Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Elektronik Dahi Olsa Sigara Öldürür

Yayınlanma:

,

Gerçek sigara gibi içinde nikotin bulunan elektronik sigaranın buharı, solunum yollarında spazma neden olur. Ayrıca içeriği ve uzun vadeli zararları konusunda da net bir bilgi yok

Sigara içmek söz konusuysa, klasik cümleyle başlamak gerekir;
‘Sigara sağlığa zararlıdır!’ Sigara içmek, ölümle sonuçlanabilen sayısız hastalığa sebep olur. Bağımlılıktan kurtulmak için; nikotin yerine geçecek her tür medikal destek ve ülkemizde ithalatı-satışı yasak olmasına rağmen gayri resmi yollardan temin edilebilen elektronik sigaralar tavsiye ediliyor. Peki E-sigara bu bağımlılıktan kurtulmaya çalışanlar için ne kadar doğru bir tercih?
Sağlık açısından incelendiğinde zararlı mı?

DİŞLERİ SARARTMIYOR AMA…
E-sigara, kanser riskine karşı sağlıklı bir alternatif olarak pazarda kendine ciddi bir yer bulmaya başladı. E-sigara, sigarayı denemek isteyen kadınlar ve gençler arasında çok popüler oldu.. Sağlıklı bir alternatif olarak görülmeye başlanması, son derece ciddiye alınması gereken bir seviyeye ulaştı. E-sigaraya elektronik kanser çubuğu denmesinin elbette bir nedeni var. Sigara, her yıl milyonlarca kişinin ölümüne neden oluyor. O halde E-sigara hakkında konuşmanın ve üzerindeki ‘dumanı’ kaldırarak arka planını görmenin vakti geldi.
Sigara içmekle aynı olduğu halde sağlığınıza zarar vermeyen bir alternatif olduğunu düşünüyor musunuz? Dahası, elektronik sigaranın gerçekten sigarayı bırakmanızı sağlayacağına inanıyor musunuz?
Eğer bu sorulara ‘evet’ yanıtını verdiyseniz, E-sigara pazarı fısıltılarının etkisindesiniz demektir.
Milyon dolarlık bir pazar halini alan E-sigara, ilk olarak 2003’te piyasaya sürüldü ve yüzlerce markayla birkaç milyondan fazla kullanıcıya hitap etmeye başladı.
Farklı tip ve renklerde dizayn edilen E-sigarayı incelemediyseniz, çeşitliliğine inanamazsınız; bazıları tütün tadında, bazıları meyve veya bitki aromalı. İçildiğinde kül tablası gibi kokmuyor olmak ve dumanıyla etraftakileri rahatsız etmemek, kullanıcılar için en önemli tercih sebepleri arasında. Ayrıca sararmış dişlere de neden olmuyor. E-sigaranın ‘buhar tüttürmek’ olarak adlandırılması, piyasadaki bitkisel alternatifler arasında daha sağlıklı olduğunun düşünülmesine neden oluyor. Bitkisel alternatifler için kuşku uyandıran en önemli nokta, bitkilerin yanmasıyla ortaya gerçek dumanın çıkması. Konu hakkındaki soruyu şöyle değiştirmek gerekir; ‘Kimyasal buhar ve karbon monoksit arasında ne fark vardır?’

PAZARIN HEDEFİ GENÇLER
E-sigara kullanıcılarının büyük çoğunluğu, American Journal of Preventive Medicine’de yayınlanan bir araştırmada; buhar tüttürmenin gerçek sigaraya göre daha az zarar verdiğinin söylenmiş olmasıyla ilgileniyor. Aynı çalışma, E-sigara kullanıcılarının genelde kadınlar ve cinsiyet fark etmeksizin gençler olduğunu söylüyor.
E-sigara kullanıcıları genellikle sigara içenlerden oluşsa da, sigarayı ilk defa deneyecek olanların da ilgisini çekiyor. Bir de ABD’de 21 yaş altındakilere sigara satışını yasaklayan yasanın yürürlüğe girmesi de gençleri, bu pazarın hedefi haline getirmiş durumda.
E-sigara, temelde kötü bir alışkanlıktan kurtarmak niyetiyle düşünülmüş bir alternatif ancak uzun vadede yeni bir alışkanlık edinmenize neden oluyor. Öte yandan E-sigarayı öven tüm bu iddiaların doğurduğu iki önemli soruya verilmiş net bir cevap yok: Elektronik sigara gerçekten güvenli mi?, Gerçek sigaraya oranla sağlığınıza zarar vermeyen bir alternatif mi?
American Journal of Preventive Medicine’de yayınlanan bir araştırma; E-sigaranın gerçek sigarayı bırakmakta faydalı olduğunu iddia ediyor. Ancak bu sonuç, şu sıralar yürütülen tıbbi çalışmalar için klinik açısından anlamlı görülmüyor.
Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), FDA ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), uzun vadeli takip verileri bulunmadığından E-sigaranın güvenilirliği konusunda emin olmadıklarını ifade ediyorlar.
Şu anda bildiğimiz tek şey, buharın solunum yollarında spazma neden olduğu…
Konuyla ilgilenen tüm sağlık organizasyonları endişelerini dile getiriyorlar ancak henüz bir kısıtlama ya da yasak söz konusu değil. Şimdilerde Amerikan Kanser Kurumu, kısıtlanması için talepte bulundu ve FDA elektronik sigara kısıtlaması için düzenlemeye gitme kararı aldı.

NE KADAR NİKOTİN ALINDIĞI BİLİNMİYOR
Elektronik sigaranın en önemli avantajı, gerçek sigarada bulunan amonyak, arsenik ve katran gibi kanserojen maddeler içermiyor olması. Ancak uzun vadede zararları ispatlanmış olan nikotin, her ikisinde de bulunur. Bağımlılık yapan bir uyarıcı olan nikotin; kan damarlarında daralmaya neden olarak kan basıncını yükseltir ve nihayetinde kalbe giden kan akışı sınırlanır. Nikotinin solunum yolu problemlerine yol açtığına dair araştırma sonuçları da var. Akciğer hastalıklarına da neden olan nikotin; uykusuzluk, depresyon, diyabet, hatta kansere de sebep olur. E-sigara hakkındaki en büyük problemden biri de; ne kadar nikotin aldığınızı anlamıyor olmanız. Alınan nikotin miktarını belirlemede pilin gücü de önemli. E-sigaranın buhar oluşturan sıvısında; su, propilen glikol ve aroma kimyasalları bulunur. WHO; resmi olarak propilenin, solunum yollarında tahriş edici olduğunu bildiriyor. Net olan bir şey var ki; E-sigaranın içeriğinin ve uzun vadeli zararlarının ne olduğunu kesin olarak bilmiyoruz.

DAHA ÇOK BAĞIMLILIK YAPABİLİR
Pek çok doktor, E-sigaranın gerçek sigaraya duyulan meyli artırdığını düşünüyor. Yani eğer bir kimse, E-sigara ile nikotin bağımlılığı edindiyse, gerçek sigara içme eylemini fiziksel olarak taklit ediyor demektir ve durum onu gerçek sigara içmeye yaklaştırabilir. The Lancet isimli bir tıp dergisinde yayınlanan daha temkinli bir başka araştırmaya göre; E-sigara kullanıcılarının sadece yüzde 7’si altı aylık kullanım sonunda gerçek sigarayı bırakabilmişler.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.