Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Doğru Duruş, Hormonları Etkiliyor!

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
Doğru duruş

CEP TELEFONU KULLANIRKEN 12 ÖNEMLİ ÖNERİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tablerler başında mail, mesaj veya sosyal medya trafiğine dalarak günde ortalama 2-4 saatimizi başımız öne eğik şekilde geçirmekteyiz. Bu, boyun omurlarımıza yılda 700 ila 1400 saat aralığında ek stres yüklüyor olduğumuz anlamına geliyor.Lise öğrencilerinde ise durum neredeyse 5000 saati bulmakta. Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, başta cep telefonu olmak üzere mobil cihazların kullanımı ve düşük ergonomiye bağlı olarak bel, boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının görülme sıklığının arttığına dikkat çekiyor ve doğru duruş hakkında tavsiyeler veriyor.

Doğru duruş, mutluluk hormonlarını etkiliyor!

İş, eğlence ya da sosyalleşme adına elimizden düşürmediğimiz cep telefonu başta olmak üzere mobil cihazlarının kullanım süresi arttıkça sağlığımız üzerinde yarattığı etkiler de ortaya çıkıyor. Özellikle de kas iskelet sistemimiz üzerindeki baskı süresinin artması sorunun daha hızlı gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Bu sorunların başında da boyun ve bel fıtıkları ve bunlara bağlı ağrılar, sinir sıkışmaları, duruş bozuklukları geliyor. Omurgamızın uzun süre aynı pozisyonda durmak için tasarlanmadığını hatırlatan Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, “İdeal duruş omurga sağlığının yanı sıra genel vücut sağlığı ve ruh halimizi de olumlu yönde etkiliyor. Çünkü araştırmalar düzgün duruşun serotonin düzeylerini de olumlu yönde etkilediğini gösteriyor” diyor.

En çok boyun bölgesi etkileniyor

Başımızı nötral pozisyon denilen sağlıklı ideal açıda tuttuğumuzda, boyun omurlarımıza binen yükün yaklaşık 4.5 – 5 kg civarında olduğu biliniyor. Baş statik veya öne eğik haldeyken boyun kasları, çevre tendon ve bağlar başı destekliyor. Yapılan çalışmalar;boynun 15 derece eğimi ile boyuna binen yükün 12.25 kg, 30 derece eğimi ile 18 kg, 45 derece eğimi ile 22 kg’a kadar çıktığını ortaya koyuyor. Bu nitelikteki stresin zaman içerisindeki tekrar eden artışıyla da boyun bölgesinde erken dejenerasyona ve beraberinde çeşitli boyun rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Dr. Nural Aydın bu nedenle aşırı cep telefonu kullanımı ve düşük ergonomi sonucunda sıklıkla karşılaşılan hastalıklar arasında; bel – boyun fıtıkları, boyun kökenli baş ağrıları, tendon hasarlanmaları ve sinir sıkışmalarının yer aldığını söylüyor. Genel aşırı kullanım ve duruş bozukluğuna bağlı oluşan sakatlanmalara ek olarak, sürüş veya yürüyüş (özellikle düzgün olmayan yüzeylerde) gibi tam dikkat gerektiren durumlarda cep telefonu kullanımı da akut yaralanma riskini beraberinde getiriyor. Bu nedenle mevcut risklerin farkında olmak ve potansiyel yaralanmaları önlemek için sağlıklı adımlar atmak ve güvenlik tedbirleri almak son derece önem taşıyor.

Cep telefonunu daha ergonomik kullanmak için…

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, mobil telefonları ergonomik kullanmaya yardım edecek önerilerini sıralıyor…

  • -Cep telefonunuzu kullanırken başınızı eğmek yerine telefonunuzu kaldırın.
  • -Ekranı okurken telefonunuzu çene hizası veya biraz altına gelecek şekilde konumlandırın. -Telefonunuzu kucağınızda veya göğüs yüksekliğinin altında tutmaktan kaçının.
  • -Mesaj, mail yazarken başparmağa alternatif diğer parmaklarınızı da kullanmaya çalışın. -Telefonu tek elle kullanmak yerine mümkün olduğunca düz bir yüzeye koyun ya da bir elle telefonu tutarken diğer elle yazmaya çalışın.
  • -Başparmağınızla yazarken parmağınızı bükmek yerine parmak ayasıyla yazmaya gayret edin.
  • -Bileklerinizi mümkün olduğunca rahat ve düz tutun.
  • -Cihazlarınızı kullanırken bilekleriniz ve parmaklarınızdaki gerginliğini en aza indirin. Mümkün olduğunca dik bir postürde durun.
  • -Boyunda düzleşme ve omuz başında içe dönüklüğe sebep olmasından dolayı aşağıya uzun süreli bakmaktan sakının.
  • -Akıllı cihazınızı boynunuzun rotasyon da denilen dönmesine sebep olacak bir yere koymayın.
  • -Mesajlarınızı mümkün olduğunca kısa tutun ya da ses tanıma yazılımlarını kullanın. Fazla tuş vuruşu daha fazla bilek-parmak yorgunluğuna neden olacaktır.
  • -Dokunmatik ekranlı telefonlarda mesajlaşırken, telefonunuzu dikey bir konumda kullanın. Bu, yazarken tuşa basmak için başparmağınızın ulaşması gereken alan miktarını azaltacaktır.
  • -Uzun süreli çalışmalar için cep telefonu veya tablet kullanmayın.

-Yazma sürenizi 10-15 dakikaya sınırlayın. Her 15 dakikada en az 2-3 dakika küçük molalar verin. Telefonunuzu sessize alarak bu küçük molaların kesintiye uğramasını engelleyin.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Böbrek Sağlığıyla Ilgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Böbrek Sağlığıyla Ilgili Doğru Bilinen Yanlışlar

Türkiye’de her 7 kişiden birinde böbrek hastalığı olduğu araştırmalarda görülüyor. Peki böbrek hastalıkları hakkında yeterince bilgiye sahip miyiz? İşte böbrek sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar…

Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin böbrek hastalıklarıyla ilgili farkındalığın az olması ve kulaktan dolma bilgiler nedeniyle hatalı davranışlar sergilemenin erken tanı ve tedaviyi çoğu zaman olumsuz etkilediğine işaret ederek, “Bunun sonucunda hastalık aslında tedavi edilebilir durumdayken kronik bir sürece doğru ilerleyerek böbrek yetersizliğiyle sonuçlanabiliyor” uyarısında bulunuyor. Peki böbrekler hakkında zihinlerimize kazınan bu hatalı bilgiler neler? Acıbadem Maslak Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin toplumda böbrek sağlığı hakkında doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yanlış: Belin her iki yanında gelişen ağrı, böbrek hastalığı belirtisidir

Doğrusu: Taş hastalıkları, tümör ve büyük kistler dışında, böbrek hastalıkları ağrı yapan hastalıklar değildir. Bazı durumlarda böbrek enfeksiyonları olarak adlandırılan piyelonefritlerde belin her iki yanında künt ağrı hissedilebiliyor.

Yanlış: İdrar çıkışının normal olması böbreklerin iyi çalıştığını gösterir

Doğrusu: Böbrek fonksiyonu yüzde 15’in altına düşene dek idrar miktarı azalmaz. Yani idrar çıkışının normal miktarlarda olması, idrar yaparken ağrı olmaması, her zaman böbreklerin iyi çalıştığını göstermez.

Yanlış: Çok su içmek böbrekleri temizler

Doğrusu: Böbrekler sağlıklı çalıştığında günlük alınan su miktarının fazla bir önemi olmuyor. Böbrek taşı hastalığında ise günlük içilen su miktarının 2 litreden fazla olması böbrek taşının tekrarlama riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. Ancak böbrek fonksiyonu bozulduğunda, böbreğin atık maddeleri vücuttan temizleyebilmesi için günlük su tüketiminin 2 litrenin üzerinde olması gerekiyor.

Yanlış: Antibiyotik kullanmak böbreklere zarar verir

Doğrusu: Antibiyotik kullanımının gerekli olduğu durumlar, bakterilere bağlı gelişen enfeksiyonlardır. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin ciddi enfeksiyonların da tedavi edilmediğinde böbrekleri etkilediğine işaret ederek şu bilgileri veriyor: “Dolayısıyla antibiyotikler enfeksiyon nedeniyle uygun dozlarda ve uygun süreyle kullanıldıklarında böbreklere zarar vermezler. Ancak hastanın böbrek fonksiyonlarını etkileyen diyabet ve hipertansiyon gibi başka hastalıklarının olması ve bu hastalıklar için kullanılan ilaçların antibiyotikler ile etkileşimi, böbreklerin daha kolay etkilenmesine yol açabiliyor”

Yanlış: Tansiyon ilaçları böbreklerde hasar oluşturur

Doğrusu: Yüksek tansiyon kontrol altına alınmadığında kalp, beyin ve böbreklere zarar veriyor. Tansiyon yüksekliği tedavi edilmezse yıllar içerisinde böbrek yetmezliğiyle de sonuçlanabiliyor. Sanılanın aksine tansiyon ilaçları sayesinde kan basıncı kontrolü sağlandığı için böbreklerin yüksek kan basıncına bağlı olarak zarar görmesi önleniyor.

Yanlış: Hastalıklarda ilaç yerine bitkisel ürünler kullanarak böbreklerimizi ilaçların zararlı etkilerinden koruyabiliriz

Doğrusu: Alternatif tedaviler olarak halk arasında yaygın kullanılan bitkisel ürünler, içeriklerinin tam olarak bilinmemesi ve ilaçlarla etkileşime girmeleri nedeniyle böbreklerde bir tür alerjik reaksiyon yoluyla nefrit olarak adlandırılan hastalıklara yol açabiliyor.

Yanlış: Süt ve süt ürünleri böbrek taşı yapar

Doğrusu: Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Sevgi Şahin tam aksine kalsiyumdan fakir bir beslenmenin böbrek taşı riskini arttırdığını belirterek, “Kalsiyum içeriği yüksek olan süt ve süt ürünlerinin belirli miktarlarda tüketimi böbrek taşı riskini azaltıyor. Ancak kalsiyum içeren ilaçların kullanımı ise taş oluşum riskini yükseltiyor” diyor.

Yanlış: Fazla çay içmek böbrek taşı riskini arttırır

Doğrusu: Sanılanın aksine, fazla çay içmek böbrek taşı riskini azaltıyor. Kahve tüketimindeki artış ise böbrek taşı riskini arttırıyor.

Böbrek sağlığıyla ilgili farklı bir konuya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Diz Ağrısında Kök Hücre Tedavisi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Diz Ağrısında Kök Hücre Tedavisi

Kök hücreler, insanlarda bütün dokulardaki damarların çevresinde yerleşmiş ata hücrelerdir.  Kök hücrelerin hastalıkların tedavisi konusunda kullanımı üzerinde son yıllarda giderek yaygınlaşmıştır. Diz ağrısında kök hücre tedavisi konusunda bilgiler veren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Meriç, kök hücreyle ilgili merak edilenleri açıkladı.

Kök Hücre Nedir?

Kök hücre vücutta bulunan tüm hücrelere dönüşme potansiyeli olan ana hücrelerdir. Kök hücre vücudumuzda kan, yağ dokusu, kemik iliği ve kordon kanı içerisinde bulunur.

Kök Hücre Nasıl Elde Edilir?

Kök hücre  pratikte yağ dokusundan ve kemik iliğinden elde edilir. Kök hücrelerin alınması işleminde hastanın ağrı duymaması için anestezi altında yapılır. Leğen kemiği ve göbek yağ dokusu kök hücrenin çok sayıda alınabileceği iyi bir kaynaktır.  Leğen kemiği veya göbekten alınan yağ dokusu içerisindeki kök hücreler filtreleme  ve ayrıştırma işlemi yapılır. Bu ayrıştırma işlemi steril koşullarda yapılmaktadır. Kök hücrenin hazırlık işlemi yaklaşık 20-30 dk sürmektedir. Bu süre sonunda elde edilen saf kök hücreler hastaya uygulanmaya hazırdır.

Kök Hücre Tedavisi Hangi Hastalıklarda Uygulanır?

Eklemlerimizde bulunan kıkırdak hasarı oluştuğu zaman kendini iyileştirme kapasitesi çok sınırlıdır. Kıkırdak hasarı özellikle diz ve kalça ekleminde zamanla aşınma ve ağrıya en son olarak da kireçlenme denilen artroza sebep olur. Kök hücre tedavisi özellikle erken dönemde kıkırdak hasarlanması başlamış, ağrılı ekleme sahip ameliyat için uygun olmayan veya ameliyatı istemeyen hastalara uygulanabilir. Bu tedavide amaç kıkırdak dokusunun bir miktar kendini iyileştirmesinin sağlanması, hastanın ağrısının azaltılıp daha hareketli bir eklem haline getirilebilmesidir.

Menisküs dokusu diz eklemi içinde eklem yüzlerinin birbirine sürtünmesini önleyip destek görevi gören dokulardır. Menisküs yırtılması sonrasında bu bölgenin kanlanması zayıf olduğu için kendi kendine iyileşemez. Menisküsün küçük olan  yırtıklarında veya ameliyatın uygun olmadığı durumlarda kök hücre tedavisi uygulanabilir. Menisküs yırtığının semptomlarının azaltılması amaçlanır.

Kök Hücre Uygulama İşlemi Nasıl Yapılır?

Kök hücre kişinin kendi hücreleri olduğu için tedavi amacında dokunun kendini iyileştirip yenilemesi amaçlanır. Kök hücreler kemik iliği veya yağ dokusundan alınıp hazırlandıktan sonra hastaya uygulamaya hazır hale gelir. Hazırlanan kök hücre miktarı yaklaşık 3-5ccdir ve diz içine basit bir enjeksiyon ile verilir.

 Kök Hücre Tedavisinin Sonuçları Nelerdir?

Kök hücre konusunda yapılan çalışmalar oldukça yenidir. Özellikle kıkırdak hasarı olan ve implant uygulanması için uygun olmayan hastalarda kıkırdak dokusunun kendini iyileştirmesi amacıyla yapılan bu tedavinin sınırlı hasta üzerinde yapılan erken dönem sonuçlarında %80 oranında başarılı sonuç verdiği gösterilmiştir. Ancak tedavinin başarısını arttıran ana etmen doğru hasta seçimi ve kök hücrelerin uygun teknikle elde edilmesi çok önemlidir. Hastaların kilo verme, egzersiz ile kök hücre tedavisinin etkisi arttırılmaya çalışılmalıdır.

Kök Hücre Tedavisinin Riskleri Nelerdir?

Kök hücre tedavisi oldukça yeni bir tedavidir ve konu ile ilgili yapılan çalışmalar az sayıdadır. Özellikle kıkırdak gibi kendini yenileme özelliği olmayan dokuların hasarlanmalarında tercih edilmekle beraber amaç buraya verilen kök hücrelerin kıkırdak dokusuna dönüşmesidir. Ancak bazı durumlarda kök hücreler kemiğe dönüşebilir veya gereğinden fazla gelişerek kalın bir doku oluşturup kişiyi rahatsız edebilir. Bu nedenle uygulama sonrası iyi hasta takibi yapılması ve hastaların bilgilendirilmesi gereklidir.

Diz problemleriyle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Karaciğer Sağlığını Tehdit Eden Hastalık, Hepatit C

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Karaciğer Sağlığı Tehdit Eden Hastalık, Hepatit C

Sinsice ilerlediği için hemen fark edilemeyen karaciğer sağlığını tehdit eden hastalık, Hepatit C tedavi edilmezse birçok önemli hastalığa neden olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, “Hepatit C’den tamamen kurtulmak yeni ilaçlar sayesinde çok büyük oranda mümkün hale geldi. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde tüm dünyada hepatit C’nin tamamen yok edilmesi planlanmaktadır” diyor. Doç. Dr. Atakan Yeşil, Hepatit C ile ilgili önemli uyarılarda bulundu.

‘Karaciğerin iltihaplanması’ olarak tanımlanan Hepatit C, Hepatit B virüsü ile birlikte karaciğer kanserinin en önemli nedenlerinden biri. Veriler, ülkemizde yaklaşık 3,5 milyon Hepatit B, 750 bin de Hepatit C hastası olduğunu ortaya koyuyor. Yani her 100 kişiden 1’i Hepatit C hastası. Dünya genelinde ise sorun yaygın. Tüm dünyada 325 milyon kişide kronik hepatit olduğu tahmin ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın sıklığının azaltılması amacıyla birtakım önlemler alındığını belirtirken, bu önlemler ile 2020 yılına kadar Hepatit B ve C’de yeni hasta sayılarında yüzde 30 ve bu hastalıklara bağlı ölümlerde yüzde 10 azalma bekleniyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, son yıllarda tüm dünyada hastalığın görülme sıklığında azalma yaşandığını belirterek “Özellikle Hepatit A ve B’ye karşı aşılamanın yaygınlaştırılması, Hepatit B ve C tedavisine ulaşımın artırılması, anneden bebeğe geçişin engellenmesine odaklanılması, kan nakli ve cerrahi uygulamaların daha güvenilir hale getirilmesi hastalığın görülme sıklığını azaltmada önemli faktörlerdir” diyor.

Kolayca Bulaşabiliyor!

Viral hepatitler bulaşıcı özellikleri nedeniyle önemli halk sağlığı sorunlarının başında geliyor. Hepatit C virüsü taşıyıcısı olanların, hasta olmasalar bile kan ve diğer vücut sıvıları yoluyla hastalığı başkalarına bulaştırabileceklerini bilmeleri gerekiyor. Bu nedenle diğer kişilerle temasta önlem almaları önemli. Bu hastaların düzenli doktor takibinde olmaları gerekiyor. Yılda 2 kere karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmaları, alkol almaktan kaçınmaları, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırlarsa doktora danışmaları da önemli.

Sinsice İlerleyebiliyor!

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Atakan Yeşil, akut hepatitin genellikle halsizlik, iştahsızlık, yorgunluk, kilo kaybı, idrar renginde koyulaşma ve deriyle göz akında sararma ile kendisini gösterdiğini belirtirken, kronik hepatitte ise hastalarda herhangi bir yakınma olmayabileceğini söylüyor. Hastalığın çoğu zaman belirti vermemesi nedeniyle fark edilemeyerek zaman kaybedildiğini söyleyen Doç. Dr. Atakan Yeşil “Akut Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonu gelişen olguların yakından takip edilmeleri ve erken tedavi ile hastalığın ilerlemesinin önlenmesi gerekmektedir. Aksi halde tanı konulmadığında ve gerekli önlemler alınmadığında yıllar içerisinde önce siroza ve daha sonra da karaciğer kanserine neden olmaktadırlar” diyor.

Bu Önlemlere Dikkat!

Hastalığın tehlikesi yüksek olmasına karşın alınacak önlemlerle korunmak mümkün. Hepatit A ve B’ye karşı aşılamalar ile hepatitlerin önemli bir bölümünün oluşması engellenebilirken, toplumda hastalığın bulaşma yolları konusunda bilinçlenme çok önemli. Doç. Dr. Atakan Yeşil diğer önlemleri şöyle özetliyor: “Güvenli kan ürünleri ve enjeksiyon kullanımı ile yenilen ve içilen gıdaların hijyenik şartlarda üretilmesi, paketlenmesi, saklanması ve tüketilmesi hepatit virüslerinden korunmada çok önemli adımları oluşturacaktır.” Günümüzde önemli kronik hepatit etkenlerinden Hepatit C’den tamamen kurtulmanın yeni ilaçlar sayesinde çok büyük oranda mümkün hale geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Atakan Yeşil, “Önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde tüm dünyada Hepatit C’nin tamamen yok edilmesi planlanmaktadır. Hepatit B için ise günümüzde virüsü tamamen yok edebilecek ilaçlar mevcut değildir. Gerektiği durumlarda Hepatit B’ye karşı verilen ilaçlar henüz hastalığın ilerlemesini durdurmaya yöneliktir. Bu alanda da çalışmalar devam etmektedir” diyor.

Karaciğer sağlığıyla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.