Bizimle iletişime geçin

Çocuk Sağlığı

Erken Tanı Hayata Bağlıyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Erken Tanı Hayata Bağlıyor

Lenfoma tedavileri, yaş ve cinsiyet gözetmeksizin herkesi ilgilendiriyor. Günümüzde hastalığın biyolojik ve genetik özelliklerine göre risk gruplarının belirlenmesi ve tedavi seçeneklerindeki artış ve erken tanı hayata bağlıyor.

Özellikle çocukluk çağı lenfomalarının bugün büyük çoğunluğunun tedavi edilebildiğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi İhtisas Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Dr. Çetin Timur, 15 Eylül Dünya Lenfoma Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.

Çocukluk kanserlerinde ülkemizde yüzde 20 ile lösemiden sonra ikinci sıklıkta görülen lenfoma, nedeni tam olarak ortaya konamamış kanserlerden biri. Hodgkin lenfoma (HL) ve Hodgkin dışı lenfomalar  (NHL) olarak iki ana gruba ayrılıyor çok sayıda alt tipleri bulunuyor. Lenfoma görülme sıklığı yaş ve toplumlara göre farklılık gösterebiliyor. İstatistikler ülkemizde hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4 olduğunu gösteriyor.

NHL tüm çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 15’ini oluşturuyor ve yaşla birlikte görülme sıklığı artıyor. Hastalık bütün yaş gruplarında erkek çocuklarda daha sık görülüyor.  Özellikle 15 yaşın altındaki vakaların yüzde 75’ini erkekler oluşturuyor. Hastalığın biyolojik ve genetik yapısının anlaşılmasıyla birlikte tedavi alternatiflerinin de arttığını söyleyen, Yeditepe Üniversitesi İhtisas Hastanesi Çocuk Hematolojisi Uzmanı Dr. Çetin Timur, özellikle erken tanı ile çocuklarda tama yakın tedavi başarısı elde edilebildiğini belirtiyor.

Çocukluk Lenfomaları En Çok 5-10 Yaş Arası Erkek Çocuklarda Görülüyor!

En fazla çocuklarda ve genç erişkinlerde görülen; ateş, lenf bezi büyümesi, boğaz ağrısı veya anjin ile seyreden ve “öpücük hastalığı” ismiyle de bilinen “Enfeksiyöz mononükleoz” geçirmiş kişilerde, Hodgkin lenfoma görülme olasılığı genel popülasyona göre üç kat daha fazla risk taşıyor. Ayrıca bağışıklık sistemi yetmezlik virüsü HIV (AIDS) taşıyan kişilerde de lenfoma görülme sıklığı artıyor. Bunların dışında radyasyona ve bazı kimyasal maddelere maruz kalma, tarım sektöründe kullanılan ilaçlar ve hamilelikte kullanılan bazı ilaçların da lenfomalardan sorumlu olduğunu gösteren çalışmalar bulunuyor.

Her Lenf Bezi Büyümesi Lenfoma Değildir!

Lenfoma tedavisinde de diğer hastalıklarda olduğu gibi erken tanı ve tedavinin hayati önemi bulunuyor. Ebeveynlerin, boyunda, koltuk altında, kasıktaki lenf bezesinde ağrısız şişlikler, ateş, gece terlemeleri, halsizlik, iştahsızlık, tartı kaybı gibi belirtileri gözlemlediğinde zaman kaybetmeden çocuk hematoloji-onkoloji uzmanına başvurmaları gerekiyor. Her lenf bezi büyümesi lenfoma anlamına da gelmiyor. Çocuklarda basit enfeksiyonlarda bile lenflerde büyüme görülebildiği için sorunu önemsemek gerekiyor.

Umut Verici Sonuçlar Alınıyor

Son yıllarda özellikle tedaviye dirençli ve tekrarlayan vakalarda kök hücre nakli ve akıllı ilaçlar kullanıldığını belirten Uzm. Dr. Çetin Timur, “Çocukluk çağı lenfomasında amacımız, hastanın ömrünü bir kaç yıl uzatmak değil, çocuğun sonraki yıllarını yaşıtları gibi sağlıklı ve hastalıksız yaşamasını sağlamaktır. Spesifik tedaviler sırasında enfeksiyon önlemleri ve tedavisi, beslenme desteği gibi destek tedavileri de önem taşıyor.  Ayrıca tedavi süresince hem çocuklara, hem de aile bireylerine psikolojik ve sosyal destek sağlanması tedavinin başarısında önemli rol oynuyor” diyor.

Çocuk sağlığıyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Sağlığı

Aile içerisinde Okuldan Bahsedilirken Dikkat Edilmeli

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Aile içerisinde Okuldan Bahsedilirken Dikkat Edilmeli

Okul döneminde miniklerimiz okula nasıl uyum sağladı mı? Aileler bu dönemde çocuklarına karşı nasıl davranmalı? Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikolojisi Uzmanı Klinik Psikolog Emel Güler, aile içerisinde okuldan bahsedilirken dikkat edilmeli dedi ve detayları anlattı.

Uyum Süreci Sandığınızdan Daha Hassas!

Okula yeni başlayan çocuklar için öncelikli hedef, akademik başarıdan çok çocuğun okula uyumu olmalıdır. Okul başlangıcı çocuğun hayatında önemli bir adım olduğu için, okula olumlu bir başlangıç yapmak, çocuğun okul hakkındaki olumlu düşüncelerin gelişimine katkı sağlar. Çocuklar alışkın olmadıkları ortamlara girmekte ve tanımadıkları kişilerle ilişki kurmakta çekimser kalabilirler, tanıdık yüz ve alıştıkları ortamda ise güvende hissederler. Bu nedenle özellikle anaokulu ve ilkokula yeni başlayan öğrenciler için uyum süreci daha da hassas olabilir. Önceden okul hakkında konuşmak, çocuğun okulla ilgili duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına olanak sağlamak, okulla ilgili bilgi aktarımı, gerekirse gideceği okulun önceden birlikte görülmesi çocuğun kaygısının azalmasına yardımcı olur.

“Aile İçerisinde Okuldan Bahsedilirken Dikkat Edilmeli”

Aile içinde okul hakkındaki konuşmalar ve aile bireylerinin okul deneyimleri çocuğun zihninde okulun nasıl bir yer olduğuna dair fikir oluşturur. “Okul korkulacak bir yer mi” “Yoksa sevilebilir mi”, “Öğretmenler kızar mı”, “Yalnız kalır mıyım”, “İhtiyacım olduğunda yardım alabilir miyim” gibi sorular ve belirsizlikler vardır. Bu nedenle aileler, okul hakkında konuşurken çocuğun kaygı, korku ve endişelenmesine sebep olacak konuşmalardan kaçınmalıdır. Okul hakkındaki gerçekçi bilgiler paylaşılmalı, çok olumsuz deneyimler yeni başlayan çocukların yanında paylaşılmamalıdır.

Kırtasiye Ürünleri Çocuğun Zevkine Göre Seçilmeli

Okula yeni başlayan çocuklar için okul hazırlığı önemsenmeli ve hazırlık için özel vakit ayırılmalıdır. Çocuğun sürece dahil edilmesi, çocuğun okula gitme motivasyonunu artıracağı için hazırlık yapılırken çocuğun tercihleri öncelikli olmalıdır. Defter, kalem, renkli boyalar gibi araçlar ve kırtasiye ürünleri çocuğun zevkine göre seçilmelidir. Hazırlık aşaması, olumlu duyguların eşlik ettiği ve eğlenceli bir etkinlik olduğunda çocuğun okulu benimsemesi ve okulla ilgili kaygılarının azalmasına da katkı sağlanmış olur.

Çocuğun İçinde Bulunduğu Duygusal Problemler Uyum Sürecini Olumsuz Etkiler!

Anneden ayrılma sorunları, okula yeni başlayan çocuklarda sıklıkla görülen kaygı göstergeleridir. Öncesinde kreş yuva gibi okul öncesi eğitim kurumuna gitmeyen çocuklarda anneden ayrılmak daha da zor olabilir.Çocuğun anneden ilk ayrı kalma deneyimi, okul başlangıcı olacak ise; okula uyum süreci sıkıntılı ve uzun sürebilir. Bu nedenle, okula başlamadan önce küçük çocukların anneden kısa süreli ayrılıklar yaşamasına fırsat verilmesi okula alışma sürecine katkı sağlayacaktır. Okula başlamadan önce çocuğun hayatını etkileyen, önemli yaşam olayları (taşınma, anne babanın vefatı, hastalık, anne baba ayrılığı, kayıplar vb) veya duygusal sorunlar olmuşsa, bunlarla ilgili gerekli destek ve yardım çocuğa sağlanmış olmalıdır. Okul başlangıcında çocuğun içinde bulunduğu duygusal ve diğer problemlerin varlığı, okula uyumu ve sürecini olumsuz etkiler.

Çocuk sağlığıyla ilgili farklı bir konuya burayı tıklayarak ulaşabiliriz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

Okul Çağındaki Çocuklara Beslenme Önerileri

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Okul Çağındaki Çocuklara Beslenme Önerileri

Okul çağı; çocukların beslenme alışkanlıklarının geliştiği, fiziksel, bilişsel ve sosyal büyüme ile gelişmenin hızlandığı önemli bir dönemdir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları, ileri yaşlarda görülebilecek sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynar. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Handan Yaşar, okul çağındaki çocuklara beslenme önerileri hakkında bilgi verdi.

Besin Seçiminde Sosyal Medyadan Bile Etkileniyorlar

Çocuklar, besin seçimleri konusunda okul arkadaşları, öğretmenleri ve hatta sosyal medyadan etkilenebilirler. Okul çağı çocuğunun yanlış ya da doğru beslenmesi ailenin ve okul yönetimindeki kişilerin eğitimini gerektiren önemli bir konudur. Çocuğun, hangi tür besine, ne miktarda ihtiyacı olduğunu bilmemesi, düzensiz besin alımı, yanlış besin seçimi, besinlerin hazırlanması, pişirilmesi ve saklanmasında hatalı uygulamalar, okullarda verilen besinlerin uygun olmayışı yanlış beslenmeye ve dolayısıyla ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır.

Beslenme ile Alınan Enerji, Gün İçinde Sarf Edilen Enerjiye Eşit Olmalıdır

Çocuklarda dengeli ve yeterli beslenmeyi belirleyen temel ilkeler, enerji ve protein gereksinimidir. Enerji gereksinimi; yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite, ergenlik, bazal metabolizma ve büyüme hızı gibi değişkenlere bağlıdır. Pratik olarak çocuktaki enerji alımı, tüketimine eşit olmalıdır. Şişmanlama eğilimi varsa enerji alımı azaltılıp, fiziksel aktiviteyi artırmaya yönlendirilmeli, televizyon ve bilgisayar karşısında geçirilen zaman sınırlandırılmalıdır.

Vitamin Tabletleri ve Şuruplarını Tercih Etmeyin

Alınan enerji, protein, vitamin ve mineral desteği doğal yollardan sağlanmalıdır. Vitamin tabletleri ve şurupları tercih edilmemelidir. Sebze-meyve ve tam tahıl ürünlerinin tüketimi desteklenmeli, lif tüketimi artırılmalıdır. Rafine tahıl ürünleri, trans yağlar ve şeker katkılı gıda ve tuz tüketimi azaltılmalıdır. Yağı azaltılmış süt ve ürünlerinin yanı sıra, kuru baklagiller, et, tavuk ve balıketi, tahıl ürünleri gibi yağ içerikli gıdalar diyette bulundurulmalıdır.

Yemek Esnasında Yalnız Bırakılan Çocuk Yanlış Besleniyor

Genel olarak okulda ve okul dışında tek başına bırakılan bir çocukta yanlış beslenme alışkanlıkları sıkça görülmektedir.

Yanlış beslenmenin alışkanlık haline gelmesine yol açan faktörler şöyle sıralanmaktadır:

  • Fast food ve abur cuburla beslenme alışkanlığı hızlı yaşam temposu nedeniyle doğmuş ve sonra da bir yaşam tarzı haline gelmiştir. Bu tür beslenme yüksek enerjili ve besleyici değeri olmayan bir beslenme biçimidir. Bu şekilde beslenenlerde, hipertansiyon, obezite, gastroözefagial reflü hastalığı, inflamatuar bağırsak hastalığı ve vitamin-mineral eksikliği problemleri görülür.
  • Okul çocukları zaman bulamamaları ve sabah aç hissetmemeleri gibi gerekçelerle sıklıkla kahvaltı etmeden okula giderler. Ayrıca kız çocukları arkadaşlarından etkilenerek şişmanlama korkusu ile öğün atlamaktadır. Düzenli kahvaltı eden çocukların bilişsel işlevleri daha iyi, hafızaları daha güçlü olur.
  • Meyve suları, meyve aromalı içecekler ve diğer alkolsüz içecekler evde ve ev dışı ortamlarda çocukların sıkça tükettiği seçenekler haline gelmiştir. Bu tip içecekler yüzde 100 meyve suyu olmadıkça meyve içermemekte ve kalori vermelerine rağmen çok az besin değeri içermektedir.
  • Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan fazla kilo alımının, ileri yaşlarda da devam ettiği ve hipertansiyon, ateroskleroz, tip II diyabet ve uyku apnesi gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmektedir. Aile öyküsü de obezitenin gelişmesi için bir risk faktörüdür. Anne-babadan biri obez ise çocuk yüzde 30, her ikisi de obez ise yüzde 70 obez olma riskine sahiptir. Uygunsuz beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam da obezitenin gelişmesinde rol oynar. Televizyon ve bilgisayar başında geçirilen zamanın artması ve bunların karşısında yüksek enerjili düşük besleyici değeri olan besinlerin tüketilmesi, servis ile okula gitme, yürüme ve spor alışkanlıklarının olmaması obeziteye davetiye çıkarır.

Çocuklarınızın Beslenme Porsiyonlarını Hazırlamadan Önce Bu Önerilere Göz Atın

  • Şekerler ve yağlar çok az kullanılmalı.
  • Et, balık, tavuk, kuru baklagiller, yumurta ve yağlı tohumlar 2-3 porsiyon.
  • Süt, yoğurt, peynir grubu 2-3 porsiyon.
  • Meyve sebze grubu 4-6 porsiyon.
  • Ekmek, tahıl, pirinç, makarna grubu 6-9 porsiyon.

Çocuk beslenmesinde önerilen porsiyon miktarlarının yetişkinler için olan porsiyon miktarlarına göre daha az olduğu unutulmamalıdır.

Besin gruplarının bir porsiyona karşılık gelen miktarları şöyle sıralanabilir;

  • Süt grubu: Süt, yoğurt, kefir 200 ml, beyaz peynir 60gr
  • Et grubu: Kırmızı ve beyaz et 100 gr, balık 150 gr, yumurta 2 adet
  • Ekmek ve tahıl grubu: Tüm ekmek türleri 50 gr, makarna, erişte, pirinç, bulgur 50 gr, simit 50 gr
  • Sebzeler: Yeşil yapraklı sebzeler 200 gr, diğer sebzeler 150 gr
  • Meyveler: Karpuz, kavun gibi büyük meyveler 150 gr, elma, armut, şeftali, portakal, 150 gr, erik, kayısı, incir, kivi, kuru meyve 30 gr, taze meyve suyu 100 ml
  • Kuru baklagiller 60 gr.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

 Çocuğunuz Okuldan Geri Kalmasın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

 Çocuğunuz Okuldan Geri Kalmasın

Okan Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Coşkun Saf, son dönemde okullarda yaygın olarak görülen; kendini ateş, kusma ve ishal gibi belirtiler ile gösteren viral enfeksiyonlar hakkında aileleri bilgilendirdi ve çocuğunuz okuldan geri kalmasın diye uyardı.

Yaz günlerini geride bırakırken gün içinde veya günden güne hava sıcaklıklarının değişkenlik göstermesi ve de okulların açılmasıyla birlikte enfeksiyonların toplumumuzda kolayca yayılabildiği bir döneme girmiş bulunmaktayız. Bu dönemde özellikle; bulantı, kusma şikayetlerinin ön planda olduğu, bazen ishal ve ateşin de eşlik edebildiği, şiddeti ve süresi hastadan hastaya farklılık gösteren bazı virüs enfeksiyonlarını sıkça görmeye başladık. Burada önemli olan nokta; aileleri endişelendiren ve çocuklarımızın okuldan bir süre ayrı kalmasına neden olabilen bu enfeksiyonların genelde, virüs kaynaklı olduğu ve dolayısıyla antibiyotik gerektirmemesidir. Tedavisi ise çoğunlukla, istirahat ve sıvı desteğinin arttırılması, gerekli durumlarda ateş düşürücü gibi destekleyici tedaviler ile kendini sınırlandırması şeklinde olmaktadır.

Çocuklar Ellerini Sık Sık Yıkamalı!

Bu virüsler genelde; temas ve ağız ve solunum yoluyla bulaşmaktadır. Bulaşmanın önlenmesinde ellerin sıkça sabun ve suyla yıkanması, hasta çocukların mümkünse birkaç gün okula gönderilmemesi, tuvaletlerin hijyeni, çocukların oyun alanlarının hijyeni, yiyeceklerin hijyenik koşullarda hazırlanması gibi faktörlere dikkat edilmesi gerekmektedir.

Kusma, İshal ve Ateşte Doktor Kontrolü Önemli!

Hastaneye veya doktora başvuru konusunda karar verirken hastanın şikayetlerinin şiddeti, süresi ve evde yeterli sıvı alımının olup olmadığı önemlidir. Yani hafif ateş, birkaç kez kusma veya ishali olup ağızdan yeterli sıvı verilebilen ve ek şikayeti olmayan hastalar evde takip edilebilir. Evde takip edilen hastalara su ve ayran gibi sıvıların sıkça verilmesi, fazla yağlı veya şekerli gıda ve içeceklerden olabildiğince uzak durulması yerinde olacaktır. Ancak; kusma veya ishalin sık, ateşin şiddetli ve dirençli olduğu, ağızdan sıvı alımının yetersiz olduğu, çocuğun halsiz düştüğü veya döküntü, şiddetli karın ağrısı gibi ek şikayetlerin olduğu durumlarda tanı ve tedavi açısından mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Okul başarısıyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar