Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Farkındalık Var Ama Organ Bağışı Yetersiz

Yayınlanma:

,

Ülkemizde her yıl binlerce kişi böbrek nakli için sıra beklerken hayatını kaybediyor. Farkındalık artsa da organ bağışı oranları hâlâ yetersiz. İşte böbrek nakli ile ilgili sık sorulan soruların yanıtları…

Son yıllarda böbrek nakli hakkında verilen eğitimler ve teşvik edici tanıtımlar, farkındalığı artırsa da hem hasta, hem de verici için cevaplanması gereken sayısız soru, gündemdeki yerini koruyor. Vericinin yaşamaya devam edebilmesi sebebiyle böbrek nakli, diğer organ nakillerine oranla çok daha hızlı ve etkin şekilde yayılabilir. Peki hangi durumlarda böbrek nakline ihtiyaç duyulur? Kimler verici olabilir? Nakil sonrası hem verici, hem de alıcı için neler değişir?… Bunlar gibi sayısız soruya verilebilecek en doğru cevaplar nelerdir?

BÖBREK YETMEZLİĞİ NEDİR?
Vücudumuza giren gıda ve benzer maddeler, ihtiyacımız doğrultusunda ayrıştırılır ve kullanılırlar. Fazla kısmı ise böbreklerimiz sayesinde kandan temizlenir ve idrar yoluyla atılır. İşte bu, böbreklerimizin temel görevini oluşturur. Bu işlevin geri dönüşümsüz olarak yapılamadığı durumun ileri evresi, böbrek yetmezliği olarak tanımlanır ve bu aşamadaki hastalara böbrek nakli yapılması gerekir. Kronik böbrek yetmezliğinin ileri evresinde tanı alan hastalar ve uygun böbrek vericisi bulunamayan hastalara hemodiyaliz veya periton diyalizi uygulanır.

BÖBREK NASIL BULUNUR?
Böbrek naklini diğer organ nakillerinden ayıran en önemli özellik, canlı vericiden sağlanabiliyor olmasıdır. Vericinin hayatına devam edebiliyor olması, gerçekleştirilen böbrek nakli sayısının yüksek olmasındaki en önemli etkendir. Bu sebeple böbrek nakli ihtiyacı tespit edildiğinde, ilk olarak hastanın birinci derece yakınları taranır. Akrabalık ilişkisi dördüncü dereceye yani hastanın amca çocuğu, teyze çocuğu, kardeşinin torunu vs. kadar taranabilir. Aranan bu kişilerde uyuşma söz konusu olduğunda vericinin rızası ve 18 yaşının üzerinde olması, naklin gerçekleşmesi için yeterlidir. Böbrek nakillerinde kan grubu uyumu tercih edilir. Kan grubu uyumu nakil başarısını artırır. Ancak şart değildir. Ailelerinde uyumlu verici olmadığı durumlarda canlı vericiler, çapraz nakil denilen bir sistemle daha uyumlu olan diğer ailenin alıcılarına böbrek verebilmektedirler. Kendi hastaları da, diğer ailenin canlı vericisinden organ almaktadır.

BEYİN ÖLÜMÜ, ÖLÜMDÜR!
Canlıdan nakil dışında, kadavradan yani beyin ölümü gerçekleşmiş kişiden de böbrek alınabilir. Bunun için kişinin ölümünden önce gerekli izni vermiş olması gerekir. Bazı durumlarda ölümün ardından yakınları tarafından da organ bağışı kabul edilebilir. Bu aşamada en önemli soru ve sorun; beyin ölümünün ne olduğunun yeteri kadar bilinmiyor olmasıdır. Toplumumuzda, beyin ölümü ve koma sıklıkla karıştırılır ve beyin ölümü gerçekleşen kişinin, tekrar yaşama dönebileceği ihtimali düşünülür. Beyin ölümü, beyin ve beyin sapı fonksiyonlarının geri dönüşümsüz olarak kaybolmasıdır. Bu kişilere yoğun bakım ünitelerinde verilen tüm tıbbi desteğe rağmen bir süre sonra diğer hayati organlar da fonksiyonlarını kaybeder. Beyin ölümü tanısı almış kişilerin hayata dönmesi mümkün değildir.

NAKİL SONRASI NELER OLUYOR?
Ameliyattan sonra hastanede kalma süresi bir-üç haftadır. Bu süre sonunda hastalar normal yaşamlarına dönebilirler. Ancak vücudun eski gücüne kavuşabilmesi için biraz zamana ihtiyaç vardır. Nakil sonrası en kritik dönem, ilk altı aydır. Bu süre zarfında enfeksiyonlar vücuda eskiye oranla çok daha hassas bir süreçte geçer. Unutmamak gerekir ki böbrek, vücuda giren zararlı maddelerin atılmasında işlev gören en önemli organlardan biridir ve yeniden gerektiği gibi çalışabiliyor olması hastanın iştahının açılmasına sebep olur. Bu sebeple hastalık döneminde -geneldezayıf olan kişiler kilo almaya başlayarak, etraflarında hemen fark edilen sağlıklı bir görünüme kavuşurlar. Kilo artışı ile metabolizma sonucunda ortaya çıkan ve böbrek tarafından uzaklaştırılan atık ürünlerin miktarı artar. Bu durum böbreğe ayrı bir yük getirir ve böbreğin zarar görme olasılığı artar. Ayrıca aşırı yemek, kan şekerinde de yükselmeye neden olabilir.

NAKİL SONRASI İLAÇLAR ÖMÜR BOYU KULLANILIR
Vücudumuzun yapıtaşı olan hücrelerimiz, bağışıklık sistemi tarafından tanınmasını sağlayan antijenlere sahiptir. Yani vücut, kendine ait olan her zerreyi çok iyi tanır ve kendine ait olduğunu anladığı hiçbir şeyle savaşmaz. Nakledilen organa ait yapıtaşları ise alıcı için yabancı bir madde gibi algılanabilir ve bağışıklık sistemi bu ‘yabancıyla’ savaşmak için harekete geçebilir. İşte bu tepkiyi en aza indirmek için, nakil sonrası dönemde hastaya bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar verilir. İlaç kullanma süresi maalesef geçici değildir. Sistem, yeni organın kendine ait olmadığını asla unutmaz ve ilaç desteği durduğunda reddetme tepkisi verebilir.

ORGAN BAĞIŞ SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR?
Organ bağışı, kişinin hayatta iken kendi iradesiyle, organlarının bir kısmını veya tamamını ölümünden sonra başkalarının tedavisi için kullanılmak üzere izin vermesidir. 18 yaşını aşmış, akıl-ruh sağlığı yerinde olan herkes organ bağışında bulunabilir. Bağış yapılabilecek yerler; tüm devlet hastaneleri, özel hastaneler, sağlık ocakları ve sağlık müdürlükleridir. Prosedür olarak bir form doldurulup organ bağış kartınız verilir. Yapılan organ bağışları, organ nakli koordinatörü veya hastanece görevlendirilmiş yetkili kişi tarafından Sağlık Bakanlığı organ ve doku bilgi sistemine girilir. Üzerinde organ bağışı kartı bulunan bir kişinin beyin ölümü gerçekleştiğinde, kart taşıyor olması, nakil için yeterli değildir. Vefat sonrası, kişinin ailesi tarafından da onay verilmesi gerekir. Canlı verici söz konusu ise, iki taraf için de nefroloji polikliniklerinde yapılan detaylı araştırmalardan sonra engel bir durum söz konusu değilse, listeden sıra gelmesi beklenmeden nakil gerçekleştirilir. Canlı vericisi olmayan hastalar ise ulusal kadavra bekleme listesine kayıt edilir.

Bilinçli hasta

Egzersiz Yapmak Vücudun Kendini İyileştirme Hızını Arttırıyor

Yayınlanma:

,

Yapılan araştırmalara göre, egzersiz sonrası vücudun iltihaplanmaya karşı savaşan inflamasyon gücü artıyor. Yarım saat yürümek bağışıklığı güçlendiriyor

Gün içerisinde hareketli kalmanın ve fiziksel aktivitelerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini hepimiz az çok biliyoruz. Peki ya bilmediklerimiz? Yapılan araştırmalara göre fiziksel aktiviteler sonrası, vücudun kendini iyileştirmesi ve iltihaplanmaya karşı savaşabilmesi adı verilen inflamasyon gücü artıyor. Özellikle gün içerisinde tempolu adımlarla en az yarım saat yürümek ve herhangi bir spor dalıyla uğraşmak; bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin yanı sıra, vücuttaki iltihaplanma oranını da azaltıyor.

İNFLAMASYON BİR REAKSİYONDUR
İnflamasyon bedenimizin çeşitli olaylara verdiği hücresel boyuttaki reaksiyondur. İnflamasyon ayrıca vücudun bağışıklık cevabının hayati bir parçası olarak da bilinir. Vücudun yaralanması sonrasında onu iyileştirme girişiminde bulunan, virüs ve bakteriler gibi yabancı işgalcilere karşı vücudu savunan ve zarar görmüş dokuyu onaran bir çeşit savunma mekanizmasıdır. İnflamasyon olmadığı durumlarda yaralarınız geç iyileşebilir veya vücudunuzdaki enfeksiyonlar ölümcül olabilir. İki tür inflamasyon vardır: Akut inflamasyon ve kronik inflamasyon. Kronik inflamasyon; diyabetten kalp hastalığına kadar her türlü hastalıkla bağlantılıdır. Egzersiz yapmaya ve kaslarınızı hareket ettirmeye başladığınızda, kas hücreleriniz iltihaplanma ile mücadelede önemli bir rol oynayan Interleukin 6 veya IL-6 adı verilen küçük bir proteini serbest bırakır. IL-6 proteini, vücutta iltihaplanmayı tetikleyen diğer proteinlerin azaltılmasını sağlar.

ORANTILI KORUMA SAĞLIYOR
Yapılan araştırmalara göre; egzersiz süreniz arttıkça kas hücreleriniz olası iltihaplanmalara karşı daha güçlü bir hal alır. Örneğin 30 dakikalık bir egzersiz veya aktivite sonrasında IL-6 protein seviyeleriniz de beş kat artar. Bu seviyelerin artışını inceleyen bilim adamları maraton sporcularının bağışıklık sisteminin güçlü oluşunu, IL-6 proteininin yüksek seviyesi ile ilişkilendirir. 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada, yeniden IL-6 proteininin iltihabı azaltmada rolü araştırılmıştır. Bu araştırmada, katılımcılara vücudun iltihaplanma tepkisini aktive ettiği bilinen bir E. coli bakteri molekülü enjekte edilmiş ve bisiklet sürmeleri istenmiştir. Üç saat boyunca bisiklet süren katılımcıların IL-6 düzeylerinde artış gözlenmiştir. Böylelikle egzersizin vücut iltihaplanması karşısındaki gücü bir kez daha ortaya konmuştur. Akut iltihaplanma; deride kesilme veya kazıma, enfekte çivi, burkulmuş ayak bileği, akut bronşit, boğaz ağrısı, bademcik iltihabı sonrasında ortaya çıkar. Örneğin elinizin paslı bir kesici ile kesilmesi sonrası ateşinizin yükselme sebebi, akut iltihaplanmadır. Ya da ayak bileğiniz burkulduktan sonra bölgede şişlik ve ağrının meydana gelmesi yine akut iltihaplanmanın bir sonucudur. Kısa vadede yani birkaç gün sonra etkileri azalır. Kronik inflamasyon ise uzun vadelidir ve tedavisi yıllarca sürebilir. Kireçlenme, romatizmal hastalıklar, alerjiler, astım, bağırsak hastalıkları, kronik kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklar kronik inflamasyonla yakından ilişkili hastalıklardır. Aşırı kilo, kötü beslenme, egzersiz eksikliği, stres, sigara, kişisel temizliğe yeteri kadar önem vermeme ve aşırı alkol tüketimi gibi faktörler kronik inflamasyona neden olabilir.

KRONİK ENFLAMASYON RİSKLERİ
Kalp hastalığı İnflamasyonlu kan damarları, artan yağlı plak tıkanıklıklarına ve kan pıhtılarınaneden olabilir, bu da kalp krizi ile sonuçlanabilir. Bir egzersiz programına yeni katılan ve kalp rahatsızlığı tanısı konmuş hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada; kendine güvende artış, dahadüşük stres ve daha az kaygı gibi yaşam kalitesinin diğer ölçütlerinde iyileşmelerin meydana geldiği gözlenmiştir. Egzersiz programları ve günlük aktiviteler; kalp hastalarında daha erken iyileşme sağlar. Diyabet 2009 yılında Gerontology dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, hücrelerin birbiriyle iletişimini sağlayan sitokinler insülin sinyalizasyonuna müdahale ederek,insülin direncinizin ve kan şekerinizin artmasına neden olabilir. Artan insülin direnci hem diyabet riskinizi, hem de kilo alma riskini artırabilir. Gün içerisinde hareketli olmaya önem verin. Boş zamanlarınızda yapacağınız yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteler yine kalp sağlığınız açısından fayda sağlar. Kemik sağlığı Endokrinoloji dergisinde 2009’da yayınlanan bir makaleye göre , kronik inflamasyonun kemik erimesi ile ilgisi olduğu ortaya konmuştur. Güneş ışığının yaydığı D vitamini iskelet sistemini güçlendirirken; romatizmal hastalıklar, iltihaplanma,osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde etkin rol oynar. Güneşten tam fayda sağlamak için günde 20 dakika güneşe çıkmak yeterlidir.

KİRAZ VÜCUTTAKİ İLTİHAPLANMAYI ÖNLÜYOR
Kiraz, uzun zamandır gut ve artrit (eklem) ağrısı için bir halk tedavisi olarak kullanılıyor. Ancak az sayıda kontrollü çalışma, kirazın varsayımsal faydalarını değerlendirmiştir. Bu hastalıkların temelinde ürik asit seviyesinin yüksek oluşu bulunur. Kandaki ürik asidin yükselmesi; vücutta şişme, hassasiyet ve iltihaplanmaya neden olur. USDA tarafından yapılan bir araştırmaya göre iki avuç kadar olgunlaşmış kiraz tüketimi ile ürik asitin yüzde 15 oranında azaltılabildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca araştırma; kirazların, üretilen C-reaktif protein miktarını azaltarak ağrılı inflamasyonun azaltılmasına da yardımcı olabildiğini belirtiyor.

DÜZENLİ EGZERSİZ KAS İŞLEVSELLİĞİNİ ARTIRIYOR
Yapılan araştırmalara göre; kronik inflamasyonun iyileştirilmesinde egzersizin olumlu etkilere sahip olduğu belirtilmektedir. Düzenli egzersiz, kasların işlevselliğinde ve vücudun oksijen alıp kullanabilme yeteneğinde olumlu etki sağlar. Günlük düzenli aktiviteler, vücudun oksijen taşıma ve kullanma becerisini geliştirerek yorgunluk hissini ortadan kaldırır. Bu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olan hastalar için çok önemlidir. Egzersiz programlarından önce ve sonra kas gücünü ve esnekliğini ölçen çalışmalar, özellikle yaşlı gruplarında, sırt ağrısı ve kemik hastalıklarında iyileşme olduğunu gösteriyor.

Devamını Oku...

Beslenme

Sağlıklı Yağları Tüketin

Yayınlanma:

,

Yağ, sağlıklı bir diyetin önemli bir parçasıdır. Sağlığınız için doymamış yağlı gıdaları seçin, doymuş yağ içeren gıdaları beslenmenizde sınırlayın ve ‘kötü’ trans yağdan kaçının

Kötü yağlar diyetinizi mahvedebilir ve bazı hastalıklara neden olabilir. Ancak iyi yağlar; beyninizi, kalbinizi ve sağlığınızı korumanıza yardımcı olur. Dolayısıyla tüm yağların kötü olmadığını söylemek mümkündür. Örneğin sağlıklı yağlardan omega-3, fiziksel ve duygusal sağlığınız için hayati öneme sahiptir. Diyet programlarınıza sağlıklı yağlar eklemeniz; ruh sağlığınızı iyileştirmenizi sağlar, yaşam kalitenizi artırır ve formunuzu korumanızda etkin rol oynar. Peki hangi yağlar sağlıklıdır? Bu soruyu yanıtlamadan önce yağları tanıyalım;
Sağlıklı bir beslenme düzeninde dikkat edilmesi gereken en önemli konu, tüketilen yağın türüdür. Yeni araştırmalar, az yağlı diyetleri destekleyen diyet önerilerinin aksine, doğru yağ tüketiminin sağlık için faydalı olduğunu gösteriyor. Gıda üreticileri besinlerdeki yağları azalttığında; yağın yerine genellikle şeker, rafine edilmiş tahıllar veya diğer nişastalardan elde edilen karbonhidratlara yer verirler. Vücudumuz bu rafine karbonhidratları ve nişastaları çok hızlı bir şekilde sindirerek kan şekeri ve insülin seviyelerini artırır. Bu durum da kilo alımına, diyabete, kolesterole, karaciğer ve kalp damar hastalıklarına neden olur.

AZ YAĞLI YERİNE SAĞLIKLI YAĞLARA ODAKLANIN
Az yağlı bir diyeti benimsemek yerine, faydalı ‘iyi’ yağlar yemeye ve zararlı ‘kötü’ yağlardan kaçınmaya odaklanmak daha önemlidir. Yağ, sağlıklı bir diyetin önemli bir parçasıdır. Sağlığınız için ‘iyi’, diğer adıyla doymamış yağlı gıdaları seçin, doymuş yağ içeriği yüksek gıdaları sınırlayın ve ‘kötü’ trans yağdan kaçının.
Genel olarak üç ana yağ asidi türü vardır: Doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar. Tüm yağ asitleri, karbon atomlarına bağlı, hidrojen atomlarına sahip karbon atomlarının zincirleridir. Bir doymuş yağ asidi, her karbon atomuna bağlı maksimum sayıda hidrojen atomuna sahiptir. Bu nedenle, hidrojen atomlarıyla ‘doymuş’ olduğu söylenir ve tüm karbonlar birbirlerine tekli bağlarla bağlanırlar. Bazı yağ asitlerinde zincirin ortasındaki bir çift hidrojen atomu eksiktir ve iki karbon atomu tekli bir bağ olmaktan çok, çift bağ ile ayrılan bir boşluk oluşturur. Zincirin hidrojen atomları daha az olduğundan, ‘doymamış’ olduğu söylenir.

KIRMIZI ET, TEREYAĞI VE PEYNİR DOYMUŞ YAĞ AÇISINDAN ZENGİNDİR
Gıdalardaki yağ; doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitleri karışımını içerir. Hayvansal kökenli gıdalardaki yağ asitlerinin büyük kısmı doymuştur. Buna karşılık, bitki kökenli gıdalarda ve bazı deniz ürünlerinde, yağ asitlerinin büyük bir kısmı tekli doymamış ve çoklu doymamış durumdadır. Doymuş yağlar, trans yağlar kadar zararlı olmasa da, dikkatli tüketilmesi gerekiyor. Fazla tüketimi sağlık açısından olumsuz sonuçlara neden olabilir. Doymuş yağ miktarı açısından zengin olan gıdalar kırmızı et, tereyağı, peynir ve dondurma şeklindedir. Doymuş yağlar, beyin hücrelerinin ana bileşenlerinden biridir ve bu nedenle sağlıklı beyin fonksiyonu için gereklidir. Bir çalışmada; daha fazla doymuş yağ tüketen kişilerde demans gelişme riskinin yüzde 36 azaldığı bulunmuştur. Doymuş yağlar ayrıca karaciğer ve bağışıklık sistemi için fayda sağlar.

ZEYTİN, AYÇİÇEK VE FINDIK YAĞI HASTALIKLARI ÖNLÜYOR
Doymamış yağ; tipik olarak zeytin, fındık, ayçiçeği veya tohum gibi bitki kaynaklarından gelir. Ancak balıkta da doymamış yağ bulunur. Doymamış yağlara genellikle ‘yağlar’ denir. Doymuş yağdan farklı olarak, bu yağlar çoğunlukla tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ içerir. Hindistan cevizi yağı, palmiye yağları gibi birkaç gıda ürünü, oda sıcaklığında sıvı halde kalır, ancak doymuş yağ oranı açısından yüksektir. Doymamış yağlar hastalığa yakalanma riskinizi azaltır.

TRANS YAĞLAR KALP DÜŞMANI
Kötü yağlar olarak bilinen trans yağlar, az miktarda tüketildiğinde bile hastalık riskini artırır. Trans yağ içeren gıdalar, öncelikle hidrojene edilmiş yağ ile işlenmiş gıdalardır.
Trans yağlar, tıpkı mumun ateşe gösterdiği gibi vücut ısısına karşı direnç gösterir. Trans yağlar, damarlarda sertleşip birikerek tıpkı beklemiş bulaşıktakine benzer kalıntılara neden olurlar. Dolayısıyla trans yağların damarları tıkadığı söylenebilir. Özellikle kalp damarlarının bu yağlarla tıkanması kalp hastalıklarını beraberinde getirir. Boston’daki Harvard Halk Sağlığı Okulu araştırmacılarına göre; çok fazla trans yağ tüketen kadınların, en az tüketen kadınlara kıyasla yüzde 50 daha fazla kalp krizi riski taşıyor.
Trans yağlar, oda sıcaklığında uzun süre bozulmadan kalabilir. Bu özellikleri, üreticiler için son derece önemli olan raf ömrünün uzun olması anlamına gelir. Bu tip yağların en belirgin etkisi, damarlarımız üzerindedir. Trans yağlar, iyi kolesterolü düşürüp kötü kolesterolü yükseltir.

YUMURTA VE SOMON SAĞLIKLI YAĞ İÇERİR

ZEYTİNYAĞI: Araştırmalar; zeytinyağının kalp rahatsızlığı, kanser ve diyabet riskini düşürmeye yardımcı olduğunu göstermektedir. En son Molecules dergisinde yayınlanan bir makalede, zeytinyağının çeşitli bileşenlerinin yaşlanmayı yavaşlatmak için hücresel seviyede vücudunuzu koruduğu bildirilmiştir. Bir başka araştırma ise; zeytinyağında sotelenmiş sebzelerin antioksidan bakımından, haşlanmışlardan daha zengin ve daha lezzetli olduğunu ortaya koymuştur.

BALIK: Somon, uskumru, ringa balığı, göle alabalık, sardalya ve albacore ton balığı gibi yağlı balıklar, omega-3 yağ asitleri için iyi kaynaklardır. Bunlar, kalbinizin sağlıklı kalmasına yardımcı olan ‘iyi’ yağlardır. Ayrıca Alzheimer hastalığına karşı korur. Amerikan Kalp Derneği, haftada iki porsiyon yağlı balık tüketilmesini öneriyor.

TOHUMLAR: Küçük balkabağı tohumları, ayçiçeği tohumları ve susam tohumları; kolestrolü düşürebilecek ‘iyi’ yağlara sahiptir. Genel olarak bitkisel ürünler, hayvansal ürünlerden daha yağlıdır. Ancak bitkisel yağlar, özellikle kalp sağlığı açısından oldukça faydalıdır.

YUMURTA: Yumurta, ucuz proteinin mükemmel bir kaynağıdır. Büyük bir yumurta, çoğunlukla sağlıklı yağ içeren gıdalardan 5 gramdan daha az yağ içerir.

KETEN TOHUMU: Sağlıklı bir diyetin parçası olan keten tohumu; hem cildinizin güzel görünmesini sağlar, hem de vücuttaki iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olur. Salatanıza veya tahılınıza bir çay kaşığı kıyılmış keten tozu serperek sağlıklı bir öğün elde edebilirsiniz.

AVOKADO: Avokadodaki tekli doymamış yağlar, beyindeki fonksiyonları artırır ve sağlıklı kan akışı sağlar. Özellikle beyindeki sağlıklı bir kan akışı, oldukça işlevsel bir beyin anlamına gelir.

BİTTER ÇİKOLATA: Sağlıklı bir yağ kaynağı olan bitter çikolata, kalp sağlığını korumaktadır. Louisiana State University’den araştırmacılar, bitter çikolatadaki asitlerin bağırsaktaki yararlı bakterileri koruduğunu ve kalp sağlığınız için anti-inflamatuar bileşikler ürettiğini bildirmiştir.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.