Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Ellerinizi Yıkayın, Ellerinizi Yıkayın ve Ellerinizi Yıkayın

Avatar

Düzenleyen

on

Hayat eve sığıyor ancak yine de temel ihtiyaçların karşılanması için dışarı çıkmak gerekiyor. Normal bir zamanda sıradan kabul edilen market alışverişleri şimdilerde ise kimisine göre mayın tarlası. Coronavirüs salgını ciddiye alınmalı ama takıntılı olmaya da gerek yok, tabi ki tedbiri elden bırakmadığınız sürece.

Coronavirüs hayatımıza girdiğinden beri günlük rutinlerimiz çok hızlı bir şekilde değişti. Artık sarılmayı, el sıkışmayı bırakın, en sevdiklerimizin bile yanına yaklaşamaz olduk. Birkaç ay öncesine kadar bize son derece normal gelen bazı davranışlar bir anda ürkütücü bir hal aldı. Mesela market alışverişleri… Özellikle manav reyonunda meyveleri, sebzeleri elimize alıp şöyle bir evirip çevirdikten sonra beğenmeyip geri koymak ya da reyonlardaki ürünleri elimize alıp son tüketim tarihlerini, içeriklerini kontrol etmek gayet sıradandı. Şimdilerde ise tüm bunlar bir kenara ‘markete gitmek ne kadar güvenli’ diye düşünür olduk.

Alışveriş için sakin bir zaman dilimi seçin

COVID-19 ülkemizde de yayılmaya başladıktan sonra, yayılmasını yavaşlatmak için sosyal etkileşimi sınırlandırmaya başladık. İnsanların toplu olarak bulunabilecekleri tüm alanlar kapatıldı. İnsanlar zorunlu haller dışında evlerinde kalıyor. Dışarı çıkma nedenlerinin başında da tabi ki gıda alışverişi zorunluluğu var.

Bu günlerde sosyal temasın sağlandığı ve mecburi olarak gidilen nadir yerlerden biri marketler. Her gidiş ve dönüş endişeleri de beraberinde sürüklüyor; ‘Ya hasta birisiyle temasa geçersem, ya alışveriş arabasının koluna ya da alacağım ürünlere hasta birisi dokunduysa…’

Böyle durumlarda öncelikle genel kuralları uygulayın. Alışveriş sırasında çok yakınlarınızda kimse olmadığına emin olun. En yakınınızdaki ile aranızdaki mesafe 1,5 metreden fazla olmalı. Tenha saatlerde, kalabalık olmayan marketlere gitmeye özen gösterin. Artık her market girişinde dezenfektan ürünler bulunuyor, alışverişe başlamadan önce ellerinizi ve alışveriş arabasının tutma noktasını dezenfekte edin. Eve geldiğinizde ürünleri poşetlerden çıkarın ve ellerinizi yıkayın. Tabi bu süreçte ellerinizi hiçbir şekilde yüzünüze sürmeyin.

Sipariş vermek daha mı az riskli?

İçinde bulunduğumuz süreçte enfeksiyona maruz kalmaktan gerçekten çok korkan insanlar evden hiç çıkmamayı tercih edebiliyor. Temel ihtiyaçlarını karşılamak içinse başvurdukları yöntem telefon ya da internet yoluyla sipariş vermek. Buradaki en büyük risk faktörü ise siparişleri getiren kuryenin bir de virüs getirmiş olma ihtimali.

Coronavirüsün ana yayılım yolunun kişiler arası temas olması nedeniyle market ve yemek siparişi taşıyan şirketler ve kişiler bu konuda oldukça duyarlı davranıyor. Ancak yine de sizin atacağınız bazı adımlar teması sıfıra indirebilir. Sipariş verirken kapıda ödeme yerine internet üzerinden ödeme yöntemini seçebilirsiniz. Siparişinizi getirecek kurye ile temasa geçmemek adına siparişinizin daire kapınızın önüne bırakılmasını yönünde istekte bulunabilirsiniz. Siparişinizi teslim aldıktan sonra ellerinizi yıkamayı unutmayın.

Her aşamada el ve ürün temizliği yapın

COVID-19’a neden olan coronavirüs, diğer birçok virüs gibi bazı yüzeylerde hayatta kalabiliyor. Ancak Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’ne göre şu ana kadar COVID-19’un gıda ya da gıda ambalajı yoluyla yayıldığına dair bir kanıt yok. Yine de sebze ve meyveleri çok iyi bir şekilde yıkayarak, paketli ürünleri de silerek kaldırmanın bir zararı dokunmaz.

Alışverişi tamamlayıp eve geldiğinizde poşetleri koyduğunuz zemini ve ürünleri torbalardan çıkarıp yıkamak ya da silmek için koyduğunuz zemini ürünlerinizi kaldırdıktan sonra temizlemeyi unutmayın. Buraları temizlemek için de evinizde bulunan temizleyiciler fazlasıyla yeterli olacaktır.

Coronavirüs taze ürünlerde yaşayabilir mi?

Solunum yolu virüsleri üzerine yapılan bir araştırmada bazı virüslerin gıda yüzeylerinde yaşayabileceği verileri elde edildi. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi ise yeni coronavirüsün gıda yüzeyleri yoluyla bulaşabileceğine dair kanıt olmadığını söylüyor. Birçok uzmana göre de gıdalar yoluyla virüse maruz kalma riski oldukça düşük bir ihtimal.

Olmaz ama ben yine de kötü senaryodan bahsedeyim. Diyelim ki ara öğününüz olacak o elmanın üzerine virüsü taşıyan biri öksürdü. Damlacıklar elmanın üzerine düştükten kısa bir süre sonra o elmayı alıp yerseniz virüsün size bulaşması olası. Gıda yüzeyindeki virüs ancak birkaç saat yaşayabilir. Coronavirüs sert yüzeylerde olduğu gibi gıda yüzeylerinde uzun süre yaşayamaz. Tabi elma size üzerindeki virüsün yaşayıp yaşamadığını söyleyemeyeceği için yine de yıkamayı ihmal etmeyin.

Sebze ve meyveleri temizlemenin en güvenilir yolu

Bazılarının coronavirüs endişesi nedeniyle paranoyakça davranışlar sergilediğini görmeye başladık. Mesela gıda ürünleri temizliğinde sabun ve deterjan, hatta çamaşır suyu kullanımı… Evet, sabun kullanımını öneriyoruz ama sadece el yıkamak için, elma yıkamak için değil.

Gıda temizliğinde sabun, deterjan ya da çamaşır suyu kullanımını önermiyorum. Coronavirüsün gıda üzerinden bulaşma ihtimali zaten çok düşük. Ancak çamaşır suyu kendi başına sağlık açısından farklı riskler ortaya çıkarabilir. Çamaşır suyu gözlerde, ağızda ve boğazda tahrişe neden olabilir. Aşırı solunumu akciğer tahrişine neden olabilir. Akciğerleri hedef alan ve ciddi solunum problemlerine neden olan coronavirüsten korunmak için kesinlikle yanlış bir yöntem.

Özellikle çiğ tüketilen ürünleri sirkeli suda bekletebilir veya akan suyun altında yıkayabilirsiniz. Eğer içiniz rahat edecekse her iki yöntemle de yıkayın. Aklınızda yine de şüphe kalıyorsa pişirebileceğiniz ya da ısıtabileceğiniz türde sebze meyve satın alın derim. Çünkü 65 derecenin üzerindeki ısı coronavirüsü öldürüyor.

Ayrıca virüslerden arındırmak adına gıdaları dondurucuda muhafaza etmeye başlayanlar da var. Bu da yine doğru bir yöntem değil. Zira laboratuvar ortamları düşünüldüğünde soğuk ortamlar virüsleri korumak için kullanılır. Yani bu yöntemle virüsü öldürmemiş, korumuş oluyorsunuz.

Eldiven mi, dezenfektan mı?

Son günlerde beyaz eldiven ya da dezenfektan olmadan alışverişe çıkmayanlar var. Peki, hangisi daha çok koruma sağlıyor? Aslında ikisi de doğru kullanıldığında yeterli koruma sağlıyor. Doğru kullanıldığında diyorum çünkü buradaki asıl mesele yüze dokunmamak. Özellikle eldiven kullananlar, virüs sadece ellerine bulaşabilecekmiş gibi davranıp eldivenlerle düşünmeden yüzlerine dokunabiliyor. Ya da eldivenleri çıkartırken kirli yüzeyine temas edebiliyor.

Unutulmaması gereken en önemli nokta eldiven olsun ya da olmasın, ellerin temiz olduğundan emin olunmadıkça yüze dokunulmaması gerektiği. Tabi bir noktada elleri yüze götürmek bir alışkanlık ve bunun farkına vararak önlemek de bilinçli çaba gerektiriyor. Ayrıca eldiven ya da dezenfektan kullanmak uygun şekilde el yıkama ihtiyacını değiştirmiyor. Marketten eve döndüğünüzde eldiven ya da dezenfektan kullanmış olsanız bile mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.

Gıdasız kalmayacağız

Salgın haberleri yoğunlaştığı anda, insanlar gıda sirkülasyonu bitecekmiş gibi davransalar da böyle bir şeyin gerçekleşmesi olası değil. Gıda ve temizlik malzemesi stoklamanıza hiç gerek yok. Ürünleri evden daha az çıkmanızı gerektirecek kadar almanız yeterli.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazılara buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Restoranlarda nelere dikkat edilmeli?

Avatar

Düzenleyen

on

Covid-19 sürecinde restoranlarda yemek yerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yeni normal sürecinde restorana gitmeyi düşünüyorsanız, bu 10 ipucunu aklınızdan çıkarmayın.

Sağlıkla kalın…

 

“Açık Alanlarda Dikkat Edin” konulu yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Coronavirüs Hala Etkili

Avatar

Düzenleyen

on

Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun rakamlardan ibaret olmadığının tanığı olmak olur.

Normalleşme sürecine başladığımız Haziran ayının ilk gününden itibaren vaka sayıları yükselmeye başlamıştı. İlk günlerde görülen bu hızlı yükseliş yavaş da olsa yön değiştirmeye başladı. Seyahat kısıtlamasının kalması bazı illerdeki vaka sayılarını yükseltse de ülke genelinde özellikle son bir haftadır düşüş görülebiliyor.

Elbette tablonun dalgalanması normalleşme sürecinin başında, insanların bir anda sokaklara dökülmesi, ardından uyarıların sıklaşması ve vakaların artmaya başlamasıyla önlemlere geri dönülmesi olarak yorumlanabilir. Maske kullanımının önemine yönelik ısrarlı uyarılar ve kullanmayanlara cezai yaptırımlar uygulanacak olması (maalesef buna gerek duyulması) bugün sonuçlarını göstermeye başladı.

Tedavide başarılıyız

Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da açıkladığı gibi salgının başlarında entübe edilen hastaların yüzde 67’si, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 53’ü vefat ediyordu. Covid-19 ile verdiğimiz mücadelede geldiğimiz noktanın başarısı rakamlarla ortaya çıkıyor. Bugün entübe edilen hastaların yüzde 4’ü, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 2’si vefat ediyor. Yine Sayın Koca vefat sayılarının düşme nedeni olarak tedavideki başarıya dikkat çekti. Çünkü virüs etkisini kaybetmiş değil.

Mart ayı başında virüs ile henüz karşılaşmamıştık ve gereken önlemleri alarak hayatımıza devam etmiyorduk. Bugün yine aynı şekilde yaşamaya kalkarsak buna en çok coronavirüsün sevineceği kesin. Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor elbette. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun sadece rakamlardan ibaret olmadığını görmek olur.

Tat ve koku kaybı kalıcı olabilir

Coronavirüsün neden olduğu tat ve koku kaybı hızlıca düzelebilir ya da hiç geri gelmeyebilir.

İngiliz tahtının varisi Prens Charles Nisan ayı başında COVID-19’a yakalandığını duyurmuştu. Prens Charles virüs atlattı ancak üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala yan etkileri ile uğraşıyor. Virüse maruz kaldığında tat ve koku duyularını kaybeden 70 yaşındaki Charles, tat ve koku duyularının geri gelmemesinden mustarip.

Bir şekilde COVID-19 ile enfekte olarak koku ve tat duyusunu kaybetmiş olanlar coronavirüsten arındıklarında koku ve tat duyuları geri geliyor mu?

Aslında bu sorunun bir cevabı yok. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme merkezi tat ve koku kaybını belirti olarak listeliyor ancak kalıcılığı hakkında bilinmezlik hâkim. Bu güne kadar elde edilen verilere göre hastaların yüzde 27’si virüsten kurtulduktan sonra 7-10 gün içinde iyileşebiliyorken bazıları uzun süreler tat ve koku kaybıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Kayıtlar arasında duyularını kısmi olarak geri kazananlar ve hiç iyileşemeyenler de var.

Tat ve koku duyusunu geri kazanmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Bu duyuları geri kazanmak için kullanılabilecek bir ilaç maalesef ki yok. Ancak uzmanlara göre koku eğitimi sürece olumlu etki sağlayabilir. Koku eğitimi güçlü kokulara maruz kalarak koku duyusunu geri getirmeyi hedefler.

Limon, okaliptüs, karanfil ve gül gibi güçlü kokular aralarında dinlenerek yaklaşık 10 saniye boyunca koklanır ve nasıl koktuğu hatırlanmaya çalışılır. Bu eğitimin kısa sürede sonuç vermesini beklemeyin. Aylarca denemeniz gerebilir. Günde en az iki kez uygulanmalı ve birkaç ay sonra kokular değiştirilmeli. Bir sonuca ulaşmak kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

Bu egzersizlerin COVID-19 geçirmiş kişiler üzerinde işe yaradığına dair kesin bir kanıt yoktur.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

COVID-19 Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

Avatar

Düzenleyen

on

Coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Geçtiğimiz yılın sonlarında ortaya çıkan ve hızla yayılan coronavirüs, hala tüm dünyayı ciddi şekilde etkilemeye devam ediyor. Her bir bireyin sağlığı ve ekonomisi tehdit altında. Kaçınılmaz olarak bu durum beraberinde zihinsel sorunları da getirdi. Özellikle salgının ilk başladığı zamanlarda hükümetlerin ve medyanın tepkisi korkuya neden olmuştu. Bu virüs hakkında hiçbir şey bilinmiyor ve açıklama yapılamıyordu. Dünya Sağlık Örgütü’nün coronavirüsü ‘pandemi’ olarak duyurması da tuzu biberi oldu. Bir yandan da dünya genelinde her gün yüzlerce kişinin virüs nedeniyle hayatını kaybettiği haberleri izlendi.

Genel olarak insanlarda kaygı, korku, umutsuzluk ve uyku problemleri görülebiliyor. Ancak ekonomik durgunluk, eve kapanma, devam eden salgınla ilgili belirsizlikler ve sosyal mesafe gibi durumlar zihin sağlığının daha derinlerine inebiliyor. Bazı tezlere göre bu durum klinik olarak akıl hastalıklarında artışa neden olabilir.

Küresel zihin sağlığı iyileştirilecek

Ortaya çıkan kanıtlara göre sadece coronavirüse yönelik sağlık hizmetleri yoğunluğu, dünyanın birçok yerinde zihinsel sağlık hizmetlerini ciddi şekilde bozdu. Depresyon, anksiyete atakları ya da önceden var olan zihinsel sağlık sorunları bu dönemde akıl sağlığı hizmetlerine erişim zorlaştığı için arttı.

Bu olumsuz durumun iyi tarafından bakan bazı bilim insanları pandemiyi, akıl sağlığı bakımını yeniden canlandırmak için tarihi bir fırsat olarak görüyor. 2017 yılında Harvard Üniversitesi’nde başlatılan bir girişim bazı stratejilerle küresel olarak akıl sağlığı sistemlerini dönüştürmeye öncelik veriyor. Bu stratejilerden biri empower; kullanılan dijital araçlarla toplum sağlığı çalışanlarının kanıta dayalı psikososyal terapileri öğrenmesini, yönetmesini ve sunmasını sağlıyor. Bir diğeri champions; kanıta dayalı akıl sağlığı hizmetlerini ölçeklendirmek için liderlik kapasitesini geliştirmeyi amaçlıyor. Countdown olarak adlandırılan strateji yöntemi de ortak parametreler ile akıl sağlığı sistemlerinin performansını değerlendiriyor.

İç içe olan bu üç temel strateji ile küresel toplumun ihtiyaç duyduğu zihinsel sağlık sistemlerinin dönüşümü hedefleniyor.

Diyabet Ölüm Oranlarını Arttırıyor

Büyük Britanya’da yapılan bir analizle coronavirüs nedeniyle hastaneye yatırılan Asya halkının ölme olasılıklarının Avrupalılara göre daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmaya üniversiteler, halk sağlığı kurumları ve hastaneler olmak üzere toplam 520 kurum dâhil edildi ve hastaların hastaneye kabul edildikten sonraki süreci incelendi.

Yaklaşık 35 bin hastayı inceleyen uzmanlar; Güney Asyalıların hastanede COVID-19’dan ölme olasılığının Avrupalılara göre yüzde 20 daha yüksek olduğu ve diğer etnik gruplarda belirgin farklar olmadığını ortaya koydu. Verilere göre, hastanede tedavi gerektiren her bin Avrupalı COVID-19 hastasından 290’ı, her bin Güney Asyalı hastadan ise 350’si hayatını kaybetti.

Asyalı ve Avrupalı hastalar karşılaştırıldığında ise Asyalı COVID-19 hastalarının ortalama 12 yaş daha genç olduğu, bunama, obezite veya akciğer problemlerinin bulunmadığı ancak diyabet seviyelerinin çok yüksek olduğu görüldü. Diyabet enfeksiyon riskini arttırabiliyor ve organlara zarar verebiliyor.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar