Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Elektronik Dahi Olsa Sigara Öldürür

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Sigara Öldürür

Gerçek sigara gibi içinde nikotin bulunan elektronik sigaranın buharı, solunum yollarında spazma neden olur. Ayrıca içeriği ve uzun vadeli zararları konusunda da net bir bilgi yok.

Sigara içmek söz konusuysa, klasik cümlelerle başlamak gerekir; ‘Sigara sağlığa zararlıdır!’ ve ‘Sigara öldürür!’. Sigara içmek, ölümle sonuçlanabilen sayısız hastalığa sebep olur. Bağımlılıktan kurtulmak için; nikotin yerine geçecek her tür medikal destek ve ülkemizde ithalatı-satışı yasak olmasına rağmen gayri resmi yollardan temin edilebilen elektronik sigaralar tavsiye ediliyor. Peki E-sigara bu bağımlılıktan kurtulmaya çalışanlar için ne kadar doğru bir tercih? Sağlık açısından incelendiğinde zararlı mı?

DİŞLERİ SARARTMIYOR AMA…

E-sigara, kanser riskine karşı sağlıklı bir alternatif olarak pazarda kendine ciddi bir yer bulmaya başladı. E-sigara, sigarayı denemek isteyen kadınlar ve gençler arasında çok popüler oldu.. Sağlıklı bir alternatif olarak görülmeye başlanması, son derece ciddiye alınması gereken bir seviyeye ulaştı. E-sigaraya elektronik kanser çubuğu denmesinin elbette bir nedeni var. Sigara, her yıl milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. O halde E-sigara hakkında konuşmanın ve üzerindeki ‘dumanı’ kaldırarak arka planını görmenin vakti geldi.

Sigara içmekle aynı olduğu halde sağlığınıza zarar vermeyen bir alternatif olduğunu düşünüyor musunuz? Dahası, elektronik sigaranın gerçekten sigarayı bırakmanızı sağlayacağına inanıyor musunuz?

Eğer bu sorulara ‘evet’ yanıtını verdiyseniz, E-sigara pazarı fısıltılarının etkisindesiniz demektir.

Milyon dolarlık bir pazar halini alan E-sigara, ilk olarak 2003’te piyasaya sürüldü ve yüzlerce markayla birkaç milyondan fazla kullanıcıya hitap etmeye başladı.
Farklı tip ve renklerde dizayn edilen E-sigarayı incelemediyseniz, çeşitliliğine inanamazsınız; bazıları tütün tadında, bazıları meyve veya bitki aromalı. İçildiğinde kül tablası gibi kokmuyor olmak ve dumanıyla etraftakileri rahatsız etmemek, kullanıcılar için en önemli tercih sebepleri arasında. Ayrıca sararmış dişlere de neden olmuyor. E-sigaranın ‘buhar tüttürmek’ olarak adlandırılması, piyasadaki bitkisel alternatifler arasında daha sağlıklı olduğunun düşünülmesine neden oluyor. Bitkisel alternatifler için kuşku uyandıran en önemli nokta, bitkilerin yanmasıyla ortaya gerçek dumanın çıkması. Konu hakkındaki soruyu şöyle değiştirmek gerekir; ‘Kimyasal buhar ve karbon monoksit arasında ne fark vardır?’

PAZARIN HEDEFİ GENÇLER

E-sigara kullanıcılarının büyük çoğunluğu, American Journal of Preventive Medicine’de yayınlanan bir araştırmada; buhar tüttürmenin gerçek sigaraya göre daha az zarar verdiğinin söylenmiş olmasıyla ilgileniyor. Aynı çalışma, E-sigara kullanıcılarının genelde kadınlar ve cinsiyet fark etmeksizin gençler olduğunu söylüyor.

E-sigara kullanıcıları genellikle sigara içenlerden oluşsa da, sigarayı ilk defa deneyecek olanların da ilgisini çekiyor. Bir de ABD’de 21 yaş altındakilere sigara satışını yasaklayan yasanın yürürlüğe girmesi de gençleri, bu pazarın hedefi haline getirmiş durumda.

E-sigara, temelde kötü bir alışkanlıktan kurtarmak niyetiyle düşünülmüş bir alternatif ancak uzun vadede yeni bir alışkanlık edinmenize neden oluyor. Öte yandan E-sigarayı öven tüm bu iddiaların doğurduğu iki önemli soruya verilmiş net bir cevap yok: Elektronik sigara gerçekten güvenli mi?, Gerçek sigaraya oranla sağlığınıza zarar vermeyen bir alternatif mi?

American Journal of Preventive Medicine’de yayınlanan bir araştırma; E-sigaranın gerçek sigarayı bırakmakta faydalı olduğunu iddia ediyor. Ancak bu sonuç, şu sıralar yürütülen tıbbi çalışmalar için klinik açısından anlamlı görülmüyor.
Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), FDA ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), uzun vadeli takip verileri bulunmadığından E-sigaranın güvenilirliği konusunda emin olmadıklarını ifade ediyorlar.

Şu anda bildiğimiz tek şey, buharın solunum yollarında spazma neden olduğu…Konuyla ilgilenen tüm sağlık organizasyonları endişelerini dile getiriyorlar ancak henüz bir kısıtlama ya da yasak söz konusu değil. Şimdilerde Amerikan Kanser Kurumu, kısıtlanması için talepte bulundu ve FDA elektronik sigara kısıtlaması için düzenlemeye gitme kararı aldı.

NE KADAR NİKOTİN ALINDIĞI BİLİNMİYOR

Elektronik sigaranın en önemli avantajı, gerçek sigarada bulunan amonyak, arsenik ve katran gibi kanserojen maddeler içermiyor olması. Ancak uzun vadede zararları ispatlanmış olan nikotin, her ikisinde de bulunur. Bağımlılık yapan bir uyarıcı olan nikotin; kan damarlarında daralmaya neden olarak kan basıncını yükseltir ve nihayetinde kalbe giden kan akışı sınırlanır. Nikotinin solunum yolu problemlerine yol açtığına dair araştırma sonuçları da var. Akciğer hastalıklarına da neden olan nikotin; uykusuzluk, depresyon, diyabet, hatta kansere de sebep olur. E-sigara hakkındaki en büyük problemden biri de; ne kadar nikotin aldığınızı anlamıyor olmanız. Alınan nikotin miktarını belirlemede pilin gücü de önemli. E-sigaranın buhar oluşturan sıvısında; su, propilen glikol ve aroma kimyasalları bulunur. WHO; resmi olarak propilenin, solunum yollarında tahriş edici olduğunu bildiriyor. Net olan bir şey var ki; E-sigaranın içeriğinin ve uzun vadeli zararlarının ne olduğunu kesin olarak bilmiyoruz.

DAHA ÇOK BAĞIMLILIK YAPABİLİR

Pek çok doktor, E-sigaranın gerçek sigaraya duyulan meyli artırdığını düşünüyor. Yani eğer bir kimse, E-sigara ile nikotin bağımlılığı edindiyse, gerçek sigara içme eylemini fiziksel olarak taklit ediyor demektir ve durum onu gerçek sigara içmeye yaklaştırabilir. The Lancet isimli bir tıp dergisinde yayınlanan daha temkinli bir başka araştırmaya göre; E-sigara kullanıcılarının sadece yüzde 7’si altı aylık kullanım sonunda gerçek sigarayı bırakabilmişler.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Prostat Kanserinde Güncel Tedavi Yöntemleri

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Prostat Kanserinde Güncel Tedavi Yöntemleri

ABD’de erkekler arasında ilk sırada yer alan prostat kanseri dünyada da yaygın olarak görülmektedir. Prostat kanserinde güncel tedavi yöntemleri ile kanseri yenmek mümkün.

Yeni geliştirilen fokal tedaviyle prostat kanserindeki tümör odağı yakılarak yok ediliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yencilek, böylelikle klasik ameliyat ve radyasyon tedavisinde ortaya çıkabilecek yan etkilerin görülmediğini ve kanser odağının da ortadan kaldırılmasının sağlanabildiğini belirtiyor.

Ülkemizde prostat kanserinin akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yencilek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ortalama olarak her 12 erkekten birine prostat kanseri tanısı konuluyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 30 bin civarında erkeğin prostat kanserine yakalandığı tahmin ediliyor. Ancak bunların sadece 4-5 bin kadarına tanı konulabiliyor. Bu sonuçtaki en önemli faktör, erken tanı ve tarama yöntemlerinin yeterince farkında olunmaması.”

Prostat kanserini artıran risk faktörleri

Prostat kanserinde kesin risk faktörleri, artan yaş, etnik köken ve genetik faktörler olarak sıralanıyor. Yaşla birlikte prostat kanseri görülme sıklığı da artıyor. 40 yaşının altında 10 bin erkekten birinde prostat kanseri görülürken, 40-60 yaş grubunda bu oran yüzde 1’e çıkıyor. 60 yaş üzerindeyse her sekiz erkekten birinde görülüyor. Bir diğer risk faktörü de etnik köken. Dünyada prostat kanserine en çok Afro-Amerikalılarda (siyahi Amerikalılarda) rastlanıyor. Bunu Amerikalı beyazlar ve Avrupa ülkeleri takip ediyor.

Prostat kanseri Avrupa’da yüz binde 65 görülürken, ülkemizde bu oran yüz binde 37. Dünyada en az Çinlilerde, Güney Doğu Asya ülkelerinde görülüyor. Bir başka önemli faktör de genetik. Bu hastalık babadan oğula geçme potansiyeli olan bir kanser çeşidi. Bir kişide birinci derece yakınlarında prostat kanseri varsa, o kişinin prostat kanserine yakalanma riski iki kere daha yüksek oluyor. Yakınlarında iki kişide varsa risk beş, üç kişide varsa 11 kat artıyor.

Prostat kanseri hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Prostat kanserine özgü bir bulgu bulunmuyor. Bir şikâyete bakarak prostat kanseri tanısı konulamıyor. İyi huylu prostat büyümesini düşündürecek her türlü bulgu aynı zamanda kötü huylu prostat kanseri için de bir bulgu olabiliyor. İdrara çıkmada zorlanma, çatallı, kesik idrara çıkma, idrar yaptıktan sonra geride idrar varmış gibi his olması, geceleyin sık tuvalete çıkma gibi iyi huylu prostat büyümesine ilişkin bu bulgular, aynı zamanda kötü huylu büyümenin de bir belirtisi olabiliyor. Bazen insan hiç bulgu olmadan da prostat kanserine yakalanabiliyor.

Tedavide “Fokal” yaklaşım

Prostat kanseri tanısı alan hastalarda en önemli nokta hastalığın evrelendirilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Faruk Yencilek sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü hastalığın evresine göre tedavi yaklaşımı değişmektedir. Günümüzde daha fazla sayıda erken evrede yakalanan (prostata sınırlı evrede) prostat kanseri, yeni tedavi yaklaşımlarını da beraberinde getirdi.

Önceleri organa sınırlı tümörlerin hepsinde sadece ameliyat veya radyoterapi uygulanırken, artık dünyada “Fokal Tedavi” konsepti literatüre ve uygulamaya girdi. Fokal Tedavi (HIFU) prostatın dışına çıkmamış erken evre tümörlerde, bir taraftan hastanın kanserden kurtulmasını sağlarken, diğer taraftan hastalığın komplikasyonlarının ortaya çıkma ihtimalini de azaltıyor. Yani bu yöntemde prostatın içinde erken yakalanmış tümör odağı yakılarak yok ediliyor.”

Bunları bilmelisiniz!

 *   Prostat kanserinde tarama PSA ve rektal tuşe muayenesiyle yapılmaktadır.

 *   Kanser şüphe varsa doktorunuzdan Multiparametrik Prostat MR’ı isteyin.

 *   Prostat biyopsinizi mp-MRI kılavuzluğunda yaptırın.

 *   Prostat kanseriniz varsa doktorunuza şu soruları sorun: Kanser lokal mi yani organa sınırlı mı, lokal ileri mi (prostatı aşmış ama başka yere sıçramamış), metastaz halinde mi (başka bir yere sıçramış)?

 *   Lokal ise hangi risk gurubunda (düşük, orta, yüksek) olduklarını öğrenin. Düşük ve orta risk grubu ise HIFU tedavisini mutlaka konuşun.

Prostatla ilgili bir diğer yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Aort Anevrizmasına Dikkat

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Aort Anevrizmasına Dikkat

İlerleyen yaşlarda daha sık görülen “Abdominal Aort Anevrizması”, vücutta sinsice görüldüğü için ancak detaylı tetkik edilerek erken tanı ve tedaviyle önlenebilir bir hastalıktır. Aort anevrizmasına dikkat edin, gerekli önlemleri hastalığa yakalanmadan alın…

Vücudumuzun karın bölgesindeki en büyük damarı aortun hiç belirti vermeden genişlemesi ve balonlaşmasına “Abdominal Aort Anevrizması” denir. Bu genişlemeler, patlamaya hazır bir bomba gibi hayatınızı tehdit edebilir. Bu damar hastalığı daha önceden bir belirti vermediği için ancak yapılan tetkikler sonucunda ortaya çıkabilir. İyi haber ise güncel tanı ve tedavi yöntemleriyle bu hastalığa yakalanmadan önüne geçilmesi mümkün.  Abdominal Aort Anevrizması, Einstein’ın da ölüm sebebi olarak bilinir. Daha çok 60 yaş ve üzeri erkeklerde daha sık görülür.

Aort Anevrizması Nedir?

Damar çapının yarısından daha genişlemesine yol açan bir cins balonlaşmaya aort anevrizması denir.  Nedenleri arasında, yüksek tansiyon, kireçlenme, bazı enfeksiyonlar ve bağ dokusu hastalıkları bulunur. Ayrıca hastalığın oluşmasında ileri yaş, sigara ve alkol kullanımı, genetik unsurlar da görülmektedir.

Belirtileri Nasıl Olur?

Genellikle hastalık; karın ağrısı, karında nabız atışını hissetme, kabızlık veya ishal, karında şişkinlik gibi şikayetlerle kendini belli eder. Hastalığın tanısı için BT anjiografi (ilaçlı tomografi) çekilmesi gereklidir. Eğer damar çapının 5,5 cm’yi geçerse cerrahi veya girişimsel yöntemlerle tedavi uygulanması daha doğru olacaktır.

Aort Anevrizması Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi için belli aşamalar gereklidir. Öncelikle eğer anevrizma belli bir büyüklükte değilse tıbbi tedavi uygulanır. Tansiyonu bu aşamada kontrol altında tutmak çok önemlidir. Bunun nedeni ise anevrizmada en önemli faktörlerden birisinin damar içerisindeki basınç olmasıdır.

Diğer durumda ise eğer çap 5,5 cm’nin üzerindeyse cerrahi veya girişimsel tedavi gerekmektedir. Günümüzde hastalığın tedavisinde kapalı yöntemle damarın içine stent takılır.  Eğer kapalı girişim yapılamadığı bir durum varsa açık yöntemlerle tedavi uygulanabilir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güncel tedavi yöntemleri ile bu hastalıktan kurtulmak için hemen randevu alın.  +90 551 379 72 56

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.