Bizimle iletişime geçin

Gazete Yazıları

Fibromiyalji Ağrıları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Fibromiyalji Ağrıları

Kronik kas ve eklem ağrısı olarak kendini gösteren fibromiyalji, hayatı çekilmez bir hale sokabiliyor. Ağrılarınızın şiddetlenmemesi için beslenmenize dikkat etmeniz gerekiyor.

Fibromiyalji, kronik kas ve eklem ağrısı ve yorgunlukla kendini gösteren bir hastalıktır. Fibromiyalji hastalığı, bilimadamları tarafından ilk olarak 1800’lü yılların ortalarında tanımlanmıştır. Fiziksel muayene esnasında vücudun belli bölgelerinde ağrı ve hassasiyet dışında bulgular elde edilememesi, hastalığın tanımlanmasında tartışmalara sebep olsa da fibromiyalji hastalığı, tıp literatürüne bu yıllarda girmiştir. Fibromiyalji, günümüzde milyonlarca insanın ortak problemi haline gelen kompleks ağrılar dizisidir. Hastalık, genelde 25-55 yaş arası kadınlarda görülür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığında artış gözlenir. Teşhisi zor bir hastalıktır ve kişinin günlük rutinlerini dahi yerine getirmesini zorlaştırarak hayat kalitesini ciddi oranda düşürür. Fibromiyalji, aileden geçen bir hastalıktır, yani genetik faktörler rol alıyor olabilir.

TÜM VÜCUTTA HİSSEDİLİR

Fibromiyaljinin en önemli belirtisi tüm vücutta hissedilen kas ve eklem ağrısıdır. Bu kas ağrıları, çekilmiş veya fazla çalışmış kas ağrısına benzer şekilde tanımlanmıştır ama aynı zamanda yanma veya saplanma şeklinde de ortaya çıkabilir. Genelde yaygın ve şiddetli baskı hissi olarak tariflenen ağrılar, uyku bozuklukları, şiddetli yorgunluk hissi ve eklem sertlikleri; bu hastalığın belirtileri arasında yer alıyor. Hastalıkla mücadele edenlerin büyük kısmı, sabahları eklem sertliği ve yorgunluk sebebiyle yataktan kalkmakta zorlandıklarını ifade ediyorlar. Fibromiyalji, aynı zamanda kas ve bağ dokusu romatizması olarak da isimlendirilir. Fibromiyalji sıklıkla, depresyon, anksiyete ve stres gibi nöropsikiyatrik problemlerle ilişkilendirilir. Yapılan çalışmalar depresyonun, fibromiyalji hastalarının neredeyse yarısında görüldüğünü ifade ediyor. Saydığım nöropsikiyatrik problemlerin yanı sıra, dikkat bozuklukları ve ruhsal çöküntüler de bu hastalıkla ilişkili bulunmuştur. Fibromiyaljinin bir diğer belirtisi ise, sabah uyanınca bile hissedilen aşırı yorgunluk ve şiddetli ağrıdan dolayı gelişebilen uyku bozukluğudur. Fibromiyalji hastaları üzerinde yapılan çalışmalar, bu kişilerin bir kısmında, yutkunma zorluğu, mesane problemleri ve bağırsak fonksiyonu bozukluklarına da rastlamış.

OBEZİTE İLE DE BAĞLANTISI VAR

Yapılan en son araştırma, fibromiyalji ve obezite arasında bir bağlantı buldu. Obezite hem fibromiyalji riskini artırıyor, hem de hastalığın semptomlarını ağırlaştırıyor. Araştırma, hastalarda kilo artışı oldukça, belirtilerin şiddetinin arttığını ve araştırmaya katılan çoğu obezite hastasının diğer katılanlara oranla daha çok ağrı hissettiklerini ortaya koydu. Bu sebeple, kilo vermenin, fibromiyalji tedavisinde dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldı. Yayılmış ağrının yanı sıra fibromiyalji hastalarının, basınç uygulandığında, özellikle hassas oldukları noktalar veya bölgeler vardır. Hassas bölgeler (18 tane bulunur) sırt, omuzlar, boyun, göğüs ve kalçalardadır. Semptomlar sebebiyle birçok farklı hastalıkla karıştırılan fibromiyaljinin teşhisi için geliştirilen, birbiriyle bağlantılı yorumlanan iki yöntem kullanılıyor. Belirti ve şikayetlerin rakamsal olarak değerlendirildiği bu yöntemler, hekimlerin de işini kolaylaştırıyor.

11 PUANI ALANA TEŞHİS KONUYOR

Uzmanlarca belirlenen ve vücudun dokuz ayrı bölgesinde bulunan toplamda 18 hassas nokta, fibromiyalji hastalığının teşhisinde hekimlere yol gösteren en önemli unsurlardan biri. Yöntemin uygulaması da oldukça basit: Belirlenen bu noktalardaki ağrı hassasiyeti parmakla bastırılarak kontrol edilir. Ağrı artışı hissedilen her bir nokta, hastalık hanesine bir puan olarak kaydedilir. Toplamda 11 puana ulaşmak, fibromiyalji hastalığı riskiyle karşı karşıya olduğunuzu ifade eder. 90’lı yıllardan bu yana kullanılan bu yöntem, hastaların yataktan kalkamama, yorgunluk gibi şikayetlerine rakamsal değer verilmesi ile uygulanıyor.

Fiziksel ve ruhsal semptomlar, yorgunluk ve yataktan kalkamama şikayetlerinin her biri, hasta tarafından şiddetine göre 0’dan 3’e kadar puanlanır. Dört ayrı kategoride belirtilen bu rakamlar, toplanarak 0-12 arası bir rakam elde edilir. Elde edilen toplam rakam, fibromiyalji noktaları testinde elde edilen puanla beraber uzman doktor tarafından yorumlanır. Her iki testin puanlamasında, bulguların üç ay boyunca aynı şiddette devam ediyor olması en önemli unsurdur. Fibromiyalji hastalarının tüketirken dikkat etmesi gereken gıdalar arasında işlenmiş gıdalar, gluten, süt ve yumurta sayılabilir. Bu gıdaların hangisine karşı hassas olduğunuzu anlamak sizin elinizde. Süt, yumurta, gluten içerikli ve işlenmiş gıdaları üç hafta boyunca tüketmeyin, takip eden dördüncü hafta itibariyle her gün seçtiğiniz bir tanesini tüketin ve ağrı durumunuzu kontrol edin. Hassasiyetinizin olduğu gıdayı tespit edecek olursanız, altı ay boyunca onu tüketmeyin. Böylece ağrılarınızın şiddetinde azalma yakalayarak rahat bir döneme giriş yapabilirsiniz. Fibromiyalji hastası iseniz, D ve B12 vitamini seviyenizi kontrol etmek ve gerekli takviyeyi yapmak da sıkıntılarınızı azaltabilir.

YERLERİ BİLE SÜPÜREMİYORLAR!

Amerikan Kronik Ağrı Derneği (ACPA) tarafından yürütülen yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre;

  • Fibromiyalji belirtileri yaşayan kişilerin yüzde 71’inin yerleri süpürmek gibi basit günlük aktiviteleri yapmada zorluk yaşadığı,
  • Yüzde 64’lük bir kısmın partnerleriyle cinsel yakınlık konusunda güçlükler yaşadıkları ortaya çıktı.

Fibromiyaliji çayı tarifinin bulunduğu videomuz için buraya tıklayın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

COVID-19’a Karşı Savunma Bireysel Yapılmalı

Avatar

Düzenleyen

on

Söz konusu COVID-19 gibi ölümcül olabilen bir virüs olduğunda risk değerlendirmesini sadece kendinize göre yapamazsınız. Sizin kararlarınız başkalarını, başkalarının kararları da sizi etkileyebilir.

Evimizden dışarıya çıktığımızda, herhangi bir yüzeye dokunduğumuzda, girdiğimiz her yeni ortamda, insanlarla sohbet ettiğimizde, kısacası nefes aldığımız her an coronavirüse karşı risk altındayız. Bu durum kısa süre içinde bitecek gibi de görünmüyor. Ancak bir şekilde hayat devam etmeli.

Salgının başlarında uygulanan sıkı önlemler gevşetildi ve coronavirüs ile mücadelede bireysel korunma ön plana çıktı. İnsanlar kendi kararlarını vermek durumunda kaldıkça yeni sorular da ortaya çıkıyor:

-Otobüs ya da uçak yolculuğu yapmak ne kadar güvenli? Tatile gidilebilir mi?

-Akraba/arkadaş ziyaretleri yapılabilir mi? Ne sıklıkla insanlarla bir araya gelinebilir?

-Alışveriş merkezi, kafe ve restoranlara gidilebilir mi?

Virüsün bulaş şekli ve korunma yöntemleri sık sık birçok mecrada paylaşıldı ve paylaşılmaya da devam ediyor. Tüm bu yöntemler korunmaya yardımcı olsa da bireysel olarak alacağınız bazı kararlarda ne yapmanız gerektiğine dair cevaplar içermez. Yani riski kendi başınıza hesaplamalı ve değerlendirmelisiniz.

“Birine sarılabilir misiniz?”

İzolasyon ve eve kapanma sürecinde insanları en zorlayan faktörlerden biri de fiziksel temas yoksunluğu oldu. Çünkü biz sosyal varlıklarız ve asosyal bir hayat ruh sağlığımızı olumsuz etkiler. Kısıtlamalar genişledi ama fiziksel temasa ilişkin kesin cevaplar yok. Uzmanlar şu aşamada sarılmaya karşı değil ama önermiyorlar da. Sarılmak virüse kesin yakalanılacağı anlamına gelmiyor. Burada da bireysel risk değerlendirilmesi yapılmalı.

-Ne kadar fazla kişiyle sarılacaksanız risk de o kadar yüksek olur.

-Virüs yoğunluğu açık alanda daha düşük olacağından sevdiklerinize açık alanda sarılın.

-Sarılmanın ardından yakın kalıp konuşmak yerine güvenli mesafeyi araya koyun. Maske kullanıyor olsanız bile yüzde yüz koruma sağlamadığını unutmayın.

 

Alacağınız riski değerlendirin

Söz konusu COVID-19 olduğunda risk değerlendirmesini sadece kendinize göre yapamazsınız. Ölümcül olabilen bir virüse yakalanmak ve bunu yayabilecek olmak sadece sizin sağlığınızı değil çevrenizdeki herkesin sağlığını ilgilendiren bir durum. Sizin kararlarınız başkalarını, başkalarının kararları da sizi etkileyebilir.

Bireysel olarak günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz bazı kısıtlamalar, alacağınız riski değerlendirme konusunda size yardımcı olabilir. Öncelikle ciddi bir COVID-19 enfeksiyonuna karşı risk grubunuzu belirleyin. Aynı değerlendirmeyi iletişim kuracağınız kişiler için de yapın. Yaşadığınız yerde virüs yayılımının yaygın olup olmadığını ve virüsün etkinliğini öğrenin. Bunların yanında kişisel risk toleransınızı doğru belirleyin. Kendiniz için kişiliğinize uygun kısıtlamalar koyun. Çok dışa dönük biriyseniz çok katı kurallar yerine daha makul çizgiler belirlemek sizin için daha uygun olabilir. Riskinizi mümkün olduğunca yayın. Yani bugün alışverişe gidiyorsanız, dışarıda yemek yemeyi başka bir güne bırakın.

COVID-19’a karşı kesin bir tedavi ya da aşı geliştirilene kadar, her gün kendimizi savunmaya devam etmek zorunda kalacağız. Bireysel olarak risk yönetimini öğrenmemiz gerekli. Bu durum aylarca belki de yıllarca sürebilir. Bu nedenle uzmanların önerilerine ve virüsle ilgili yeni bilgilere kulak verin.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Coronavirüs Hala Etkili

Avatar

Düzenleyen

on

Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun rakamlardan ibaret olmadığının tanığı olmak olur.

Normalleşme sürecine başladığımız Haziran ayının ilk gününden itibaren vaka sayıları yükselmeye başlamıştı. İlk günlerde görülen bu hızlı yükseliş yavaş da olsa yön değiştirmeye başladı. Seyahat kısıtlamasının kalması bazı illerdeki vaka sayılarını yükseltse de ülke genelinde özellikle son bir haftadır düşüş görülebiliyor.

Elbette tablonun dalgalanması normalleşme sürecinin başında, insanların bir anda sokaklara dökülmesi, ardından uyarıların sıklaşması ve vakaların artmaya başlamasıyla önlemlere geri dönülmesi olarak yorumlanabilir. Maske kullanımının önemine yönelik ısrarlı uyarılar ve kullanmayanlara cezai yaptırımlar uygulanacak olması (maalesef buna gerek duyulması) bugün sonuçlarını göstermeye başladı.

Tedavide başarılıyız

Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da açıkladığı gibi salgının başlarında entübe edilen hastaların yüzde 67’si, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 53’ü vefat ediyordu. Covid-19 ile verdiğimiz mücadelede geldiğimiz noktanın başarısı rakamlarla ortaya çıkıyor. Bugün entübe edilen hastaların yüzde 4’ü, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 2’si vefat ediyor. Yine Sayın Koca vefat sayılarının düşme nedeni olarak tedavideki başarıya dikkat çekti. Çünkü virüs etkisini kaybetmiş değil.

Mart ayı başında virüs ile henüz karşılaşmamıştık ve gereken önlemleri alarak hayatımıza devam etmiyorduk. Bugün yine aynı şekilde yaşamaya kalkarsak buna en çok coronavirüsün sevineceği kesin. Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor elbette. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun sadece rakamlardan ibaret olmadığını görmek olur.

Tat ve koku kaybı kalıcı olabilir

Coronavirüsün neden olduğu tat ve koku kaybı hızlıca düzelebilir ya da hiç geri gelmeyebilir.

İngiliz tahtının varisi Prens Charles Nisan ayı başında COVID-19’a yakalandığını duyurmuştu. Prens Charles virüs atlattı ancak üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala yan etkileri ile uğraşıyor. Virüse maruz kaldığında tat ve koku duyularını kaybeden 70 yaşındaki Charles, tat ve koku duyularının geri gelmemesinden mustarip.

Bir şekilde COVID-19 ile enfekte olarak koku ve tat duyusunu kaybetmiş olanlar coronavirüsten arındıklarında koku ve tat duyuları geri geliyor mu?

Aslında bu sorunun bir cevabı yok. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme merkezi tat ve koku kaybını belirti olarak listeliyor ancak kalıcılığı hakkında bilinmezlik hâkim. Bu güne kadar elde edilen verilere göre hastaların yüzde 27’si virüsten kurtulduktan sonra 7-10 gün içinde iyileşebiliyorken bazıları uzun süreler tat ve koku kaybıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Kayıtlar arasında duyularını kısmi olarak geri kazananlar ve hiç iyileşemeyenler de var.

Tat ve koku duyusunu geri kazanmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Bu duyuları geri kazanmak için kullanılabilecek bir ilaç maalesef ki yok. Ancak uzmanlara göre koku eğitimi sürece olumlu etki sağlayabilir. Koku eğitimi güçlü kokulara maruz kalarak koku duyusunu geri getirmeyi hedefler.

Limon, okaliptüs, karanfil ve gül gibi güçlü kokular aralarında dinlenerek yaklaşık 10 saniye boyunca koklanır ve nasıl koktuğu hatırlanmaya çalışılır. Bu eğitimin kısa sürede sonuç vermesini beklemeyin. Aylarca denemeniz gerebilir. Günde en az iki kez uygulanmalı ve birkaç ay sonra kokular değiştirilmeli. Bir sonuca ulaşmak kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

Bu egzersizlerin COVID-19 geçirmiş kişiler üzerinde işe yaradığına dair kesin bir kanıt yoktur.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

COVID-19 Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Geçtiğimiz yılın sonlarında ortaya çıkan ve hızla yayılan coronavirüs, hala tüm dünyayı ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. Her bir bireyin sağlığı ve ekonomisi tehdit altında. Kaçınılmaz olarak bu durum beraberinde zihinsel sorunları da getirdi. Özellikle salgının ilk başladığı zamanlarda hükümetlerin ve medyanın tepkisi korkuya neden olmuştu. Bu virüs hakkında hiçbir şey bilinmiyor ve açıklama yapılamıyordu. Dünya Sağlık Örgütü’nün coronavirüsü ‘pandemi’ olarak duyurması da tuzu biberi oldu. Bir yandan da dünya genelinde her gün yüzlerce kişinin virüs nedeniyle hayatını kaybettiği haberleri izlendi.

Genel olarak insanlarda kaygı, korku, umutsuzluk ve uyku problemleri görülebiliyor. Ancak ekonomik durgunluk, eve kapanma, devam eden salgınla ilgili belirsizlikler ve sosyal mesafe gibi durumlar zihin sağlığının daha derinlerine inebiliyor. Bazı tezlere göre bu durum klinik olarak akıl hastalıklarında artışa neden olabilir.

Küresel zihin sağlığı iyileştirilecek

Ortaya çıkan kanıtlara göre sadece coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Bu olumsuz durumun iyi tarafından bakan bazı bilim insanları pandemiyi, akıl sağlığı bakımını yeniden canlandırmak için tarihi bir fırsat olarak görüyor. 2017 yılında Harvard Üniversitesi’nde başlatılan bir girişim bazı stratejilerle küresel olarak akıl sağlığı sistemlerini dönüştürmeye öncelik veriyor. Bu stratejilerden biri empower; kullanılan dijital araçlarla toplum sağlığı çalışanlarının kanıta dayalı psikososyal terapileri öğrenmesini, yönetmesini ve sunmasını sağlıyor. Bir diğeri champions; kanıta dayalı akıl sağlığı hizmetlerini ölçeklendirmek için liderlik kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor. Countdown olarak adlandırılan strateji yöntemi de ortak parametreler ile akıl sağlığı sistemlerinin performansını değerlendiriyor.

İç içe olan bu üç temel strateji ile küresel toplumun ihtiyaç duyduğu zihinsel sağlık sistemlerinin dönüşümü hedefleniyor.

Diyabet Ölüm Oranlarını Arttırıyor

Büyük Britanya’da yapılan bir analizle coronavirüs nedeniyle hastaneye yatırılan Asya halkının ölme olasılıklarının Avrupalılara göre daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmaya üniversiteler, halk sağlığı kurumları ve hastaneler olmak üzere toplam 520 kurum dâhil edildi ve hastaların hastaneye kabul edildikten sonraki süreci incelendi.

Yaklaşık 35 bin hastayı inceleyen uzmanlar; Güney Asyalıların hastanede COVID-19’dan ölme olasılığının Avrupalılara göre yüzde 20 daha yüksek olduğu ve diğer etnik gruplarda belirgin farklar olmadığını ortaya koydu. Verilere göre, hastanede tedavi gerektiren her bin Avrupalı COVID-19 hastasından 290’ı, her bin Güney Asyalı hastadan ise 350’si hayatını kaybetti.

Asyalı ve Avrupalı hastalar karşılaştırıldığında ise Asyalı COVID-19 hastalarının ortalama 12 yaş daha genç olduğu, bunama, obezite veya akciğer problemlerinin bulunmadığı ancak diyabet seviyelerinin çok yüksek olduğu görüldü. Diyabet enfeksiyon riskini arttırabiliyor ve organlara zarar verebiliyor.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar