Sosyal Medya

Beslenme

Doğru Mutfak Düzeni Nasıl Olur?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Yiyeceklerin sağlıklı şekilde tüketilebilmesinin yolu, doğru mutfak düzeni oluşturmaktan geçer. Olumsuz durumlardan etkilenmemek için neyi, nereye koymamız gerektiğini iyi bilmemiz gerekiyor.

Televizyonda, gazetede ve yeni popüler olan Youtube camiasında benim de sık sık bilgi verdiğim bir konu olan sağlıklı yiyecekler. Sağlıklı yiyecekleri olmasa da konusunu yedik yuttuk artık. Peki ya manavdan alıp eve getirdiğiniz sağlıklı yiyeceklerin sağlıklı kalmaya devam etmeleri için neler yapılması gerektiğini biliyor musunuz?
Yiyeceklerin nerede saklandıkları çok önemlidir. Doğru ortamda konumlanmış bir zeytinyağı açıldıktan sonra bir yıla kadar taze ve antioksidan bakımından zengin kalırken, güneş gören bir yere koymanız durumunda durum tersine döner, yağınız bozulur ve sağlıklı etkisi yok olur. Bu gibi durumlardan etkilenmemek için neyi, nereye koymamız gerektiğini iyi bilmeliyiz. Bunun yanında sağlıklı meyveler lif ve kansere karşı savaşan antioksidanlarla dolu!
Ancak bir ısırık almadan önce üzerinde durmanız gereken bazı önemli noktalar var. Gıdaların birçoğu doğru yerde saklanması durumunda daha fazla sağlık faydası sağlar, daha taze kalır, daha iyi bir tat verir. Sağlıklı bir mutfak gezintisi için rehberiniz aşağıda yer alıyor. Evet, şimdi başlayalım…

FARKLI SAKLANMA ŞEKİLLERİ VAR

Şeftali, erik, armut, kavun, mango, muz ve domates, aldığınız manavda veya evde koyduğunuz meyve kasesinde olgunlaşmaya devam ediyor. Gerçek şu ki, market ya da manavlarda satılan ürünlerin çoğu, eve getirdiklerinde tamamen olgun değildir. Bu meyveleri daha hızlı olgunlaşmasına yardımcı olmak için, iki-beş gün boyunca tezgahınızda tutun. Yumuşamaya başladıklarında veya dilimlediğinizde onları buzdolabına yerleştirin, bu çürümelerini geciktirecektir.
Böylece soğuk muzunuzun kabuğu kahverengiye dönerken içi hâlâ taze olacak.

TURUNÇGİLLER HEMEN ÇÜRÜR

Turunçgiller, ananas, ahududu, çilek, üzüm, karpuz ve kiraz toplandıktan sonra olgunlaşmazlar; sadece çürürler.
Bozulmayı yavaşlatmak için derhal buzdolabına yerleştirin.
İster buğday, ister beyaz ya da başka tür bir ekmek tercih edin, orijinal ambalajında mühürlü ise, oda sıcaklığında (neme bağlı olarak) dört gün boyunca taze kalacaktır. Ekmek dondurucuda üç aya kadar tutulabilmesine rağmen, buzdolabında bu kadar ömrü yoktur. Buzdolabı ekmeği daha kuru hale getirir ve daha hızlı bayatlamasına neden olur.

KAHVE ATIŞTIRMALIK DOLABINA 

Kahvenizi buzdolabına veya dondurucuya koyduğunuzda, yoğun bir soğukla karşılaşacak, bu durum yoğunlaşmayla sonuçlanacak. Tıpkı suyun kahvenizi demlediği gibi kahvenizi demler ve lezzetini azaltır. Daha lezzetli bir kahve deneyimi için, kahvenizi bir dolabın içinde ve hava geçirmez bir kapta muhafaza edin.

SOĞAN, PATATESLE AYRI YERDE 

Bu sebzeler serin ve karanlık topraklardan koparıldıktan sonra, evinizde de benzer bir ortamda saklanmalıdır. Fakat en önemli olan nokta birlikte tutulmamaları gerektiğidir. Sarımsak, kokusu diğer yiyeceklere nüfuz etmeyecek şekilde tek başına saklanmalıdır. Patates, soğan iledepolanmamalıdır, zira patatesin nemi soğanları daha hızlı çürütür.

UNUNUZ BUZDOLABINDA DURSUN

Hava geçirmez bir kap alın ve ununuzu buzdolabına koyun. Serin bir dolap, beyaz unu iki yıl boyunca taze tutmaya yardımcı olur; kepekli unu ise bu şekilde yaklaşık altı ay taze saklayabilirsiniz. Bir paket beyaz unu bir yıldan daha kısa bir sürede tüketiyorsanız, hava geçirmez bir kavanoz veya kutu içinde tezgahın üzerinde güvenle saklayabilirsiniz. Ancakbuğday ununu ne kadar hızlı kullanırsanız kullanın buzdolabında saklayın. İçerdiği yağlar, bozulmaya karşı hassastırlar.

ÜSTÜNE YİYECEK KOYMAMALISINIZ

Sizlere önemli bir uyarımda şu olacak:
Buzdolabının üzerinde herhangi bir yiyecek saklamayın. Çünkü buzdolabının üst kısmı hemen hemen her yiyeceğe zarar verecek kadar sıcaktır.

MEYVE SUYU İÇMEK YERİNE MEYVE YEMEYİ TERCİH EDİN

Meyve suyu, ister şişeden ister şık bir meyve suyu standından olsun, meyvenin lifli kısımlarını içermez ve lif, kan dolaşımındaki glikoz salınmasını yavaşlatan şeydir. Bütün bir meyve blender’a girmeden bir parça meyveyi kurtarsan iyi edersin. Kurutulmuş meyvelere de dikkat edin. Meyve suyunda olduğu gibi aşırıya kaçmayın çünkü çoğunlukla koruyucu ve ilave şeker içerir.

AÇLIK SEVİYENİZE GÖRE MEYVE SEÇMELİSİNİZ

Karnınız konuşmaya başladı fakat akşam yemeğine hâlâ birkaç saat mi var? Veya sadece tatlı bir şeyler mi atıştırmak istiyorsunuz? Ne yiyeceğinize karar vermeden önce düşünün, mesela büyük bir elmanın 120 kalorisi varken küçük bir elma sadece 53 kaloridir. Bu arada, seçiminizi yaparken elma ve portakalları karşılaştırarak hata yapmayın. Büyük bir portakal ve küçük bir elma yaklaşık aynı kalori oranına sahiptir.

MEYVELERİN KABUKLARINI SOYMAYIN

Kabuklar; vitaminler ve antioksidanlar söz konusu olduğunda genellikle en iyi kısımdır. Örneğin, elma kabuğu lif, C vitamini ve A vitamini ile doludur. Araştırmalar, meyvelerin kabuklarını tüketmenin obezite ve kanser riskini azaltmanın anahtarı olabileceğini gösteriyor. Tabii yine en önemli ayrıntı; meyveleri bol suyla yıkamayı unutmayın.

ZEYTİNYAĞI BUZDOLABI YA DA DOLAPTA SAKLANABİLİR

Zeytinyağının ışıktan uzakta olması gerektiğini zaten biliyorsunuz, ancak buzdolabının zeytinyağı için uygun bir karanlık nokta olduğunu biliyor muydunuz? Yağı bozulmasını tetikleyen ısı ve oksijene karşı korur. Soğuk yağı katılaştırabilir, ancak kalitesini etkilemez. Dolaplarınız yeterince soğuksa, yağ burada da sağlıklı bir şekilde saklanabilir. Zeytinyağ açıldıktan sonra buzdolabında veya soğuk bir dolapta yaklaşık 1 yıl, kapalı bir şekilde de 2 yıl muhafaza edilebilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Kanserden Koruyan Besinler

Yayınlanma:

,

kanserden koruyan besinler

BU BESİNLER HEM KİLO VERDİRİYOR HEM KANSERDEN KORUYOR

Kanser, çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Kansere sebebiyet veren nedenler arasında ise başı genetik ve çevresel faktörler ile sağlıksız beslenme çekiyor. Yaşam tarzı ve beslenme planınızda yapacağınız ufak değişiklerle kanser riskini azaltma imkanınızın olduğunu biliyor muydunuz? Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Sinem Uygun, “ kanserden koruyan besinler ve faydaları hakkında konuştu.

Düzenli ve sağlıklı beslenmenin tüm hastalıklarla birlikte kanser riskini en aza indirdiği bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Doğru besinleri uygun miktarlarda tüketmek ve işlenmiş gıdalar yerine doğal olanları tercih etmek kanserden korunmada anahtar rol oynamaktadır. Kanser teşhisi konulan kişilerin de doğru bir beslenme planlaması ile hayat kalitelerini artırmaları ve tedaviye destek olmaları mümkün olmaktadır. Bunun için dikkat edilmesi gerekenler şöyle sıralanabilir:

1-Prostat ve kolon kanserinde karşı sarımsağı bol tüketin

Sarımsağın içinde bolca bulunan alil sülfür, DNA hasarını onarma, bağışıklığı artırma ve kansere sebep olabilen serbest radikallerin etkilerini azaltma konularında öne çıkmaktadır. Sarımsak; mide, prostat ve kalın bağırsak kanserlerine karşı koruyucudur. Mümkün olduğunca çiğ tüketmeye çalışmak, yararlı maddelerin korunması açısından önemlidir. Sarımsak dışında karnabahar, brokoli, pırasa gibi sülfürlü bileşikler ve selenyum içeren besinler de kansere karşı koruyucudur.

2-Zerdeçal kanserden koruyucudur

Zerdeçal iyi bir antieflamatuar yani vücutta iltihap gidericidir. Bu özelliği sebebiyle kansere karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir. Toz veya taze hali ile günlük beslenmeye eklenebilir.

3-Balık, keten tohumu, semiz otu ve ceviz ile sağlıklı kalın

Balıklarda bolca bulunan Omega-3, keten tohumu semizotu ve ceviz gibi bitkisel kaynaklarda da bulunmaktadır. Meme, kalınbağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin gelişme riskini azaltır. Haftada 2-3 kez balık tüketimi omega-3 den zengin beslenme açısından önemlidir. Balığın kızartılmadan buğulama veya ızgara yapılarak tüketilmesi gerekir.

4-Domates, karpuz ve kayısı prostat kanserine karşı koruyucu birer kalkandır

Domates, karpuz, kayısı gibi kırmızı ve turuncu renkteki besinlerin içinde bulunan likopen kuvvetli bir antioksidandır. Prostat ve rahim ağzı kanserine karşı korucu etkileri olduğu bilinmektedir.

5-Süt ve süt ürünleri ile birçok kanserden korunmak mümkün

Yoğurt, süt, ayran, peynir ve tereyağı gibi süt ürünleri ile aspir yağında bulunan konjuge linoleik asit (CLA)  obezite, yağlanma, diyabet ve kanser riskini azaltmaktadır. Günlük tüketim miktarlarında aşırıya kaçılmadan tüketilen süt ürünleri, bağışıklığın güçlenmesine de katkıda bulunmaktadır.

6-Kırmızı, mor ve siyaha yakın renkteki meyveler sağlık kaynağı

Böğürtlen, yaban mersini, siyah üzümün çekirdeği, siyah erik gibi koyu mor –kırmızı-siyaha yakın renkteki besinlerin içinde bulunan maddeler, hücrelerin yaşam süresini uzatmaktadır. Günlük meyve tüketiminin 1-2 porsiyonunun bu meyvelere ayrılması, yaşam süresini uzatmanın yanı sıra kalp ve damar hastalıkları ile karaciğer, safra yolları, meme, pankreas gibi kanserler ile ilgili riskleri en aza indirmektedir.

7-Mantar, yulaf ve tahıl ürünleri ile kilo vererek kanserden korunabilirsiniz

Bazı mantarlarda, yulaf ve tahıllarda bulunan beta glukan kolesterolün düşürülmesine ve kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Bunun dışında kalın bağırsak ve mide kanserlerinden korunmada etkilidir. Yulafın haftada 2-3 kez çeşitli meyveler ve yoğurt ile tüketilmesi hem bağışıklık sistemini hem sindirim sistemini desteklemeye yardımcı olur.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Bahar Yorgunluğu Sizi Etkilemesin

Yayınlanma:

,

Bahar yorgunluğu

Bahar Yorgunluğu İçin Neler Yapılmalı?

Bazı besinleri düzenli tüketerek bahar yorgunluğuna elveda diyebileceğinizi biliyor muydunuz?Hepimiz mevsim değişikliği etkisi altında bahar yorgunluğu hissini yaşayabiliriz.Gün boyunca kendinizi bitkin ve halsiz hissetmemek için önerilerimize kulak verin.

Baharla birlikte ısı ve nem oranının artmaya başladığını söyleyen Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili bu durumda hormanlar üzerindeki değişimlerle metabolizma hızının, iştah ve kilonun değişim gösterebileceğini söyleyerek; “Kışın yavaşlayan metabolizma bahara geçişe hemen adapte olamayabiliyor. Ayrıca vitamin ve mineral depolarının yetersizliği de bahara geçişi zorlaştırıyor. Buna bir de kışın sıkça görülen D vitamini eksikliği eklenince bahar yorgunluğu kaçınılmaz hale geliyor” diyor.Fakat baharı daha enerjik bir şekilde geçirmek de imkansız değil.Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla’dan sizler için baharı zinde geçirmenizi sağlayacak besinler ve öneriler;

Muz

Muz, potasyum kaynağı olması sayesinde kas krampları ve kas güçsüzlüğüne karşı çok etkilidir. Aynı zamanda beyin hücrelerinin ölmesini engelleyebiliyor. Düzenli olarak gün içerisinde yenildiğinde, beyinde seratonin denilen mutluluk hormonu düzeyini arttırabiliyor. Karanlıkta salgılanan uykuya geçişi kolaylaştıran melatonin hormonunun salgısını da arttırarak kaliteli bir uyku sağlayabiliyor. Günde bir adet yerli muzu ara öğün olarak tüketebilirsiniz.

Ceviz, fındık, badem

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili içerdikleri E vitamini, lif, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri sayesinde ceviz, fındık ve bademin yorgunluğun düşmanı olan besinler arasında yer aldıklarına işaret ederek, “Özellikle antioksidan etkisi olan E vitamini bağışıklık sisteminin korunmasında önemli bir rol üstleniyor. Günde 10 fındık veya 6-8 adet badem ya da 3 tam ceviz tüketmek, baharı enerjik geçirmeniz için çok önemli” diyor.

Kivi

Bahar yorgunluğu için sabahları veya gün içinde tüketilen bir adet kivi enerji vererek metabolizmayı canlandırıyor. Kışın yavaşlamış metabolizma hızlanarak bahar yorgunluğuyla daha kolay başa çıkmanızı sağlıyor. İçerdiği C vitamini sayesinde demir içeriği yüksek besinlerle birlikte yenildiğinde vücudun demir emilimini de artırıyor. Örneğin; sabah kahvaltıda yumurtayla birlikte kivi tüketebilirsiniz.

Çilek

Çilek su ve lif oranı yüksek olduğu için hem tok tutuyor, hem de kan şekerini yavaş yavaş yükseltiyor. Bahar yorgunluğunun da önlenmesinde de etkili olan potasyumdan ve vücut direncinin artırılmasını sağlayan antioksidanlardan da zengin bir meyve. Düşük kalorisi ve enerji verici etkisiyle beslenme listenizde sıklıkla yer alabilir. Günlük 1 porsiyon meyve olarak 12 adet küçük çilek tüketebilirsiniz.

Ananas

Ananas hem yorgunluğa yol açan ödemin atılmasında fayda sağlıyor, hem de diyet yapanlar için iyi bir meyve. Kalorisi az, su içeriği yüksektir. Lifli yapısından dolayı bağırsakları çalıştırıyor ve tok tutuyor. Günde 2 halkayı geçmeyecek şekilde tüketerek, gerekli olan enerjiyi alabiliriz.

Yumurta

Yüksek protein kalitesi, selenyum, çinko, iyot ve demir içeriğiyle her mevsimin en değerli besinidir yumurta. Eğer demir eksikliğinin olası sonuçları olan yorgunluk, uykuya eğilim ve halsizlik gibi semptomlarınız varsa bunların ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor. Ayrıca sağladığı kas aktivasyonuyla daha enerjik hissetmenizi sağlar. Beynin en önemli yapı malzemesi, bir tür vitamin olan ‘kolin’dir. Günde bir veya 2 yumurta yediğinizde güne zinde başladığınız gibi, beyninizdeki kolin oranını artırarak hafıza kaybı ve erken bunama gibi sorunların gelişme riskini de düşürebilirsiniz.

Enginar

Enginar, içerdiği A vitamini, C vitamini, niasin, potasyum ve posa sayesinde vücudu dinlendiriyor, dinçlik sağlıyor. Toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını kolaylaştırıyor. Bu sayede de bahar yorgunluğuna karşı mücadele ederek, enerjik hissetmenize katkıda bulunuyor. Enginarı çiğ olarak salatalarda veya pişmiş olarak haftada 2 kez tüketmeniz sağlığınız açısından faydalı olacaktır.

Semizotu

İçerdiği yüksek su oranıyla baharla birlikte artan su ihtiyacına katkı sağlıyor. Sebzeler arasında omega 3 yağ asitlerinden en zengin sebze olan semizotu, bu sayede bağışıklığın güçlendirilmesinde çok büyük önem taşıyor. Böylece bahar yorgunluğunu hissetmez veya çok kısa zamanda atlatabilirsiniz. Haftada 2 kez yoğurtlu semizotu salatası yapabilir veya zeytinyağlı sebze yemeği olarak pişirebilirsiniz.

Yeşil Yapraklı Sebzeler

Roka, tere, nane, maydanoz, reyhan gibi taze yeşillikler içerdikleri yüksek klorofil ile iyi birer antioksidandır. Yüksek lif oranları ile bağırsak hareketlerini artırırlar. C vitamini içerikleri de yüksek oluyor. Bu nedenle yeşil yapraklı sebzeleri çiğ olarak da bol bol tüketmeyi alışkanlık haline getirmeniz çok önemli. Potasyum ve folik asit açısından zengin olan yeşil yapraklı sebzeler yorgunluğu önleyip, baharı enerjik geçirmenize yardımcı oluyor.

Bahar rahatsızlıklarına karşı etkili önerilerimizi okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Yazıyı aldığımız kadinvekadin.net’ten daha fazla sağlık haberi okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Beslenme

Otizmde Beslenme Nasıl Olmalı?

Yayınlanma:

,

otizmde beslenme

Otizm genetik değildir

Otizm, görülme sıklığı her geçen yılla birlikte giderek artıyor.2016 yılında 88 çocuktan birinin otistik olduğu saptandı.Fizytoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş 20-30 yıl sonra her iki çocuktan birinin otistik olacağının öngörüldüğünü ve bu problemin nadir görüldüğü algısı olsa da tehlikenin büyük ve beslenmenin bu hastalığa etkisi olabileceğini bildiriyor.Otistik semptomların beslenme ile hafifleyip, tamamen iyileşmesi mümkün.Belirlenen teşhisin erken konulması ve doğru beslenme modeline erken geçilmesiyle tedavinin başarı şansı da o kadar artar diyor Dr. Ümit Aktaş.Peki otizmde beslenme nasıl olmalı? Yazımızda cevabını bulacaksınız.

Otizmle, nadir rastlanan genetik bir hastalık olarak 1940’larda başladığını, genetik olmadığının ise yarım yüzyıl sonra anlaşıldığına dikkat çeken Dr. Ümit Aktaş, “Otizm, çevresel toksinler, yiyeceklerin içindeki kimyasallar, DNA’mızın tanımadığı suni yiyecekler ve aşılarda kullanılan ağır metallerle ilişkili bir sorun. Bu toksik saldırı, sağlıksız bir mikrobiyomla birleşince ortaya, birçok farklı faktörün birlikte rol oynayarak beyin fonksiyonlarında bozukluğa yol açtığı bir tablo çıkıyor” diyor.

 

Dr. Ümit Aktaş’tan Anne Adaylarına 7 Maddede Sağlıklı Çocuk Yetiştirme ve Otizmde Beslenme Önerileri

 

-D vitamini eksikliğine dikkat edin.

– Ciddi bir tıbbi komplikasyon söz konusu olmadıkça normal doğum yapın.

– Toksinlere maruz kalmayın.

– Sağlıklı yağlardan zengin gıdalar tüketin.

– GDO yemeyin, yedirmeyin.

-Beslenme modelini değiştirin, glüten içeren her şeyi kesin.

– Diyetinize omega-3 ekleyin.

 

 

Otistik semptomların hafiflemesini, hatta bazı durumlarda tamamen ortadan kalkmasını sağlayacak beslenme modelinin yapıtaşlarını sıralayan öncelikle glutenden uzak durulması gerektiğini belirtiyor. Pek çok nörolojik ve psikiyatrik problemin arkasındaki esas sorumlunun gluten hassasiyeti olduğunu gösteren birçok bilimsel çalışma olduğuna dikkat çeken Dr. Aktaş, “Otistik çocuklarda çölyak hastalığının daha sık görülmesi kesinlikle bir tesadüf değil. Otizm teşhisi konmuş bir çocuğun diyetinden ilk çıkarılması gereken şeyler makarna, ekmek, börek, çörek gibi gluten içeren tüm besinlerdir.

Otistik çocukların hemen hepsinde bağırsak ve mide problemleri olması da sürpriz değil. Bu yüzden çocuğa bağırsak florasını iyileştirecek bir beslenme modeli uygulanmalı, fermente gıdalardan zengin bir diyet ve probiyotik takviyeleri tercih edilmeli.Otizmle savaşta, süt ve süt ürünleri beslenme modelinden tamamen çıkartılmalı, probiyotik takviyesi, turşu ve sirke gibi seçenekler tercih edilmeli, mevsiminde sebzeler yenmeli ve işlenmiş, paketlenmiş tüm yiyeceklerden uzak durulmalıdır” diyor. Otizmde beslenme modelinde şeker kesinlikle yer almamalı diyen Dr. Aktaş, otizm teşhisi konmuş tüm çocuklara ilk yapılması gereken şeyin ağır metal testi olduğunu vurguluyor.

 

Dr. Ümit Aktaş’tan Otizmle savaşta oluşturulacak beslenme modelinde mutlaka bulunması gerekenlere dair öneriler:

– Ev turşusu

– Kinoa

– Her türlü kuruyemiş (kavrulmadan yenilecek)

– Deniz balığı (mevsim balığı)

– Paça çorbası, işkembe çorbası

– Kemik suyu. Hazırlanıp derin dondurucuya konularak, her yemekte kullanılmalı

-Mevsiminde her türlü taze sebze

– Saf sızma zeytinyağı- her gün en az 10 yemek kaşığı

– Hakiki köy tereyağı – her gün en az 3 yemek kaşığı

– Organik Hindistan cevizi yağı (coconut oil) – her gün en az 1 yemek kaşığı

– Kaya tuzu (kararında kullanılacak, rafine tuz kullanılmayacak)

– Kırmızı et (merada yayılmış hayvan eti)

– Karabuğday (greçka)

 

 

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.