Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Doğal Deterjan Kullanın

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

doğal deterjan

Bazı kişiler alıştıkları kimyasal temizlik malzemelerinden vaçgeçemese de, yeni trend doğallıktan yana. Siz de kendiniz doğal deterjan yapabilirsiniz.

Son yıllarda doğal malzemelerden karışımlar hazırlayarak zararlı kimyasallardan uzak temizlik ürünleri elde etmek, hızla yükselen bir trend halini aldı.
Bazılarımız bu tip ürünlerin güvenilirliğine inanarak uygularken, bazılarımız alıştığımız kimyasalların kokusunu duymadan temizliğin gerçekleştiğine bir türü ikna olamıyoruz. Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar, temizlik malzemelerinde kullanılan kimyasalların uzun süre yüzeyde ve havada kaldığını, soluma veya temas yoluyla da bedenimize girerek zarar verdiğini gösteriyor. Özellikle çocuğunuz varsa durum sandığınızdan daha tehlikeli bir hal alabilir. Bu sebeple, doğal malzemelerle kendi temizlik malzemelerinizi hazırlamak hem daha güvenilir, hem de daha ekonomiktir.

Yüzey dezenfektanı olarak greyfurt

Yapılan araştırmalar, greyfurt çekirdeğinden elde edilen yağın, muhteşem bir dezenfektan olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre greyfurtçekirdeği, anti-viral, antiparazitik, anti-mantar veanti-bakteriyel özellik taşıyor. Mutfak ve banyo gibi özellikle mantar oluşumuna elverişli nemli ortamlar başta olmak üzere evin genelinde kullanabileceğinizgreyfurt çekirdeği yağı ile hazırlanan karışımıoluşturmak ise çok kolay. İki bardak suya, 20 damlagreyfurt çekirdeği yağını (soğuk sıkım olmasına özen gösterin) ekleyin ve boş bir sprey şişesine dökün. İşte bu kadar kolay! Temizliğin kokusuz olmayacağınainananlardansanız, birkaç damlayı geçmemek şartıyla kokusunu sevdiğiniz bir esansiyal yağı (lavanta vb.) karışıma ekleyebilirsiniz.

Karbonat en iyi yardımcınız

Karbonat, ulaşılması en kolay ve ucuz malzemelerden biridir. Özellikle koku sorunu yaşadığınız fırın ve benzer yüzeylerdeki kalıntıları temizlemenin en pratik yolu, karbonattan faydalanmaktır. Yemek artıkları ve hafif yanıklar sebebiyle kirlenen fırınınızdaki lekelerin üzerine bir miktar karbonat dökün ve sabaha kadar fırının kapağını açmadan bekleyin. Sabah hafif ovalayarak fırınınızı silin. Kirlerin kabararak çıktığını ve yemek artıklarının sebep olduğu kokunun kaybolduğunu göreceksiniz.

Sirkeye güvenin

Ahşap yüzeyler için özel olarak hazırlanan temizleyiciler,yüksek oranda zararlı kimyasal içeriyor. Gün boyu cildinize temas ettiklerindeyse bedeninize giriş yapmış oluyorlar. Ayrıca bu tip kimyasalları solumanın da son derece tehlikeliolduğunu bilmenizde fayda var. Oysa evde kendi ahşaptemizleme deterjanınızı hazırlayabilirsiniz. Bir miktar sıcak suya birkaç damla zeytinyağı ya da jojoba yağı damlatın. Bir ölçü beyaz sirke (kokusuz olduğundan ev temizliğinde beyaz sirke tercih etmelisiniz) ilave edin. Ardınızda hoş bir koku bırakmak istiyorsanız sadece birkaç damla limon yağı ekleyebilirsiniz. Hazırlayacağınız bu karışım hem kusursuz bir temizlik ve hijyen sağlar,hem de ahşap yüzeylerinizi korur.

Doğal yumuşatıcı

Birçoğumuz çamaşır yumuşatıcılarının giysilerde uzun süre kaldığını biliyoruz. Ancak kokuları sebebiyle yaşattıkları temizlik hissinden dolayı bir türlü vazgeçemiyoruz. Çamaşır makinenizin son durulama suyuna 1/4 bardak beyaz sirke eklediğinizde çamaşırlarınız tam istediğiniz yumuşaklığa kavuşabilir. Böylece kimyasal içerikli yumuşatıcıları hayatınızdan çıkarabilirsiniz.

Gümüşlere diş macunu

Evet, yanlış okumadınız! Diş macununuz gümüşlerinizi parlatırken en doğal yardımcınız olabilir. Dikkat etmeniz gereken tek şey, diş macununuzun doğal ve karbonat içermiyor olması. Eğer karbonatlı bir macun kullanırsanız, gümüş yüzeyinde çizikler oluşabilir. Tozu alınmış gümüşlerinize ufak bir parça macun sürün ve yumuşak bir bezle ovun. Ardından durulayın. İşte bu kadar kolay!

Tıkalı lavabolar

Tıkalı gider dorularını açmak için kuvvetli kimyasallar kullanmak zorunda kalıyoruz. Ayrıca bu tip kimyasalların üzerine bir de kaynar su dökerek tüm eve yayılan kimyasal bir duman bulutu oluşturuyoruz. Bu dumanı solumak sandığınızdan çok daha zararlıdır. Tıkalı bir lavabonuz varsa önce suyu tahliye edin, ardından delikten yarım bardak kadar karbonat dökün. Hemen ardından yarım bardak beyaz sirkeyi giderden gönderin ve gider deliğini bir havlu ya da benzer bir şeyle iyice örtün. Bekleyebildiğiniz kadar bekleyin ve havluyu kaldırarak bol miktarda kaynar suyu deliğe dökün. Giderin açıldığını göreceksiniz.

Küvet ovmak karbonatla mümkün

Küvet ve lavabo gibi yüzeyler kiri biriktirdikleri ve genelde beyaz oldukları için sıklıkla ovularak temizlenmeleri gerekir. Kimyasal madde içeren yüzey ovucularındansa evde kendi hazırladığınız karışımı kullanmak hem sağlıklı, hem daha ucuz bir alternatiftir. Ovmak istediğiniz yüzeye yarım bardak kadar karbonatı serpin. Ardından boyasız ve kokusuz (kimyasal içermeyen) hazır bulaşık deterjanı ekleyin. Böylece karbonatın yüzeyde hareket etmesi kolaylaşacaktır. Ardından süngerle ovun ve durulayın.

Islak mendillerinizi hazırlayın

Bunun için ilk yapmanız gereken, yeni doğan bebekler için özel hazırlanmış sadecepamuk ve sudan oluşan ıslak mendil paketini boşaltmanız olacak. 20 adet kağıt havluyu 1/4 bardak beyaz sirke, 1/4 bardak soda ve yedi-sekiz damla kokusunu sevdiğiniz bir esansiyal yağ karışımıyla ıslatın. Ardından yaprakları yırtmadan tek tek sıkın ve ıslak mendil paketine sırayla yerleştirin. Paketi iyice kapatarak kurumasını engelleyin. Hazırladığınız ıslak mendilleri yüzey temizliği ve hijyeninde rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Kendi diş macununuzu yapabilirsiniz

Bunun için üç yemek kaşığı karbonata, üç yemek kaşığı Hindistan cevizi yağı ve 15-20 damla kadar nane yağı (soğuk sıkım olmasına dikkat edin) eklemeniz yeterli.

Evde bulaşık makinesi deterjanı yapımı

Bulaşık makineleri hayatı kolaylaştıran en önemli icatlardan biri. Ancak uzun süre durulanmasına rağmen özellikle tahta mutfak malzemelerinde kalıntı bıraktığını ve yemek hazırlığı esnasında sıcakla temas eden bu gereçlerin yemeğe kimyasal bıraktığını artık biliyoruz. Evde kendi bulaşık makinesi deterjanınızı yapmak aslında çok kolay. Bir bardak öğütülmüş deniz tuzuna bir bardak boraks (eczanelerden temin edebilirsiniz) ve yarım bardak mandalina suyu ekleyerek karıştırın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar