Sosyal Medya

Ömrünüzü Uzatmak

Enerjinizi yükseltecek yöntemler

Yayınlanma:

,

Bitmeyen yorgunluklara ve kronik strese karşı siz de önleminizi alın. Her gün karahindiba otu çayı içip beş dakika yoga yaparak yorgunluğu yenin

Teknolojideki gelişmeler milyonlarca insanı adeta prize takılı şekilde çalışmaya ve bu sebeple kronik strese, bitmeyen yorgunluklara ve kötü sağlığa gebe bırakıyor. Yeni araştırmalar sayesinde enerji yoksunluğuna sebep olan etkenlere karşı artık çözümlerimiz var. Üstelik bunlar yorgunluğun kaynağına inip doğal yollardan sorunu çözmemizi sağlıyor.

GLUTENLE DEMİR OLMAZ! 

Toplumun yüzde 25’inden fazlası gluten hassasiyetine sahipken sadece yüzde 1’i bu problemden haberdar. Eğer yemekten sonra enerjik hissetmek yerine şişkinlik, gaz veya kabızlık şikayetiniz varsa; gluten hassasiyetiniz olabilir demektir. Gluten gibi teşhis edilmemiş gıda hassasiyetleri, bağırsak duvarınızda enflamasyona sebep olarak, demir dahil olmak üzere önemli besinleri sindirmenizi engelleyebilir. Demir tüm hücrelerinize oksijen taşımakta yardımcı olan alyuvarlarınızın içindeki hemoglobin denilen maddenin ana bileşenidir ve demir eksikliği olması sonucunda kendinizi yorgun hissetmeniz önlenemez bir sonuçtur. Bu durumu engellemek için en iyi çözüm, beslenme planınızdan gluteni çıkartmak ve demir alımını ve sindirimini artıran bir besin düzenine geçmek olacaktır.

İYOT ALIMINI ARTIRIN

 İyot, tiroid bezinizin temel yakıtıdır. Tiroid beziniz tarafından üretilen hormonlar metabolizmanızın aktivitesini düzenler ve yeteri kadar yakıtı olmaması durumunda enerjiniz düşer, sağlıklı kilo dengenizi korumakta güçlük çekersiniz ve hatta saçlarınız dökülebilir. Tuzluğunuzu her market rafında bulabileceğiniz iyotlu tuz ile doldurmak en iyi çözüm olacaktır. Eğer yorgunluktan öteye giden bulgularınız varsa, hormon tedavisi üzerinde uzman bir doktora görünerek tiroid seviyelerinizi kontrol ettirmelisiniz.

KARA CİĞERİNİZİ ŞARJ EDİN 

Karaciğeriniz bedeninizin enerji santralidir. Zararlı gıdalar, tatlandırıcılı içecekler ve sigara kullanımı, karaciğerinizin bedeninizdeki toksinleri atmasını zorlaştırır. Bu zararlı maddeler vücudunuzda birikerek yorgunluğa yol açar. Karaciğerinizin detoksunu sağlamak için; günde iki kez olmak üzere her gün karahindiba otu çayı için.  

YOGA YAPIN 

Stres hormonu olan kortizol seviyelerindeki yükseklikler testosteron üretimini sağlıklı seviyelerin altına indirgeyecek düzeyde baskılar. Günde sadece beş dakika yoga yapmak bile stresinizi bir kenara koymanızı sağlayabilir.

Gazete Yazıları

Piknik Yaparken Sağlığınızdan Olmayın

Yayınlanma:

,

Temiz hava hem vücudumuz, hem de psikolojimiz için çok yararlı. Ancak kenelerin ortaya çıktığı bu dönemde açık alanlarda çıplak ayakla dolaşmamanız gerekiyor

Havaların ısınması, pek çoğumuzu piknik alanlarına yöneltti. Açık havada gerçekleştirilen aktivitelerin hem sağlık, hem psikoloji üzerinde olumlu etkileri bulunuyor. Temiz hava özellikle vücudun canlanması ve oksijen ihtiyacının karşılanması için önemli bir yere sahiptir.
Halk arasında elektrik atmayla bilinen toprağa çıplak ayakla basma yöntemi de yine bu aylarda tavsiye ettiğimiz aktivitelerden biridir. Fakat piknik alanlarında vakit geçirirken dikkat etmek gerekir. Havaların ısındığı günler, enfeksiyon hastalıkları taşıyıcısı kenelerin ortaya çıktığı dönemdir.
Mart ayında görülmeye başlayan keneler, Kasım ayına kadar ürer ve açık alanlarda çok sık görülür. Kenelerin taşıdığı borrela burgdorferi enfeksiyonu vücudun kalp, eklem ve sinir sisteminde meydana gelen Lyme hastalığına neden olabilir; bu hastalık da ölümle sonuçlanabilir.

LYME HASTALIĞI VE BELİRTİLERİ
Lyme hastalığı, kenelerin taşıdığı Lyme bakterisinin neden olduğu iltihaplanma sonucu gelişir ve semptomlar farklı şekilde kendini gösterebilir. Eğer farketmeden bir kene ısırığına maruz kaldıysanız, bu hastalığa yakalanmış olma riskiniz çok yüksektir.
Lyme hastalığının en yaygın semptomu, eklem yerlerinde meydana gelen ağrıdır. Semptomlar bağışıklık sisteminize ve kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.
Uluslararası Lyme ve İlişkili Hastalıklar Derneği tarafından yapılan araştırmalar sonucu, yıkıcı depresyon sebeplerinin arasında şaşırtıcı şekilde Lyme hastalığının neden olduğu bakterilere rastlanmıştır. Araştırma, Lyme hastalığının beyin işlevlerini yavaşlattığı, dikkat ve konsantrasyon sorunlarına neden olduğu, unutkanlık meydana getirebildiği ve çoklu görevlerle baş edememe durumlarının yaşanabildiğini gösterir. Lyme hastalığı, beyindeki basıncın artmasına neden olur. Kan, yüksek basınç bölgesine iyi akamaz ve beraberinde pek çok sağlık problemlerini getirebilir.
Lyme hastalığının bir diğer yaygın belirtisi ise boğa gözü adı verilen kırmızı yuvarlak cilt döküntüsüdür. Döküntü pek çok bilim adamı tarafından klasik Lyme semptomu olarak belirtilir. Vücudunuzda meydana gelen boğa gözü döküntüsü, size virüs bulaştığını garanti eder.
Fakat kan testi yaptırmadan bu semptomu Lyme hastalığı ile doğrudan ilişkilendirmek doğru değildir. Lyme hastalığını önceden teşhis edebilmek için ELISA adı verilen bir test uygulanır. Kanınızda semptom arayan bu test yüzde 45-60 oranları arasında doğru çıkar. Yani testin yüzde 50 doğru çıkmama ihtimali bulunur. Lyme hastalığının teşhisinde baş ağrısı, boyun sertliği, kas ve eklem ağrıları, baş dönmesi, uykusuzluk ve hafıza sorunları gibi başka semptomlara da bakılır.

LYME HASTALIĞININ TEDAVİSİ
Hastalığın tedavisinde erken teşhis çok önemlidir. Lyme hastalığı semptomları erken fark edildiğinde tedaviye olumlu yanıt alınır. Kan testlerinin yanı sıra idrar testleri de doğru bir teşhise olanak sağlar.
Standart bir tedavi herkes için geçerli değildir. Tavsiye edilen antibiyotik seyrinden sonra, hastaların yüzde 20’sinde tipik olarak iki-dört hafta arasında eklem ağrısı, yorgunluk ya da kas ağrıları; semptomlarını sürdürür. Bu hastalığın sadece kene ısırmalarıyla değil; sivrisinek, bit gibi haşerelerin ısırmasıyla da ortaya çıkabileceğini unutmamak gerekir.

HASTALIĞI ÖNLEMENİN YOLLARI
Egzersiz yapmak ve iyi beslenmek Lyme hastalığına neden olan bakterilerin ortadan kalkmasında önemli bir etkendir. Isı ve oksijen, düzenli egzersizleri şart koşan Lyme bakterilerini yok etmeye yardımcı olur.

  • Yeşil sebze tüketimi ve meyve ağırlıklı beslenme vücudunuzun bağışıklık sistemini güçlendireceğinden, hastalığa karşı savunma sağlamanızı da kolaylaştıracaktır.
  • Zararlı kimyasal böcek savuşturucu sprey ve ilaçlar yerine limon kullanın. Limon, çoğu haşerenin hoşlanmadığı bir kokuya sahiptir. Kenelere karşı önlem olarak evinizde, açık alanlarda limon bulundurabilirsiniz.
  • Vücudunuza karşı gözlemci olun. Vücudu gözlemlemek ve vücuttaki değişikliklerin farkında olmak Lyme hastalığının erken teşhisinde önemli bir yere sahiptir. Daha önce fark etmediğiniz deri döküntüleri, benler ve kızarıklıklar görüyorsanız mutlaka doktora görünmelisiniz.
  • İç çamaşırlarınızı ve kıyafetlerinizi çıkarırken dikkat edin. Özellikle gün içerisinde açık bir alanda aktivitede bulunduysanız daha dikkatli olmanız gerekir. Keneyi vücudunuza yapışmadan önce bulabilirsiniz.
  • Sık sık duş almak Lyme hastalığının önlenmesi için iyi bir yöntemdir. Duş sırasında vücudunuza yapışan keneleri fark edebilir ya da vücudunuza yapışmadan onları savuşturabilirsiniz.
  • Bahçe çimlerinizi biçin. Çim biçmek, kenelerin sevdiği üreme noktalarını ortadan kaldırmak için organik bir yoldur. Ayrıca bahçenizdeki yaprak çöplerinizi temizlemeyi ihmal etmeyin. Çim tohumları kullanmanız da başka bir yöntem. Bu tohumlar yabani otların filizlenmesini önleyerek kenelerin yerleşmesini engeller.

KENELER ÇAKIL TAŞLARINI SEVMEZ

Keneler, çakıllarla kaplı yoldan geçmekten hoşlanmazlar. Bahçenizin kenarlarında kullandığınız yola mümkün mertebe çakıl taşı koyun. Yolları bu şekilde çakıl taşlarıyla doldurmak kene ile aranızda tampon bölge oluşturacaktır.

Piknik alanlarında otururken minder, kilim gibi eşyalar kullanın. Çim ve toprağa direkt temasınız risk altında olmanıza neden olacaktır.

Bahçenizde ya da evinize yakın yerlerde ahşap bulunduruyorsanız bunların kuru olmasına özen gösterin. Islak ahşap kene gibi pek çok haşerenin sizi ziyaret etmesine neden olabilir. Keneler, çoğunlukla gölgeli alanlardaki özensiz tahtalardan sürünerek size ulaşabilir.

Keneden korunmanızı sağlayabilecek bir diğer organik yöntem tavuk yetiştiriciliğidir. Tavuk gibi bazı hayvanlar kene yemekten büyük keyif alır. Tek yapmanız gereken birkaç tavuk sahibi olmak.

TROPİKAL ÇALI İLE KENELERİ UZAKLAŞTIRIN
Kene savuşturucular iyi bir kene itici olmasına karşın; hem size, hem de çevreye zarar verebilecek maddeler içerir. Eğer kimyasal kene kovucular kullanmak zorundaysanız, yakın temastan uzak durun. Kimyasal yerine bitkisel çözümler için bahçenizde tropikal çalı yetiştirmek iyi bir yöntem. Çalılar farklılık gösterebilmektedir. Çiçek ve yapraklarına göre farklı çeşitte pek çok çalı bulunur. Çalı tohumu alırken kene karşıtı olup olmadığını sorun.

VÜCUDUNUZDA KENE VARSA ÇIKARMAYA ÇALIŞMAYIN

  • Kenelere kesinlikle çıplak el ile ya da herhangi bir araç ile müdahale etmeyin. Bu müdahale ölümle sonuçlanabilir.
  • Kenenin başı derinize gömülü halde ise mutlaka cerrahi yöntemle çıkarılmalıdır. Vücudunuzda kene fark ettiğiniz anda hemen size en yakın sağlık kuruluşuna gitmelisiniz.
  • Üzerine böcek öldürücü sıkmayın. Böcek savarlar kimyasal içerdiğinden kenenin ısırdığı yerde farklı reaksiyonlar gösterebilir, durumu zorlaştırabilir. Kene ısırmasında kimyasal müdahaleden önce mutlaka steril müdahaleler yapılmalıdır. Bu müdahalelerde hekim şarttır.
  • Bazı durumlarda keneyi göremeyebilir fakat Lyme semptomları gösteriyor olabilirsiniz. Vücudunuzun farkında olun. Herhangi bir değişiklik fark ettiğinizde mutlaka hekime başvurun.
  • Gözle görülmeyen semptomlar için kan ve idrar testi yaptırın.
  • Kene ısırıklarına maruz kalabileceğiniz alanlarda temkinli davranın.

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Bel Ağrısı Çekenler Yerleri Temizlerken Eğilmesin

Yayınlanma:

,

Yaşam kalitesini düşüren ağrılar arasında ilk sıralarda yer alan bel ağrısından korunmak için bedeninize iyi bakmayı alışkanlık haline getirin. Eğilip kalkarken, yük taşırken, hatta otururken bile pozisyonunuza dikkat edin, belinizi zorlayacak ani hareketlerden kaçının

En en sık şikayet edilen ağrıların başında bel ağrısı geliyor. Yapılan araştırmalara göre, 50 yaş üzerindeki kişilerin yüzde 90’ı ve çalışan kişilerin yüzde 50’si hayatlarında bir kez olsun bel ağrısı çekiyor. Aynı araştırma, işe gitmeme mazeretlerinin yüzde 40’ının bel ağrısı şikayetinden olduğunu da gösteriyor.

İŞTE BEL AĞRISINDAN KORUNMANIN YOLLARI:
Doğru duruşu benimseyin; başınız yukarıda, omuzlar düz, göğsünüz ileride olmalı.
Fazla kilolarınızdan kurtulun.
Günde iki saatten fazla araba kullanmamaya özen gösterin.
Yüksek topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyin. Ayakkabınızın topukları normal, ökçeleri yumuşak olmalı.
Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik pozisyonda olmasına dikkat edin.
Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü, vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyın.
Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırın ve çömelerek alın.
Yükü belinizle değil, bacaklarınızla kaldırınız.

EŞYAYA UZANMAYIN, YAKLAŞIN
Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayın, yanına iyice yaklaşın ve öyle alın.
Bir eşyayı taşırken de onu gövdenize yakın tutun. Taşınacak eşya vücudunuza ne kadar yakın olursa omurganıza binen yük o kadar azalacaktır.
Ağır bir yükü belinizden daha yükseğe kaldırmayın.
Yük elinizde iken dönmeniz gerekiyorsa belinizle değil, ayaklarınızın yerini değiştirerek dönün.
Bir cismi taşırken ayaklarınız yere sağlam basmalıdır. Her iki ayağınız arasındaki mesafe yaklaşık omuz genişliğinde olmalı ve ayak uçlarınız dışa bakmalıdır.
Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret edin ve bunu alışkanlık haline getirin.
Her gün en az 15 dakika yürüyün.
Ani hareketlerden sakının.
Sandalyeden kalkarken bir ayağınız diğerinin önünde olmalı, bacak kaslarınız ve kollarınızın yardımıyla kendinizi yukarıya doğru iterken sırtınız dik pozisyonda bulunmalı.
Her gün beyaz peynir veya bir tabak yoğurt yemeyi ya da bir bardak az yağlı süt içmeyi adet haline getirin. Güneş ışığından yeterince istifade edin.
Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi sanki düşüyormuş gibi aniden bırakmayın. Yavaş yavaş, kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçin.

ÇAMAŞIR ASARKAN GERİLMEYİN
Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyun ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alın.
Çamaşır asarken yukarıya doğru uzanarak belinizi germeyin. İpin seviyesini boyunuza göre ayarlayın.
Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek veya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapın.
Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 santimetre yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltin; belinizin rahatladığını göreceksiniz. Bir süre sonra basamağın üzerine öbür ayağınızı koyun.
Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyin ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret edin. Bu nedenle uzun saplı süpürge kullanmak daha yararlı olacaktır. Bahçede çalışırken de uzun saplı aletleri tercih edin.

PARMAK UCUNDA YÜRÜYÜN
Bel ağrısı ile mücadele ediyor ve bir türlü doktora gitmiyorsanız, durumunuzun ciddiyetini anlayabilmeniz için evde yapabileceğiniz basit testler mevcut: Topuklarınızın üzerinde yürüyün: Düz bir zeminde topuklarınızın üzerinde yürümeyi deneyin. Eğer yürürken bir ayağınız geride kalıyor, düşüyor ya da diğeri kadar kalkmıyorsa dikkat; ilerlemiş bel fıtığınız olabilir! Hiç vakit kaybetmeden doktorunuza başvurmanız gerekir. Parmak ucunda yürüyün: Parmak ucunda yürürken, ayaklarınızdan birinde aksamalar oluyorsa, dikkat; ilerlemiş bel fıtığınız olabilir. Hiç vakit kaybetmeden doktorunuza başvurmanız gerekir. Çömelin ve kalkın: Ayaklarınızı omuz hizanızda açın ve dizlerinizi kırarak çömelin. Birkaç saniye bekleyin ve destek almadan ayağa kalkın. Eğer bu hareketi yapamıyorsanız, dikkat; ilerlemiş bel fıtığınız olabilir. Bel ağrısı, yaşam kalitesini ciddi oranda düşüren ağrılar arasında ilk sıralarda yer alır. Bel, adeta hareketin merkezidir. Bel ağrısının önüne geçmek için karın kaslarınızı güçlendirin. Böylece sırt kaslarınız görevini daha rahat yapar ve omurganızdaki basınç azalır. Mekik çekin veya sırtınız elverdiğince birkaç dakikalık plank egzersizi yapın.

BİTKİSEL ÇÖZÜMLER
Kafur ve mentolü merhemler: Kafur ve mentollü merhemler, soğuk reseptörlerini harekete geçirir ve sıcak reseptörlerini duyarsızlaştırır. Böylece ağrı azalır.
Söğüt kabuğu: Söğüt ağacı kabuğu, aspirinle aynı kökenden gelir ancak ağrı kesme konusunda aspirinden çok daha etkilidir. Bel ağrılarını dindirmek için, söğüt ağacı kabuğu özüyle hazırlanan kapsüllerden yararlanabilirsiniz.
Tarçın bazlı merhemler: Yapılan araştırmalar, tarçının ağrı kesici etkisi olduğunu gösterdi. Piyasada kolaylıkla bulabileceğiniz tarçın bazlı kremleri, ağrıyan bölgenize günde üç-dört kez uygulayabilirsiniz.
Muskat yağı: Üç damla muskat uçucu yağını, 50 ml zeytinyağına ekleyin. Bu yağı günde üç kez sorunlu bölgelere uygulayarak, ağrılarınızı hafifletebilirsiniz.

STRES AĞRIYI İYİCE ARTIRIR
Yapılan araştırmalar, günlük hayatımızın adeta bir parçası olan stresin ağrıları, özellikle de bel ağrılarını tetiklediğini gösterdi. Özellikle stres altında yaşayanların, stresi azaltacak aktivitelerde bulunmaları gerekir. Düzenli egzersiz yapmak, stresin etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.

Devamını Oku...

Beslenme

Vücudun Susuz Kalması Unutkanlık Sebebi

Yayınlanma:

,

Yeter miktarda su içmeyen biri susuzluk neticesinde ciddi sağlık problemleri yaşar. Hafıza kaybı, baş dönmesi, yorgunluk, kuru cilt ve zayıf tırnaklar; bunlardan birkaçı

Su, hayattır. Yaşamın devamı için yegane ihtiyaç sudur. Doğada var olan tüm canlı türlerinin hayatta kalabilmesi için suya ihtiyaçları vardır. Susuz kalmak, sayısız hastalığa davetiye çıkarabilir. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, günde iki-altı litre suya ihtiyaç duyar. Kişinin ihtiyacı olan su miktarı, günlük aktiviteler, sıcaklık ve nem gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Yeterli miktarda su içmeyen biri dehidrasyon neticesinde, ciddi sağlık problemleri yaşayabilir. Yorgunluk, kafa karışıklığı, hafıza kaybı, baş dönmesi, idrar yolu enfeksiyonları, kabızlık, kuru-kırışık cilt, kırılgan saç, zayıf tırnaklar ve baş-kas ağrısı; az su içmek neticesinde karşılaşılabilecek durumlardan birkaçıdır.

GÜNDE 3 LİTRE SU
Amerika’da bulunan The National Board of Research (Ulusal Araştırma Kurulu), alınan her bir kalori için bir mililitre su tüketilmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Bu durumda, 2 bin kalorilik diyetle beslenen biri için günlük su ihtiyacının 2 litre olduğu söylenebilir. National Research Council of the U.S. tarafından yayınlanan son kılavuz, günlük su ihtiyacı için daha net rakamlar kullanmayı tercih etmiş. Yayınlanan rehber kılavuza göre erkekler günde 3.7, kadınlar (hamile ve emzirme döneminde olmamak koşuluyla) günde 2.7 litre su tüketmeliler.

MUSLUK SUYUNU İÇMİYORUZ
İçtiğimiz suyun kalitesi ve güvenirliliği, en az su içmek kadar önemlidir. Sıvılar; yapıları itibariyle ağır metaller, toksinler, bakteri, mantar ve çeşitli kimyasallar gibi insan sağlığına zararlı maddeleri yapılarında barındırabilirler. Dünya ülkelerinde tüketilen su kalitesine baktığımızda, gelişmiş ülkelerin temiz ve güvenilir suya erişebildiklerini görüyoruz. Ancak sıra gelişmekte olan ülkelere geldiğinde durum pek de iç açıcı değil. Yapılan araştırmalar, 2030’lu yıllara gelindiğinde gelişmekte olan ülkelerin su ihtiyacının, mevcut su miktarından yüzde 50 daha fazla olacağını gösterdi. İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar, musluktan akan suyu içmeyi bırakalı yıllar oldu. Çeşitli sebeplerle hepimiz şişelenmiş suları tüketmek zorundayız. Piyasada çok çeşitli plastik su şişesi mevcut. Bunların arasındaki farkları öğrenmek ve bu bilgiler ışığında seçim yapmak en doğrusu olacaktır. Farklı türde kullanılan plastiklerden elde edilen şişelerin insan sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri bilim adamlarını harekete geçirerek konu hakkında araştırmalar yapmaya itiyor.

PLASTİK ŞİŞE TİPLERİ
Şişelerde ve kaplarda kullanılan plastiklerin türünü şişenizin altına bakıp öğrenebilirsiniz. Şişelerin altında yeniden dönüşüm logosu olan üçgenin içinde yazılan rakam, plastiğin cinsini ve ne şekilde yeniden dönüşüm yapılacağını bildiren bir kısa koddur. Birçok tek kullanımlık plastik su şişeleri Polyethylene Terephthalate’den yapılmaktadır. Kısaca ‘pet şişe’ olarak tanımlanır. Eğer bu şişelerin altına bakarsanız tarif ettiğimiz yerde 1 rakamını göreceksiniz. Bu PET ile ilişkili kod numarasıdır. 12 ve 19 litrelik damacanalar genellikle polikarbonattan yapılmıştır ve 7 rakamı kod olarak kullanılır. Yeniden kullanılabilir şişeler farklı türdeki plastiklerden yapılmaktadır. 2 kod numaralı yüksek dansiteli polietilen (HDPE), 4 kod numaralı düşük dansiteli polietilen (LDPE), 5 kod numaralı polipropilen (PP) veya 7 kod numaralı şişe, polikarbonattan yapılmaktadırlar. Bilimsel açıdan, petlerin tekrar kullanılması sonucu plastik malzemenin içinde bulunan suya çözündüğü kanıtlanmıştır. Çözülme sonucu ortaya çıkan en riskli maddelerden biri olan DEHP’nin, kadınların; inmemiş testisi ve küçük üreme organı olan erkek çocuk doğurmalarına sebep olduğu ispatlanmıştır. Açığa çıkan diğer madde DEHA’nın kanserojen etkiye sahip olduğu ve özellikle karaciğer kanseriyle yakın ilişkisi kanıtlanmıştır. Yakın zamanda Alman bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre pet şişeler, hormonel sistemimizi etkileyen başka maddelerin de pet şişeden suya çözündüğü ispatlanmıştır.

CAM ŞİŞE ALMAYA ÇALIŞIN
2 ve 4 kod numaralı polietilen ve 5 kod numaralı polipropilendan yapılan şişeler en güvenilir plastik su şişeleridir. Bu konudaki araştırmalar hâlâ devam ediyor olsa da, paslanmaz çelik ve camdan üretilen şişelerin en sağlıklı seçenek olduğunu bilmenizi isterim.

Şişe su almanın püf noktaları:
1. Üretim tarihi gününüze en yakın olanı tercih edin. Ancak şişenin kapağı takılmadan önce suyunuz son bir dezenfeksiyon işleminden geçirilmiş olabilir. Bu işleme tabi olan sularda tüketilmeden önce iki gün bekleme süresi gerekmektedir. Seçeceğiniz suyun bu işleme maruz kalmış olma ihtimali üzerine alacağınız günden en az iki gün önce üretilen ve üretim tarihi en yakın olan suyu seçmenizde fayda var.
2. Cam şişeli ürün almaya özen gösterin.
3. Eğer bir kaynaktan su alıyorsanız; temizlenmiş paslanmaz çelik, cam veya polipropilen şişe kullanın.
4. Güneş ışığına maruz kaldığını gördüğünüz plastik şişeli sudan uzak durun.
5. Su aldığınızda mutlaka kaldırıp göz seviyenizde su şişesinin içine bakın. İnanmayacaksınız ama bazen yüzen şeyler görebilirsiniz.
6. Aldığınız suyu içtiğinizde ağzınıza plastik tadı veya kokusu geliyorsa suyu iade edin ve paranızı geri isteyin.
7. Her zaman bilinen marka en iyisi olmayabilir. Kaynak sularının fazla olduğu ve sanayileşmenin az olduğu şehirlerden gelen ve nakliye şartlarının önemi sebebiyle kurumsal şirketlerin suyunu almaya özen gösterin.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.