Bizimle iletişime geçin

Yaşlılığa Karşı

Genç Kalmanın Formülü Vücudu Desteklemek

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Genç Kalmanın Formülü

Yaşınız 40’a dayanınca ne iş bitmiş oluyor ne yolun yarısına gelmiş oluyorsunuz. Olan tek şey yapılacaklar listesinde tik atılmayan daha çok şeyin olması…

Kendinizi henüz 18 yaşındaymış gibi hissetseniz bile vücudunuz zamanın geçtiğinin farkında! “Yapacağım daha çok şey var” diyorsanız bugünden sonra vücudunuzu desteklemeye başlayın. Bugüne kadar sağlıklı beslenmeyi önemsemediyseniz vücudunuz verdiği işaretlerle sizi uyarmış ya da uyaracak olabilir. Yaş ilerledikçe kas kütlesi bozulmaya başlar, kilo alma olasılığı yükselir, menopoz başlayabilir, kanser, kalp rahatsızlığı ve diyabet gibi kronik hastalıkların riski artmaya başlar. İşaretleri önemseyin ve önlem alın! Genç kalmanın formülü vitamin takviyeleri ve yazımızın ilerleyen kısmında bahsedeceğimiz bazı gıdalar! Sağlıklı yiyecekler tüketmek her yaşta önemlidir ama kıymetini 40’lı yaşlara geldiğinizde, kurallar değişmeye başladığında daha iyi anlarsınız. Bu yüzden erken yaşta önlem almak oldukça önemlidir. Vitamin takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey doktorunuza danışmaktır. Sizin için en doğru tavsiyeyi verecektir.

Her yaş için önemli ama 40’lı yaşlardan sonra önemi daha da artan vitaminleri şöyle sıralayabiliriz.

Potasyum

Yaşa bakılmaksızın, kan basıncını kontrol altında tutmada potasyumun önemli bir rol oynar. Post menapozal kadınlar üzerinde yapılan araştırmada, gıdalardan alınan yüksek potasyum sonucu inme riskinde azalma gözlemlendi.  Araştırmada yüksek potasyum alımı yaklaşık 3.1 g olarak kabul edildi.

Potasyum eksikliğinizi nasıl fark edeceğinizi daha önceki yazılarımda sizlerle paylaşmıştım. Kısaca değinecek olursak günün her saati kendini yorgun ve zayıf hissediyorsan, yüksek tansiyon problemin varsa, zaman zaman bacaklarında kas spazmları oluyorsa ve kalp çarpıntısı yaşıyorsan potasyum eksikliğin olabilir. Daha fazla potasyum almak için en iyi yol gün boyunca çok çeşitli meyve ve sebze yemektir. Potasyum deyince akıllara gelen ilk meyve muz olsa da muzdan daha çok potasyum içeren gıdalarda vardır.

Bol potasyum içeren gıdaları şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Patates (orta boy) 941mg
  • Yer elması (orta boy) 542mg
  • Domates sos (1 bardak) 728mg
  • Kavun 641mg
  • Ispanak (1 kap) 540mg
  • Pancar (1 kap) 518mg
  • Fasulye (1 kap) 1189mg
  • Somon (1 konserve büyüklüğünde) 489mg
  • Kabak (bir bardak) 582mg
  • Pazı (bir fincan pişmiş pazı) 961mg
  • Yoğurt (bir kap) 573mg

Günlük tüketeceğiniz gıdalardan tehlikeli seviyede potasyum almanız çok olası değildir. Potasyum kesinlikle doktorunuza danışıp yeterli seviyede almak isteyeceğiniz bir takviye, çok fazla potasyum mide-bağırsak sistemine ve kalbe zarar verip aynı zamanda hayatı tehdit eden kalp aritmilerine neden olabilir. Doktorunuz takviyeleri reçete ediyorsa, sizi nasıl etkilediğini gözlemlemelidir.

B12 Vitamini

40 yaşına geldikten sonra B12 vitamini normal bir kan ve beyin fonksiyonu için kesinlikle listenizde olmalı. Çocuklar ve gençler B12 vitaminini balık, tavuk, et ve hayvansal gıdalar, süt ve süt ürünleri, yumurta gibi yiyeceklerden alıyorlar. Ama vücut yaşlandıkça bu vitamini gıdalardan almakta zorlanıyor. Bu da 50 yaş civarında ortaya çıkıyor çünkü midenin asit oranı düşmeye başlıyor.

40-50 yaş arası B12’yi gıda takviyesi olarak veya multi vitaminlerden almaya başlamak için iyi bir zamandır. Günde 2.4 mg B12 ihtiyacımızı karşılayacaktır. Fazla tüketmek konusunda endişelenmeyin. Suda çözünen bir vitamin olduğu için ihtiyacınız olan oranda vitamin içerecektir.

Kalsiyum

Kalsiyum konusunda hala araştırmalar devam etmekte. Yakın zamanda kalsiyumun erkekler ve 50 yaş üzerindeki kadınlar için kırıkların önlenmesinde oynadığı rolü anlamak için yapılan 59 araştırmada, gıdalardan veya takviyelerden alınan kalsiyumun, kırık riskini azaltma olasılığının düşük olduğu ortaya çıkmıştır.

Kemiklerimiz yaşamın erken dönemlerinde (30 yaşından önce) ihtiyaç duydukları kalsiyumun çoğunu alsalar da, besinler daha sonradan kemik sağlığının korunmasında büyük rol oynuyor. Besin değeri yüksek gıdalar, kas kasılması, sinir ve kalp işleyişi, diğer biyokimyasal reaksiyonlar gibi temel vücut işlevleri için gereklidir. Günlük besin listenizde yeterli miktarda kalsiyum almıyorsanız, vücudunuz kemiklerinizin arasından kalsiyumu çıkarır ve vücudunuz zayıflar. Bu durumdan anlıyoruz ki, 40 yaş ve daha sonrasında kalsiyum ihtiyacınız vardır ancak en son bulgular daha fazla kalsiyumun mutlaka daha fazla fayda anlamına gelmediğini ve hatta kalp sağlığına zararlı olabileceğini söylüyor.

Süt, brokoli, badem, ıspanak, soya peyniri ve sardalya gibi kalsiyum bakımından zengin gıdalarla çok yönlü bir yemek listesi yaptığınızda vücudunuzun ihtiyacı olan (40-50 yaş arasındaki kadınlar için günde 1.000 mg ve 50 yaşından büyük kadınlar için 1.200 mg) kalsiyumu almış olursunuz.

D vitamini

Özellikle 40 yaşından sonra D vitamini çok önemlidir. Çünkü diyabet, kalp rahatsızlığı, MS hastalığı, göğüs ve bağırsak kanserleri gibi hastalıkların D vitamini eksikliğiyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Bunların yanında D vitamini vücuttaki kalsiyumun emilmesi içinde gereklidir.

D vitamini kaynakları arasında balık, tahıl ve tahıl ürünleri bulunur, ancak yiyeceklerden elde ettiğiniz D vitamini vücudumuz tarafından az emilir. Güneş, vitaminin en iyi kaynağıdır, ancak herkes ekvatora ihtiyacımız olan D vitamini miktarını karşılayabilecek kadar yakın yaşamıyor olabilir. Bazı araştırmacılar D3 takviyesini önerir çünkü D3, güneşten alacağınıza en yakın D vitamini tipidir. Ulusal Sağlık Enstitü, günde en az 600 IU (50 yaşından sonra günde 800 IU) D vitamini alınması gerektiğini bildirmiştir. Vücuda zarar vermeyecek üst sınırı ise günde en fazla 4.000 IU olarak belirlemiştir.

Magnezyum

Magnezyumun en önemli fonksiyonlarında biri, özellikle yaşlanmaya bağlı yüksek tansiyon riski altında olan 40 yaş üstü kadınlar için kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olmaktır. Araştırmalar kalp hastalığı, diyabet ve iltihap gibi hastalıkların magnezyum eksiklikleri ile bağlantılı olduğunu ortaya çıkartıyor. Bunların yanında magnezyum vücuda kalsiyumu emme görevinde yardımcı olur ve kan şekeri kontrolü, kas, sinir ve kalp işlevinde vücutta olumlu rol oynar.

Magnezyum seviyenizin eksik olabileceğini düşünüyorsanız doktorunuz magnezyum seviyenizi test edebilir. Sağlıklı ve dengeli besleniyorsanız, ihtiyacınız olan tüm magnezyumu koyu yapraklı yeşillikler, fasulye, soya, fındık ve avokadodan alabilirisiniz. Çok fazla magnezyum büyük riskler oluşturmaz ancak ishal, mide bulantısı veya kramplara neden olabilir.

Omega-3

Omega-3 teknik olarak bir vitamin olmasa da vücuda olan faydaları nedeniyle bu listede yer almayı hak ediyor. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklerin bazılarına, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı oluyor. Araştırmalar, omega-3’lerin kan basıncını düşürmeye ve LDL (kötü kolesterol)  düzeylerinde iyileşmeye neden olduğunu, kalp rahatsızlığı riskini azalttığını ve hafızayı korumada rol oynadığını göstermiştir.

Yakın zamanda yapılan bir araştırma, kanında omega-3 yağ asidi seviyesi yüksek olan kişilerin daha büyük beyinleri olduğunu ve hafıza testlerinde planlama faaliyetleri, soyut düşünme gibi alanlarda düşük seviyedeki bireylerle karşılaştırıldığında daha iyi performans gösterdiği ortaya çıkarıldı. Bu durum, omega-3 yağ asidinin diğer bilinen faydalarının yanında beyin sağlığının korunmasında rol oynadığını göstermiştir.

Balık, ceviz, keten tohumları ve yapraklı sebzeler gibi gıdalardan omega 3 alabilirsiniz. Takviye almanız yeterli seviyede omega-3 aldığınıza emin olmanızı sağlar. Her iki durumda da, eğer sağlıklıysanız 500 mg, kalp rahatsızlığınız varsa 800 ila 1000 mg arası ve yüksek trigliserid seviyelerine sahipseniz 2000 ila 4000 mg’ı hedefleyin. Pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanıyorsanız dozu doktorunuza mutlaka danışın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşlılığa Karşı

Her El Titremesi Parkinson Değildir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Her El Titremesi Parkinson Değildir

Parkinson hastalığında bilinen en etkin tedavilerden birinin ‘derin beyin stimülasyonu’ halk arasında bilinen adıyla beyin pili olduğunu söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, cerrahide hasta seçiminin uygunluğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Kaya, “Cerrahiye aday hastalarda belli yaş sınırlarımız var. Cerrahi sonrası ilaçlar yüzde 50 oranında azaltılabilir” dedi.

Hareket bozukluğuyla ortaya çıkan Parkinson hastalığının 65 yaş üstü kişilerde binde 2 oranında görüldüğünü ifade eden Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü nedeniyle önemli bilgiler paylaştı. Parkinson’un, beyinde özellikle derin çekirdek yapılarında yozlaşmayla görülen bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Dopamin salgılayan hücrelerin bulunduğu ‘substantia nigra’ adı verilen bölge çok etkileniyor. Hastalık, bir nevi dopamin eksikliğiyle ortaya çıkıyor. Dopamin hareket sistemini düzenleyen bir ajan. Bu nedenle, Parkinson özellikle hareket bozukluğuyla seyrediyor. Bunun yanında bilişsel fonksiyonları etkiliyor. Titreme, vücut katılığı ve hareket yavaşlamasına ilave dengesizlik gibi bulgular oluyor. Özellikle 65 yaş üzerinde binde 2 oranında görüyoruz. Bazen yüzde 1 oranlarına yansıyan oranlar belirtilmiş. Bunun yanı sıra 30 ve 40’lı gibi genç yaşlarda görebiliyoruz” diye konuştu.

“Her El Titremesi Parkinson Değildir”

Hastalığın çıkışında genetik faktörlerin de etkili olabileceğini anlatan Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Bunun ötesinde birtakım tarım ilaçları, sentetik uyuşturucu bazlı ilaçlar, viral etkenler daha önceden sorumlu olarak gösterilmiş. Hastalığın kesin sebebi bilmemekle beraber bazı kişilerde daha erken yaşlarda görülebiliyor. Parkinson, özellikle hareket sistemini etkileyen bir hastalık. Vücut katılığı, hareket yavaşlığı, titreme bir araya geldiği zaman hasta en ufak günlük faaliyetlerini yapmada bile başkasına bağımlı hale geliyor. Bu kişileri yakınları tuvalete götürmek ve yürütmek zorunda kalırlar. Ancak, her el titremesini Parkinson’a bağlayamayız. Buna ancak hekim görüp karar vermelidir. Başka birçok hareket bozukluğu vardır. Birtakım başka nörolojik hastalıklar, hormonal etkenler gibi titremenin farklı sebepleri olabilir. Ama titreme Parkinson’un ana bulgularından biridir” ifadelerini kullandı.

Cerrahiden Kimler Yararlanabilir?

Teşhisin ardından tedavide ilk basamağın ilaç olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya cerrahinin ise her hastaya uygulanamayacağı konusunda uyararak şunları söyledi:

“Hastalar başta ilaçtan çok yarar görürler, yaşama tekrar bağlanırlar. Bulgular tama yakın düzelir. 3-5 ya da 10 yıl ilaç kullanılır ancak daha sonra hasta daha fazla ilaç aldığından ilaca bağlı yan etkiler gelişir. Kişilerde diskinezi dediğimiz sallantı şeklinde hareketler görülmeye başlar. Hastanın tekrar yaşam kalitesi bozulur. Cerrahi bu dönemde devreye girer. Elimizdeki en önemli silahlardan bir tanesi derin beyin stimülasyonu halk arasında bilinen adıyla beyin pilidir. Cerrahide ise hasta seçimi uygunluğu önemlidir. Uygun hastalara beyin pili takarız. Cerrahiye aday hastalarda belli yaş sınırlarımız vardır. Hastanın fonksiyonel kapasitesi çok iyiyse yaş sınırı göz etmeyiz. Tedavimiz, İdiyopatik Parkinsonda çok etkilidir. Parkinson bazen bunama ile seyreder. Bu hastalarda ise mümkün olduğunca cerrahi kabul etmeyiz. Cerrahi sonrası ilaçları yüzde 50 oranında azaltmamız mümkündür. Günün 20 saati sadece yardımla tuvalete gidebilen, yemek yiyebilen hatta yardımla yataktan kaldırılabilen hastanın tek başına kalkıp mutfaktan suyunu alabildiğini, bir şeyler atıştırabildiğini biliyoruz.”

“Ameliyat Özel Bir Ekip Gerektirir”

Ameliyat olmayı düşünen hastalara tavsiyelerde bulunan Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Hilmi Kaya, “Beyinde yaptığımız işlemi baz alırsak beyin pili uygulaması cerrahi teknik olarak  pratik bir ameliyat. Çünkü sadece bir delik açıp kateterle girip bir noktaya bir elektrot yerleştiririz. Fakat ameliyat sırasında özel bir takım ekipmanlar ve hesaplamalar kullanırız ve işlem esnasında kapsamlı değerlendirmeler yaparız. Beyin pili hayata bağlar. Yaşamda kişiyi tekrar özgür kılar. Ameliyat sonrası çok erken dönemde bile etkinliği görülür. Ancak hasta ile sık sık iletişimde olmamız gerekir. Ancak beyin pili ameliyatları çok rutin yapılan ameliyatlar değildir. Özellik arz eder, özel bir ekip gerektirir. Tedavinin nöroloji ayağı çok önemlidir. Nöroloji uzmanlarımızla birlikte bu süreci yönetiriz.  Kullandığınız ekipman ve tecrübe de çok önemlidir. Hastaların bunlara dikkat etmesinde fayda vardır” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Yaşlılığa Karşı

Parkinson Hastalarına Umut Olacak Tedavi Yöntemi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

parkinson hastalarına umut olacak tedavi yöntemi

“Bir dönemin devrim yaratan icadı kalp pili sayesinde pek çok kalp hastası hayatını artık sağlıklı bir şekilde sürdürebiliyor. Son yıllarda geliştirilen beyin pili de Parkinson hastalarını özgürleştiriyor” diyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Gülşah Öztürk, yöntemin hastanın yaşam kalitesini önemli ölçüde yükselttiğine vurgu yapıyor. İşte parkinson hastalarına umut olacak tedavi yöntemi…

Titremeyi Durduruyor, İlaç Kullanımını Azaltıyor

Ellerde titreme, hareketlerde yavaşlama, yürüme güçlüğü, kaslarda katılık. Bir Parkinson hastası ile yaşayan herkesin çok iyi bildiği bu belirtiler, aynı zamanda hastanın hayattan nasıl koptuğunu, hareket kabiliyetinin ne kadar azaldığını da gösteriyor. Hastanın hayatını sürdürürken çoğunlukla başkalarına bağımlı hale gelmesine neden olan Parkinson’da ilk tedavi seçeneği hala ilaçlar olsa da gelişen teknoloji sayesinde artık başka seçenekler de mevcut.

Gömlek Düğmelerini İlikleyememek!

Parkinson toplumda çoğunlukla “titreme” hastalığı olarak tanınıyor. Ancak her titreme Parkinson sonucu ortaya çıkmıyor. Bu hastalıktan muzdarip kişilerin titreme nedeniyle gömleğini ilikleyememe ya da ayakkabılarının bağcıklarını bağlayamama gibi şikayetleri olsa da hastalığın sıkıntıları bunlarla bitmiyor. Hareketlerde yavaşlama, kaslarda kimi zaman ortaya çıkan katılaşmalar, yürümede yaşanan güçlükler gibi kişinin kendi hayatını idame ettirmesine ciddi olumsuz etkileri olan Parkinson’a kimi zaman bozulan uyku düzeni, psikiyatrik şikayetler ve sindirim sisteminde yakınmalar da ekleniyor. Ayrıca Parkinson sadece hareketleri etkileyen bir hastalık değil. Otonomik sinir sistemindeki bozulmaya bağlı bayılma, ayağa kalkınca baş dönmesi, idrar tutmada zorluk gibi belirtiler de ortaya çıkabiliyor.

Santral Sinir Sisteminde Bozulma Yaşam Kalitesini De Bozuyor

Genellikle 60 yaş üzerinde rastlanan Parkinson, yüzde 10 oranında da olsa 40 yaşından genç insanlarda görülebiliyor. Nedeni tam olarak bilinmese de beyinde Parkinson’a yol açan tahribatın dopamin eksikliğine bağlı olduğu düşünülüyor. Hastalığın tedavisinde ilk seçenek bu eksikliği giderecek ilaçların kullanılması. Ancak bazı hastalarda ya ilaç tedavisi yetersiz kalıyor ya da ilaca bağlı istemsiz kasılmalar gibi ciddi yan etkiler ortaya çıkabiliyor. Bu durumda devreye “beyin pili” giriyor. Beyin pili yöntemi, hastanın istirahat halindeyken yaşadığı şiddetli titreme nöbetleri, kaslarda katılık, harekete başlamada güçlük, ilaç etkisi azaldığı dönemlerdeki ani kötüleşme ve ilacın yan etkisine bağlı kasların istemsiz olarak kasılmalarının engellenmesi amacıyla uygulanıyor. Ayrıca ilaç dozunun düşürülmesine de olanak veriyor.

Ameliyatla Yerleştiriliyor

Beyin pilinin en büyük avantajının “hastayı özgürleştirmesi” olduğuna dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Gülşah Öztürk, ilaç tedavisinden yarar görmeyen belirli hasta gruplarında beyin pili yerleştirilmesini de kapsayan cerrahi tedaviye yöneldiklerini belirtiyor. Cerrahi tedavide; beyin pili (derin beyin stimülasyonu) ve beyne lezyon cerrahisi (ablatif yöntemler) olmak üzere iki seçenek yer alıyor. Beyin pili ameliyatı sırasında beyinde seçili bölgelere yüksek teknoloji kullanılarak elektronik çubuklar (elektrodlar) yerleştiriliyor ve böylece beyinde bozulmuş olan elektriksel aktivitenin düzenlenerek hastanın yeniden normal yaşam döngüsüne dönebilmesi amaçlanıyor. Hastanın hayatını ve hareket kabiliyetini kısıtlayan titreme, hareketlerde yavaşlama ve ilaç kaynaklı yan etkiler (istemsiz kasılmalar) böylece azalıyor ve hasta ayakkabılarını bağlamak ya da çay içmek gibi işlevlerini yapabilir hale geliyor. Hasta başkasına bağımlı yaşamak zorunluluğundan beyin pili ile kurtulabiliyor.

Kullanılan Batarya Çeşidine Göre Pil Ömrü 3 -20 Yıl Arasında Değişiyor

Üç ana parçanın birleşimi ile çalışan beyin pili, beynin içine yerleştirilen milimetrik elektronik çubuklar, kibrit kutusu büyüklüğünde bir güç kaynağı ve bu iki ana parçayı birleştiren uzatma kablosundan oluşuyor. Operasyon sonrasında yapılan hasta takipleriyle beyne yerleştirilen elektrotların ayarlaması yapılıyor. “Beyin pilinin en büyük avantajlarından biri de pil ayarlarının uzaktan kumanda benzeri bir cihaz yardımıyla hekim tarafından yapılabilmesi ve hastaya en çok fayda sağlayacak değerlere göre ayarlanabilmesi” diyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Gülşah Öztürk, pilin ömrünün ise kullanılan bataryanın şarj olup olmadığına göre değiştiğini belirtiyor. Şarj olamayan bir pilin ömrünün hastanın kullanım durumuna ve beyinde uygulama yapılan bölgeye göre 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini, şarj olabilen pilin ise yine hastanın durumuna ve beyinde uygulama yapılan bölgeye göre 15-20 yıl arasında olduğunu belirtiyor. Pilin bataryası bittiğinde tekrar bir beyin operasyonuna gerek duyulmuyor ve pillerin göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen kısmının operasyonla değiştirilmesi yeterli geliyor. Bu işlem ise sadece yarım saatte tamamlanabiliyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Yaşlılığa Karşı

Bu Belirtiler Demansa İşaret Eder

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bu Belirtiler Demansa İşaret Eder

Yaşlanmanın 20’li yaşlarda başladığını belirten Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür” dedi.

Yaşlılığın, çocukluk, gençlik, erişkinlik gibi doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çeken Yeditepe Üniversitesi Bağdat Caddesi Polikliniği Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Semih Gökart, “Türkiye’de yaşlı nüfusun toplumdaki oranı yaklaşık yüzde 4,5-5, ancak bu oran yıllarla birlikte artacaktır. Dünyada da 65 yaş ve üzerindeki insanların sayısı hızla artmaktadır. Bu dönemde, damar sertliği, kanser, diyabet, bunama, idrar tutmada zorlanma, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, yetersiz beslenme, kemik erimesi, eklem kireçlenmesi, kıkırdak harabiyeti, yürüme bozuklukları ve sık düşme, bası yaraları, uyku bozuklukları ile karşılaşılabilir. Bir kısmının yaşlanmayla direkt bağlantısı olmadığı gibi bir kısmı da sadece yaşlılıkta görülmektedir. Son yıllarda tıbbın gelişmesi, bireyin kendini ve yaşamı önemsemesi nedeniyle ortalama insan ömrü uzamaktadır” diye konuştu.

“Hücre Yıkımı Başlıyor”

Yaşlıları, genç yaşlılar (65-74 yaş), orta yaşlılar (75-84) ve ileri derecede yaşlılar (85 yaş ve üzeri) olmak üzere üçe ayırdıklarını ifade eden Uzm. Dr. Semih Gökart, 20’li yaşlarda başlayan yaşlanma sürecini şu sözlerle anlattı:

“Yaşlanma çok erken dönemlerde, 20’li yaşlarda başlar. Bu kadar genç yaşlarda başlayan değişiklikler insanların hücresel metabolizma aktivitelerinden yani ‘metabolik yolak’ diye tanımladığımız hücre içinde meydana gelen tepkimelerindeki aksamlar şeklinde açıklanabilir. Bazı metabolik yolaklarda pek çok bileşik ve enzim yer aldığı için bunlar çok karmaşık olabilir. Metabolik yolaklar organizmalarda hücre içi dengeleri sabit tutmaya çalışır. Bu sabit tutmayı ve dengeyi bozacak her durum hücrenin bozulmasına, yıkımına yol açar. İşte 20’li yaşlarda başlayan hücre yıkımları yaklaşık 35-40’lı yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplara dönüşür. Devam eden bu hücre kayıplarına bağlı olarak hücrelerin yaptığı görevlerde aksamalar, bozulmalar, kesintiler ortaya çıkar. 80’li yaşlardan sonra vücut bu kayıplara karşı iç dengesini koruyamaz ve bunun ilerlemesiyle ölüm ortaya çıkar.”

Belirgin Değişiklik Kas ve İskelet Sisteminde Görülür

Yaşlanmayla meydana gelebilecek en belirgin değişikliğin kas ve iskelet sisteminde görüleceğini anlatan Uzm. Dr. Semih Gökart, “Kadınlarda özellikle menopozdan sonraki dönemde yoğun bir şekilde kemik erimesi ortaya çıkar. Bu kayıplara bağlı olarak boy kısalmaları, omurlarda çökmeler, hatta kırıklar, en sık olarak da kalça kırıkları oluşabilir. Diğer önemli değişiklik zihinsel boyutlarda ortaya çıkar. Algılamada ve yaratıcı yeteneklerde yaşlanmayla birlikte bir azalma, dikkatsizlik ve düşünme hızında yavaşlama görülebilir. Öğrenme yeteneğindeki azalmaya, hareketlerdeki yavaşlama da eşlik edebilir. Yaşlılarda daha önce edinilen bilgiler sağlam kalırken yeni öğrenilen bilgiler çabuk unutulur” ifadelerini kullandı.

Bu Belirtiler Demansa İşaret Eder

En yaygın bilinen zihinsel değişikliğin bunama yani demans olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Gökart, “Hastanın bilinci yerinde olmasına rağmen hafızada zayıflama ve bazı zihinsel becerilerde azalma olur. Kişi çevresinde olanlara ilgisi azalmaya başlar. Yeni bilgiler öğrenmede ve bunları hatırlamada, konuşma sırasında doğru kelimeleri bulmada, günlük yaşantıya ait sorunları çözmede sıkıntılar başlar ve zamanla bu şikâyetler artar. Bellekte zayıflama öncelikle telefon numaralarını, isimleri, yaşanan günlük olayları tam olarak hatırlayamama şeklindedir. Bir konuya yoğunlaşmada zorluklar başlar. Çevreyle kurulan ilişkileri sınırlamaya başlar bu da yalnızlığı, sosyal çevreden kopmayı getirir. Sosyal çevreden koptukça şikâyetler daha çok artar ve böylece kısır bir döngü oluşur. Kişi huzursuz ve kederlidir. Daha kırılgan, öfkeli ya da şüpheci olabilir. Zamanla geçmişe ait anılar da silinmeye başlayabilir” dedi.

10 Kişiden Birinde Alzheimer Tehlikesi

Zihinsel boyutta meydana gelen bozuklukların en zorunun Alzheimer hastalığı olduğuna dikkat çeken Dr. Semih Gökart, “Yaşlılıkla beraber ortaya çıkan ve başta unutkanlık olmak üzere çeşitli zihinsel ve davranışsal bozukluklara yol açan ilerleyici bir beyin hastalığıdır. 65 yaşın üzerinde yaklaşık her 10 kişiden birinde; 85 yaşın üzerinde ise yaklaşık her üç kişiden birinde görülür. Yine bu yaş grubunda sıklıkla tansiyon yüksekliği, damar sertliği, şeker hastalığı görülür ki tedavileri ve takipleri düzgün yapılmazsa bunlar da zihinsel faaliyetlerde azalmaya yol açar. Boş vakitlerde bulmaca çözmek, okumak, çevrede olup bitenlerle ilgilenmek, toplumun bir parçası olduğunu hissetmek ve hissettirmek, beden egzersizlerine önem vermek, yaşa bağlı bu olumsuz etkilere karşı zihinsel fonksiyonların korunmasında etkili olabilecek önlemler arasında yer alır. Çene kemiklerinde ve dişlerde olan değişiklikler de çiğneme fonksiyonunu bozar. Böylelikle beslenme bozuklukları da sıklıkla karşımıza çıkan yaşlanmayla ilgili bulgulardandır.” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
seo
diyetisyen