerini araştırmışlar. İşte çıkan ilginç sonuçlar:

Katarakt

Eğer gözleriniz koyu tonlara sahip ise katarakt olma ihtimaliniz diğerlerine göre daha yüksek demektir. Farklı sebeplere bağlı olarak da gelişebilen katarakt, genelde yaşa bağlı olarak ortaya çıkar ve göz bebeğinin etrafında dumanlı bir hare görüntüsü oluşturur. American Journal of Ophthalmology’de yayınlanan bir araştırmaya göre, koyu renk gözleri olan kişilerin katarakt hastalığına yakalanma ihtimalleri, diğerlerine oranla 1.5-2.5 kat daha fazla. Elbette bu oranlar açık renk göze sahip kişileri katarakta yakalanma ihtimalinden uzaklaştırmıyor. Gözleriniz ne renk olursa olsun onları, güneşin zararlı ışınlarından koruyarak katarakt ihtimalini uzaklaştırabilirsiniz. Bunun için sadece güneş gözlüğü kullanmak da yetmez. Gözlerinizi güneşten koruyabilecek özelliklerde şapka da kullanmalısınız.

Vitiligo

Yapılan araştırmalar, mavi gözlü kişilerin bir cilt hastalığı olarak bilinen vitiligoya yakalanma ihtimallerinin diğerlerine göre daha düşük olduğunu gösteriyor. Vitiligo, cildin bazı bölgelerinde görülen renk açılmaları olarak tariflenebilir. Derimizde, pigment üreterek ten rengimizi oluşturan melanosit hücreleri bulunur. Bu melanositler, çeşitli sebeplerle zarar gördüklerinde vazifelerini gerektiği gibi yerine getiremezler ve pigment üretimi neredeyse durur. Bu durum, ilgili bölge derisinde sınırları belli ancak dağınık ve yamaya benzetebileceğimiz renk açılmalarına sebep olur. Oluşan beyazlık, neredeyse süt beyazıdır. Kişinin ten rengine göre belirginliği değişiklik gösterir. 2012 yılında Nature adlı dergide yayınlanan bir istatistiğe göre, mavi gözlü kişilerde vitiligo diğerlerine oranla daha az görülüyor. Yaklaşık 3 bin vitiligolu Kafkas’ın katılımıyla gerçekleştirilen bu istatistiki çalışmada, 3 bin katılımcının yüzde 27’sinin mavi, yüzde 30’unun yeşil veya ela, yüzde 43’ünün ise koyu renk gözlere sahip olduğu saptanmış. Kafkas halkının genel göz rengi dağılımına bakacak olursak, yüzde 52’sinin mavi, yüzde 22’sinin yeşil ya da ela ve yüzde 27’sinin kahverengi gözlere sahip olduklarını görebiliriz. Bu rakamlar arasındaki belirgin oran, koyu renk gözlere sahip kişilerin vitiligoya daha fazla yakalandıkları tezini doğrular nitelikte. Ayrıca Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli bilim adamları, göze mavi rengi veren iki genin (TYR ve OCA2), vitiligoya yakalanma ihtimalini düşüren en önemli etken olduğunu tespit etmişler.

Alkol duyarlılığı

Eğer kahverengi ya da siyah gözleriniz varsa, mavi ya da yeşil gözlülere göre daha az alkol almalısınız. Alkol tüketiminin göz rengi ayrımına bakmadan herkes için son derece ciddi zararları olduğu uzun yıllardır bilinmekte ve tüketilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak alkol hassasiyeti diğerlerine oranla daha yüksek olanların incelendiği araştırmalarda, koyu renk gözleri olanların daha hassas oldukları ortaya çıkmış. 2001 yılında Personality and Individual Differences’da yayınlanan bir araştırmaya göre, koyu renk gözleri olan kadınların alkol duyarlılığı, diğerlerine göre daha yüksek.

Ağrıya dayanıklılık

Günlük yaşantımızı ve kalitemizi ciddi şekilde etkileyen ağrılara dayanma gücü kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Kimileri daha kuvvetli ve dayanıklı iken, kimileri çok daha zayıf ve dayanıksız olabilir. 2014 yılında düzenlenen American Pain Society’de bilim adamları tarafından açıklanan sonuçlara göre; mavi, yeşil ya da ela gözlü kadınların ağrıya dayanıklılığı kahverengi ya da siyah gözlü olanlara oranla çok daha yüksek. Doğum öncesi ve sonrası yakından incelen bir grup kadının dahil edildiği bir araştırma da bu sonucu destekler nitelikte nihayetlenmiş. Doğumdan önce hissettikleri kaygı, doğum yöntemleri ve doğum sonrası bulguların incelendiği araştırmaya göre, siyah ya da kahverengi gözleri olan kadınlar, diğerlerine göre çok daha kaygılı ve ağrıya duyarlı bulunmuşlar.

Sarı nokta hastalığı

Halk arasında sarı nokta hastalığı olarak bilinen makula dejenerasyonu, yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluğu olarak tariflenebilir. Sarı nokta hastalığı, retina merkezinin hemen yanında gelişen bir bozukluktan kaynaklanır. Genetik miras ve sigara kullanımı bu hastalığın sebepleri arasında sayılabilir. İlerlemesi halinde kalıcı görme kaybına kadar gidebilen sarı nokta hastalığı ciddiye alınmalıdır. Sarı nokta hastalığı ve bu hastalığa sahip kişilerin göz rengi arasındaki ilişkinin incelendiği net bir araştırma henüz yapılmadı. Küçük çaplı ve istatistiğe dayanan çalışmalar mevcut. Buna göre, hastaların göz renkleri ve dağılımı incelendiğinde açık renk gözlülerin çoğunlukta olduğu tespit edilmiş.

Göz bebeğinde renk değişikliğine dikkat!

Göz bebeğinde renk değişikliği, sık karşılaşılan bir durum değildir ancak fark edildiğinde mutlaka dikkate alınması gerekir. Gözde renk değişiklikleri, birtakım hastalıkların habercisi olabilir. Gözünüzün beyaz kısmında kırmızılıklar oluşuyorsa, bu alerjik bir duruma işaret ediyor olabilir. Eğer gözünüzün beyaz kısmı sarı renk almaya başladıysa dikkat; karaciğerinizde problem olabilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Şah Damarı ve İnme

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Şah Damarı ve İnme

Şah damarı (karotis), boynumuzun her iki yanında bulunan ve beynimize kan taşınmasını sağlayan atardamarlardır. Beynimizin ihtiyacı olan kanın çok büyük bir kısmını taşıyan şah damarın tıkanması ya da daralmasının en önemli sebebi, damar sertliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Damar sertliği ise sadece şah damarımızı değil, vücudumuzda yer alan diğer damarları etkileyen bir durumdur.

Şah damarının duvarı esnektir ve iç yüzeyi ise pürüzsüz bir yapıdadır. Ancak yüksek kan kolesterol seviyesi ve sigara kullanımı nedeniyle şah damarının duvarında yağ, kireç ve kolesterol gibi maddeler birikmeye başlar. Bu maddelerin birikmesi de şah damarının duvarında kalın bir kireç tabakasının oluşmasına neden olur. Damarın sertleşmesine neden olan kireç tabakası kan akımının da azalmasına neden olabilir. Şah damarındaki kan akımının kritik düzey altına düşmesi ise, beynin beslenememesine ve beraberinde inme gibi durumlara neden olabilmektedir.

Şah Damarı Darlığı-Tıkanması Sonucu İnme Belirtileri

Şah damarı daralması inmeye neden olabilecek ciddi bir durumdur. Bunun ilk nedeni damarın kireç tabakası nedeniyle tam olarak tıkanması ve beyne giden kan akımının durmasıdır. Yine şah damarında meydana gelen bu kireç tabakası üzerinde pıhtılar oluşabilir ve bu da beyne giden kan akımını engelleyebilir. Ayrıca kireçlenme tabakasından küçük kireç parçalarının kopması, bu parçaların kan akımı ile ince beyin damarının içine kaçması ile ani tıkanmalar ve inme meydana gelebilir.

Şah damarı tıkanıklığı, damar çapının ciddi oranda daralmasına kadar belirti vermeyebilir. Bu daralmanın kritik düzeye gelmesi sonucunda beynin ihtiyacı olan kan karşılanamaz ve “geçici iskemik atak” yani inme yaşanabilir. Geçici iskemik atak belirtileri ise şunlardır:

  • Kolda, bacakta ve yüzde uyuşma
  • Kolda, bacakta ya da vücutta kuvvet kaybı
  • Yüz yarısında felç,
  • Görme kaybı ya da bulanık görme
  • Konuşma güçlüğü,
  • Konuşulanları anlayamama,
  • Baş dönmesi,
  • Bilinç kaybı,

Bu geçici inme hali uyarıcı niteliğindedir. Hastayı, yaklaşan daha kalıcı bir inme durumuna karşı uyarır niteliktedir. Bu duruma neden olan karotis damar darlığı doğru şekilde tedavi edilemez ise hastanın kalıcı iskemi yani inme/felç durumu ile karşılaşması olağandır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güncel tedavi yöntemleri ile hastalığınızdan kurtulmak için hemen randevu alın.  +90 551 379 72 56

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Çağımızın hastalıklarından birisi olan obezite, vücuttaki yağ oranının aşırı artmasına denir. Tedavi edilmediği takdirde kalp rahatsızlıkları, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi birçok rahatsızlığa yol açan bu hastalık, aynı zamanda hastaların hareket özgürlüklerini de kısıtlamaktadır. Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdulcabbar Kartal, obezite cerrahisi hakkında bilinmeyenler hakkında bilgi verdi.

Şişmanlık Cerrahisi Nedir?

Beden kitle indeksi ya da vücuttaki yağ oranı ölçülerek şişman oldukları belirlenen hastaların kilo vermelerine yardımcı olmak amacıyla sindirim sistemine cerrahi müdahalede bulunulmasına “obezite cerrahisi” ya da “bariatrik cerrahi” denmektedir.

En Uygun Adaylar Kimlerdir?

Öncelikle kişinin en az üç yıldır devam eden obezite şikayetinin bulunması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığının bulunmaması ve kabul edilebilir ameliyat riski sınırları içinde olması gerekir. Obezite cerrahisi yapılacak bir hastanın aktif bir psikiyatrik hastalığı olmamalıdır. Yaş sınırlaması olmamakla beraber 20-60 yaşları arasında daha güvenle ameliyat yapılabilir. Cerrahi, kilo vermede son çare olarak düşünülmelidir. Obezite cerrahisi, hormonal rahatsızlığı olmadığı halde kilo veremeyen, diğer tedavi yöntemlerinde başarı sağlayamayan ya da tekrar kilo almış kişilerin, sağlık durumları bozulmaya başladığında yapılmalıdır.

Şişmanlık Cerrahisi Ameliyatı Nasıl Etkili Oluyor?

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemleri temelde gıda alımını azaltan, besinlerin emilimini kısıtlayan ya da her ikisini birden sağlayan yöntemler olarak sınıflandırılabiliriz. Kısıtlayıcı ameliyatlarda, midenin hacmi küçültülür; mideye giren gıdaların miktarı ve kişinin yediği gıda miktarı azaltılır. Emilimi azaltan ameliyatlarda, besin emilimini azaltmak için bağırsakların bir kısmı bypass edilir. Ameliyat olan hastanın yapılan ameliyat tipine bağlı olarak aldığı günlük gıda miktarı ve alınan gıdanın bağırsaklarda emilim oranı azalır. Böylece hasta hızlıca kilo verir. Fakat obezite cerrahisinin kilo verme konusunda kesin ve kalıcı bir etki sağlaması için kişinin önemli bir operasyon geçirdiğinin bilincinde olması, ameliyat sonrasında beslenmesine ve egzersizlerine devam etmesi gerekir.

En Sık Hangi Ameliyat Yapılıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde en sık yapılan iki ameliyat gastrik bypass (mide baypası) ve sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarıdır. Bu ameliyatlar laparoskopik olarak, küçük deliklerden yapılabiliyor. Bu yöntem ile daha küçük kesiler ile daha az ağrılı ve güvenli bir şekilde ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Gastrik bypass ameliyatında ilk olarak mide hacmi küçültülerek hastanın alabileceği yiyecek miktarı azaltılmaktadır. Buna ilave olarak ince bağırsakların bir kısmı bypass edilmektedir. İnce bağırsakta gıdaların kat ettiği yol kısaldığı için besinlerin emilimi azalmaktadır. Bu ameliyat tekniği yüksek kalorili diyet ile beslenme alışkanlığı olan hastalarda daha fazla tercih edilmelidir. Çünkü bu tip hastalar, az miktarda ama yüksek kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığına sahiptirler.

Tüp Mide Ameliyatında Ne Yapılıyor?

Sadece gıda alımını azaltan ameliyatlar ile yeterli kilo kaybına ulaşmak mümkün olmayabilir. Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatında ise midenin büyük kenarı kesilip çıkartılarak bir mide tüpü oluşturulur. Bu teknik ile hem midenin hacmi azaldığı için alınan gıda miktarı azalır hem de çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan ‘Ghrelin’ hormon seviyesinde düşme sağlandığı için tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. Böylece hastaların normal sindirim sistemi bütünlüğü korunarak hızlıca kilo verebilmeleri sağlanabilir.

Dünyada En Çok Gastrik Bypass Ameliyatı mı Uygulanıyor?

Gastrik bypass ameliyatı yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık uygulanan ameliyat tekniğiydi. Fakat tüp mide ameliyatı hem daha kolay olması hem de bypass ameliyatına benzer sonuçlar elde edilmeye başlanması nedeniyle hem dünyada hem de ülkemizde en sık uygulanmaya başlanan ameliyat olmuştur.

Ameliyat Uzun Sürüyor mu?

Ameliyat süresi yapılan ameliyatın tipine, hastanın şişmanlık derecesine ve cerrahi ekibin deneyim ve tecrübesine göre farklılık gösterebilir. Tüp mide ameliyatları genellikle 60-90 dk kadar sürmektedir. Ayrıca hastanın ameliyata hazırlanması ve uyutulması 20-25 dk ve hastanın ameliyattan sonra uyandırılması da 20-25 dk kadar sürmektedir. Gastrik bypass ameliyatında bu süre bir miktar daha uzun olabilmektedir.

Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Kadar Sürede Ne Kadar Kilo Verilir?

Laparoskopikgastrik bypass ameliyatlarında iki yıl sonunda beklenen kilo kaybı yaklaşık yüzde 70, sleeve gastrektomi ameliyatında yaklaşık yüzde 60 civarında olup verilen toplam kiloda hastanın ameliyat sonrasındaki uyumu çok önemlidir. Kilo vermedeki başarı hastanın ameliyat sonrası diyet ve egzersiz programına uyması ile doğru orantılıdır.

Ameliyat Sonrası Ne Zaman İşe Dönmek Mümkün?

Obezite ameliyatlarından sonra genellikle hastalarımıza 15 gün ev istirahati önermekteyiz. Hasta masa başı çalışıyor ise 15 gün sonra işine dönebilmektedir. Yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için ve spora başlamak için yaklaşık 30 gün beklenmesi tavsiye edilir.

Tekrar Kilo Alma Riski Var mı?

Obezite ameliyatlarından sonra kilo verme yaklaşık 1,5-2 sene kadar devam etmektedir. Bazı durumlarda hastalar fazla kilolarını bu süreç tamamlanmadan bir yıl gibi kısa bir sürede verebilmektedir. Ameliyat sonrasında sağlıklı kilo verme ve ideal kilonun korunması için en önemli faktörler dengeli beslenme ve egzersizdir. Bununla beraber uzun dönemde asıl başarı size önerilen tüm kurallara ne kadar uyduğunuza da bağlıdır. Eski beslenme alışkanlıklarını değiştirip, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek, düzenli egzersiz yapmak, ameliyat sonrası kontrollerini aksatmamak, motivasyonunu bozmamak ve gerekirse psikolojik destek almak verilen kiloların geri alınmaması için önemlidir.

Bu Ameliyatların Riski Nedir?

Obezite cerrahisi tüm diğer ciddi cerrahi müdahaleler gibi belirli riskler taşır. Standart risk faktörleri hastanın genel sağlık durumu, hastanenin teknik imkanları ve cerrahi ekibin deneyimidir. Obezite ameliyatlarının en sık görülen riskleri kanama, anastomoz kaçakları (zımba hattında kaçak), demir, kalsiyum, vitamin D ve B12 eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve safra kesesi taşı oluşumudur. Tüm laparoskopik obezite ameliyatlarından sonra açık cerrahiye dönme ve vücudun belli yerlerinde sarkmalar görülmesi mümkündür.

Obezite cerrahisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Fıtıklar en sık kasık fıtıkları şeklinde görülür. Ağır yük taşımaktan ağır sporlara kadar pek çok nedeni olabilir. Unutmayın, bilinçsiz yapılan sporlar fıtığa dönüşebilir. Bazen hayati risk yaratacak kadar önemli bir hale dönüşebilen fıtıklar hakkında Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem’den bilgi aldık.

Fıtık, karın içi organların kendisini çevreleyen karın zarının (periton) oluşturduğu fıtık kesesi ile birlikte, normal anatomik yapıdan dışarıya çıkması durumuna deniyor. Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan fıtığın tek bir tedavisi var; cerrahi. Sık görülmesi, farklı türlerinin olması ve laparoskopik fıtık onarım tekniklerin gelişmesi bu alandaki eğitimi de önemli hale getiriyor. Bu nedenle Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertemtarafından ilki Mayıs 2018 ayında düzenlenen ve ikincisi de Eylül ayında gerçekleştirilen International Hernia School İstanbul’da katılımcı cerrahlar yeni teknikler konusunda eğitim aldı; katılamayanlar ise tüm ülkelerden izlenen canlı ameliyat yayınlarını uzaktan izlediler. Fıtık konusunda merak edilenleri de aktaran Prof. Dr. Metin Ertem, fıtığın birçok türü bulunmakla beraber en sık rastlananın karın duvarı fıtıkları olduğuna dikkat çekti.

Ağır sporlar fıtığa yol açıyor

Sık rastlanan karın duvarı fıtıkları oluşumunda başlıca nedenler var. Bunlar; ağır eşyaları kaldırmak veya taşımak, spor yaparken zorlanmak, kronik öksürük, kronik kabızlık, çok doğum yapmış olmak, işeme zorluğunun olması (prostat hipertrofisi vb) yanında geçirilmiş ameliyat kesilerinden ortaya çıkabileceği gibi tek başına ileri yaşa bağlı olarak da oluşabiliyor.

Hayati risk oluşturabiliyor

Ağır yük taşınması esnasında karın duvarı kasları kasılıyor ve karın içi basıncı artıyor. Doğuştan veya sonradan oluşan etkenlerle zayıflamış olan özellikle göbek ve kasık bölgesinde artan basınç, yırtılmalara neden oluyor. Daha ileri safhada fıtık kesesi içine giren organlarda, halk arasında barsak düğümlenmesi denilen ileus gelişebiliyor. Bu durumda aşırı kusma, gaz ve dışkı çıkaramama gözleniyor ve ölüme kadar gidebilen olaylar birbirini takip edebiliyor.

Erkeklerde daha sık görülüyor

Karın duvarı fıtıkları içinde ise en görüleni kasık fıtıkları. Ülkemizde istatistiksel bir bilgi bulunmamakla beraber karın duvarı fıtıkları için yapılan cerrahi girişimler diğer cerrahi işlemler arasında sık uygulanması açısından ilk sırayı alıyor. Bu fıtıklar arasında yine sık görülen kasık fıtığı, kadınlara oranla erkeklerde çok daha fazla ortaya çıkıyor.

Tek tedavi yöntemi: Cerrahi

Kasık fıtığının belirtilerinin kasık bölgesindeki belirgin şişlik, ağrı, hareket veya eğilip doğrulma sırasında kasık bölgesinde rahatsızlık olabileceğini vurgulayan Prof. Ertem, tek tedavi yönteminin de cerrahi operasyonlar olduğunu söylüyor. Prof. Ertem hastaya en az zarar veren ve günümüzde en ideal cerrahi yöntemin ise ‘Laparoskopik Fıtık Tamiri’ tabir edilen teknik olduğuna değinerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Laparoskopik fıtık tamiri tekniğinin, diğer fıtık tamir yöntemlerine göre oldukça fazla ve belirgin üstünlükleri söz konusudur. Bu yöntemle yapılan ameliyat sonrasında hastalar ameliyattan bir gün sonra hatta aynı gün hastaneden yürüyerek taburcu olabilmektedirler. Hastalar ameliyat sonrası daha az ağrı duymakta ve en önemlisi merdiven çıkmak, otomobil kullanmak, işine erken başlamak, cinsel yaşamına çabuk dönebilmek gibi aktif yaşamlarına devam edebilmektedirler. Hastalığın tekrarlama (nüks) oranı da diğer tekniklere oranla çok daha azdır.”

3 ayrı kasık fıtığı var!

Kasık fıtıklarının 3 ayrı tipi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Metin Ertem, bu fıtık türleri hakkında şu bilgileri verdi:

İndirekt fıtıklar: Çocuklarda ve gençlerde görülüyor

Sıklıkla doğuştan oluşuyor. Erkek bebeklerde daha anne karnındayken yumurtalıklar (testisler) karın içerisinden bir kanal eşliğinde aşağı inmektedir. Yumurtalıkların yerine inmesi tamamlandıktan sonra bu kanalın kapanması gerekir. Kapanmadığı taktirde ilerleyen yaşlarda ağır kaldırma, spor, öksürme, kabızlık, idrar güçlüğü ve zorlanma gerektiren benzeri durumlarda kapanmayan kanal daha da açılır ve karındaki organlar bu açıklıktan dışarı çıkarlar. Bu tip daha çok çocuklarda ve gençlerde görülür.

Direkt fıtıklar: İlerleyen yaşların hastalığı

İlerleyen yaşlarda kollajen sentezin (doku aralarındaki protein kompleksleri) zayıflamasıyla oluşan fıtıklardır. Erişkinlerde görülen bu tip fıtıklar sıklıkla ileri yaşa bağlı olarak karın duvarındaki doku zayıflığı ve beraberindeki karın içi basıncı artıran nedenlerdir. (kronik öksürük, kabızlık, idrar güçlüğü, ağır kaldırma-taşıma, kronik sigara içiciliği) Karın içi basıncının artmasıyla yine kasık bölgesinde zayıflamış ve gevşemiş karın duvarından fıtık gelişmektedir. Sigara kullanımı ileri yaşlarda görülen fıtıkların hazırlayıcısı olabilmektedir. Sigara, kollajen sentezini bozarak dokuların direncini azaltmaktadır.

Femoral Fıtık: Sık doğum yapanlarda rastlanıyor

Bacak damarlarının yanında yer alan dar bir halkadan çıkan femoral fıtıklardır. Bu tip daha çok kadınlarda, özellikle çok doğum yapanlarda görülmektedir.

Fıtık tedavisiyle ilgili videoma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar