Sosyal Medya

Cilt Bakımı

Ev Temizliğinden Cilt Lekesine Kadar Limon

Yayınlanma:

,

Portakal ve limon gibi meyveler, ev temizliğinden cilt lekelerine kadar pek çok alanda etkili. Bir limonun suyunu lekeye sürüp 15 dakika bekleyin, farkı göreceksiniz

Portakal, limon, greyfurt ve mandalina gibi narenciye sınıfına giren meyveler, ilk olarak Güney-Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yetiştirilmeye başlanmış.
Şimdilerde hem faydalı, hem de lezzetli oluşları sebebiyle tüm dünya genelinde (Türkiye’de dahil) üretiliyor. En çok tüketilenlerden biri de portakal. Dünya genelinde sadece bir yılda ortalama 70 milyon ton portakal üretiliyor.
Yapılan araştırmalar gösteriyor ki narenciyeler, içerdikleri flovonoid ve fitokimyasallar sayesinde kanser oluşumunda önleyici etkiye sahipler. (Fitokimyasallar; meyve ve sebzelerde bulunan bioaktif kimyasal maddelere verilen ortak addır.) Fitokimyasallar, meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunan ve biyolojik olarak aktif bileşiklerdir. Bulunduğu meyve ve sebzelere renk, aroma ve tat verirler. Bugüne kadar yaklaşık 4 bin fitokimyasal keşfedilmiştir.
Tek bir çeşit meyve veya sebzede 100’den fazla fitokimyasal bulunabilir.
Örneğin konumuz olan portakalın tek bir adedinde, 170 fitokimyasal ve 60’dan fazla flovonoid bulunur.

PORTAKAL, YAĞ İÇERMEZ
Portakal oldukça düşük kaloriye sahiptir ve sıfır yağ içerir. Bu özellikleri sebebiyle diyet yapanların korkmadan tüketebilecekleri meyveler arasında yer alır.
Her gün tüketeceğiniz bir portakal; içerdiği lif, antioksidanlar ve faydalı vitaminleri almanızın yanında, günlük C vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamına yakınını karşılamanızı sağlar. Portakal; tiamin, riboflavin, niasin, B6, folik asit ve aksorbik asit gibi B-kompleks vitaminler yönünden de oldukça zengindir. Bu faydalı vitaminlerin yanı sıra portakalda önemli ölçüde, fosfor, bakır, magnezyum, selenyum, manganez ve potasyum da bulunur.
Son yıllarda yapılan araştırmalar, portakal ve benzer narenciyelerin; içerdikleri fitokimyasallar sayesinde bazı hastalıklar için daha önce hiç duymadığımız faydalar sağladığını gösterdi. Narenciyelerde bulunan hesperetin, naringenin, antosiyanin ve hidroksisinnamik asit gibi flovonoidler, faydası keşfedilen fitokimyasallardan bazılarıdır. Araştırmalar, saydığımız bu kimyasallar arasında yer alan hesperetin ve naringenin adlı maddelerin antioksidan etkileri sebebiyle, tansiyonu düşürücü etki gösterdiklerini ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL oranında da düşüşe sebep olduklarını gösterdi.
Araştırmacı raporlarına göre, portakalın kabuğunun altını ve meyvesini kaplayan beyaz kısımlar, yukarıda saydığım faydalı vitamin ve minarelerin en yoğun olduğu kısım!
Özellikle portakal suyuyla kıyaslandığında, meyvenin kendisini yemenin, çok daha faydalı olduğu yapılan araştırmalar sonunda bulunmuş.

KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ ETKİSİ VAR
Portakalın kolesterol düşürücü etkisi, diğer faydalarının yanında en çok dikkat çekeni. Amerikalı ve Kanadalı bilim adamları konu hakkında ortak bir çalışma yapmışlar.
Journal of Agricultural and Food Chemistry adlı dergide yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, portakalın kabuğunun hemen altında ve meyve yüzeyinde yer alan beyaz kısmın içerdiği vitamin ve mineraller, kötü kolesterolü düşürmede ilaçlar kadar etkili. Genellikle çöpe attığımız portakalın beyaz kısmının sahip olduğu mucizevi etkiler, hem ilaçlara harcadığınız paranın cebinizde kalmasına, hem de doğal yollarla şifa bulmanıza yardımcı olacak.
İtalyan bilim adamları tarafından yapılan ve British Journal of Nutrition’da yayınlanan bir araştırmanın sonucuna göre, bir bardak portakal suyundaki C vitamini oranı, C vitamini tabletlerinin içerdiğinden daha yüksek. Piyasada satılan C vitamini tabletlerindense portakalın kendisini yemek yahut suyunu içmek, çok daha masrafsız ve sağlıklı bir alternatif.

SABUN ARTIĞINA LİMON SUYU SÜRÜN
Limon, C vitamini yönünden son derce zengin bir diğer narenciye çeşididir. Bu yazımda limonun sağlığınız üzerindeki etkilerininin dışında günlük yaşamınızda limondan faydalanabileceğiniz alternatifleri sıralamak istiyorum:

1- Ev temizliğinde limon: Bir sprey kabında eşit miktarda su ve limon suyunu karıştırarak, cam ve aynalarınızda lekesiz temizliğe kavuşabilirsiniz. Banyo muslukları ve duş kabinlerinde oluşan sabun artıklarından kurtulmak içinse söz konusu yüzeye direkt limon sıkın ve hafifçe ovun, lekelerin kaybolduğunu göreceksiniz. Yapılan araştırmalar, halı ve döşemelerde oluşan lekelerden kurtulmak için de limona başvurabileceğinizi gösteriyor.
Leke oluşur oluşmaz biraz limon suyunu tuzla karıştırmanız ve ovmanız yeterli.

2- Cilt lekelerine karşı limon: Çeşitli sebeplerle cildinizde oluşan lekeler sizi rahatsız ediyorsa limon suyu, onlarla mücadelede en iyi yardımcınız olabilir. Yapmanız gereken son derece basit. Her gün bir adet limonun suyunu sıkın ve lekenin üzerinde 10-15 dakika bekletin. Birkaç hafta sonra leke renginin açılmaya başlayarak doğal cilt rengine yaklaştığını göreceksiniz.

3- Bembeyaz dişler için limon-soda: Ufak bir kasede bir miktar limon suyu ve sodayı karıştırın. Kulak pamuğunu bu sıvıda ıslatın ve öncesinde suyla çalkalayarak temizlediğiniz dişlerinize sürün. Sadece bir dakika bekleyin ve ardından yumuşak bir şekilde dişlerinizi fırçalayın. Ancak burada verilen komutlara uymak önemli. Karışımın içerdiği sitrik asit, diş minesini aşındırarak istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple karışımı dişleriniz üzerinde beklettiğiniz süre kesinlikle bir dakikayı geçmemeli.

4- Boğaz kızarıklığına karşı limon: Boğazınızda kızarıklıklar oluştuysa; bir limonun suyuyla gargara yapmak veya sıcak çayınıza bir dilim limon eklemek rahatlamanıza yetecek. Kızarıklığın geçmesine fayda sağladığı gibi anti-bakteriyel özelliği sayesinde boğaz bölgesinde yerleşen mikroplarla da mücadele ederek farklı hastalıkları engellemede de size yardımcı olacaktır.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cilt Bakımı

Domates Tüketmek Cildi Güneş Işınlarından Koruyor

Yayınlanma:

,

Yazar:

Yapılan bilimsel araştırmalar; domates yiyenlerin, yemeyenlere göre zararlı güneş ışınlarından yüzde 33 daha az etkilendiğini gösteriyor

Yaz tatilinin başladığı şu günlerde herkes tatile gitmeye ve bütün bir kış hırpalanan bedenlerini güneşin altına sermeye ihtiyaç duyuyor. Son yıllarda ozon tabakasında meydana gelen deformasyon sebebiyle güneş ışınlarının eskisinden çok daha zararlı olduğu gerçeği, yapılan araştırmaların sayısını artırmakla beraber detaylanmasına da sebep oluyor.
Cildinizin güneşe ihtiyacı var elbette. Ancak her şeyde olduğu gibi güneşlenirken de sağlığınızı kesinlikle ihmal etmemeniz gerekir.

Güneş ışığı, en doğal D vitamini kaynağıdır. İskelet sisteminizin sağlam ve sağlıklı olmasını istiyorsanız, mutlaka yeterli D vitaminini almanız gerekir. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu D vitamini miktarı, sandığınızdan çok daha kısa sürede alınabilir.

Tatiliniz boyunca, günde sadece 20 dakika güneşlenmek yeterlidir. Bunun için de tüm vücudunuzu güneşlendirmek de şart değil.

Sadece kol ve bacaklarınızın bir kısmının güneş görmesi ihtiyacınız olan D vitaminini almanıza yeter.

Uzun süre güneşe maruz kalındığında, ultraviyole A ve B ışınları, deri hücrelerinizi yakarak cildinizde hasar bırakır. Bu hasarın oluşması için gereken süre ve hasarın derecesi, cilt tipinize göre değişiklik gösterir. Sarışınlar, esmer tenlilere oranla daha hassas olduklarından bu tip durumlarla daha sık karşılaşırlar.

Özellikle güneşe çıkıldığı ilk gün kızarıklıkla başlayan ve ilerleyen saatlerde hafif acı veren yanıklar, birinci derece yanıklardır ve cildin epidermis adı verilen en üst tabakasının etkilenmesi sonucu oluşurlar.

İkinci derecedeki güneş yanıklarında ise derinin daha alt tabakası ve sinir uçları hasar görmüştür ve iyileşme süreci, birinci derece yanığa göre daha ağrılı ve zaman alıcıdır.

EN AZ 30 FAKTÖRLÜ KREM

İkinci derece yanık sonrasında meydana gelmesi muhtemel su dolu baloncuklar, acının artmasına sebep olurlar. Bu baloncukların patlatılması enfeksiyon riski oluşturacağından son derece sakıncalıdır ve mutlaka bir uzman danışmanlığında tedavi edilmelidir. Ultraviyole A ve B ışınlarından korunmak için dört mevsim en az 30 koruma faktörlü krem kullanmak gerekir.

Bu kremlerden maksimum faydayı elde edebilmek için doğru uygulamak çok önemlidir. Güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeleri ve iki saatte bir yenilenmeleri gerekir. Sık aralıklarla denize ya da havuza giriliyorsa, iki saatlik bu süre daha kısa tutulmalıdır. Koruyucu kremler eşliğinde dahi olsa güneşe çıkarken şapka kullanmak da tedbirler arasında yer alır.

ELASTİK TABAKASI YIPRANIR
Güneş ışınlarının bilinen bir diğer zararı ise erken yaşlanmaya sebep olmasıdır. Cilde esneklik kazandıran liflerin bulunduğu elastin tabakası, korumasız güneşe maruz kaldığında yıpranır ve olması gerekenden çok daha önce cildinizin sarkmasına sebep olur. Gerekli koruyucular kullanılmadığında güneş, cildinizde bir ömür taşıyacağınız çil ve lekelerin oluşmasına da yol açabilir.

Bu lekeler, genellikle yüz ve boyun bölgesine yerleşirler ve güzelleşme çabanız, geri dönülmez bir hüsranla sonuçlanabilir.

Güneş kremi seçiminizi yaparken, çinko oksit ve titanyum dioksit içeren ürünleri almaya özen gösterin.

Bu iki madde, zararlı UV ışınlarına karşı adeta set vazifesi görüyor. Seçtiğiniz kremin kimyasal içermemesi de son derece önemli. Yetişkinler için 30 koruma faktörü ideal kabul edilebilirken, çocuklar için bu rakam, biraz daha yükseltilmeli. Zararlı UV ışınlarını engelleyen maddeler arasında; padimate O homosalate, octyl methoxycinnamate, benzophenone, oktil salisilat, phenylbenzimidazole sülfonik asit ve octocrylene de sayılabilir.
Güneş kreminizi seçerken, özellikle alerjik bünyeye sahip olanlar, muhakkak doktorlarına danışmalılar. Güneşin zararlarından korunayım derken daha büyük hasarlara sebep olmamak gerekir.

Cildinizi güneşten korumak için cildinizi koruyacak gıdalarla da beslenmeniz gerekir. İngiltere’de gönüllüler üzerinde yapılan bir araştırma; domates yemenin cilt üzerindeki mucizevi faydalarını ortaya çıkardı. Araştırmaya katılan gönüllüler iki gruba ayrıldı ve birinci gruba 12 hafta boyunca günde beş kaşık domates püresine 10 gr. kadar zeytinyağı ilave edilerek yedirildi. İkinci grup katılımcılara ise sadece zeytinyağı verildi. Araştırma sonunda; iki grup incelendi ve domates yiyenlerin UV ışınlarından, yemeyenlere oranla yüzde 33 daha az etkilendiği görüldü.

SOLARYUM GÖZLERE ZARARLI
Yoğun çalışma hayatı içinde tatile çıkacak vakti olmayanlar, bronzlaşmak için çok daha tehlikeli bir yol olan solaryumu tercih ediyor. Gelişen teknoloji ve yeni yöntemler, insan sağlığını koruyarak bronzlaşma sağladıklarını iddia etse de, araştırmalar bunun tam aksini söylüyor.

Son yıllarda Amerikan Kanser Birliği, Amerikan Dermatoloji Akademisi ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi bir araya gelerek solaryuma karşı bir kampanya başlattılar.

Bunun en önemli sebebi; hızlı ve kalıcı bronzlaşma sağlayan bu yöntemde kullanılan ampullerin yaydığı ultraviyole A ve B ışınları. Yapılan araştırmalar solaryumun, cilt üzerindeki olumsuz etkileri ispatlanan bu ışınlar dışında da zararları olduğunu gösteriyor; göz ve bağışıklık sistemi üzerinde de hasar bırakıyor.

CİLDİNİZİ HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞI İLE NEMLENDİRİN

Kurumuş cildinizden yana şikayetiniz varsa, işe daha fazla su içerek başlayabilirsiniz. E vitamini yönünden zengin Hindistan cevizi yağı da cildinizi nemlendirmek için seçebilecekleriniz arasında yer alıyor. Hindistan cevizi yağını kuruyup yıpranmış saçlarınıza da uygulayabilirsiniz. Kırışıklıklar, özellikle hanımlar için adeta bir kabustur. Ortaya çıkmalarını engellemek neredeyse imkansız; ancak daha az belirgin olmalarını sağlamak mümkün. C vitamini yönünden zengin beslenmek, kırışıklıkların belirginliğini azaltmada en iyi yardımcınız olabilir. Bu haftaki alışveriş listenize; çilek, kırmızı biber, kivi, portakal gibi narenciyeler, limon, ananas, mango ve Brüksel lahanası arasından seçtiklerinizi ekleyin.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Parfüm Güneş Yanıklarına Neden Olabilir

Yayınlanma:

,

Bergamot otu, lavanta ve biberiye esanslarından oluşan parfümler, cildinizi zararlı ışınlara karşı savunmasız hale getirir. Parfümü cildinize değil, kıyafetlerinizin üzerine sıkın

Cilt tipleri kişiden kişiye değişiklik gösterir. Güneş altında kalacağınız zaman, güneş kremi tercihinizi etkileyen faktörlerdir. Washington Üniversitesi Dermatoloji Birimi’nin güneş kremleri üzerinde yaptığı araştırmaya göre; güneş kremleri, güneş losyonlarından çok daha etkili koruma sağlar. Güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeleri ve iki saatte bir yenilenmeleri gerekir. Güneşe çıkmadan önce sıkılan parfüm ve deodorant ise güneş kreminin koruyuculuğunu yitirmesine neden olabilir. Bunun sebebi, bazı parfüm ve deodorantlarda UV ışınlarına reaksiyon gösteren maddelerin bulunmasıdır. Dolayısıyla güneş kremleri, UV ışınlarına karşı en etkili silah olsa da, bazı faktörlere dikkat edilmesi gerekir.

NARENCİYE HASSASLAŞTIRIYOR
Eminim birçoğunuz turuncu renkteki meyveleri, yüksek C vitamini kaynağı olmaları sebebiyle, özellikle kış ayları boyunca grip ve benzer hastalıklardan korunmak için tüketiyorsunuz. Oysa narenciyelerin; kanserden korumak, kalp hastalıkları riskini azaltmak ve tansiyonu düşürmek gibi bilinenin dışında faydaları da var. Portakal, limon, greyfurt ve mandalina gibi narenciye sınıfına giren meyveler, ilk olarak Güney-Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yetiştirilmeye başlanmış.
Şimdilerde hem faydalı, hem de lezzetli oluşları sebebiyle tüm dünya genelinde (Türkiye de dahil) üretiliyor. En çok tüketilen narenciyelerden biri de portakal.
Dünya genelinde sadece bir yılda ortalama 70 milyon ton portakal üretiliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; narenciyeler, içerdikleri flovonoid ve fitokimyasallar sayesinde kanser oluşumunu önleyici etkiye sahipler. Narenciye ayrıca, cilt üzerinde ve vücutta temizleyici özelliğe sahip.
Vücuttan zararlı toksinlerin atılmasında C vitamininin yeri yadsınamaz nitelikte.

YANIKLA SONUÇLANABİLİR
C vitamininin faydaları saymakla bitmez. Yalnız yaz aylarında C vitamini tüketirken dikkat etmekte fayda var. Güneşe çıkmadan hemen önce ya da güneşin altında tüketilen C vitamini, fitofotodermatit adı verilen ağır bir yanık ile sonuçlanabilir.
Bu da ağrılı bir kızarıklık, iritasyon, kabarcıklar ve hatta ikinci basamakta bulantıya neden olabilir. Disi Sina Hastanesi’nde yapılan araştırmalara göre, narenciye içinde yer alan asitler (özellikle de limon) cildi pul pul dökerek, ölü hücrelerden temizler. Cilt derisinin bu şekilde yenilenmesi, cildi UV ışınlarına karşı savunmasız hale getirir. Bu durum, yanık ve güneş lekelerine sebep olur. Aynı araştırmaya göre, güneşin zararlı UV ışınlarıyla reaksiyona giren ve ağrılı bir döküntü oluşturan furanocoumarin hastalığının sebebi bu asitlerdir. Araştırma sonuçlarında ayrıca, narenciyenin deri ile teması sonrasında UV ışınlarıyla çok çabuk reaksiyona girdiğinden, mutlaka temas sonrası yıkanması önerilmektedir.

CİLT SAVUNMASIZ KALIR
Terleme; pek çok hastalıktan kaynaklı olabileceği gibi, psikolojik etkenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Terlemenin ortaya çıkışındaki bir diğer etken ise yaz aylarında vücut sıcaklığının artmasıdır.
Terlemeyle ortaya çıkan ter kokusuna karşı yıllardır çözüm aranmaktadır. Birtakım cerrahi operasyonlar yapılabiliyor olsa bile çoğu birey çareyi parfüm ve deodorantlarda arar. Fakat özellikle yaz aylarında bu ürünleri kullanırken dikkat etmek gerekir. Ürünlerin içinde koku esansiyelleri haricinde farklı pek çok madde bulunabilmektedir.
Bu maddeler hem cildi tahriş etmekte, hem de UV ışınları ile reaksiyona girmektedir. Baylor Tıp Koleji’nin yaptığı araştırmalara göre; özellikle bergamot otu, lavanta ve biberiye esanslarından oluşan parfümler cildinizi zararlı ışınlara karşı savunmasız hale getirir. Dolayısıyla parfüm seçiminde ve kullanımında dikkat etmek gerekir. Bunun yanı sıra güneşe çıkmadan önce parfümünüzü cildinize temas ettirmek yerine kıyafetlerinizin üzerine sıkın. Eğer tatile çıkıyor ya da yanınızda eşya taşıyorsanız; çanta, şapka vb. aksesuvarlarınıza parfüm sıkmanız daha sağlıklı olacaktır.

İLAÇLARA DİKKAT
Yaz aylarında ilaç kullanımı da önemli bir yere sahiptir. Çünkü ağrı kesici, soğuk algınlığı ilaçları, akne kurutucu ilaçlar ve cilt bakım ilaçları; sizi güneşe karşı savunmasız bırakabilir. Bazı ilaçlar fotosensitivasyon maddeleri içerdiğinden, sizi güneşten koruyamaz. Amerikan Cilt Kanseri Vakfı (ASCF) tarafından hazırlanan bir rapora göre;ilaçların içinde yer alan moleküller, güneşin UV ışınlarını absorbe edecek ve onları cildinize geri vererek hücrelerinizde tahribata yol açacaktır. Bu ilaçları uyguladıktan ya da aldıktan sonra güneş ışınlarına maruz kalmamaya çalışın. Ancak dışarı çıkmanız gerekiyorsa, cildinizi SPF 30 güneş kremi ile koruyun. Yapılan araştırmalara göre 30 SPF özellikli güneş kremleri, morötesi ışınların yüzde 97’sini, 50 SPF yüzde 98.5’ini engeller. Yetişkinler için 30 koruma faktörü ideal kabul edilebilirken, çocuklar için bu rakam biraz daha yükseltilmelidir.
Güneş ışınlarının bilinen bir diğer zararı ise, erken yaşlanmaya sebep olmasıdır. Cilde esneklik kazandıran liflerin bulunduğu elastin tabakası, güneşe maruz kaldığında yıpranır ve olması gerekenden çok daha önce cildinizin sarkmasına sebep olur. Gerekli koruyucular kullanılmadığında güneş, cildinizde bir ömür taşıyacağınız çil ve lekelerin oluşmasına da yol açabilir.

YETERİNCE SU İÇİN
Güneş yanıklarıyla ortaya çıkan iltihaplanma ve tahriş, cildinizin dış tabakasını bozarak hidrasyon kaybına neden olabilmektedir. Özellikle şiddetli yanık vakalarında dehidrasyon ve elektrolit bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Cildiniz iltihaplandığında ya da hasar gördüğünde; ağrı ve kaşıntı hissi, yerini zamanla yanık hissine bırakabilmektedir. Tüm bunlar su tüketimiyle yakından ilgili durumlardır. Cilt kendini yenilerken, buharlaşmadan kaynaklı su kayıpları yaşar. Nem dengesi bozulan cilt, kuruyarak UV ışınlarına karşı savunmasız hale gelir. Dolayısıyla cildin nem sürekliliğini sağlamak için günde en az sekiz bardak su tüketilmelidir.

ILIK DUŞ ALIN
Sıcak duş ve buhar banyoları, ciltteki ölü hücrelerin temizlenmesine yardımcı olur. Fakat kalp, solunum, akciğer gibi hastalıklara sahip bireyler için sıcak duş tehlike yaratabilir. Özellikle yaz aylarında alınan sıcak duş, cildi güneşe karşı hassaslaştırır ve cilt yanıklarına sebep olabilir. Dolayısıyla bu aylarda duş sıcaklığına dikkat etmek gerekir. Soğuk duşun kan dolaşımını hızlandırdığını, stresi azalttığını ve daha dinç olmanıza yardımcı olduğunu unutmamak gerekir.

ÇAY VE SİRKE AĞRILARI AZALTIR

  • Duş alacağınız suya bir fincan elma sirkesi karıştırın. Yanık ağrınızı hafifletecektir.
  • Bir tülbente yulaf ezmesi doldurun. Suyun altında tutarak yumuşamasını sağlayın. Lapa haline geldiğinde yanık bölgesine iki saatte bir uygulayın.
  • Sabundan kaçının. Sabun cildi kurutacağından, daha fazla ağrı hissetmenize neden olacak ve cildinizi kötüleştirecektir.
  • Çay poşeti kullanın. Çayın içinde güneş yanığı ağrısını hafifleten tannik asit bulunmaktadır.
  • Mısır nişastasına su ekleyin ve yanık bölgeye sürün.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Manikür ve Pedikür Aletleri Size Özel Olmalı!

Yayınlanma:

,

Uzmanlar ortak pens ve makas kullanımını, ortak diş fırçası kullanmaya benzetiyor. Aletleriniz kendinize ait olmalı, manikürü yapan eldiven kullanmalı

Manikür, el tırnaklarını çevreleyen (tırnağın parmağa yerleştiği yerdeki sınır çizgisi gibi düşünülebilir) ince et tabakasının kesilerek temizlenmesi ve tırnağın estetik bir şekle kavuşturulması işlemidir. Pedikür ise aynı işlemin ayak tırnakları üzerine uygulanmasıdır. Ciltte oluşan yara ve kesikler, vücutta açılan kapılar gibidir. Yani sağlığınızı tehdit edebilecek mikrop ve bakteriler, açılan bu kapıdan kolayca geçerek bedeninize giriş yapabilir. Manikür ve pedikür işlemi esansında uygulanan yanlış teknikler, kanamaya sebep olabilir. (Hastalık bulaştıran ilk ve en önemli sebeptir) Güzellik salonlarında kullanılan manikür ve pedikür aletleri, ortak kullanılır. Uzmanlar; ortak pens ve makas kullanımını, ortak diş fırçası kullanmaya benzetiyorlar.

OJELERİ ÜÇ AYDA BİR YENİLEYİN
Uzmanlar, ortak manikür-pedikür aletlerinin kullanımının, kan yoluyla bulaşan tüm hastalıkların bulaşmasına sebep olabildiğini söylüyorlar. Başta Hepatit olmak üzere tırnak mantarı ve bakteriyel-viral enfeksiyonların hemen hemen tamamı, bu yolla kişiden kişiye bulaşabiliyor. Ayrıca hastalıkların bulaşması için kanama oluşması da şart değil. Hijyenik manikür-pedikür yaptırmak için şu kurallara dikkat etmelisiniz:
İlk kural, kendinize ait aletler edinmeniz ve işlem esnasında sadece onların kullanılmasına izin vermenizdir.
Unutmayın, mikrop ve bakteriler sadece başkalarının ellerinde bulunmazlar. İşleme başlamadan önce mutlaka el ve ayaklarınızı temizleyin. Böylece üzerinizde taşıdığınız mikroplar, birazdan açılacak giriş kapısından geçemeden kaybolup giderler.
Yapılan araştırmalar, oje ve parlatıcıların üç ayda bir yenilenmesi gerektiğini gösteriyor. İçerdikleri maddeler sebebiyle ürünün kendisi ve uygulama fırçaları, mikropların yerleşip çoğalması için uygun ortamlardır. Bu sebeple, özellikle sık kullandığınız oje ve parlatıcılardan edinin ve yanınızda götürün.

TIRNAKLARINIZ HAVA ALMALI
Zamansızlık ve ihmal, sürdüğünüz parlatıcıların uzun zaman tırnağınızda kalmasına neden oluyor. Oysa uzmanlar, haftada en az iki kez tırnakların ojeden arındırılarak birkaç saat de olsa hava ile temasının sağlanması gerektiğini söylüyorlar. Tırnaklarda oluşan sararmaların başlıca sebeplerinden biri, yeterince hava almıyor olmasıdır. Unutulmamalıdır ki; oje, yapı itibariyle bakterilerin yerleşip çoğalması için uygun bir yüzey oluşturur ve sıklıkla temizlenerek yenilenmesi sağlığınız açısından son derece önemlidir.
Manikür yapan kişinin temizliğine dikkat edin. Size manikür yapacak kişinin ellerinin de temiz olduğundan emin olmanız gerekir. Uzmanın tek kullanımlık eldiven kullanmasını sağlamak alınabilecek en iyi tedbirdir.

TIRNAK BATMASI GELİŞİR
Tırnak, deri altında bulunan germinal matriks adı verilen bölgede oluşur ve buradan büyümeye başlar. Bazen tırnaklar uzarken derinin altına girer ve yoluna orada devam eder. Bu, iki tarafta olabileceği gibi tek tarafta da meydana gelebilir. Deri altına giren tırnak tabakası, cilt tarafından yabancı madde olarak algılanır ve reaksiyon başlar. Şişme ve şiddetli ağrı en bilinen belirtileridir. Tırnak batması esnasında yaşanan ağrılar dayanılamaz hale gelebilir, bu durumda muhakkak müdahale etmek gerekir. Tüm parmaklarda görülebilen tırnak batması en sık ayak baş parmağında görülür.

ILIK SU BANYOSU İYİ GELİR
Hatalı ve derinden kesilen tırnaklar (tırnakları düz hatta küt yapıda kesmek ve çok kısaltmamak doğrudur), dar, sivri burunlu ve küçük ayakkabılar giymek, tırnak köşesine alınan darbeler, aşırı kilo ve mantar enfeksiyonu, tırnak batmasının en bilinen sebepleri arasında yer alır. Kişiye dayanılmaz ağrılar veren tırnak batması, ilerlediğinde cerrahi müdahale gerektirebilir. Henüz başlangıç aşamasında olan tırnak batmasında, günde iki-üç kez tekrar edilen ılık su banyoları, antiseptiklerle batan kısmın sıklıkla temizlenmesi ve antibiyotikli krem uygulanması olumlu sonuç verebilir. Ilık suda yumuşatılan tırnak ile deri arasına pamuk sıkıştırmak da uygulanan yöntemler arasında yer alıyor. İlerleyen vakalarda ise cerrahi müdahale şarttır.

ESKİMEDİ DİYE KÜÇÜK AYAKKABI GİYDİRMEYİN!
Genetik veya yapısal bozukluklar dışında bilinen en önemli ayak ağrısı sebebi, hatalı ayakkabı seçimidir. Yanlış ve aşırı egzersiz, ikinci sırada yer alır. Milimetrik ölçülerde dahi olsa küçük ayakkabı giymek, ciddi problemlere neden olabilir. Özellikle gelişme çağındaki çocuklar, ayakkabılarını eskitemeden değiştirmek zorunda kalırlar. Eskimedi diye küçülen ayakkabıyı giydirmekte ısrar etmeyin.
Aynı şekilde ayağınıza büyük gelen ayakkabı giymek de topuk yaralanmalarına sebep olur. Eğer topuğunuz ve ayakkabınız arasında sürtünmeye sebep olacak kadar boşluk varsa topuğunuz kolayca su toplayabilir.
Eğer uzun yürüyüşler yapıyorsanız spor ayakkabılarınızı altı-dokuz ayda bir yenilemelisiniz. Yapılan araştırmalar, aynı ayakkabı ile haftada 16 km. yürüyorsanız 9-12 ayda bir, bunun iki katı yol kat ediyorsanız dört-altı ayda bir yeni bir spor ayakkabı almanız gerektiğini söylüyor.
Yüksek topuklu ayakkabı giymek, en sık yapılan yanlışlardan biridir. Ancak çok düz tabanlı ayakkabı giymek de en az yüksek topuklu ayakkabı giymek kadar zararlıdır. Ayağınızın formunu ve konforunuzu bozmadan, hafif topuklu bir ayakkabı tercih etmelisiniz. Bilinen fiziksel bozukluklarınız varsa, mutlaka uzman bir hekim tarafından tavsiye edilen ölçülere uygun özel yapım ayakkabılar tercih etmeniz gerekir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.