Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Doğru Beslenme ile Kanserden Korunma

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

doğru beslenme ile kanserden korunma

Yapılan araştırmalar, doğru beslenme ile kanserden korunma yollarının mümkün olduğunu kanıtlıyor. Günde iki fincan yeşil çay, içerdiği antioksidanlar sayesinde mide kanserinden koruyor.

İnsan vücudu, ancak mükemmel bir yaratıcının elinden çıkabilecek şahanelikte dizayn edilmiş bir yapıdır. Organların yerleşimi, çalışma sistemi, aralarındaki muhteşem uyum yürütülen araştırmalar sonuçlandıkça daha da belirgin bir hal alıyor. İnsan vücudunu bir makine, her bir organ ve bağlantısını da bu cihazın birer parçası olarak düşünürsek, sistemin bozulup aksaması için ‘minicik bir yabancının’ hacmini kat kat aşan etkisini az çok tahmin edebiliriz diye düşünüyorum.

KONTROLDEN ÇIKIYOR

Bu hafta, çağımızın en korkulan hastalıklarından biri olan kansere karşı alınabilecek basit önlemlerden bahsetmek istiyorum: Hayat tarzınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı çok değiştirmeden basit birkaç yenilikle bu savaşta safınızı güçlendirmeniz mümkün. Kanser, en basit tanımıyla hücrelerin rutin olarak gerçekleştirdiği bölünme ve çoğalma hareketlerinin kontrolsüz gerçekleşmesi ve bu durumun ilerlemeye başlaması sonucu sistemin kontrolden çıkmasıdır. Sağlıklı bir insan vücudunda (kas ve sinir hücreleri hariç), tüm hücreler bölünme ve çoğalma özelliğine sahiptirler. Bu yetenekleri sayesinde gün içerisinde ölen hücreler ya da yaralanan dokular yenilenir veya onarılır. Sistemin kusursuz işlemesi ve yaşamın sağlıklı devam edebilmesi için gereken bu akışın da bir sınırı vardır. Sağlıklı hücreler ne zaman bölünmesi, çoğalması gerektiğini bilirler ve bir hücrenin yaşamı boyunca bu işlemi kaç kez tekrar edebileceği bellidir. Bu bilinci kaybeden hücreler (mutasyona uğramış hücreler), kanser hücresi olarak tanımlanır. The Angiogenesis Foundation tarafından yapılan bir araştırmaya göre, henüz sadece gelişmiş mikroskoplarla görülebilen (yani henüz yolun çok başında olan) kanser hücrelerinin büyüme ve gelişmelerini engellemek mümkün. Adeta çığır açmaya aday bu yeni gelişmeye göre, yediklerinize devamlı özen gösterdiğiniz taktirde sadece iki haftada 16 bin kat büyümeyi başaran kanser hücreleriyle mücadele etmenizi ve büyümelerini engellemenizi kolaylaştırabilir.

HER GÜN ÇAY İÇİN 

Yeşil çay ve siyah çay arasındaki bilinen en önemli fark, içerdikleri kafein miktarıdır. Siyah çayda kafein miktarı biraz daha yüksektir. Toplanmasının ardından kurutulma şeklindeki farklılık, iki çay arasındaki renk ve tat farkına sebep olan en önemli etkendir. Temelde aynı ‘bitki’ olması sebebiyle hangisini içebiliyorsanız onu tercih etmenizde hiçbir sakınca yoktur. Ancak yeşil çay antioksidan madde içermesi bakımından siyah çaya oranla daha zengindir. Bu sebeple kanserle mücadele söz konusu olduğunda, yeşil çayı tercih etmeniz yararınıza olacaktır. Her gün en az iki fincan çay içmeniz, mide kanserine karşı sizi korumada yardımcı olacaktır.

HAFTADA EN AZ İKİ KEZ DOĞAL ORTAMDA YETİŞMİŞ BALIK YİYİN

Balıkta bulunan doymuş omega-3 asitleri mükemmel bir protein kaynağıdır ve kanserli hücrelerin gelişimini engellemede önemli bir yardımcıdır. Yapılan araştırmalar, haftada iki öğün balık yemenin kalın bağırsak kanserine yakalanma olasılığını düşürdüğünü göstermiştir. Haftalık periyotta en az iki öğün balık yemeniz tavsiye edilse de bunu artırmanız kesinlikle yararınıza olacaktır. Son yıllarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki; haftada beş ve daha fazla balık tüketenlerin kolon kanserine yakalanma riski, bir ve daha az öğünde balık yemeği tercih edenlere göre yüzde 63 daha azdır. Hangi balığı seçeceğinizi iyi bilmek bu besinden maksimum fayda sağlamanız için çok önemlidir. Piyasada satılmaya başlanan organik balıklardan almamak yapılabilecek ilk şey olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bilinenin aksine dünyanın hiçbir yerinde organik balık standardizasyonu yoktur. Daha az zararlı madde içereceğinden küçük balıkları tercih etmenizde de yarar var. Yapılan araştırmalar neticesinde dioksin adı verilen ve insan sağlığına son derece zararlı olduğu bilinen toksit maddenin kültür balıklarında 11 kat daha fazla bulunduğu da ortaya kondu. Bu sebeple, doğal ortamında yetişmiş olan balık almaya özen göstermelisiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Tüp Bebek Tedavisinde Yeni Yöntem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

tüp bebek tedavisinde yeni yöntem

Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, rahim içini görüntülemeye yarayan “histeroskopi” yöntemi ile tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarının, rahim içi problemlerin ve gebelik kayıplarının sorun olmaktan çıkacağını söyledi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları Tüp Bebek Uzmanı Dr. Çağlar Yazıcıoğlu, rahim içini görüntülemeye yarayan girişimsel bir yöntem olan histeroskopi yönteminin, tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında veya tekrarlayan gebelik kayıplarında önemli olduğunu söyledi. Histeroskopi yönteminde özel bir cihaz yardımıyla belli miktarda sıvı verilmesi suretiyle rahmin genişletildiğini ve görüntülenmesinin sağlandığını belirten Yazıcıoğlu, yöntemin faydalarına dair şunları söyledi:

Rahim İçi Sorunların Tespitini Sağlıyor

“Tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında herhangi bir problemin olup olmadığını anlamak için diagnostik yani tanısal histeroskopi, eğer tespit edilmiş polip, rahim içerisine uzanan miyomlar gibi ya da doğumsal perde gibi rahim içerisi patolojisi varsa, operatif histeroskopik yöntemle problemleri ortadan kaldırmak ve kişiyi normal bir rahimle sağlığına kavuşturmak mümkündür. Bu yöntem, rahimde polip adı verilen iyi huylu küçük kitleler ve rahim içerisine doğru invaze olmuş miyomların tedavisinde kullanılmakta, rahim içerisine histeroskopi yöntemiyle girerek bunları temizlemek tamamen mümkün olabilmektedir. Ayrıca yöntem rahimde doğuştan gelen perde gibi semptomların düzeltilmesinde de kullanılmaktadır. Perdeler veya miyomlar gerek yer kaplayarak gerekse bir takım biyokimyasal mekanizmalarla embriyonun rahim içerisine yerleşmesini ve tutunmasını engelleyebilmektedir. Bu nedenle tedavileri önem arz etmektedir.”

Kısırlık Tedavileri İçin Önemli

Rahim içerisinin görüntülenmesinin özelikle kısırlık tedavilerinde önem arz ettiğine dikkat çeken Yazıcıoğlu, tüp bebek tedavisi alan tüm hastalarda histeroskopi yöntemini uygulamadıklarını söyledi. Yazıcıoğlu, yalnızca rahim içerisinde patoloji tespit ettikleri vakalarda yöntemi tercih ettiklerini söyledi. Uygulamanın en fazla 20 dakika sürdüğünü kaydeden Yazıcıoğlu, “Histeroskopiden korkmamak lazım. Uygulama genellikle küçük sedasyon anestezisi ile gerçekleştirilebilmektedir. İşlem patolojinin durumuna bağlı olarak süre almaktadır. Deneyimli ellerde yaklaşık 7-8 dakika ile 15-20 dakika arasında bitirilebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Tüp bebek tedavisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar