Sosyal Medya

Yaşlılığa Karşı

Genç Kalmanın Formülü Vücudu Desteklemek

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Genç Kalmanın Formülü

Yaşınız 40’a dayanınca ne iş bitmiş oluyor ne yolun yarısına gelmiş oluyorsunuz. Olan tek şey yapılacaklar listesinde tik atılmayan daha çok şeyin olması…

Kendinizi henüz 18 yaşındaymış gibi hissetseniz bile vücudunuz zamanın geçtiğinin farkında! “Yapacağım daha çok şey var” diyorsanız bugünden sonra vücudunuzu desteklemeye başlayın. Bugüne kadar sağlıklı beslenmeyi önemsemediyseniz vücudunuz verdiği işaretlerle sizi uyarmış ya da uyaracak olabilir. Yaş ilerledikçe kas kütlesi bozulmaya başlar, kilo alma olasılığı yükselir, menopoz başlayabilir, kanser, kalp rahatsızlığı ve diyabet gibi kronik hastalıkların riski artmaya başlar. İşaretleri önemseyin ve önlem alın! Genç kalmanın formülü vitamin takviyeleri ve yazımızın ilerleyen kısmında bahsedeceğimiz bazı gıdalar! Sağlıklı yiyecekler tüketmek her yaşta önemlidir ama kıymetini 40’lı yaşlara geldiğinizde, kurallar değişmeye başladığında daha iyi anlarsınız. Bu yüzden erken yaşta önlem almak oldukça önemlidir. Vitamin takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey doktorunuza danışmaktır. Sizin için en doğru tavsiyeyi verecektir.

Her yaş için önemli ama 40’lı yaşlardan sonra önemi daha da artan vitaminleri şöyle sıralayabiliriz.

Potasyum

Yaşa bakılmaksızın, kan basıncını kontrol altında tutmada potasyumun önemli bir rol oynar. Post menapozal kadınlar üzerinde yapılan araştırmada, gıdalardan alınan yüksek potasyum sonucu inme riskinde azalma gözlemlendi.  Araştırmada yüksek potasyum alımı yaklaşık 3.1 g olarak kabul edildi.

Potasyum eksikliğinizi nasıl fark edeceğinizi daha önceki yazılarımda sizlerle paylaşmıştım. Kısaca değinecek olursak günün her saati kendini yorgun ve zayıf hissediyorsan, yüksek tansiyon problemin varsa, zaman zaman bacaklarında kas spazmları oluyorsa ve kalp çarpıntısı yaşıyorsan potasyum eksikliğin olabilir. Daha fazla potasyum almak için en iyi yol gün boyunca çok çeşitli meyve ve sebze yemektir. Potasyum deyince akıllara gelen ilk meyve muz olsa da muzdan daha çok potasyum içeren gıdalarda vardır.

Bol potasyum içeren gıdaları şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Patates (orta boy) 941mg
  • Yer elması (orta boy) 542mg
  • Domates sos (1 bardak) 728mg
  • Kavun 641mg
  • Ispanak (1 kap) 540mg
  • Pancar (1 kap) 518mg
  • Fasulye (1 kap) 1189mg
  • Somon (1 konserve büyüklüğünde) 489mg
  • Kabak (bir bardak) 582mg
  • Pazı (bir fincan pişmiş pazı) 961mg
  • Yoğurt (bir kap) 573mg

Günlük tüketeceğiniz gıdalardan tehlikeli seviyede potasyum almanız çok olası değildir. Potasyum kesinlikle doktorunuza danışıp yeterli seviyede almak isteyeceğiniz bir takviye, çok fazla potasyum mide-bağırsak sistemine ve kalbe zarar verip aynı zamanda hayatı tehdit eden kalp aritmilerine neden olabilir. Doktorunuz takviyeleri reçete ediyorsa, sizi nasıl etkilediğini gözlemlemelidir.

B12 Vitamini

40 yaşına geldikten sonra B12 vitamini normal bir kan ve beyin fonksiyonu için kesinlikle listenizde olmalı. Çocuklar ve gençler B12 vitaminini balık, tavuk, et ve hayvansal gıdalar, süt ve süt ürünleri, yumurta gibi yiyeceklerden alıyorlar. Ama vücut yaşlandıkça bu vitamini gıdalardan almakta zorlanıyor. Bu da 50 yaş civarında ortaya çıkıyor çünkü midenin asit oranı düşmeye başlıyor.

40-50 yaş arası B12’yi gıda takviyesi olarak veya multi vitaminlerden almaya başlamak için iyi bir zamandır. Günde 2.4 mg B12 ihtiyacımızı karşılayacaktır. Fazla tüketmek konusunda endişelenmeyin. Suda çözünen bir vitamin olduğu için ihtiyacınız olan oranda vitamin içerecektir.

Kalsiyum

Kalsiyum konusunda hala araştırmalar devam etmekte. Yakın zamanda kalsiyumun erkekler ve 50 yaş üzerindeki kadınlar için kırıkların önlenmesinde oynadığı rolü anlamak için yapılan 59 araştırmada, gıdalardan veya takviyelerden alınan kalsiyumun, kırık riskini azaltma olasılığının düşük olduğu ortaya çıkmıştır.

Kemiklerimiz yaşamın erken dönemlerinde (30 yaşından önce) ihtiyaç duydukları kalsiyumun çoğunu alsalar da, besinler daha sonradan kemik sağlığının korunmasında büyük rol oynuyor. Besin değeri yüksek gıdalar, kas kasılması, sinir ve kalp işleyişi, diğer biyokimyasal reaksiyonlar gibi temel vücut işlevleri için gereklidir. Günlük besin listenizde yeterli miktarda kalsiyum almıyorsanız, vücudunuz kemiklerinizin arasından kalsiyumu çıkarır ve vücudunuz zayıflar. Bu durumdan anlıyoruz ki, 40 yaş ve daha sonrasında kalsiyum ihtiyacınız vardır ancak en son bulgular daha fazla kalsiyumun mutlaka daha fazla fayda anlamına gelmediğini ve hatta kalp sağlığına zararlı olabileceğini söylüyor.

Süt, brokoli, badem, ıspanak, soya peyniri ve sardalya gibi kalsiyum bakımından zengin gıdalarla çok yönlü bir yemek listesi yaptığınızda vücudunuzun ihtiyacı olan (40-50 yaş arasındaki kadınlar için günde 1.000 mg ve 50 yaşından büyük kadınlar için 1.200 mg) kalsiyumu almış olursunuz.

D vitamini

Özellikle 40 yaşından sonra D vitamini çok önemlidir. Çünkü diyabet, kalp rahatsızlığı, MS hastalığı, göğüs ve bağırsak kanserleri gibi hastalıkların D vitamini eksikliğiyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Bunların yanında D vitamini vücuttaki kalsiyumun emilmesi içinde gereklidir.

D vitamini kaynakları arasında balık, tahıl ve tahıl ürünleri bulunur, ancak yiyeceklerden elde ettiğiniz D vitamini vücudumuz tarafından az emilir. Güneş, vitaminin en iyi kaynağıdır, ancak herkes ekvatora ihtiyacımız olan D vitamini miktarını karşılayabilecek kadar yakın yaşamıyor olabilir. Bazı araştırmacılar D3 takviyesini önerir çünkü D3, güneşten alacağınıza en yakın D vitamini tipidir. Ulusal Sağlık Enstitü, günde en az 600 IU (50 yaşından sonra günde 800 IU) D vitamini alınması gerektiğini bildirmiştir. Vücuda zarar vermeyecek üst sınırı ise günde en fazla 4.000 IU olarak belirlemiştir.

Magnezyum

Magnezyumun en önemli fonksiyonlarında biri, özellikle yaşlanmaya bağlı yüksek tansiyon riski altında olan 40 yaş üstü kadınlar için kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olmaktır. Araştırmalar kalp hastalığı, diyabet ve iltihap gibi hastalıkların magnezyum eksiklikleri ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkartıyor. Bunların yanında magnezyum vücuda kalsiyumu emme görevinde yardımcı olur ve kan şekeri kontrolü, kas, sinir ve kalp işlevinde vücutta olumlu rol oynar.

Magnezyum seviyenizin eksik olabileceğini düşünüyorsanız doktorunuz magnezyum seviyenizi test edebilir. Sağlıklı ve dengeli besleniyorsanız, ihtiyacınız olan tüm magnezyumu koyu yapraklı yeşillikler, fasulye, soya, fındık ve avokadodan alabilirisiniz. Çok fazla magnezyum büyük riskler oluşturmaz ancak ishal, mide bulantısı veya kramplara neden olabilir.

Omega-3

Omega-3 teknik olarak bir vitamin olmasa da vücuda olan faydaları nedeniyle bu listede yer almayı hak ediyor. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklerin bazılarına, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı oluyor. Araştırmalar, omega-3’lerin kan basıncını düşürmeye ve LDL (kötü kolesterol)  düzeylerinde iyileşmeye neden olduğunu, kalp rahatsızlığı riskini azalttığını ve hafızayı korumada rol oynadığını göstermiştir.

Yakın zamanda yapılan bir araştırma, kanında omega-3 yağ asidi seviyesi yüksek olan kişilerin daha büyük beyinleri olduğunu ve hafıza testlerinde planlama faaliyetleri, soyut düşünme gibi alanlarda düşük seviyedeki bireylerle karşılaştırıldığında daha iyi performans gösterdiği ortaya çıkarıldı. Bu durum, omega-3 yağ asidinin diğer bilinen faydalarının yanında beyin sağlığının korunmasında rol oynadığını göstermiştir.

Balık, ceviz, keten tohumları ve yapraklı sebzeler gibi gıdalardan omega 3 alabilirsiniz. Takviye almanız yeterli seviyede omega-3 aldığınıza emin olmanızı sağlar. Her iki durumda da, eğer sağlıklıysanız 500 mg, kalp rahatsızlığınız varsa 800 ila 1000 mg arası ve yüksek trigliserid seviyelerine sahipseniz 2000 ila 4000 mg’ı hedefleyin. Pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanıyorsanız dozu doktorunuza mutlaka danışın.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Teknolojiye Yakınlık Alzheimer Sebebi

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

teknolojiye yakınlık

30’lu yaşlardan itibaren metabolizmanın yavaşlaması ile birlikte hafıza da zayıflıyor. Özellikle teknoloji ile iç içe yaşayanlarda bu risk artıyor

Alzheimer hastalığı, bunama ile kendini gösteren ve tedavisi güç hastalıklardan biridir. Demans yani bunama erken fark edildiğinde tedavinin sonuç vermesi daha muhtemeldir. Alzheimer hastalığı bulunan bireylerde en sık karşılaşılan semptomlar arasında; kaygı, depresyon, öğrenme güçlüğü, kısa süreli hafıza kayıpları, konuşma bozukluğu ve iletişim kuramama görülür. Özellikle 30’lu yaşlardan itibaren metabolizmanın da yavaşlamaya başlamasıyla hafızada zayıflıklar görülebilir. Yapılan araştırmalara göre insanların yüzde 20’sinde Alzheimer olma riski bulunur. Yine aynı araştırmaya göre teknolojiye yakınlık, Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırabilir. Alzheimer hastalığının nedenlerine ilişkin bilim adamlarının çalışmaları devam ediyor. Ancak hastalığın gelişimine çok sayıda faktörün katkıda bulunduğunu biliyoruz. Bu faktörler arasında hasarlı proteinler, genetik, nöronal enerji yetmezliği, nöroinflamasyon ve vasküler hastalıklar sayılabilir.

HASTALIĞIN NEDENLERİ

  • Amiloid: Amiloid plaklar, Alzheimer hastalarının beyinlerinde biriken anormal protein yığınlarıdır ve zihinsel işlevleri kesintiye uğratır.
  • Tau: Tau, Alzheimer hastalarında, beyindeki sinir hücrelerinin ölümüne neden olan bir proteindir. İlaçla önlem alınabilir.
  • Enerji eksikliği: Tüm hücrelerin sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır ve beyin çok yüksek enerjili bir kullanıcıdır. Yaşlandıkça, beyin hücrelerimiz enerjiyi daha az verimli kullanır. Nöronal enerji yetmezliği, Alzheimer hastalarının beyinlerinde görülen en erken özelliklerden biridir.
  • Dolaşım sistemi: Vücudun kan damarı ağına zarar verildiğinde hücrelerin düzgün çalışması için gerekli olan hayati besin maddeleri aç kalabilir. Bu durum, Alzheimer hastalığının tedavisini zorlaştırabilir.

DİĞER NEDENLER 

  • İlgisizlik: Alzheimer hastalarında sosyal çevreden soyutlanma görülebilir. Hastalığınerken dönemlerinde birey, arkadaşlarıyla daha az vakit geçirir ve giderek yalnızlaşır. 
  • Dış görünüş: Alzheimer hastalığının erken dönemlerinde birey saç, sakal traşı olmayı unutabilir, çoğunlukla aynı kıyafeti giyer ve duş almayı ihmal edebilir. 
  • Duyularda değişim: Alzheimer hastalarının görme, duyma ve koku alma gibiişlevlerinde aksaklıklar görülebilir. 
  • Teknolojiye yakınlık: Yapılan araştırmalara göre teknoloji ile (özellikle bilgisayaroyunları) iç içe yaşayan bireylerde Alzheimer riski bulunuyor. 
  • Alkol ve sigara: Alkol ve tütün kullanımı beyinde plak birikimi ve kan dolaşımının yavaşlamasına neden olur. 
  • Diyabet: En basit düzeyde şeker hastalığı, vücudun kan damarlarını ve kan akışını değiştirir. Dolayısıyla şeker hastalığı beyindeki kan akışını da etkiler. 
  • Eğitim seviyesi: Özellikle düşük eğitim seviyesi, Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artırır. Hafızanın etkin olarak kullanılmaması demansın başlıca sebebidir. 

TANI

Nörolog ve diğer uzman doktorlar Alzheimer hastalarının yaklaşık yüzde 90’ının varlığını doğru bir şekilde teşhis edebilirler. Tanı sırasında hastanın sağlığı, geçmiş tıbbi sorunları ve günlük görevlerini yerine getirme becerisi hakkında sorular sorulabilir, bellek, problem çözme, dikkat seviyesi ve dil gibi biliş testleri, beyin taramaları gibi tıbbi testler yapılabilir.

TEDAVİ

Bu hastalığın henüz bir tedavisi yok. Ancak bilim adamları tedavi edici yöntemler ve belirtileri erken teşhis ederek, hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak teknikler üzerinde çalışmaya devam ediyorlar. Çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine sebep olan kalp rahatsızlıkları ya da kanser kadar değilse bile, Alzheimer da ölümle sonuçlanan rahatsızlıklar arasında bulunuyor.

TAVSİYELER

  • Mümkünse her sabah veya akşam (günde bir kez olabilir), sert bir zemin üzerinde çıplak sağ ve sol ayak üzerinde (gözleriniz kesin tam kapalı), her iki kolunuz yanlara T şeklinde açık, yaklaşık 30 saniyede 100’e kadar, tek ayak üzerinde sesli sayarak dengede durma eğitimine vücudunuzu ve beyninizi alıştırın.
  • Yapılan araştırmalar, folik asidin Alzheimer’ı geriletmede son derece önemli bir kaynak olduğunu gösteriyor. Bu amino asitten zengin gıdaları şöyle sıralayabiliriz: Kıvırcık, lahana, ıspanak, börülce, kuru fasulye ve baklagiller.
  • Hardal ve köri sosları da, araştırmalar neticesinde Alzheimer’ı tedavi etmede faydalı olduğu belirtilen yiyecekler arasında sayılıyor. Bazı kaynaklar bu sosların faydalı olmasının altında, zerdeçal barındırmalarının yattığını söylüyor.ZEYTİNYAĞI E VİTAMİNİ DEPOSU
  • E vitamini oldukça güçlü bir antioksidan kaynağıdır ve yağ içinde eriyebilir. Bu özelliği sebebiyle Alzheimer hastalarında görülen plak büyümesiyle mücadelede önemli bir yardımcı olan E vitamini; badem, fındık, ay çekirdeği, yer elması, zeytin ve zeytinyağında bolca bulunur.
  • Yapılan araştırmalar, beyin sağlığınız için düzenli olarak tam tahıllı yiyecekler tüketmeniz gerektiğini söylüyor.

SOĞUK SU BALIĞI TÜKETİN

Omega 3 eksikliği Alzheimer hastalığının tetikleyicileri arasında sayılıyor. Somon ve uskumru gibi balıklar, omega- 3’ten oldukça zengindir. Bunun yanında içeriklerinde bulunan DHA (dihidroksi asetan) isimli madde, beyin sağlığı açısından son derece faydalıdır. Haftada bir öğün balık yemeniz yeterli.

AYRICA;

  • Kitap okuyun. Özellikle romanlar hikaye üzerine kurulu olduğundan beyninizin olaylar arası bağlantı kurma yeteneğini güçlendirecektir.
  • Kelime oyunları oynayın. Kelime oyunları üretkenlik sağlar, hafızayı güçlendirir.
  • Sosyalleşin. Kaygı, depresyon ve yalnızlık Alzheimer riskini artırır.
  • Yakınlarınıza zaman ayırmayı ihmal etmeyin.

HAFTADA İKİ KEZ KIRMIZI MEYVE YİYİN

Çilek ve yaban mersini gibi berry cinsi meyveler, beyin sağlığınızı korumanız için son derece faydalı alternatiflerdir. Haftada iki kez bu cins meyve tüketen kadınlar arasında yapılan bir araştırma, 2.5 yılın sonunda, bu düzeni devam ettiren kadınların kavrama (idrak) yeteneklerinin ciddi oranda arttığını gösterdi. Kuruyemişler (fındık, ceviz ve badem gibi), beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Ayrıca içerdikleri sağlıklı yağlar, lif ve antioksidanlar sebebiyle kalp sağlığınızı korumak için de önemli birer yardımcıdırlar. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez yemiş tüketmeniz yeterli.

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Uzun Yaşamın Sırrı Bu Besinlerde

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Uzun yaşamın sırrı bu besinleride

Nefesinizin kötü kokmasına neden olan soğan ve sarımsak şifa deposu. Kalp hastalığından kemik sağlığına kadar faydası olan sarımsak günde iki diş tüketilmeli.

Uzun yaşamın sırrı, düzenli sporun yanı sıra sebze ve meyve tüketimine önem vermektir. Özellikle renkli meyve ve sebzeler antioksidanlarla doludur. Colorado Eyalet Üniversitesi’ndeki bir araştırmaya göre antioksidan bakımından zengin beslenmek vücut direncini artırır ve vücudu salgın hastalıklara karşı korur. Yaşam kalitesini artırma ve uzun yıllar sağlıklı bir yaşam sürmenin ilk adımı soğan ve sarımsaktan geçiyor. Özellikle güçlü antioksidan olan sarımsak adeta şifa deposu.
İşte yaşamı uzatan besinler:

SARIMSAK HER DERDE DEVA!

Yemeklerin vazgeçilmez lezzetlerinden olan soğan ve sarımsak için ilaç deposu demek mümkün. Kültürümüz dolayısıyla soğan, hemen her öğünde yediklerimizin başında geliyor. İçine soğan girmeyen yemek neredeyse yok gibi. Yemeklere dahil edilen soğanın da sağlığınıza ciddi faydaları var. Özellikle kırmızı soğan, koroner arter hastalığının inflamatuar etkilerini azaltan antioksidanlar olan polifenoller bakımından zengin olduğundan kalp hastalığı riskinizi azaltır.
Soğan ve sarımsakta bulunan kuersetin bileşeni, alerjiyle savaşmaya yardım eden bir başka gizli silahtır. Özellikle sarımsağın doğal bir antibiyotik oluşu, vücut direncini artırıp saman nezlesine karşı savunma sağlar.

Sarımsak nefesinizin kötü kokmasına neden olabilir. Ancak bu, sarımsaktan uzak durmanıza neden olmamalıdır.Çünkü sarımsağın içerisinde bulunan yüksek seviyedeki allisin sayesinde, kan basıncını önemli ölçüde düşürdüğü gösterilmiştir.

Yine bazı çalışmalara göre sarımsak, kanser hücrelerini önler, kan dolaşımındaki lipidleri ve kötü kolestrol düzeylerini ve kalp hastalığı riskinizi düşürür. Ottawa Üniversitesi’nde sarımsak üzerinde yapılan incelemeler sonrası, ezilmiş bir sarımsakta bol miktarda allicin’e rastlanıldığı ve bu maddenin virüslerle mücadelede etkili olduğunu ortaya koymuştur. Başka bir üniversite araştırmasında, günlük 180 mg allicin alan bireylerin, almayanlara kıyasla 12 hafta boyunca yüzde 63 daha az soğuk algınlığı yaşadığını belirtmiştir. Sarımsak karanfilleri 5 ila 9 mg arasında allicin içermektedir. Günde en az iki çiğ sarımsak tüketilmelidir.

KEMİK HASTALIKLARINI İYİLEŞTİRİR

Soğanın kemik hastalıklarını iyileştirme, kanama durdurma, kanseri yenme, vücuttaki taş ve miyom oluşumunu önleme gibi mucizevi etkileri bulunmaktadır.
Son yıllarda yapılan araştırmalar soğanın kabuğundan da faydalanılması gerektiğini belirtmektedir. Bu araştırmalara göre soğan kabuğu, kan basıncınızı düşürmenize ve bağışıklık sisteminizi korumanıza yardımcı olabilecek bir bileşik olan quercetin bakımından oldukça zengindir. Ekstra lezzet için bir güveç ya da yemek suyuna soğan kabuğu ekleyin. Soğan söz konusu olduğunda saklama koşulları da önem kazanıyor. Soğan kuru ve serin ortamda saklamalı, soyarken de ince zar tabakası dışında kalanları asla ayırmamalısınız.

GREYFURT

Greyfurt, içeriğindeki bileşenleri ile şeker hastalığı tedavisinin önde gelen meyveleri arasında sayılmaktadır.
2010 tarihli Kudüs İbrani Üniversitesi ve Massachusetts Genel Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmada, greyfurtun karaciğere bazı diyabet ilaçlarının yaptığı gibi yağ asitlerinin parçalanmasına yardımcı olabileceği keşfedilmiştir.

PROBİYOTİKLER

Probiyotikler veya yoğurtta bulunan canlı aktif kültürler, bağırsak yollarını hastalıklara neden olan mikroplardan uzak tutan sağlıklı bakterilerdir. Yoğurdun yanı sıra süt ve peynirde de bol miktarda probiyotik vardır. Probiyotikler solunum ve mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı koruyucudur. 2011 yılında yapılan araştırmalara göre, probiyotik alan insanlar almayanlara kıyasla daha az hastalanmakta ve daha uzun yaşamaktadır.

KABAK ÇEKİRDEĞİ

Uzun ve sağlıklı yaşamın en önemli besinlerinden biri de kabak çekirdeğidir. Sadece 1/2 bardak kabak çekirdeği günlük gereksinimin yarısını sağlar. Kabak çekirdeği magnezyum deposudur. Kasları rahatlatan ve hava dalgalarını açmaya yardımcı olan bir mineraldir.
Böylece daha kolay nefes alabilirsiniz. Hayvan çalışmaları, magnezyum eksikliğinin histamin düzeyleri üzerinde olumsuz etkilere neden olduğunu belirtmektedir.

ÇİLEK

Tezgahlarda yeni yeni görmeye başladığımız çilek, içeriğindeki C vitamini ile bağışıklık sistemi koruyucuları arasında sayılabilir. Yapısında bulunanbileşenler, burun akıntısı, gözlerde kaşıntı, hapşırma gibi alerjik reaksiyonların yanı sıra; kolestrol, kanser ve diyabet gibi hastalıklarla mücadelede iyi bir savaşçı olma özelliği taşımaktadır. Çilek ayrıca vücudun histamin seviyelerini düzenlemeye katkı sağlar. Özellikle bahar ve yaz aylarındaolabildiğince çilek tüketmenizi tavsiye ederim.

KESTANE

Yalnızca 1 gram yağ ve 28 gramında 70’den biraz daha düşük kalori içeren kestane, düşük yağ oranına sahip tek kuruyemiştir.
Narenciye grubunda rastlamaya alışık olduğumuz C vitamini, kestanede de bulunur. Kestane aynı zamanda kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı diyet lif bakımından zengindir. Faydalarını maksimum düzeye çıkarmak için günde yaklaşık 85 gram kestane tüketmelisiniz.

TAVUK ÇORBASI

Tavuk suyuna çorba vücudu resmen silkeliyor. Özellikle içine soğan, sarımsak ve karabiber gibi baharatların katılması çorbanın, doğal bir antibiyotik olmasına katkı sağlıyor. Pişirme sırasında tavuktan salınan amino asitler bronşitleri tedavi edici özellikte. Çorbanın suyu ise vücut direncini artırıp öksürük nöbetlerini azaltıyor.

KIZILCIK

Yapılan çalışmalar kızılcıktaki antioksidanların, antimikrobiyal özelliği olduğunu, bu sayede enfeksiyonlardan koruduğunu gösterdi. Ayrıca ateroskleroz riskini azaltabileceğini ve hatta bazı kanserlerin büyümesini önlemeye yardımcı olabileceğini göstermiştir.

Yaşam kalitesini arttıran önerilerin bulunduğu bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.